4 Eylül 2015 Cuma

Mario Gomez - Van Persie / Euro 2012

Çok değil sizleri 3 yıl öncesine götürmek istiyorum, Euro 2012'ye...

Bizim ülke olarak Euro 2008'deki yarı finalimizden sonra hiçbir büyük turnuvaya katılamadığımızı biliyorsunuz. Euro 2012'de bunlardan birisiydi. Yine 4'erli 4 grup vardı şampiyonada. Turnuvanın ağır abisi ve favorilerinden Almanya'nın grubu oldukça güçlüydü. Hollanda, Portekiz ve Danimarka. Hepsi de kağıt üstünde güçlü sayılırdı. Biraz Danimarka sırıtıyor gibiydi ama böylesine üst düzey bir turnuvada kimin ne zaman ne yapacağının belli olmayacağı gerçeğini biz zaten Euro 2008'de Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan karşısında tüm dünyaya göstermiştik.

Almanlar, Cristiano Ronaldo tehditine rağmen Hollanda ile beraber grubun favori iki takımıydı. Grubun ilk maçında Danimarka ile oynayan Almanlar, Lukas Podolski ve Lars Bender'in golleriyle rakibini zor da olsa 2-1 yenerek turnuvaya başlamıştı. Portakallar ise ilk maçtan hayal kırıklığı yaratıyor ve Ronaldo'yu durduramayınca sahadan 2-1'lik yenilgiyle ayrılıyordu. Benim sizlerle asıl paylaşacağım konu ve maç ise grup ikinci maçı. Almanya ile Hollanda grubun kritik maçı için sahnedeydiler. Bert van Marwijk önderliğindeki Portakallar için tamam mı devam mı niteliğinde bir maç oynanacaktı. Almanlar ise beraberliğe asla hayır demezdi.


Joachim Löw, takımına o kadar güveniyordu ki, neredeyse 4 forvetle sahadaydı. Şüphesiz bu taktik düzeninde Hollanda'nın rakibinden korkmaması imkansızdı. Forvette şimdilerin Beşiktaşlısı, o zamanın Bayern Münih'lisi Mario Gomez ve Köln'den Arsenal'e transferi gündemde olan, şimdilerin G.Saray'lısı Lukas Podolski var. Hemen arkalarında kanatlarda Mesut Özil ve Thomas Müller. Orta alanda merkezde ise Sami Khedira ve Bastian Schweinsteiger var. Hollandalıların da böylesine tehlikeli bir rakibine karşı son kozunu oynaması münasebetiyle onlar da 4-2-4 ya da bir nevi 4-2-3-1 düzeni ile sahaya çıktı. İleri uçta o zamanlarda Arsenal'den ayrılması gündemde olan, şimdilerin F.Bahçelisi Robin van Persie, hemen arkasında o zamanın İnter'lisi, şimdilerin G.Saray'lısı Wesley Sneijder, Arjen Robben ve İbrahim Afellay. Orta merkezde ise Mark van Bommel ve de Jong ikilisi var. Hatta 83'te oyuna eski F.Bahçeli Dirk Kuyt'ta dahil oldu. İki takımın da kadroları, hücum güçleri muazzam yeteneklerle doluydu.

Şimdilerde Ada'da M.Unıted forması giyen Schweinsteiger'in 2 usta işi asist yaptığı maçta Mario Gomez rakip fileleri ilk yarıda iki kez havalandırınca, Portakallar için artık yolun sonu oldukça yakın olmuştu. Gomez'in özellikle ilk golde topu alışı, dönüşü ve vuruşu birinci sınıf santrfor işiydi. İkinci yarıda skoru korumaya çalışan bir Almanlar ve erken gol ile umutlanmak isteyen ve saldıran bir Hollanda vardı sahada. Nitekim bu saldırı 73'te cevap verecek ve van Persie kendisine has oldukça usta işi bir gol atacaktı. Fakat kalan dakikalarda sonuç değişmeyecek, Hollanda daha ilk grup aşamasında Avrupa Şampiyonası'na veda edecek, Almanlar ise yarı finalde belalıları İtalya'ya hem de Balotelli'nin iki golü ile boyun eğecekti. Fakat Almanlar bir sonraki üst düzey turnuvada, Brezilya'daki 2014 Dünya Kupası'nda hem de Messi'li Arjantin'i mağlup edecek ve kupa özlemini giderecekti.

.................................

Ülkemize ilk transfer olduklarında Mario Gomez mi Robin van Persie mi? soruları çok soruluyordu. Zaman geçtikçe yine sorulmaya devam edecek. Belki sorunun cevabında asla genel bir uzlaşı olmayacak ama biz yeter ki onları küstürmeyelim ve onların etinden sütünden sonuna kadar faydalanalım. Çünkü onlar gibisi yakın zamanda bir daha gelmeyebilir...

                                           İşte Gomez'li, Van Persie'li o maçın golleri....

3 Eylül 2015 Perşembe

2015 - 2016 Şampiyonlar Ligi Öngörüleri

Havalar nispeten yumuşar, biraz serinler. Duygusal bir aydır Eylül. Hatta kimilerine göre bir aydan daha çok, tek başına bir mevsimdir kendisi. Her türlü duyguyu, hüznü, romantikliği içinde barındıran bu ayda futbolseverler için daha büyük bir keyif vardır; o da tabii ki Şampiyonlar Ligi'nin başlaması. Eylül ayının ortalarında o muazzam müziği eşliğinde ekran karşısında yerler alınır ve maçlar büyük bir heyecanla izlenir.

.......................................

Yıllar önce 2003'te yine radikal bir karar alınmış ve futbolcuların bir sezonda oynadıkları maç sayısının getirdiği yorgunluk, sakatlık vb. gibi durumların önüne geçmek için daha önce çeyrek final öncesinde oynanan 4'erli 2 grup formatı birer gruba indirgenmişti. Yani 2003'ten önce bir takım gruplara kaldığında ilk 2'ye girerse ikinci gruplara kalıyor ve yine 4 takım arasından ilk 2'ye girmeye çalışıyordu. Zaten bundan sonrası da çeyrek final, yarı final, final diye herkesçe bilinen bir düzende sonlanıyordu. 2003'ten günümüze kadar ise gruplardan çıkan 2'şer takım ikinci tura yani çift maçlı eleminasyon sistemiyle eşleşiyor ve süreç çeyrek final ve sonrasıyla devam ediyor.

2015 - 2016 sezonu yani bu sezondan itibaren ise Platini önderliğinde bir format değişikliği daha yapıldı ve bu defa da ülke şampiyonlarının haklarını korumak adına grup eşleşmeleri kurasında ilk torbaya aynı ülkeden sadece bir takım koymak şartıyla, Avrupa'nın en çok puan toplayan 8 ülkesinin şampiyonları dahil edildi. Böylelikle; Portekiz, Hollanda ve Rusya şampiyonları da artık sürekli birinci torbaya girebileceklerdi. Söz konusu 3 ülkenin şampiyonlarının birinci torbadan kuraya katılması, şüphesiz ikinci torbadaki takımların gücünü ve kalitesini artırdı. Yıllarca birinci torbanın müdavimleri olan Arsenal, Manchester Unıted, Real Madrid gibi takımlar birinci torbadan (aynı ülkedeki rakibi olmamak kaydıyla) Barcelona, Chelsea, Bayern Münih, Juventus gibi takımlarla eşleşmek zorunda kalacaktı. Zaten bu sezon ki Juventus - Manchester City, Real Madrid - PSG ve Bayern Münih - Arsenal eşleşmeleri de hep bu kura - format değişikliklerinin ortaya çıkardığı yeni heyecanın yansımalarıydı. Bu eşleşmelere ek olarak bir de Barcelona - Manchester Unıted eşleşmesi de olsa iyiydi :)


Temsilcimiz Galatasaray'ın da yer aldığı Benfica, Atletico Madrid ve Astana grubunda şüphesiz iyi bir kura çektiğimiz gerçek. Hatta İngiliz Telgraph gazetesi bile yaptığı tahminde Atletico Madrid'i grup lideri, Galatasaray'ı ise grup ikincisi olarak gördüler ve birinci torbadan gelen Benfica'nın yoluna UEFA'dan devam edeceğini öngördüler. Aslında gayet mantıklı bir tahmin ama bu süreçte G.Saray'ın potansiyelini zorlaması ve takım bilincinde oynayarak, her türlü dış baskılara göğüs gerip, kulüp içi sorunların rafa kaldırıldığı bir kafa yapısı ile mücadele etmesi şart.

................................................

Dünya Futbolu'nun TOP 3'ü olan Barcelona, Bayern Münih ve Real Madrid'in eğer birbirleriyle eşleşmezlerse yarı finaldeki 4 takımdan 3'ü olmaları son 4 yılda görmeye alışık olduğumuz somut bir gerçek. Son dört yıldaki yarı finallerin üçünde bu üç takımı aynı anda gördük ve dört finalin üçünü yine bu takımlar kazanarak tam anlamıyla gövde gösterisi yaptılar (diğerini Bayern karşısında penaltılarla Chelsea kazandı). Son 8 yılda Barcelona 7 kez yarı final oynarken, son 6 yılda ise Real Madrid ve Bayern Münih 5'er kez yarı final oynama başarısı gösterdiler. Bu üstün başarılarındaki en büyük anahtarlar ise dünyanın son 10 yılına damga vuran üç futbolcuya (Messi, Ronaldo, Robben) sahip olmalarıydı. Yine aynı tabloyu yaşamamız ise oldukça olası görünüyor. Bu 3 takımı zorlayacak kalitede takım sayısının kağıt üstünde az olması da diğer takımlarla olan makas aralığının ne kadar büyük olduğunun ispatı gibi. Chelsea, PSG, Arsenal, Juventus, M.City hatta Atletico Madrid gibi takımlar her zaman bir tehdit oluşturuyorlar ama iş çift maçlı eleminasyon sistemine geldiğinde genelde hep bu 3'lü 180 dakikaların sonunda gülmeyi başarıyor. İstedikleri transferleri yapamayan ve hala takım görüntüsü vermeyen Van Gaal'in Manchester'ını yukarıdaki takımların yanına yazmak şimdilik pek mümkün görünmüyor.

................................................

2016 Nisan'ına geldiğimizde kaba bir tahminle son 8'e kalacak takımlardan 6 tanesinin Barcelona, Bayern Münih, Real Madrid, Chelsea, Atletico Madrid, Manchester City olacağını düşünebiliriz. Kalan iki kontenjan için ise dört aday takım var. Kura şansının bu iki kontenjanı belirlemede temel nokta olacağı takımların; Manchester Unıted, Arsenal, PSG ve Juventus (umarım G.Saray da olur) olduğunu söyleyebiliriz. Sürprizleri çok sevmeyen Şampiyonlar Ligi'nde bu konuda istisna sayılabilecek başarılara ise geçen sezon çeyrek finalde Juventus'a kıl payı elenen Monaco ile 2012 - 2013 sezonunda tamamen hakem skandalı ile çeyrek finalde Dortmund'a elenen Malaga'yı ve 2011 - 2012 sezonunda adını son sekize yazdıran Apoel'i örnek gösterebiliriz.

1992-1993 sezonunda yarı final oynanmadan final oynandı, kupayı Marsilya kazandı.
Eski adı Şampiyon Kulüpler Kupası olan ve 1992 yılından günümüze futbolda dünyanın en büyük kulüp organizasyonu ilan edilen Şampiyonlar Ligi'nde 23 yılda hiçbir takım bu büyük kupayı üst üste iki kez müzesine götüremedi. Bu istatistik bir gün mutlaka değişecek, bundan kimsenin şüphesi yok ama "bu sezon sonu bunu görür müyüz?" İşte yanıtını aradığımız soru da tam da bu aslında. Futbol tarihinin en iyi hücum üçlülerinden birine sahip olan Barcelona'nın geçen sezonun kupa sahibi apoleti ile bu sezonda da en baş favori olduğunu düşünürsek, buna Messi'nin de artık en olgun çağlarını yaşadığını da eklersek tarihe geçecek bu başarının çok da zor olmadığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu alanda Arda Turan'ın da Ocak ayından itibaren Barcelona için önemli bir kilit görevde oynayacağını da not düşelim. Zira Barcelona hücum anlamında kusursuz ama bu defa savunması çok iyi değil ve Pedro gibi bir jokerin olmadığı, 32 yaşına basmasına az kalan takımın ağabeyi İniesta'nın skoru değiştirecek gücünün gün geçtikçe azaldığı bir ortamda Arda Turan'ın yapacakları Barcelona için çok önemli bir hal alacak.

...........................................

Öte yandan, Bayern Münih ile 3.sezonunu geçirecek olan ve Şampiyonlar Ligi dışındaki tüm kupaları alan taktik dehası Guardiola ise bu sezonda kupanın kazanılmaması halinde kendisinin görevi bırakması en doğru karar olacak. Douglas Costa ve Arturo Vidal ile nokta transferler yapan Bawyeralılar Robben, Müller, Lewa önderliğinde kupanın her zaman en önemli favorileri adayları arasındaki yerini alacak. Kaldı ki bu sezon Messi ve Ronaldo'dan sonra en çok kim konuşulacak derseniz ben oyumu "2.Robben" diye gördüğüm Douglas Costa'dan yana kullanırım...

Toplumun büyük çoğunluğunun güvenmediği ve başarısız olacağına inandığı Rafael Benitez ise kadrosunun kalitesi ve Ronaldo gibi bir silahıyla yine kupanın favorileri arasında. Özellikle Madrid taraftarlarının Gareth Bale'i hedef alması ve onu istememesi takımda huzursuzluk yaratacaktır. Bu noktada özellikle James Rodriguez'in geçen sezona nazaran daha inisiyatif alacağı da ayrı bir gerçek.

'Futbolun serseri mayını' Di Maria transferi ile daha bir güçlenen PSG ise yol haritasında büyük üçlü ile eşleşmeden yarı finale çıkabilmenin hayalini kuracak. Geçen sezon ikinci turda Chelsea'yi eleyip rüştünü tamamen ispatlayan Zlatan komutasındaki Paris ekibi her türlü sürprizi barındıran bir yapıya sahip. Baş favori olduğu Premier Lig'e inanılmaz kötü başlayan Chelsea ise Mourinho ile kolay çektiği grup kurasından sonra dişine göre bir rakip bekleyip PSG gibi en kötü bir yarı final isteyecek. Aynı şekilde Juventus, Atletico Madrid ve sezona muazzam transferlerle harika bir giriş yapan Pellegrini'nin Manchester City'si de "Büyük üçlü"nün olası çeyrek final eşleşmelerini bekleyip en azından birinin saf dışı kalmasını bekleyecekler.

Son olarak; en keyifli ve çekişmeli geçmesini beklediğim gruplar; B,C, D ve H grupları olacak. Sahi sizler ne düşünüyorsunuz? Sizlerin tahmini neler? Sürpriz beklediğiniz takımlar hangileri?

25 Ağustos 2015 Salı

MANU'nun Alamadıkları


Efsane teknik adam Sir Alex Ferguson sonrası David Moyes ile tam anlamıyla dibe vuran Ada'nın en prestijli takımı Manchester Unıted, eski günlerine dönme arayışı ile işinin ehli olan Van Gaal'i teknik adam koltuğuna oturtmuştu. Van Gaal ilk senesinde doğal olarak arayış içerisinde olmuş ve ligi 4.sırada bitirip Şampiyonlar Ligi vizesini almıştı. Bu sezon ise artık taraftarlar ligde şampiyonluk, Avrupa'da ise minimum çeyrek ya da yarı final istiyorlar. Tüm bu büyük beklentiler ışığında transfer için yoğun mesai harcayan yönetim, aldıklarından çok alamadıklarıyla gündemde.

Van Gaal gibi gayet prestijli bir teknik adama sahip olsalar da uzun vadede tüm maratonları kaldırabilecek bir kadroya hala sahip değiller. Özellikle takımın gol noktalarında yaşadığı kısırlık fazlasıyla dikkat çekiyor. Manchester Unıted yönetimi ve Van Gaal'in 2015 - 2016 sezonu için transfer edemediği isimlerden bir 11 hazırlanmış. Eğer bu kadro gerçeğe dönüşseydi, en azından 4-5 tanesi dahi alınsaydı Premier Lig için şampiyonluğun en büyüğü adayı olurlardı.

Ne diyelim, Van Gaal o kendine has elindeki kağıtlara futbolcu isimlerini yazıp yine yönetime verecek ama yönetim ne kadarını alabilecek, bekleyip göreceğiz. Tabii atı alan Üsküdar'ı geçmezse :) Kaldı ki Van Gaal'in transfer başarısızlığı sonrası çok sinirlendiği de net bir şekilde ekranlara yansıyor.


David De Gea
Seamus Coleman
Sergio Ramos
Nicolas Otamendi
Nathaniel Clyne
Thomas Müller
İlkay Gündoğan
Gareth Bale
Pedro
Harry Kane
Edinson Cavani

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Büyümeyen Çocuk : Quaresma

Sözleşmeyi imzaladıktan sonra "Ben Beşiktaş'ın çocuğuyum, ait olduğum yere geri döndüm. Artık hatalarımdan ders aldım, daha olgunlaştım, her şeyin farkındayım ve sorumluluğumun bilincindeyim. Şenol hoca harika bir hoca ve çok iyi bir takımız. Camiamıza özlediği şampiyonluğu yaşatacağız..." sözleriyle, özellikle tribünlerin vazgeçemediği ve bir gün tekrar yollarının kesişeceği günü bekledikleri anın tecelli etmesiyle Ricardo Quaresma, 2.Beşiktaş serüvenine başlamıştı. Onun gelmesinin mantıklı olmayacağını ve bu düşüncelerinin temelinde Q7'nin dengesiz ve istikrarsız futbol yaşantısı olduğunu bilen büyük bir kesim - ben de dahil - olmak üzere herkes onun kariyerinde beyaz bir sayfa açabileceğini düşünüyordu.

Beşiktaş sonrası Porto serüveninde özellikle geçen sezon oynadığı 40 karşılaşmada sadece 4 sarı kart görmesi dahi işini ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi gibiydi. Düz mantıkla; demek ki Q7, Türkiye'de de daha önce sıklıkla eleştirildiği şekilde ucuz kartlar görüp takımını yalnız bırakmayacak, atacağı ve attıracağı gollerle takımının zirve yarışında temel taşlarından birisi olacaktı. Daha ikinci lig maçında yani Trabzon maçında 60 dakika içerisinde öylesine ucuz 2 sarı kartla oyun dışında kaldı ki, bunu kelimelerle anlatmak inanın çok zor. 32 yaşında ve kariyerinde Barcelona, Chelsea, İnter ve Porto gibi kalburüstü takımlar bulunan bir futbolcunun kendisini adeta taparcasına taptıkları tribünlere ve takım arkadaşlarının emeklerini hiçe sayıp yaptığı bu ihanetin maçın kaybedilmesindeki en büyük ayrıntı olduğunu bilmesi ve kabullenmesi gerekiyor. Portekiz Ligi sonuçta Türkiye Ligi'nden aman aman üst düzey bir lig asla değil. Bu ligde Van Persie, Nani, Podolski, Sneijder, Mario Gomez gibi büyük yıldızlar var ve hiçbiri Quaresma'dan küçük değil, bilakis daha profesyonel topçular. Tüm bu şartlarda hala Q7'nin amatör davranışlar altında disiplin kuralını hiçe sayan eylemlerde bulunması, belki de kendisini takımın üzerinde görmesi başta Şenol Güneş gibi otoriter bir teknik adamın asla tahammül etmeyeceği bir davranış şekli. İlerleyen günlerde Şenol Hoca'nın onu kulübeye dahil etmesi ve tekrar kendini şarj edecek ortam oluşturmasını göreceğimizi düşünüyorum.

Beşiktaş kulübü yıllardır hasret oldukları şampiyonluk yolunda bu hedeflerinin gerçekleşmesinde derbi maçlarının çok ama çok büyük bir önem taşıdığını özellikle Bilic'in görev aldığı 2 sezonda açıkça görmüştü. İstanbul büyükleri karşısında bırakın puan almayı golü bile çok zor atan rakipleri karşısında çoğunlukla mahkum bir profilde mücadele etmişti. "Büyük yıldızlar, büyük maçları kazanırlar" tezinde hep böyle bir kahramanın eksikliğini hisseden Beşiktaşlılar, geçen sezon Sneijder'in 87.dakikasına kadar golsüz girilen karşılaşmada Fenerbahçe kalecisi Volkan'a 25 metreden 3 dakika arayla gönderdiği 2 füze ile gelen galibiyeti ağzı açık izlemişti. Quaresma tam da bu anlamda ihtiyaç duyulan bir yetenekti. Artık onun önderliğinde büyük maçlar da kazanılacak, Gomez, Gökhan Töre ve iyi bir Sosa ile şampiyonluk son ana kadar kovalanacaktı. İleride Beşiktaş yine bu hedefine belki yürüyecek ama daha ilk haftalardan 'sorunlu yıldız' Quresma'nın yaptıkları kolay geçiştirilebilir ya da "çok fazla büyütmeyelim" polyannacılığıyla hemen sineye çekilecek şeyler değil.

Sonuç olarak kimse Quaresma'nın yeteneklerini sorgulamıyor, test etmiyor. Herkes ondan sadece takıma uyumluluk ve yeteneklerinin sonuca etki edeceği bir futbol kültürü ile hareket etmesini bekliyor. Artık bir yaptırım gerekli ve en güzel yaptırım; Quaresma'nın Porto'dayken Lopetegui'nin yaptığı gibi onu bir süre yedek kulübesine mahkum etmektir. Akıllanıp akıllanmayacağının en iyi sorgulanacağı yer artık orasıdır. Bundan sonraki süreci hep beraber göreceğiz.

14 Ağustos 2015 Cuma

2015 - 2016 Süper Lig Tahminler

2015 - 2016 futbol sezonu başlıyor. Oldukça iddialı transferlerle bu sezon her zamankinden daha farklı ve özel olacak. Özellikle 3 büyükler şampiyonluk yolunda kesenin ağzını açtı ve sağlam yatırım yaptılar. Nani, Podolski, Gomez, Van Persie, Eto'o gibi uluslararası yıldızlar Avrupa'nın dahi dikkatini çekerek büyük yankı uyandırdı. İş artık Avrupa kupalarında gösterilecek başarılara kaldı. Hedef; Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkmak ve çeyrek finale kadar yürümek, UEFA'da ise en az yarı finale kadar uzanmak. Artık bekleyip göreceğiz.

Ben TFF'nin "Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan sezonu" olarak adlandırdığı sezonda futbolcu bazında bir bahis sitesinden aldığım tercihlere göre uzun vadede tahminlerde bulundum. Sizler de tahminlerime eşlik edebilir, kendi görüşlerinizi aşağıdaki yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Bakalım sezon sonu en çok kim doğru tahminde bulunmuş, hep beraber göreceğiz :))


TAHMİNLERİM...

(İddaa da, bahiste duygusallık olmaz, hatırlatayım dedim...)

Samuel Eto'o, arkadaşlarından gerekli yardımı sağlar diye düşünerek sezon boyunca 13 golü aşar.

Lukas Podolski, biraz asabi olması sebebiyle bir sezonda 4'ten fazla sarı kart görür.

Lukas Podolski, sürekli 11'de oynarsa bu sezon toplamda rahatlıkla 8'den fazla gol atar.

Felipe Melo, 34 haftalık lig maratonunda 10'dan fazla sarı kart görür.

Wesley Sneijder, bu formuyla toplamda 10 golü geçer.

Robin Van Persie, kalitesi ile (sakatlanmazsa) 16 golden daha fazla gol atar.

Mario Gomez de "Uçan Hollandalı" gibi bir sezonda 16 gol barajını aşar. 20'yi geçerse de şaşırmam.

Mario Gomez aynı zamanda ilk yarı sonunda 8 golü geçecektir.

Ricardo Quaresma, futbolunun akıllanacağını düşünerek toplamda en az 7 gol atacaktır.

Emre Belözoğlu, hırçın futbolu ile toplamda 8'den fazla sarı kart görecektir.

Sizlerin de bu konuda tahminlerini beklerim. Sezon sonu karşılaştırma yapar, en çok doğru tahmin yapana bir hediye veririz...

Tahminler için en son 21 Ağustos 215 tarihine kadar zamanınız var. Tek yapmanız gereken aşağıdaki "Yorum Gönder" kısmına ad, soyad, mail ve tahminlerinizi girmeniz.

Hadi bakalım :)

7 Ağustos 2015 Cuma

The Artist : Andrea Pirlo


Bu fotoğrafın altına ne yazılabilir ki? Ne eklenebilir ki?

Zaten bilenler, tanıyanlar onu çok iyi anlatmış ve özetlemiş... 

Andrea Pirlo...

Yeşil sahaların artisti, başbakanı, en değerli birkaç konsey üyesinden biri...

Futbolu şiir gibi oynayan, futbolun sessiz 'dahi'si...

Günümüz büyük futbolcuların popülerliğinden uzak, basit yaşam tarzı ve medyatik olmaktan kaçan, kendine has oldukça karizmatik bir beyefendi...

Birçok genç, orta yaşlı ve tecrübeli jenerasyonu yani 3-4 nesli birden etkileyen, sıradışı bir futbol bilgesi. O futbolun patronu, saygı konusunda kimsenin tereddüt etmediği örnek bir 'aktör'...

Brescia'da başlayan futbol kariyerinde İnter, Milan, Juventus ve şimdilerde New York City...

İtalya'da birçok efsane jenerasyonun anahtar ismi. 2006 ve sonrasında Serie A'nın marka değerinin iyiden iyiye düşmesine inat ayakta kalan yegane futbolcu. Özellikle Maldini, Nesta, Del Piero vb. sonrası yani son 5 yılın en önemli "Serie A bayrak adamı"...

2005 İstanbul Şampiyonlar Ligi tarihi finalinde 3-0'dan kupayı verdikleri Liverpool maçı sonrası futbolu dahi bırakacak noktaya gelmişken, yıllara inat sürekli olgun futbol, profesyonel bir yaşantı ve eşine az rastlanır türden tüm dünyanın karşısında büyük bir saygı ile eğildiği muhteşem bir futbol kişiliği...

Futbola ofansif ortasaha mevkiisinde yani forvetin hemen arkasında "10 numara" rolünde başlasa da zamanla merkez ortasahada oyunu çift yönlü oynayabilen tam bir oyun kurucuya dönüşü. Ancelotti, onun bir dünya markası olmasında başrolü oynayan bir yol gösterici. Futbolda elde edilebilecek tüm büyük kupaları birer birer kazanan örnek bir şahsiyet...

Evet sözümü tutamadım ve farkında olmadan Pirlo hakkında fazlasıyla yazmışım, özür dilerim. Ama hak ediyor be abi, onun için az bile...

6 Ağustos 2015 Perşembe

2015 - 2016 Premier Lig Şampiyonu Kim Olur?

2015 - 2016 Premier Lig Şampiyonu Kim Olur? sorusunu Ada'nın ünlü isimlerine sormuşlar. O isimler de kendilerince ilk 4 sıra için tahmin yapmışlar. Bir kişi hariç hepsinin şampiyonu belli : Chelsea...

Yeni sezonun başlamasına çok az zaman kala ilginçtir ki, yine hepsinin şampiyonluk yolunda en az şans verdiği takım Van Gaal'li Manchester Unıted. Manchester Unıted'ın özellikle bu sezon hem ligde hem de Avrupa'da eski günlerine geri dönüş sinyali vermesi bekleniyor. Sezona her zamankinden daha iddialı başlayan Arsenal'i ise tahminciler Chelsea'nin en büyük rakibi olarak görmüşler ki gerçekten de haklılar. Wenger, sezon başında Community Shield'ta Chelsea'yi devirip sezona kupa ile başlamıştı.


Manchester City ise geçmiş sezonlarına nazaran daha az transfer yapmasına rağmen yine zirvenin önemli adaylarından. Chelsea ise Mourinho'nun olduğu her yerde baş favori zaten ama bu sezon geçen sezon gibi rahat geçmeyecektir.

İşte Premier Lig efsaneleri Lineker'den Shearer'a, Alan Smith ve Danny Murphy'e kadar Premier Lig sezon sonu tahminleri :

DANNY MURPHY : Liverpool'un unutulmaz futbolcularından

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

ALAN SHEARER : Premier Lig tarihinin en golcü futbolcusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

GARY LİNEKER : Efsane İngiliz futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

MATT HOLLAND : 15 yıl Premier Lig'de oynamış İrlanda'lı futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

ED CHAMBERLİN : Sky Sport yorumcusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JOHN ALDRİDGE : Sadece 2 sezonda Liverpool'da 50 gol atan İrlandalı efsane futbolcu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester Unıted
4. Manchester City

ALAN SMİTH : Unıted aşığı haşarı futbolcu. Kariyeri; Leeeds, Manchester Utd, Newcastle

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JAMİE REDKNAPP : 11 yıl Liverpoll forması giyen İngiliz futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

MARTİN KEOWN : Arsenal'in efsane savunma oyuncusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JAMİE CARRAGHER : Liverpool'un Gerrard ile beraber 2000'li yıllardaki bayraktar topçusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

DİETMAR HAMANN : Bayern Münih ve Liverpool'un 'dinamo' ortasahası

1. Arsenal
2. Manchester Unıted
3. Chelsea
4. Manchester City

11 tahminci ismin ardından usülen bu yazıyı paylaşan biri olarak benim de bir sıralama yapmam gerekiyor. İşte nacizane tahminlerim :

1. Arsenal
2. Chelsea
3. Manchester Unıted
4. Manchester City

Yukarıdaki tahmincilere göre bir hayli sürpriz oldu ama adı üstünde tahmin :))

Sizlerin tahminlerini de alalım. aşağıdaki yorumlar kısmına yapabilirsiniz...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR