Manchester City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Manchester City etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2016 Salı

Buffon'dan Donnarumma'ya...

2008 yazına gidelim. Juventus ikinci lige düşürülüp tekrar Serie A'ya çıkmış ve ligi 3.sırada bitirmişti. Bu hiçte küçümsenecek bir başarı değildi. Travma, yerini 'eski günlere dönüşün sinyallerine' bırakmıştı. Buffon 30 yaşındaydı ve hala formdaydı. Pek çoklarına göre dünyanın en iyi kalecisiydi. Neuer tehditi henüz dillendirilmemişti. Küme düşmelerine rağmen gemisini terk etmeyen birkaç kişiden birisiydi. Tekrar eskisi gibi Serie A'da başarılar, şampiyonluklar yaşamak istiyordu.

Ada'da ise Manchester City, Arap sermayesinin kulübü satın alması ile beraber, yeniden yapılanma arayışlarında kim var, kim yok transfer ediyordu. Başarısız geçen sezonun ardından; Shay Given, Zabaleta, De Jong, Bellamy, Kompany, Robinho, Jo ve Shaun Wright - Phillips gibi oyunculara 100 milyon sterlinin üzerinde para harcadıktan sonra sıra kaleci transferine gelmişti. 32'lik Given ve 21'lik genç Joe Hart'tan daha sağlam bir eldivene ihtiyaçları vardı. Buffon'u almak istediler. Yıllık 15 milyon euro karşılığı 5 yıllık kontrat önerdiler. Buffon o zamanlar Juventus'tan 5 milyon euro kazanıyordu ve maaşı birden 3 kat artacaktı. City, bonservis için Juventus'un kapısını ise tam tamına 75 milyon euro'dan çalacaktı. Bu inanılmaz teklifi ne Buffon ne de Juventus kabul etmedi. "İkinci lige düştüğümüzde gelen teklifleri kabul etmedim, şimdi neden takımımı yalnız bırakayım" diyen Buffon 16 yıldır Juventus'ta ve artık o takımın vazgeçilmezi, hatta heykeli dikilecek düzeyde ve Serie A tarihinin gördüğü en iyi 3 kaleciden birisi...


Şimdilerde ise Guardiola'nın City'si, kaleci transferi için yine gözünü çizmeye dikti ve bu defa da Buffon'un tek varisi olan bir diğer "Gianluigi", Milan'ın 17,5 yaşındaki lise öğrencisi Donnarumma'yı transfer etmek istiyor. Her ne kadar bu sezon başında kaleye eski Barca'lı Bravo'yu alsa da Pep, uzun yıllar kaleyi sağlam bir isme, yani geleceğin en büyük kalecisi olarak yorumlanan genç Donna'ya emanet etmek istiyor ve Maviler, kasasından 50 milyon euro'yu dahi feda etmeye hazır. Milan ile ilk resmi maçına 25.10.2015'te yani 16,5 yaşında çıkan Donnarumma, o zamandan günümüze tam 45 maça çıktı ve sessiz ve sakin bir şekilde yoluna dolu dizgin devam ediyor. Her fırsatta "çok büyük bir kulüpteyim ve burada emekli olmak istiyorum" dese de, zaman ne gösterir bilinmez. Real Madrid, Barcelona, Ada kulüpleri, Alman 'dev'leri her zaman cazip olacak seçeneklerden biri olacaktır.

Ayrıca Donanrumma'nın kontratı Haziran 2018'de sona erecek. Milan'ın en geç bu sezon sonunda genç kaleci ile kontrat yenilemesi gerekecek. Yoksa??? 'Kaçan balık büyük olur' derler...

26 Ağustos 2016 Cuma

Manchester şehri, kırmızı mı yoksa mavi mi olacak?


Premier Lig, hiç bu kadar rekabetçi bir atmosfere bürünmemişti. Dünyanın en kaliteli ve mücadeleci ligi olan Premier Lig, 2016 - 2017 sezonuna tam bir 'kurtlar sofrası' havasında giriyor. Geçen sezon Leicester City'nin sürpriz bir şekilde şampiyon olduğu ligde bu sezonun en büyük iki şampiyonluk adayı da Manchester şehrinin takımları. Yani Manchester Unıted ve Manchester City. Favori olmalarının en büyük sebeplerinden biri, iki takımı da dünyaca ünlü iki büyük teknik adamın çalıştırıyor olması; Mourinho ve Guardiola. Son yıllarda teknik direktörlük anlamında en çok karşılaştırılan ve müthiş bir rekabete sahne olan Barcelona - Real Madrid düellolarından sonra seri, şimdi Ada'ya taşındı. Manchester şehri, sezon sonunda ya kırmızı ya da maviye boyanacak. 

Bugünkü Chelsea'nin inşasını ta 2004'te büyük bir azimle başlatan, askerleri ile ün salan takımı ile sayısız başarıya uzanan ve şimdilerde kendisini tekrar diriltmek adına Manchester diyarına göç eden, Sir Alex Ferguson'un mirasına sadık kalarak, onları yeniden zirveye çıkarmaya ant içen Jose Mourinho... Barcelona ve Bayern Münih ile gerçek anlamda en üst düzeyde futbol oynatıp, kendi felsefesini her gittiği takıma oturtan kimliği ile dünyanın en yetenekli teknik direktörü olan Pep Guardiola, bu sezon Manchester City ile tam anlamıyla rüştünü ispatlama çabasında olacak...

"Kurtlar sofrası dediniz ama şampiyonluk sadece iki takım arasında geçer dediniz". Bu biraz çelişki değil midir? diye soruyor olabilirsiniz. İki büyük favori bu takımlar ama Premier Lig'de her takım, her takımı yenebilecek potansiyelde ve şampiyonluğu zorlayacak en az 4-5 takım daha elbette var. Fakat bu takımların son düzlükte nefeslerinin yetme şansları az. Bunda da en büyük pay, kadrolarının Manchester takımlarına nazaran daha dar rotasyonda olması. Kimler peki onlar? Liverpool, Arsenal, Chelsea ve Tottenham... Bunların dışında son şampiyon Leicester City, büyüklerin belalısı WestHam Unıted ve yine şampiyonluğa oynayan takımları her daim zorlayan Southampton da, en ufak dalgınlığınızla son düzlükte yumruğu yiyebileceğiniz ligin önemli takımlarından bazıları. 



Bir anlamda "Taht savaşları"nı andıran bir görüntü var aslında ve Ranieri'den sonra yeni tahtın sahibi için dünyanın en iyi ve saygın teknik direktörleri kıyasıya bir yarışa girecekler. Mourinho ve Guardiola'dan başka, Juventus ve İtalya Milli Takımı ile birçok başarıya ulaşan Antonio Conte ile Chelsea; ilk senesinde Premier Lig'de dar kadrosu ile fena iş çıkarmayan ve bu sezon daha da iddialı olacağı beklenen Klopp ile Liverpool; dördüncülük ünvanı ile nam salan ama bu sezon hedeflerinin "ilk 3" olması beklenen, 20 yıldır başında olduğu Wenger ile Arsenal; Tottenham'a sınıf atlatan, geçen sezon son 4 haftada şampiyonluğa havlu atan, yenilikçi hoca Pochettino ve geçtiğimiz sezonun şampiyonu Leicester City'i rüyalar alemine götüren Ranieri ile Premier Lig, bu sezon tüm beklentileri karşılayacak düzeyde görünüyor. Futbolun beşiği, bu sezon hiç durmadan sürekli sallanacak, bu çok net.

Manchester'a "Kral yada prens olmak için değil 'tanrı' olmak için geldim" diyen Zlatan İbrahimovic ve "dünyanın en pahalı futbolcusu" apoletini alan Paul Pogba gibi olağanüstü transferlerinin üzerine Henrikh Mkhitaryan ve Eric Bailly gibi yetenekleri ekleyen Manchester Unıted... John Stones, Leroy Sane, Gabriel Jesus gibi gelecek vaad eden futbolculara dünyanın parasını akıtan ve tecrübeli İlkay Gündoğan, Nolito ve Bravo takviyeleri ile tam bir canavara dönüşen Manchester City... Zaten yurtdışı bahis sitelerinde şampiyonluk oranlarında da (26.08.2016 itibariyle) 2,60 oranı ile M.City baş favori olarak görünürken, 3,80 oran ile M.Unıted ikinci sırada. 5,50 oranı ile Chelsea, bu iki takımı takip ederken Arsenal, Tottenham ve Liverpool'un şampiyonluk oranları 12 ila 13 arasında değişkenlik gösteriyor. Leicester City'i unuttum sanmayın, oranı 60!

O zaman soruyu tekrar soralım :

2016 - 2017 sezonu sonunda Manchester şehri; kırmızıya mı boyanacak? yoksa maviye mi? 

Hayır hayır, şampiyonluk yine sürpriz bir takıma mı gidecek yoksa?

25 Mayıs 2016 Çarşamba

2015 - 2016 Premier Lig Yayın Gelirleri


Bu tablonun üzerine sanırım fazla söylenecek bir söz yok. Leicester City, aldığı 93 milyon sterlin ile zaten çok iyi transferler yaparak önümüzdeki sezon yine üst sıralara oynayabilecek bir bütçeye sahip. Öte taraftan ligden düşen Newcastle, Norwich ve Aston Villa da emekli ikramiyeleri ile Championship League'de pekala iyi işler çıkarıp tekrar Premier Lig kapılarını aşındırabilirler. Ayrıca belki sosyal medyada görmüşsünüzdür ama ben yine de şunu da ekleyeyim : Ligden düşen Aston Villa'nın 66 milyon sterlin aldığı Premier Lig'de, Bundesliga şampiyonu Bayern Münih ise sadece 43 milyon sterlin yayın geliri elde etmiş.

Ligi şampiyon bitiren Leicester'ın sezon boyunca sadece 15 maçı canlı yayınlanırken, ligden düşen Newcastle takımının ise 16 maçı canlı yayınlanmış. Bu alanda liderlik ise 27 canlı maç yayını ile Arsenal olmuş.

Geçen sezonun yayın gelirleri ile neredeyse aynı rakamlar var. Her takımın aldığı ücretlerin (pek ücret denmez, başlı başına servet) kıstaslarını ve değer ölçülerini, geçen sene kaleme aldığım şu yazıda görebilirsiniz.

http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2015/06/2014-2015-premier-lig-yayn-gelirleri.html

6 Ağustos 2015 Perşembe

2015 - 2016 Premier Lig Şampiyonu Kim Olur?

2015 - 2016 Premier Lig Şampiyonu Kim Olur? sorusunu Ada'nın ünlü isimlerine sormuşlar. O isimler de kendilerince ilk 4 sıra için tahmin yapmışlar. Bir kişi hariç hepsinin şampiyonu belli : Chelsea...

Yeni sezonun başlamasına çok az zaman kala ilginçtir ki, yine hepsinin şampiyonluk yolunda en az şans verdiği takım Van Gaal'li Manchester Unıted. Manchester Unıted'ın özellikle bu sezon hem ligde hem de Avrupa'da eski günlerine geri dönüş sinyali vermesi bekleniyor. Sezona her zamankinden daha iddialı başlayan Arsenal'i ise tahminciler Chelsea'nin en büyük rakibi olarak görmüşler ki gerçekten de haklılar. Wenger, sezon başında Community Shield'ta Chelsea'yi devirip sezona kupa ile başlamıştı.


Manchester City ise geçmiş sezonlarına nazaran daha az transfer yapmasına rağmen yine zirvenin önemli adaylarından. Chelsea ise Mourinho'nun olduğu her yerde baş favori zaten ama bu sezon geçen sezon gibi rahat geçmeyecektir.

İşte Premier Lig efsaneleri Lineker'den Shearer'a, Alan Smith ve Danny Murphy'e kadar Premier Lig sezon sonu tahminleri :

DANNY MURPHY : Liverpool'un unutulmaz futbolcularından

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

ALAN SHEARER : Premier Lig tarihinin en golcü futbolcusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

GARY LİNEKER : Efsane İngiliz futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

MATT HOLLAND : 15 yıl Premier Lig'de oynamış İrlanda'lı futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

ED CHAMBERLİN : Sky Sport yorumcusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JOHN ALDRİDGE : Sadece 2 sezonda Liverpool'da 50 gol atan İrlandalı efsane futbolcu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester Unıted
4. Manchester City

ALAN SMİTH : Unıted aşığı haşarı futbolcu. Kariyeri; Leeeds, Manchester Utd, Newcastle

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JAMİE REDKNAPP : 11 yıl Liverpoll forması giyen İngiliz futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

MARTİN KEOWN : Arsenal'in efsane savunma oyuncusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JAMİE CARRAGHER : Liverpool'un Gerrard ile beraber 2000'li yıllardaki bayraktar topçusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

DİETMAR HAMANN : Bayern Münih ve Liverpool'un 'dinamo' ortasahası

1. Arsenal
2. Manchester Unıted
3. Chelsea
4. Manchester City

11 tahminci ismin ardından usülen bu yazıyı paylaşan biri olarak benim de bir sıralama yapmam gerekiyor. İşte nacizane tahminlerim :

1. Arsenal
2. Chelsea
3. Manchester Unıted
4. Manchester City

Yukarıdaki tahmincilere göre bir hayli sürpriz oldu ama adı üstünde tahmin :))

Sizlerin tahminlerini de alalım. aşağıdaki yorumlar kısmına yapabilirsiniz...

8 Mayıs 2015 Cuma

Mourinho ve Diğer İngilizler

Chelsea ile 5.sezonunda gelen 3.şampiyonluk ve kariyerindeki 22.kupa sevinci. Mourinho, Premier Lig'in tartışmasız en iyisi ve en özeli. Hırsı, taktik bilgisi ve futbolculara sağladığı özgüven ile Ada'da sezon sonlarında bileğinin bükülmesi oldukça zor. Her maça aynı ciddiyet ile sahaya çıkan bir teknik adam, büyük - küçük maç seçmeden takımına da bu bilinci sonuna kadar yansıtmış durumda. Misal ülkemizde Slaven Bilic, 2 yıl içerisinde (son G.Saray derbisi hariç) oynadığı 7 derbi maçta henüz galibiyet alamadı ve bu onun en zayıf ve en eleştirilir yönü.

Peki Jose Mourinho'nun derbi performansları nasıl? İngiltere'de 'derbi' kavramı biraz farklıdır. 'Premier Lig'de kalburüstü takımlar kimdir?' diye sorulduğunda akla 6 takım gelir : Chelsea, Manchester Unıted, Manchester City, Arsenal, Liverpool ve Tottenham. "Peki Mourinho, Ada'daki 5 sezonunda bu takımlarla ligde yaptığı toplam 50 maçta nasıl bir performans gösterdi?" Tahmin edebilir misiniz? Sonuç kimleri şaşırtacak bilmiyorum...

Chelsea - Arsenal...

Tamamında Mourinho - Wenger mücadeleleri. 5 sezonda toplam 10 lig maçı ve sonuç; Chelsea lehine 4 galibiyet, 6 beraberlik ve 30 puan üzerinden 18. Yani Arsene Wenger, Mourinho'yu hiçbir zaman ligde yenemedi. Bir anlamda Mou, Wenger'in Arsenal'i karşısında psikolojik üstünlüğü de fazlasıyla ele geçirmiş durumda. Wenger, 'ne yapsam yenemiyorum' düşüncesine saplanmış durumda...

Chelsea - Manchester Unıted...

10 maç; 5 galibiyet, 4 beraberlik ve sadece 1 mağlubiyet. Toplamda alınan 19 puan. Mourinho tek yenilgisini ise 2005-2006 sezonunda Cristiano Ronaldo'nun asist yaptığı maçta Fletcher'ın tek golüyle 1-0 ile aldı. Bu mağlubiyetten önce Chelsea, Mou yönetiminde ligde 40 maçlık yenilmezlik serisi yakalamıştı. Sir Alex Ferguson, Mourinho karşısında 3 sezon rakip olarak çıktığı 6 lig maçında sadece bir kez kazanabildi...

Chelsea - Tottenham...

Mourinho'yu en çok yenen takım, kendisi gibi Londra merkezli Tottenham. Bir tanesini bu sezon oynanan ve efsane bir skorla 5-3 ile kaybeden Jose, diğer yenilgisini de 2006-2007 sezonunda 2-1 ile aldı. 10 lig maçında, Tottenham karşısında 6 galibiyet, 2 beraberlik ve 2 mağlubiyet alarak rakibi karşısında toplamda 20 puan kazandı.

Chelsea - Manchester City

M.City, şüphesiz en çok Mourinho'nun Chelsea'sinden çekti. Jose'nin teknik adam olduğu 5 sezonda Chelsea, M.City karşısında 10 maçta 6 galibiyet, 3 beraberlik ve sadece 1 yenilgi yüzü gördü. Toplamda alınan 21 puan muazzam bir istatistik. Alınan tek mağlubiyette ise Howard Webb ve Anelka'nın imzası vardı. 2004 yılında Mourinho'nun ilk sezonunda rakibini penaltı golü ile yenen City, (aynı zamanda o sezon Chelsea'nin tek mağlubiyetiydi) o zamandan beri Jose'nin takımını alt edemiyor.

Chelsea - Liverpool...

Mourinho'nun belki de Ada'da en üstün olduğu takım Liverpool. 10 maçta 8 galibiyet, 1 beraberlik ve 2006-2007 sezonunda Dirk Kuyt ve Jermaine Pennant'ın golleriyle 2-0 yenildiği tek karşılaşma. Toplamda 5 sezonda alınan tam 25 puan. Mourinho, resmen tecavüz etmiş kırmızılara. Hele bir de Liverpool'un ilk Premier Lig Şampiyonluğu'na (1992'de kuruldu)  en çok yaklaştığı sezon yani geçen sene ligde iddiası olmamasına rağmen hem de Anfield Road'da Gerrard'ın ayağının kaydığı pozisyonda Demba Ba ile bulduğu kritik gol sonrası şampiyonluğu M.City'ye verdikleri maç hala en unutulmaz maçlar arasında hafızalardaki yerini koruyor. 


Toplamda 5 takımla 50 lig maçı 29 galibiyet, 16 beraberlik ve sadece 5 mağlubiyet. Alınan 5 mağlubiyetin tamamı dış sahalarda. Mourinho'yu sahasında yenmek neredeyse imkansız... (Bunu 5 sezonda sadece Sunderland yapabildi geçen sezon)

Belki sivri dilli birisi, belki takımını sıkıcı futbol oynatmakla fazlasıyla eleştiriliyor ama o bir deha ve fazlasıyla zeki. Porto ve İnter'de elde ettiği Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu başarısını ne Real Madrid'de ne de Chelsea ile yakalayamadı ama o kupayı Ada'ya getirmeden Chelsea'dan ayrılacağını sanmıyorum. Chelsea onun adeta ikinci vatanı ve artık onun için Premier Lig Şampiyonluğu sıradanlaştı. Barcelona, Real Madrid ve Bayern Münih'in son yıllarda forse ettiği 1 numaralı kupa birgün Di Matteo'nun elinde olduğu gibi Mourinho'nun da ellerinde değer kazanır düşüncesindeyim. Tabii Messi ve Ronaldo izin verirlerse...

9 Ekim 2014 Perşembe

Pep Guardiola


Bayern'in başına geçtiğinde bazı çevreler tarafından çok eleştirildi. Tam anlamıyla hazır bir takıma, bir nevi "Barcelona'nın devamı" diye tanımlanan dev bir takıma imza atmıştı. Halihazırda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşamış, Almanya Ligi'ni hatta Almanya Kupası'nı dahi müzesine götürmüş bir takımı devralmıştı. Barcelona'nın 'tiki taka'sına son verip Avrupa ve Dünya'nın yeni süper gücü olmuş bir takımın teknik patronuydu artık. Barca ile kaldırdığı sayısız kupa halkasına yenilerini eklemek ve "Benim gücüm sadece Barcelona ve İspanya'dan ibaret değil" diye haykırışı sonrası ilk yurtdışı deneyimiydi Guardiola'nın.

"Takımı hiç değiştirmesin, zaten takım ölü haliyle dahi Avrupa'da yarı final oynar" diyenler, daha ilk sezonunda haklı çıktı aslında. Ama yarı finalde öyle bir hüsrana uğradı ki, bu hezimet Guardiola'nın kariyerine de büyük bir eksi olarak çoktan işlendi bile. Bir önceki sezon Heynckes ile Barcelona'yı toplamda 7-0 ile silip süpüren Bawyera temsilcisi, bu defa bir diğer İspanyol Real Madrid karşısında resmen dağıldı ve gol bile atamadan 5-0'la havlu attı. Hatta Pep ile Bayern bir ara ipleri koparma noktasına dahi geldiler ama Bundesliga Şampiyonluğu ve Almanya Kupası şampiyonlukları Guardiola ve Bayern için adeta teselli oldu.

Bu sezon bu defa da "Takım gittikçe İspanyollaşıyor" diye eleştirilerin yapıldığı bir ortamda takımı daha iyi tanıyan diri bir Pep var ve bu kez, ipler daha çok onun kontrolü altında. Xabi Alonso, Bernat ve Benatia transferleri de tam anlamıyla nokta atışları ve takıma büyük değer ve rotasyon gücü kattılar. Mario Götze, kariyeri açısından muhteşem geçen Dünya Kupası sonrasında Ribery ve Robben'in alternatifi olarak değil artık tamamen ilk 11 oyuncusu ve beklentilerin üzerinde oldukça da golcü bir kimlikte. Takımın skorer gücü belki geçtiğimiz sezona nazaran biraz daha aşağıda kalacak ve buna bağlı olarak oynattığı futbol da ayrı bir eleştiriye tabi olacak ama kazanma alışkanlıkları hala üst seviyede ve artık çok daha az gol yiyorlar. Mandzukic'in yerine alınan Lewandowski daha yeni yeni takıma alışırken, başta Ribery, Schweinsteiger ve Robben'in müzmin sakatlıkları takımın skor üretememesinde baş etken oldu. Ama yiğidi öldür de hakkını yeme misali, Allianz Arena'da bir Manchester City maçı oynadılar ki inanılmazdı. Maça ilk 11'de Ribery, Robben, Schweinsteiger, Martinez, Badstuber, Thiago gibi yıldızlarından yoksun başlayan ve karşısında Dzeko, Aguero, Silva, Navas, Nasri, Yaya Toure gibi her an herşeyi yapabilecek kapasitede büyük yıldızları kadrosunda bulunduran City karşısında Pep, tam anlamıyla bir taktik savaşı verdi. Maç içerisinde neredeyse her 10 dakikada bir saha içi taktik dizilişini değiştiren deneyimli hoca, kendisinden beklenilen taktik dehasını 90.dakikada da olsa sahaya yansıttı ve maçı 1-0 kazanmayı da başardı. Sakın ola ki son dakika golüne şans demeyin çünkü o maçta Bayern adeta farkı kaçırdı...


Kim ne derse desin ben Guardiola'nın hala taktik anlamında dünyanın en iyisi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Bundesliga ve Bayern'i seçerken asla içinde şüphe yoktu. Macera aramaya gelmemişti ve bu takımı isteyerek ve gönülden çalıştırıyordu. Hatta en ufak başarısızlıkta dahi, "Eğer yönetim isterse beni gönderebilir" resti çekecek kadar da mütevazi sahibiydi. 1 yıl içinde Philipp Lahm ve David Alaba'nın üzerinde yaptığı saha içi taktiksel dokunuşlar onu çok özel ve ayrıcalıklı yaptı. Barcelona'daki gibi saha kenarındaki duruşu, kendine has karizması hiç değişmedi Münih'te de. Giydiği kıyafetler, saç ve sakal tercihleri, jest ve mimikleri onu hep meslektaşlarından ayrı bir kategoriye soktu. (Laf aramızda bu sezon kırmızı renkler ona daha bir yakışmış) Farklı ülke, farklı futbolcular ve farklı dil karşısında kendini çok çabuk geliştirdi. Futbolculara yaklaşımı, onlarla yaşadığı samimi diyalog ve içindeki hırsla beraber makina gibi işleyen takımını yine bu sezon en yukarılara taşıyacaktır. Son 5 yılda 3 kez final oynayan ve bir kez kupayı kaldırdıkları Şampiyonlar Ligi'nde başarıya alışan bir takımı da çalıştırmak gerçekten zor. Düşünsenize, yarı final dahi başta Rummenigge ve Beckenbauer olmak üzere hiçbir Almanı çoğu zaman kesmiyor ve ya final istiyorlar ya da kupayı.

Guardiola'nın yükü bu sezon, geçen sezona oranla daha ağır. Bitmez tükenmez sakat futbolcuları bir an önce iyileşir ve takım eski kimyasına bürünürse, sikletindeki en büyük rakipleri Real Madrid, Barcelona ve Chelsea'yi geçip tekrar Avrupa'nın en büyüğü olacaklarından hiç şüphem yok.

17 Eylül 2014 Çarşamba

Kısır Döngü : Arsenal - Dortmund, Bayern - M.City

İngiltere'den Arsenal ve Manchester City...
Almanya'dan Bayern Münih ve Borussia Dortmund...

Kader, İngiliz ve Almanları son 4 Şampiyonlar Ligi sezonunun 3'ünde sürekli aynı gruplara koyuyor. 2011 - 2012, 2013 - 2014 ve şimdiki sezon olan 2014 - 2015 sezonlarında Arsenal, Dortmund ile Bayern Münih ise Man. City ile aynı grupta yer aldılar...

Hatta bu halka (bir yerde belki de lanet) öyle bir genişliyor ki;

Sözkonusu 4 sezonun ikisinde ise Arsenal , Dortmund ve Marsilya aynı grupta yer aldılar. Yani Marsilya istemeden de olsa bu lanetin içerisine dahil oldu.

Bayern Münih ve Man. City'nin yer aldığı ölüm gruplarında ise son iki yıldır üstüste CSKA Moskova da mecburiyetten rakiplerine eşlik etti. 

2011 - 2012 sezonunda Arsenal grup lideri olarak ikinci tura çıkarken Dortmund grubu son sırada bitirmişti. Dortmund için bu 'son' yükselişin belki de anahtarı oldu ve bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde final oynadılar. 2011 - 2012'de Bayern Münih grubunu lider tamamlarken, Man. City ise Napoli'nin arkasında 10 puanla 3. olabilmişti.


2013 - 2014 sezonunda ise bir Şampiyonlar Ligi tabiri olan 'ölüm grubu' olarak adlandırılan grupta; Şampiyonlar Ligi'nin eşine az rastlanır (belki de tektir) bir durumda Arsenal, rakipleri Dortmund ve Napoli ile beraber grubu 12 puanda bitirmesine rağmen üçlü averaj kuralı sonrasında dramatik bir veda ile 3. sırada yer aldı ve gruptan çıkamadı. Dortmund ise grubu lider tamamladı. Aynı sezon Bayern Münih yine grubu en önde bitirirken, Man. City ikili averaj gereği ikinci sıradan bir üst tura yükseldi ve ilk kez gruptan çıkma başarısını gösterdi.

ve gelelim 2014 - 215 sezonuna. Tarih tekerrür etti ve son 4 sezonda 3.kez bu takımların yolları tekrar kesişti. Arsenal ve Dortmund bu defa temsilcimiz Galatasaray ve Anderlecht ile eşleşirken; Bayern Münih ve Man. City'nin ise rakipleri CSKA Moskova ve Roma oldu. Bu defa 'ölüm grubu' tabiri bu grup için ifade ediliyordu ki, kesinlikle doğruydu. Dördüncü torbanın en güçlüsü Roma; Almanya, İngiltere ve Rusya şampiyonlarıyla aynı gruptaydı ve maçların tamamı kesinlikle büyük bir heyecana sahne alacaktı. 

Ek olarak; son 4 sezonun üçünde aynı grupta yer aldığı Bayern Münih ile sadece 2012 - 2013 sezonunda eşleşmeyen Man. City'nin o sezonda da Dortmund ve Real Madrid ile aynı grupta yer aldığını da hatırlatalım. Her halükarda İngilizlerin Şampiyonlar Ligi başarısızlığının en büyük sebebi olarak sürekli 'ölüm grubu'nda yer almalarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu konuda zaten Manuel Pellegri'nin de Şampiyonlar Ligi torba statüsü konusundaki rahatsızlığı bilinen bir gerçek.


Böylesine kısır bir döngü açıkçası Şampiyonlar Ligi'nin ruhuna, izlenebilirliğine, heyecanına hiç yakışmıyor. Sürekli aynı takımların birbirleriyle eşleşmesi açıkçası herkes için can sıkıcı. Hatta bu alanda son yıllarda Barcelona ile PSG'nin, Chelsea ile Schalke'nin, Ajax ile Barcelona'nın da benzer eşleşmeleri ile yukarıdaki kısır döngüye oldukça yaklaştıklarını belirtelim.

Bu konuda UEFA, ciddi atılımlar yapmaya niyetli ve 2015 -2016 sezonundan itibaren kura çekimleri öncesi torbaya girecek takımların yerleştirilmesi konusunda ciddi yenilikler yapılacağı hala gündemde. En büyük yeniliğin; birinci torbada yer alan takımların Avrupa'da ülkeler bazında en başarılı 7 ülkenin şampiyonlarının ve son Şampiyonlar Ligi şampiyonunun yer alacağı konuşuluyor. Yani bu durumda yeni statüye göre birinci torbada aynı ülkeden sadece bir takım yer alacak ve an itibariyle Avrupa'da ülkeler bazında 7.sırada bulunan Rusya'nın şampiyonu birinci torbadan kendine yer bulacak.

Bakalım ilerleyen yıllarda neler değişecek? Platini ne gibi sürprizler hazırlayacak? Bunu da hep beraber göreceğiz.

27 Ağustos 2013 Salı

Ya Bizde Olsaydı?


2 tane görüntü paylaşmak istiyorum...

Biri İngiltere'den biri de Almanya'dan...

İzleyeceğiniz videolardaki görüntülerin aynısı Türkiye'de olsa bizim hakemlerimiz ne yapardı bilmem... Yani tepkileri ve kararları ne boyutta olurdu? Açıkçası çok merak ediyorum...

İlk görüntülerimiz, 25 Ağustos tarihinde oynanan Cardiff - M.City maçından. Saha kenarında, Cardiff'li Craig Bellamy'nin su molasında su dolu şişeyi, hakemin kafasından aşağı dökmesi yani onu bir nevi 'serinletmesine' hakemin verdiği tepkiye bakar mısınız? Ne kadar da hoş, ne kadar da esprili :) İnsanın ya bizde olsaydı diyesi geliyor. Hele bir derbi maçında olduğunu düşünsenize. Yoksa yanılıyor muyum, bizde de olsa hakem - futbolcu diyaloğu böyle mi olurdu? Hiçbir şey olmamış gibi gülünerek geçiştirilir miydi?


İkinci görüntülerimiz de Bundesliga'dan... Sezonun açılış maçında Bayern Münih, sahasında M.Gladbach ile oynuyor. Hekem 66.dakikada Bayern lehine bir penaltı verir. Kaleci kurtarır ve topa hareketlenen Robben'in kafası sonrası topa bir kez daha rakip eliyle müdahale eder. Hakem gözünü kırpmadan 1 dakika içerisinde 2. kez beyaz noktayı gösteriyor. Hakem bu pozisyonda adeta bir ders verir, zira ikinci pozisyon net penaltıdır. Bizim ülkemizde olsa, hakem şunu düşünmez miydi acaba? "Zaten bir penaltı vermişim, atsalardı kardeşim, bana ne, devam!"


O yüzden bu tarz pozisyonlardan ders çıkarmak şart. Hakemler, futbolcuların psikolojilerini çok iyi analiz etmeleri gerekiyor. Beden dillerini iyi tahlil etmeleri de çok önemli. Hakemlik, sadece gördüğünü çalmak demek değildir. Tamam, anlık kararlar veriyorlar ama futbolcular da insan ve bazen kararları verirken insani duyguları da hesaba katmak gerekiyor...

twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR