Quaresma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Quaresma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Büyümeyen Çocuk : Quaresma

Sözleşmeyi imzaladıktan sonra "Ben Beşiktaş'ın çocuğuyum, ait olduğum yere geri döndüm. Artık hatalarımdan ders aldım, daha olgunlaştım, her şeyin farkındayım ve sorumluluğumun bilincindeyim. Şenol hoca harika bir hoca ve çok iyi bir takımız. Camiamıza özlediği şampiyonluğu yaşatacağız..." sözleriyle, özellikle tribünlerin vazgeçemediği ve bir gün tekrar yollarının kesişeceği günü bekledikleri anın tecelli etmesiyle Ricardo Quaresma, 2.Beşiktaş serüvenine başlamıştı. Onun gelmesinin mantıklı olmayacağını ve bu düşüncelerinin temelinde Q7'nin dengesiz ve istikrarsız futbol yaşantısı olduğunu bilen büyük bir kesim - ben de dahil - olmak üzere herkes onun kariyerinde beyaz bir sayfa açabileceğini düşünüyordu.

Beşiktaş sonrası Porto serüveninde özellikle geçen sezon oynadığı 40 karşılaşmada sadece 4 sarı kart görmesi dahi işini ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi gibiydi. Düz mantıkla; demek ki Q7, Türkiye'de de daha önce sıklıkla eleştirildiği şekilde ucuz kartlar görüp takımını yalnız bırakmayacak, atacağı ve attıracağı gollerle takımının zirve yarışında temel taşlarından birisi olacaktı. Daha ikinci lig maçında yani Trabzon maçında 60 dakika içerisinde öylesine ucuz 2 sarı kartla oyun dışında kaldı ki, bunu kelimelerle anlatmak inanın çok zor. 32 yaşında ve kariyerinde Barcelona, Chelsea, İnter ve Porto gibi kalburüstü takımlar bulunan bir futbolcunun kendisini adeta taparcasına taptıkları tribünlere ve takım arkadaşlarının emeklerini hiçe sayıp yaptığı bu ihanetin maçın kaybedilmesindeki en büyük ayrıntı olduğunu bilmesi ve kabullenmesi gerekiyor. Portekiz Ligi sonuçta Türkiye Ligi'nden aman aman üst düzey bir lig asla değil. Bu ligde Van Persie, Nani, Podolski, Sneijder, Mario Gomez gibi büyük yıldızlar var ve hiçbiri Quaresma'dan küçük değil, bilakis daha profesyonel topçular. Tüm bu şartlarda hala Q7'nin amatör davranışlar altında disiplin kuralını hiçe sayan eylemlerde bulunması, belki de kendisini takımın üzerinde görmesi başta Şenol Güneş gibi otoriter bir teknik adamın asla tahammül etmeyeceği bir davranış şekli. İlerleyen günlerde Şenol Hoca'nın onu kulübeye dahil etmesi ve tekrar kendini şarj edecek ortam oluşturmasını göreceğimizi düşünüyorum.

Beşiktaş kulübü yıllardır hasret oldukları şampiyonluk yolunda bu hedeflerinin gerçekleşmesinde derbi maçlarının çok ama çok büyük bir önem taşıdığını özellikle Bilic'in görev aldığı 2 sezonda açıkça görmüştü. İstanbul büyükleri karşısında bırakın puan almayı golü bile çok zor atan rakipleri karşısında çoğunlukla mahkum bir profilde mücadele etmişti. "Büyük yıldızlar, büyük maçları kazanırlar" tezinde hep böyle bir kahramanın eksikliğini hisseden Beşiktaşlılar, geçen sezon Sneijder'in 87.dakikasına kadar golsüz girilen karşılaşmada Fenerbahçe kalecisi Volkan'a 25 metreden 3 dakika arayla gönderdiği 2 füze ile gelen galibiyeti ağzı açık izlemişti. Quaresma tam da bu anlamda ihtiyaç duyulan bir yetenekti. Artık onun önderliğinde büyük maçlar da kazanılacak, Gomez, Gökhan Töre ve iyi bir Sosa ile şampiyonluk son ana kadar kovalanacaktı. İleride Beşiktaş yine bu hedefine belki yürüyecek ama daha ilk haftalardan 'sorunlu yıldız' Quresma'nın yaptıkları kolay geçiştirilebilir ya da "çok fazla büyütmeyelim" polyannacılığıyla hemen sineye çekilecek şeyler değil.

Sonuç olarak kimse Quaresma'nın yeteneklerini sorgulamıyor, test etmiyor. Herkes ondan sadece takıma uyumluluk ve yeteneklerinin sonuca etki edeceği bir futbol kültürü ile hareket etmesini bekliyor. Artık bir yaptırım gerekli ve en güzel yaptırım; Quaresma'nın Porto'dayken Lopetegui'nin yaptığı gibi onu bir süre yedek kulübesine mahkum etmektir. Akıllanıp akıllanmayacağının en iyi sorgulanacağı yer artık orasıdır. Bundan sonraki süreci hep beraber göreceğiz.

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Huzurlarınızda 'Yeni Ronaldo' Bruma...

Portekizlilerin en son yeteneği. Sanırım bayrağı Cristiano Ronaldo'dan devralacak son bayraktar. Sporting Lizbon'un Dünya Futbolu'na sunmuş olduğu sayısız yıldızdan sadece biri Bruma... En son kendisini ülkemizdeki U20 Dünya Futbol Şampiyonası'nda tanıma fırsatımız oldu. Çabukluğu, bilek hareketleri, hızı ve yeteneği abisi Cristiano Ronaldo'nun neredeyse aynısı. Tek farkı sanırım ten rengi :)

Daha önce Pepe, Danny Alves, Hugo Viana, Quaresma, Veleso, Ronaldo, Nani, Moutinho gibi isimleri genç denecek yaşta büyük takımlara satarak kasasını dolduran Sporting Lizbon akademisinin 2013 yılında dünya futboluna armağan ettiği son yıldız futbolcu Armindo Tué Na Bangna Bruma... Adı şimdilik herkesin dilinde ama esas patlamayı Lizbon sınırlarının dışına çıkacağı an yapacağını herkes biliyor.

Ekim ayında henüz 19 yaşını dolduracak bu yıldız adayı futbolcuyu en başta vatandaşı Jose Mourinho'nun da çok istediğini biliyoruz. Bir diğer "para devi" Manchester City'de onun için fırsat kollayanlar arasında. Lizbon ekibinin fiyat artırma yöntemine başvurarak oyuncusunu en yüksek fiyattan elinden çıkaracağına kimsenin şüphesi yok. En geç Temmuz sonuna kadar Bruma'nın yeni takımını öğrenmiş oluruz. 

Futbolun yeni yüzlere ihtiyacı var ve Bruma, Ronaldo abisi gibi muazzam yeteneklere ve çok yönlü bir futbol anlayışına sahip. Hem forvet hem de orta sahada kanatlarda oynayabilen futbolcunun en az 10 seneye damga vuracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ayrıca Bruma, henüz 18 yaşını bitirmemiş bir futbolcu olarak son derece güçlü bir fiziğe sahip. Bu özelliğiyle dahi yaşıtlarına nazaran kendisini birkaç adım önde görmemize sebep oluyor... 

Aşağıdaki videoyu izleyin ve Bruma ile Ronaldo arasında benzerlikler varmı, bir görün bakalım. Bu arada videoda 2.10 dk. dan itibaren Gil Vicente maçında henüz ilk dakikada attığı gole bayıldım, bilmem sizler ne düşünürsünüz?



twitter/serdarsozkesen

28 Mayıs 2013 Salı

Türkiye'ye Kimler Gelmeli?

Türkiye'ye hangi yabancı futbolcular gelebilir?

Yıldız futbolcu olması yada pahalı futbolcu olması değil, takımın ihtiyacı olan mevkiide oynaması, takımı sahiplenmesi, ülke futboluna ayak uydurması ve herşeyden önce profesyonel, ahlaklı ve başarıya aç futbolcu olmalı...

Yakın tarihte yıldız yada pahalı diye getirilen ama takımına olumlu katkı sağlayamayan Ortega, Elano, Anelka, Simao, Ricardinho, Lincoln, Guiza, Misimovic, Quaresma vb. futbolcuları görünce Hagi, Alex, Kewell, Sivok, Sow, Elmander, Webo, Ernst, Niang, Hilbert, Kuyt, Uche gibi işini doğru düzgün yapan, aldığı paranın hakkını veren ve hala içinde başarıyı kovalayan, heyecanı olan futbolcuları da mutlaka anmamız gerekiyor...

Hal böyleyken yabancı futbolcuların yaşına değil de yukarıdaki kıstaslara bakmak lazım. Zaten yaşa bakılsa Van Hoojdonk (34) ve Drogba (35) gibi örnek ve herkesin takdirini kazanmış profesyonel futbolcular ülkemize gelmezdi.

Peki kimler ülkemizde futbol oynayabilir? Yada hangi yabancı futbolcuların içinde hala heyecan olabilir? 4 büyük takımımızın yıllardır yaptığı yabancı futbolcu kıyımlarına inat Webo ve Uche gibi ismi çok fazla duyulmamış ama prosyonelliğin zirvesinde yer alan oyuncuları transfer ederek büyük bir ders veren İBB ve Kasımpaşa örneklerini incelemek lazım.

Özellikle büyük kulüplerimizin maalesef doğru dürüst bir futbolcu izleme komitesi (scout) yok ve genç, geleceği parlak futbolcuları herkesten önce bulamıyorlar. Benim nacizane önereceğim yabancı futbolcular ise sıklıkla vurguladığım kriterlere baya baya uyuyor. Aralarında şu an boşta olanlar (kalın harfle yazılanlar) ve 3 ila 5 milyon euro arasında bir değerle alınacak birçok futbolcu var. Sadece isimlerini yazacağım. Umarım içlerinden birkaçı ülkemize gelir...

Claudio Pizarro - 35 - Bayern Münih
Andrew Johnson - 32 - QPRangers
Roque Santa Cruz - 31 - M.City
Andrei Arshavin - 32 - Arsenal
Mathieu Flamini - 28 - Milan
Jermain Defoe - 30 -Tottenham
Ryan Babel - 26 - Ajax 
Florent Malouda - 33 - Chelsea
Mahamadou Diarra - 32 - Fulham
Tiago - 32 - Atletico Madrid
Vedad İbisevic - 28 - Stuttgart
Helder Postiga - 30 - Zaragoza
Mathieu Bodmer - 30 - St. Etienne
İbrahima Balde - 24 - Kuban
Pavel Pogrebnyak - 29 - Reading
Ruben Casto Martin - 31 - R.Betis
John Utaka - 30 - Montpellier
Milan Jovanovic - 32 - Anderlecht 
Eljero Elia - 26 - W.Bremen
Ciprian Marica - 27 - Schalke
Pablo Aimar - 33 - Benfica
Mladen Petric - 32 - Fulham
Javier Saviola - 31 - Malaga
Ailton Almeida - 28 - Terek 
Brandao - 32 - St. Etienne
Christian Lell - 29 - Levante
Carlos Bacca - 26 - C.Brugge
Kevin Kuranyi - 31 - D.Moskova
Keisuke Honda - 26 - CSKA Moskova
Hugo Viana - 30 - Braga
Otman Bakkal - 28 - D.Moskova
Darren Bent - 29 - Aston Villa
Romaric - 29 - Zaragoza
Ronaldinho - 33 - A.Mineiro
Theo Janssen - 31 - Vitesse
Roman Pavlyuchenko - 31 - L.Moskova                 
Adam Szalai - 25 - Mainz
Bobby Zamora - 32 - QPRangers
Marko Arnauotovic - 24 - W.Bremen
Fernando Cavenaghi - 29 - Pashuca
Cheick Diabate - 24 - Bordeaux
Markus Rosenberg - 30 - WBromwich
Cleyton Riberio - 29 - M.Kharkiv
Sejad Salihovic - 28 - Hoffenheim
.......
......
.....
....
...
..

twitter.com/serdarsozkesen

18 Ekim 2011 Salı

Beşiktaş : 0 - Portekiz : 0

Konu, “Beşiktaş’ın durumu” olunca, futboldan anlayan / anlamayan herkesin söz birliği etmişçesine ortak bir manifestoyla ( yada sesle ) “Bu takım, önce gerçek bir takım gibi olmalı” deyişlerini duyar gibiyim…
Bursa deplasmanında mucizeye yakın bir şekilde son 3 dakikada attığı 2 golle galip gelen Beşiktaş, Ankaragücü gibi ligin en güçsüz kadrolarından biri karşısında bile 80. dakikadan sonra attığı gollerle kazanabildi. Diğer galibiyetini ise yine İnönü’de Antalyaspor karşısında penaltı golüyle alabilmişti… Yani Beşiktaş’ın kazandığı 3 maçta da tatminkar bir futbol oynayamadığını, galibiyete giden yolda pozisyona girmekte inanılmaz zorlandığını ve ilerisi için de zirveye oynayacak bir takım görüntüsünü veremediğini net bir şekilde ifade etmeliyiz…
Kısa bir istatistiki bilgi vermek gerekirse;
Beşiktaş’ın ligin başından beri rakiplerine karşı kaleyi bulan şut sayıları : ( Yoruma dahi gerek yok )
Eskişehirspor – Beşiktaş : 2-1 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 4
Beşiktaş – Ankaragücü : 3-1 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 9
Bursaspor – Beşiktaş : 1-2 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 4
Beşiktaş – Antalyaspor : 1-0 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 4
Gaziantepspor – Beşiktaş : 0-0 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 2
Beşiktaş – Kayserispor : 0-2 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 5
Ne, oynasa / oynamasa büyük bir sorun olan, takımın kamburu Guti, ne de oynamadığı ve takımın her puan kaybettiği karşılaşmadan sonra , “Ernst mutlaka oynamalıydı” gibi sadece küçük resmi görerek çözüm üretmeye çalışmak sadece belki günü kurtarabilir, geleceği ise asla
Yıldırım Demirören’in “Her Portekizli birgün mutlaka Beşiktaş forması giyecektir” düsturuyla köşe bucak Portekizli aradığı sığ bir düşünceyle oluşturulan kadro, başta Beşiktaş taraftarı olmak üzere birkaç maç dışında ( aşağı yukarı 1,5 yılda ) hiçbir şekilde ne güven verdi ne de bir ümit
Daha resmi maçta bir kez bile oynamayan / oynatılmayan Alves, Benfica’dan kiralanan ve Egemen ile Toraman’dan kalite olarak aşağıda kalan Sidnei ve A.Madrid formasıyla yaptıklarının yarısına bile henüz yaklaşamayan bir Simao (1 gol, o da penaltı, asisti yok)…
Maç içerisinde saman alevi gibi parlayan, kıvrak ve göze hoş gelen estetik hareketleriyle sadece tribündeki fanatik taraftarların gözbebeği olan, skor tabelasına hemen hemen hiçbir katkı sağlayamayan Quaresma (sadece 1 asist, gol yok)…
51 gün oynamadıktan sonra takımı kurtarması beklenen Guti ile bu sezon yola devam edilecekse mutlaka Guti’ye göre bir sistemle saha içinde organize olmak gerekir… Ne kadar iyi niyetli, pozitif oynamaya çalışsa da oyunun sadece defansif noktasında kalan ve bunu da sadece 5-10 metrekarelik alanda, çok sade bir futbol oynayan "al gülüm – ver gülüm" 35’lik Aurelio’nun yerine artık ciddi ciddi Necip Uysal monte edilebilmeli… Kalitesinden sual olunmaz Fernandes (sadece 1 asist, gol yok)’in de maçın içerisinde 15 dakika Barcelona forması giyiyor gibi oynaması, kalan 75 dakikada ise takımın genel ritmsizliğine takılıp sahada sadece ilk 11’i tamamlasın diye durması onu da sıradan bir oyuncu haline getiriyor
Herkes geçen seneki kadronun başarısız olmasından sonra, kadro olarak daha çok takım oyununa dönük, başarıya aç  futbolcular beklerken, şu anki lig ve Avrupa dahil yaklaşık 10 maçlık dilimde görünen tablo ise şöyle : Rüştü (Cenk) – İsmail – Egemen – Sivok (Sidnei ) – Ekrem (Toraman) – Fernandes – Aurelio (Necip) – Simao – Q7 – Guti – Almeida (Edu)… Yani takım geçen senenin aynısı. Bu anlayışla takımdan çok şey beklemek sanırım hayalcilikten öte gidemez. Madem gelen yeni teknik direktörde kadroyu değiştiremedi, o zaman sistemi ve anlayışı değiştirmesi şart. Ya da bu da olmuyorsa 1-2 oyuncuyu devre arasında göndermek gerekebilir…
Beşiktaş ayarındaki takımların da tabiki kötü oynayacakları zaman olacak ama “kötü oynarken bile kazanmak” diye bir cümle vardır ve günümüzde büyük takımlar böyle zamanlarda 1-2 yıldız futbolcusu sayesinde kötü giden bir maçı çevirebiliyorlar. Bu tezimize en güzel örneği, ligin 4.haftasında oynanan Kayserispor – Fenerbahçe maçıyla verebiliriz. Fenerbahçe o gün kötü bir oyun ortaya koymuş ve tek gol girişiminden gol atmayı başarmış ve mücadeleden 1-0 galip ayrılmıştı. Kaldıki o karşılaşmada Kayserispor belki çok pozisyona giremedi ama maçın başından sonuna kadar topa hakim olan taraftı (Fenerbahçe kalesine 18 şut atmış, 8 tanesi kaleyi bulmuştu)… Diğer örnek ise daha yakın tarihten. Galatasaray, Bursaspor karşısında özellikle ikinci yarı iyi oynayamıyor, sahasından dahi çok çıkamıyordu. Bursaspor 81. dakikada skoru 1-1’e getirdi. Lakin, 87.dakikada da olsa Sercan – Elmander - Baros pas trafiğiyle çok güzel bir gol atarak çok da iyi oynamadıkları bir karşılaşmayı böylesine zorlu bir rakip karşısında galibiyetle kapatarak hem moral kazandılar hem de 'kazanma alışkanlıklarını' geliştirdiler… Beşiktaş’ın en büyük sorunlarından birisi de bu işte, kötü giden bir maçı döndürebilme becerileri / istekleri yok, yıldız oyuncuları böylesine karşılaşmalarda maçın gidişatını değiştiremiyorlar, sorumluluktan kaçıyorlar
Beşiktaş’ın sorunları gerçekten çok büyük. Takımda ciddi ciddi gol sorunu var ve bu sorun Almeida’nın sakatlanmasından sonra fazlasıyla gün yüzüne çıktı. Çok da formda olduğu bir dönemde talihsiz bir şekilde sakatlanan Almeida’nın varlığında takım en azından daha çok pozisyona giriyor ve haliyle maçı çevirebilme gücü de o derece artıyordu… Dilekolay, 6 hafta sonunda rakip filelere atılan 7 gol var, karşılığında ise yenilen 6 gol… Q7 ve Simao’nun olduğu bir ortamda takımın bu kadar az pozisyona girmesi ve maç başı sadece 1 gol ortalaması ile oynaması, bu takımda futbolcuların kadro kalitesinin hakkını veremediğinin en büyük kanıtıdır… Bu kötü istatistik şüphesiz Beşiktaş taraftarının haketmediği bir tablo…
Takımın genelindeki “maçı kazanma isteksizliği” alenen ortada. Geçen seneden beri kazanma alışkanlığı üst seviyede olan Fenerbahçe ve Fatih Terim sonrası en büyük eksikliği “ruh” ve “kazanma azmi”ni tekrar yakalayan Galatasaray ile Beşiktaş’ın aynı kulvarda şu an için mücadele etmesi son derece güç. Ezeli rakiplerinin Beşiktaş’a olan en büyük artıları kanımca, puan kaybettikleri maçlarda dahi asla maç kazanma azimlerinden, mücadelelerinden vazgeçmemiş olmaları ve maç sonlanıncaya kadar oyun disiplinlerinden asla kopmamalarını söyleyebilirim…
Kısa zamanda Carvalhal’in futbolculara kazanma isteği ve azmini yüklemesi, fizik olarak daha hazır hale getirmesi gerekiyor. Futbolcuların da başta Q7 olmak üzere tribünler yerine takıma birşeyler katacak bir futbol oynaması şart. Tamam Beşiktaş’ın hedefi tabiki sezon sonunda ilk 4’e kalıp play off larda mücadele etmek ama liderle arasında 15-20 puan fark olursa nasıl şampiyonluk beklenirki bu takımdan ? Bir an önce takımın komple silkelenmesi gerekiyor, aksi halde tren gittikçe uzaklaşıyor.
Şimdi Beşiktaş’ın önünde 3 kritik karşılaşma var. Federasyonun (!) zorla fikstürü sıkıştırmasından doğan en büyük acıyı çeken Beşiktaş, önce Perşembe günü Kiev’de Dinamo Kiev’le UEFA Avrupa Ligi’inde mücadele edecek. Daha sonra Pazartesi günü Mersin İ.Y. ile deplasmanda karşılaşacak olan siyah beyazlılar akabinde Perşembe günü de ezeli rakibi Fenerbahçe ile İnönü’de 3 puan mücadelesi verecek. Yani 7 günde zorlu 3 maç… Gerçekten şaka gibi… Fenerbahçe maçının haftaiçi oynanacak olması bence hatalı karar… Sonuç olarak Beşiktaş, bir anda düzelemeyeceğine göre Kiev deplasmanından puanla dönmesi benim için büyük sürpriz olacak. Beşiktaş, Türkiye Ligi’ne göre Avrupa’da biraz daha dengeli bir futbol oynuyor ama bu karşılaşmada işi her zamankinden daha zor olacak. Dolayısıyla Mersin ve Fenerbahçe maçlarından mutlak suretle 6 puanla ayrılması lazım, aksi halde ligden dahi yavaş yavaş kopmaya başlayabilir…
Anlayacağınız, gelinen noktada Beşiktaş’ın kendi oyuncularının başarısı ve takıma katkısı da 0 ( sıfır ), Portekizli oyuncuların da takıma olan katkıları da kocaman bir SIFIR ( 0 )…

İlgilenenler için twitter adresim : https://twitter.com/#!/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR