Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2018 Çarşamba

Buffon bu defa kazanabilecek mi?

"O Şampiyonlar Ligi kupasını istiyorum. Bu son senem. Ronaldo ve arkadaşları kağıt üstünde bizden daha iyi olabilir ama bu sene her şey daha farklı. Biz de çok iyi bir takımız. Sonuna kadar savaşacağız. 40 yaşındayım ama hala kazanma azmimden bir şey eksilmedi. En son geçen sene finalde onlara kaybetmiştik. Bu defa kazanmalıyız, kazanacağız da..."

Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçı...

3 Nisan Juventus - Real Madrid

21 Mayıs 2017 Pazar

Buffon or Zidane?

Del Piero mu, Raul mu?
Montero mu, Hierro mu?
Trezeguet mi, Morientes mi? 
Nedved mi, Figo mu?
Davids mi? Makelele mi?
Zambrotta mı, Salgado mu?
Tacchinardi mi, Guti mi?
Pessotto mu, Roberto Carlos mu? 
Thuram mı, Helguera mı? 
Camoranesi mi, McManaman mı?

Marcello Lippi mi, Vicente del Bosque mi?
...
..

Son olarak; Buffon mu, Casillas mı? diyeceğim ama Buffon 39 yaşında hala kalede. 
O yüzden soruyu şöyle sormak lazım :

Buffon mu, Zidane mı?
 
Dev randevu, dev final 3 Haziran'da Cardiff City'de.

15 Kasım 2016 Salı

Buffon'dan Donnarumma'ya...

2008 yazına gidelim. Juventus ikinci lige düşürülüp tekrar Serie A'ya çıkmış ve ligi 3.sırada bitirmişti. Bu hiçte küçümsenecek bir başarı değildi. Travma, yerini 'eski günlere dönüşün sinyallerine' bırakmıştı. Buffon 30 yaşındaydı ve hala formdaydı. Pek çoklarına göre dünyanın en iyi kalecisiydi. Neuer tehditi henüz dillendirilmemişti. Küme düşmelerine rağmen gemisini terk etmeyen birkaç kişiden birisiydi. Tekrar eskisi gibi Serie A'da başarılar, şampiyonluklar yaşamak istiyordu.

Ada'da ise Manchester City, Arap sermayesinin kulübü satın alması ile beraber, yeniden yapılanma arayışlarında kim var, kim yok transfer ediyordu. Başarısız geçen sezonun ardından; Shay Given, Zabaleta, De Jong, Bellamy, Kompany, Robinho, Jo ve Shaun Wright - Phillips gibi oyunculara 100 milyon sterlinin üzerinde para harcadıktan sonra sıra kaleci transferine gelmişti. 32'lik Given ve 21'lik genç Joe Hart'tan daha sağlam bir eldivene ihtiyaçları vardı. Buffon'u almak istediler. Yıllık 15 milyon euro karşılığı 5 yıllık kontrat önerdiler. Buffon o zamanlar Juventus'tan 5 milyon euro kazanıyordu ve maaşı birden 3 kat artacaktı. City, bonservis için Juventus'un kapısını ise tam tamına 75 milyon euro'dan çalacaktı. Bu inanılmaz teklifi ne Buffon ne de Juventus kabul etmedi. "İkinci lige düştüğümüzde gelen teklifleri kabul etmedim, şimdi neden takımımı yalnız bırakayım" diyen Buffon 16 yıldır Juventus'ta ve artık o takımın vazgeçilmezi, hatta heykeli dikilecek düzeyde ve Serie A tarihinin gördüğü en iyi 3 kaleciden birisi...


Şimdilerde ise Guardiola'nın City'si, kaleci transferi için yine gözünü çizmeye dikti ve bu defa da Buffon'un tek varisi olan bir diğer "Gianluigi", Milan'ın 17,5 yaşındaki lise öğrencisi Donnarumma'yı transfer etmek istiyor. Her ne kadar bu sezon başında kaleye eski Barca'lı Bravo'yu alsa da Pep, uzun yıllar kaleyi sağlam bir isme, yani geleceğin en büyük kalecisi olarak yorumlanan genç Donna'ya emanet etmek istiyor ve Maviler, kasasından 50 milyon euro'yu dahi feda etmeye hazır. Milan ile ilk resmi maçına 25.10.2015'te yani 16,5 yaşında çıkan Donnarumma, o zamandan günümüze tam 45 maça çıktı ve sessiz ve sakin bir şekilde yoluna dolu dizgin devam ediyor. Her fırsatta "çok büyük bir kulüpteyim ve burada emekli olmak istiyorum" dese de, zaman ne gösterir bilinmez. Real Madrid, Barcelona, Ada kulüpleri, Alman 'dev'leri her zaman cazip olacak seçeneklerden biri olacaktır.

Ayrıca Donanrumma'nın kontratı Haziran 2018'de sona erecek. Milan'ın en geç bu sezon sonunda genç kaleci ile kontrat yenilemesi gerekecek. Yoksa??? 'Kaçan balık büyük olur' derler...

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Futbolu bırakma Zlatan!


Zlatan 'ilk'leri sever. Gittiği takımlarda ilk maçlarında devamlı gol atan, sıradışı bir golcü. Ajax ile ilk Şampiyonlar Ligi maçında Lyon'a, İnter forması ile ilk lig maçında Fiorentina'ya, Juventus forması ile ilk lig maçında Brescia'ya, Barcelona forması ile ilk lig maçında S.Gijon'a, PSG forması ile ilk lig maçında Lorient'e ve son olarak Manchester Unıted forması ile ilk lig maçında Bournemouth ağlarını sarstı. 35 yaşına sadece 2 ay kalmasına rağmen dinamik, istekli, kazanmaya odaklı ve 'en iyi'si için devamlı sonsuz bir motivasyonla donanmış bir 'futbol tanrısı' adeta.

Son 15 yılda kazandığı 13 lig şampiyonluğu dahi aslında onu anlatmak için yeterli bir neden gibi görünse de eksik olanları da biz tamamlamaya çalışalım. Adı, şampiyonluklarla özdeşleşmiş ve dünya futbol tarihinin en yetenekli 10 santrforundan birisi kesinlikle. Gittiği her takıma enerji veren, kulübü bir - iki seviye yukarı çeken lider bir futbolcu. "Bazen sadece kendi bildiğinizi okuyarak dünya yıldızı olabilirsiniz". İbrahimovic, tam da bu sözün baş muhatabı ve bu konuda eşsiz bir yere sahip. Kimselere benzemediğini ve taklit etmediğini her fırsatta yenileyen İsveçli golcü, sivri dili ve egosu ile bazen itici gibi görünse de bunun tek bir sebebi var : ÖZGÜVEN... Daima daha fazlasını isteyen Zlatan, bunu sadece kendine has sonsuz özgüveni ile birleştirip meslektaşlarından net bir şekilde ayrılıyor. İsveç Milli takımını bu sezon bıraktı, zaten orada elinden gelenin en iyisini yaptı ve attığı gol sayısı ile rekor kırdı. Bu rekoru kim kırar? yada biz görür müyüz, orası meçhul.

Muazzam kariyerindeki belki de en büyük eksiklik Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Aslında dünya futbol tarihine büyük damga vurmuş bazı futbolcular gibi, o da bu konuda biraz şanssız. Totti, Buffon, Nedved, Bergkamp, Nistelrooy gibi futbolcular da Şampiyonlar Ligi'ni kazanamayan süper starlardan bazıları. 2016 - 2017 sezonunda Zlatan, aslında garip bir karar vererek, yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'nden uzak kalmayı kabul ederek, Avrupa'da hiç alışık olmadığı Perşembe'leri sahne alma riskini göze alarak Manchester Unıted'a transfer oldu. Belki Premier Lig treni için son bir bilet şansı kalmıştı ve Hollanda, İtalya, İspanya, Fransa derken en büyük ve zor halka diye bilinen İngiltere'de futbol oynamak ve orada da şampiyon olmak için Ada'ya gitmeye karar verdi. Bu sezonu Premier Lig şampiyonu olarak tamamlayıp, aktif ve sürdürülebilir büyüleyici performansını son bir şekilde izleyebileceğimizi düşündüğüm 2017 - 2018 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmak için mücadele edecek Zlatan. Şampiyonluk yolunda Manchester City, Chelsea, Liverpool ve Arsenal ile oldukça zorlu bir maratona girecek ve inanın ilerlemiş yaşı onun için hiçbir şekilde engel değil. O daima, herkesle, her takımla, her futbolcuyla rekabete ve savaşa hayır. Kaybetme düşüncesi onun genlerinde yok.

Sir Alex Ferguson sonrası 'kırmızı' olan rengi adeta 'mor'a dönen Manchester Unıted, küllerinden doğması için Zlatan'ın performansı oldukça belirleyici olacak. Manu'yu yeniden ait olduğu 'elit' kategoriye dahil etmek için Mourinho ile beraber sıkı sıkıya çalışacaklarını kestirmek hiçte zor değil. Jose Mourinho'nun bu sezon UEFA Ligi'nden çok Premier Lig şampiyonluğuna odaklanacağını düşündüğümüzde Zlatan'ın bu sezon ligde minimum 25 gol atabileceğini öngörmek çok da şaşırtıcı olmayacak. Daha ayağının tozuyla Leicester City ile oynanan Community Shield kupasında attığı golle kulübüne ilk kupasını kazandırdı bile.

Messi ve Ronaldo belki hala en popüler ve yetenekli futbolcular ama Zlatan, hiçbir kategoriye girmeyen marjinal sınıfı, havası, özgüveni, kazanma arzusu, fantastik golleri ile umarım birkaç yıl daha futbola devam eder. En büyük idolü her fırsatta açıkladığı Brezilyalı Ronaldo ama Zlatan, onu çoktan gölgede bıraktı bile. Onun için alınacak daha çok kupa var. Maraton uzun ve zor. Sen zaten bunları seversin. Futbolu bırakma Zlatan! Sonuna kadar arkandayız İbrakadabra...

- Birgün futbolu bıraktığında futbol dünyası o kadar büyük bir değeri kaybedecek ki... Belki 'yas' bile ilan edilebilir. Kendimden biliyorum, ben kesinlikle ağlarım, tutamam kendimi. İtiraf ediyorum... Zlatan bitti dediği an büyük bir marka, tarihteki yerini alacak. Kimse onun gibi olamayacak. Onun sahtesi bile çıkmadı piyasaya, çıkamaz da. O, "tamam" dediğinde topuk golleri öksüz kalacak, fantastik gollerin sayısı azalacak, Youtube'da attığı goller izlenme rekoru kıracak. - 

6 Kasım 2015 Cuma

Sweet November...


Yıllar önce Edirne'de üniversite yıllarımda vizyona girmişti ve geldiği gün zaten soluğu sinemalarda almıştım. 2001 yılının Mayıs ayıydı, havalar ısınmaya başlamıştı. Gösterime girdiği ay ile filmin yayınlandığı zamanın anlamsızlığından başka muazzam bir film bizi bekliyordu. O zamanlar genç kızların hayran olduğu Keanu Reeves ve yine bizim gibi delikanlıların fazlasıyla beğendiği Charlize Theron'un başrollerini paylaştığı unutulmaz aşk filmlerinden sadece biriydi; "Kasımda Aşk Başkadır"... Gerçi sinema eleştirmenleri filmi genel anlamda fazla beğenmese de platonik aşk yaşantımız ve Charlize ablamızın güzelliğinden olsa gerek biz filmi beğenmiştik...

Sonra "Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım..." diye başlayan nakaratıyla Grup Tual girdi hayatımıza. Ön planda aynı zamanda grubun vokalisti olan, uzun saçları ve kalın sesiyle (yıllar sonra kimdi bu adam diye araştırdığımız ve adının İskender Türsen olduğunu öğrendiğimiz) hafif orta yaşlı abimizin etkileyici olgun sesiyle Rock müzik seven ve içinde aşk acısı yaşayan binlerce insanı bir şarkıyla kendilerine hayran bırakmışlar ve yıllar geçse de unutulmaz bir eser bırakmışlardı yarınlara...

Konuyu nereye bağlayacaksın diyeceksiniz ya, tam da işte ona gelecektim. Bu yazıyı yazdığımda Kasım ayının henüz 6'sı. Biliyorum biraz geç kaldım ama yine de Kasım ayının geri kalan zamanında Avrupa'dan önemli maçları paylaşmak ve hatırlatmak istiyorum. Yine aylardan kasım diye başlayıp, Kasımdaki maçların tadı başka diye bitirelim ve aşağıdaki maçlar öncesi şimdiden planlarımızı gözden geçirelim. Özellikle 21 Kasım tarihine dikkat...

Listedeki sıralama ise tamamen şahsımın sıralamasıdır, herkesin önem derecesi farklıdır :)

1. Real Madrid - Barcelona


2.Borussia Dortmund - Schalke

3. Manchester City - Liverpool

4. Juventus - Milan

5. Arsenal - Tottenham

6. Roma - Lazio

7. Schalke - Bayern Münih

8. Tottenham - Chelsea

9. Feyenoord - Ajax

10. Panathinaikos - Olimpiakos

Malum Kasım ayında Milli maçlar dolayısıyla bir hafta lig maçları oynanmayacak olduğu için büyük maçlar neredeyse sadece iki güne sıkıştırılmış konumda. O yüzden 8 ve 21 Kasım'da iyisi mi hiç evden çıkmayın. Kasım ayının romantikliğini sonuna kadar yaşayın...

7 Ağustos 2015 Cuma

The Artist : Andrea Pirlo


Bu fotoğrafın altına ne yazılabilir ki? Ne eklenebilir ki?

Zaten bilenler, tanıyanlar onu çok iyi anlatmış ve özetlemiş... 

Andrea Pirlo...

Yeşil sahaların artisti, başbakanı, en değerli birkaç konsey üyesinden biri...

Futbolu şiir gibi oynayan, futbolun sessiz 'dahi'si...

Günümüz büyük futbolcuların popülerliğinden uzak, basit yaşam tarzı ve medyatik olmaktan kaçan, kendine has oldukça karizmatik bir beyefendi...

Birçok genç, orta yaşlı ve tecrübeli jenerasyonu yani 3-4 nesli birden etkileyen, sıradışı bir futbol bilgesi. O futbolun patronu, saygı konusunda kimsenin tereddüt etmediği örnek bir 'aktör'...

Brescia'da başlayan futbol kariyerinde İnter, Milan, Juventus ve şimdilerde New York City...

İtalya'da birçok efsane jenerasyonun anahtar ismi. 2006 ve sonrasında Serie A'nın marka değerinin iyiden iyiye düşmesine inat ayakta kalan yegane futbolcu. Özellikle Maldini, Nesta, Del Piero vb. sonrası yani son 5 yılın en önemli "Serie A bayrak adamı"...

2005 İstanbul Şampiyonlar Ligi tarihi finalinde 3-0'dan kupayı verdikleri Liverpool maçı sonrası futbolu dahi bırakacak noktaya gelmişken, yıllara inat sürekli olgun futbol, profesyonel bir yaşantı ve eşine az rastlanır türden tüm dünyanın karşısında büyük bir saygı ile eğildiği muhteşem bir futbol kişiliği...

Futbola ofansif ortasaha mevkiisinde yani forvetin hemen arkasında "10 numara" rolünde başlasa da zamanla merkez ortasahada oyunu çift yönlü oynayabilen tam bir oyun kurucuya dönüşü. Ancelotti, onun bir dünya markası olmasında başrolü oynayan bir yol gösterici. Futbolda elde edilebilecek tüm büyük kupaları birer birer kazanan örnek bir şahsiyet...

Evet sözümü tutamadım ve farkında olmadan Pirlo hakkında fazlasıyla yazmışım, özür dilerim. Ama hak ediyor be abi, onun için az bile...

5 Mayıs 2015 Salı

No 'Ego', 'Yes' Ronaldo

Biz 'ego'suz futbolcuları daha çok severiz. Tamam çok yetenekli olabilirsin, hatta dünyanın en tanınmış futbolcusu da olabilirsin ama ego değerlerin, kibir parametren yüksek ise taraftarın gönlünde samimiyetsiz, taraftarın 'tartı'sında hep eksik kalırsın...

Cristiano Ronaldo... Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından sadece biri. Biz ona kısaca 'makina' diyoruz ama o saha dışında da oldukça yardımsever, oldukça bizden biri ve samimi...

Son olarak Real Madrid'in Juventus ile oynayacağı tarihi Şampiyonlar Ligi yarı finali ilk maçı öncesi Torino'daki bir hayranının ricasını kırmayıp ona sarılışı gerçekten de fazlasıyla doğal ve tam da 'ego'larından arınmış örnek bir futbolcunun yapması gereken davranış...

Evet Juventus - Real Madrid maçı da geçecek, sonucu ne olursa olsun zamanla unutulacak ama bir taraftar bu anı hiçbir zaman unutmayacak. Her izlediğinde ya da hatırladığında yine gözleri dolacak. Bir insanı mutlu etmek dünyanın en keyifli işi olsa gerek...

Alkışlar 'makina'ya...

15 Nisan 2013 Pazartesi

Fantastik golcü... Zlatan İbrahimovic...

Futbol denilince akla sadece Messi ve Ronaldo mu geliyor? Hayır, hayır sadece 2 kişinin tekelinde olamaz futbol... Tamam bu 2 oyuncunun futbola kattıkları değer, sahip oldukları olağanüstü yetenekler, tüm dünyadaki futbolculardan kendilerini bir adım öne çıkarsa da... Bazı özel futbolcular da var, kendilerine has yetenekte ve bir o kadar da futbolun farklı yönlerine değer ve renk katmakta...

Kimden mi bahsediyorum? Zlatan İbrahimovic... Muhteşem CV'sine sırasıyla Ajax, Juventus, İnter, Barcelona, Milan ve PSG takımlarını sığdırmayı başaran fantastik bir golcü...

Böylesine üst düzey ve zirveye oynayan takımlardaki performanslarına baktığımızda hepsinde layıkıyla oynadığını, futbol sahalarında ender görülecek derecede goller attığını, futbolun görselliğine muhteşem bir renk kattığını söyleyebiliriz...


Topuk gollerinin babası... Hemen hemen attığı her golde ayrı bir yetenek, ayrı bir estetik, ayrı bir gol vuruşu... En olmadık zamanlarda en olmadık gollerin baş aktörü... Fizik kurallarını alt üst eden, 'yok artık' dedirten golleri atan futbolcuların en önde gelenlerinden... İşte bu yüzden kendisinin bir de lakabı var : "İbrakadabra"... 

1,95'lik boyuna rağmen müthiş esneklik, sürat, denge ve topu filelerle en güzel şekilde buluşturma yeteneği... Rakip savunmaların başına döndüren driplingleri, ufak bir açı bulduğunda dahi kaleyi gören hünerli ayakları, yeri geldiğinde 2 metrelik hava topunu ayağıyla kontrol edebilecek kadar da kendine öz güveni çok yüksek olan, özellikleri itibariyle sahalarda bir benzeri olmayan sıradışı bir golcü...

Hiç mi eksiği yok? Tabiiki var. Biraz hırçın... O kadar da olsun...

Topuk, rövaşata, vole, frikik, çalım, aşırtma... Her cinsten golü var İsveçlinin... Herbiri birbirinden güzel, birbirinden farklı ve herbiri izlenip izlenip tekrar izlenecek düzeyde... Herbirinde akıl, sezi ve yetenek üçlüsünden işaretler ve dersler var... Daha yakın zamanda İsveç Milli formasıyla İngiltere'ye ceza alanının dışından attığı akıl almaz rövaşata golü hala akıllarda... İşte doya doya seyredeceğiniz, bir tane bile sıradan diyeceğiniz golü olmayan İbrahimovic'in muazzam golleri...

                              Sonuna kadar izleyin, çünkü o, bunu hakediyor.

twitter.com/serdarsozkesen

14 Mart 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finalleri (1995-2014)


Kulüpler düzeyinde futbolun en yüksek zirvesidir Şampiyonlar Ligi... Bir futbol aşığı olarak bendeki görüntüsü, Dünya Kupası'ndan bile üstündür, orası ayrı bir konu :)

Bir Şampiyonlar Ligi müdavimi olan Galatasaray'ın, Schalke önünde bir bütün olarak mükemmele yakın bir performans göstererek alnının akı ile çeyrek finale kalmasının ardından, sevincimiz de bir kat daha arttı. Ülke olarak toplamda 3.kez çeyrek final görme başarısı gösteren Fatih Terim ve aslanlarına kocaman TEBRİKLER...

                                        ***

1992-93 sezonu ile beraber başlayan Şampiyonlar Ligi organizasyonunda çeyrek final ve sonrası ilk olarak 1994-95 sezonunda başladı. Daha önceki 2 sezonun bir tanesinde sadece iki grup vardı ve grup birincileri direkt olarak final oynamış, diğerinde de iki grubun ilk iki sırasını alan takımlar yarı final oynayıp, kupaya ulaşmışlardı...

1994-95 sezonundan günümüze, yani 2013-14 sezonuna kadar olan 20 Şampiyonlar Ligi sezonunda son 8 arasına adını yazdırmayı başaran, yani çeyrek final gören takımları incelediğimizde, İspanyol ve İngiliz takımlarının üstünlüğü göze çarpıyor. 94-95 ve 95-96 sezonlarında çeyrek finalde tek İngiliz takımı bile yer almazken, takiben oynanan 16 sezonun tamamında en az bir İngiliz takımı çeyrek final yüzü gördü. Hatta 2007-2008 ve 2008-2009 sezonlarında son 8'e kalan takımların 4'ü İngiliz takımlarından oluşuyordu. İspanyollar ise 1999 - 2003 yılları arasındaki 4 organizasyonun tamamında çeyrek finale 3'er takım çıkartarak muazzam bir başarı sergilemişlerdi...




Tabloların tamamını nacizane kendim hazırladım. Tabloları tıklayıp büyütebilirsiniz.

ve şimdi tam 16 sezon sonra ilk defa bir İngiliz takımı bile olmadan Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final maçlarına tanık olacağız. Neresinden bakarsanız bakın, bu Şampiyonlar Ligi tarihi için büyük bir istatistiktir. Yıllardır bu dev organizasyona büyük damga vuran İngilizler için tam anlamıyla bir 'şok'... Yani bir anlamda onlar için GAME OVER... Geçen sezon çeyrek finale kalan tek İngiliz takımı olan Chelsea ile bu kupayı kazanan İngilizler için yapacak tek şey, önümüzdeki sezon için planlar yapmak... 

Çeyrek final ve sonrasının ilk olarak oynandığı 1994-95 sezonundan bu yana toplam 20 sezonda son 8 takım arasına katılmayı başaran takımları incelediğimizde ise bu kulvarda en başarılı takımların toplamda 13 çeyrek final ile Bayern Münih ve Manchester Unıted olduğunu görüyoruz. Bu iki 'dev'i, 12'şer çeyrek final ile Real Madrid ve Barcelona izlerken, 8 kez de Juventus bu başarıya ulaştı... 

Sözkonusu 19 sezondaki çeyrek finale kalan takımları bir de ülkeleri ile incelediğimizde, toplamda 36 kez İspanyol ve 34 kez de İngiliz takımlarının çeyrek final oynadığını gözlemlemekteyiz. Bu şüphesiz bu sezon (2012-2013) hiçbir İngiliz takımını çeyrek finalde göremeyince değerli bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor. Bu kulvarda diğer ülkelere baktığımızda ise, İtalyanlar 25 kez, Almanlar ise 23 kez çeyrek final yüzü gören ülkeler olarak öne çıkmış... Tabii Almanların toplam 23 çeyrek finalinin 13'ünü Bayern Münih'in görmesi de fazlasıyla dikkat çekiyor


İspanyolların 36 rakamı ile ülkeler bazında en çok çeyrek final gören ülke olmasındaki en büyük pay, hiç şüphesiz toplamda 24 kez bu başarıya mazhar olan Real Madrid ve Barcelona (Ülke başarısının %67'si)... İngilizlerin 34 çeyrek finalinin açılımına baktığımızda ise, listenin en başında 13 çeyrek final ile MANU yer alırken, Chelsea 8, Arsenal 6 ve Liverpool da 5 kez bu onuru yaşayan takımlar oldular...

Uzun lafın kısası, Şampiyonlar Ligi'nde bu sezon çeyrek final ve sonrasında hep birşeyler eksik olacak. İngilizlerin göze hoş gelen futbollarından mahrum olarak tamamlayacağız sezonu... Şampiyonlar Ligi Finali'nin de Wembley Stadı'nda oynanacağını düşündüğümüzde İngilizlerin acısı sanırım bir kat daha artıyordur...

Bu sezonun çeyrek finale kalan takımlarını genel hatlarıyla incelediğimizde ise, tamamının ülkelerinin en iyi kadro alternatiflerinin olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. İsterseniz tekrar bakın : Bayern Münih, Dortmund, Real Madrid, Barcelona, Galatasaray, Juventus, PSG ve Malaga...

İlk başta temsilcimiz Galatasaray'a sonsuz başarılar dilerim. Kalan 7 maç sonucunda hangi takımın kupayı kazanacağını kestirmek ise her zamanki gibi yine çok zor olacak... O yüzden sonuna kadar bu heyecanın tadına varmak lazım...

(Yazı, 24.11.2014'te 2013 - 2014 sezonu bilgileri de eklenerek güncellenmiştir...)


twitter.com/serdarsozkesen

14 Mayıs 2012 Pazartesi

İSTİSNAİ FUTBOL...


2011-2012 sezonu için en genel yorumun başına “Fazlasıyla İstisnai bir Futbol Sezonu” koyabiliriz. Türk Futbolu için 3 Temmuz’la başlayan karanlık süreç, tüm gerilimi ile nihayete erdi ve üzerimizden büyük bir yük kalktı. Sezon başında dahi saçma sapan bir uygulama olduğunu tüm kamuoyunun söz birliği edercesine vurguladığı SÜPER FİNAL de ‘İstisnai Sezon’un en gereksiz meyvesiydi…

Hatasıyla, doğrusuyla, olaylarıyla, gerilimleriyle, futbolun siyasetle olan ilişkileriyle bir sezonu daha bitirirken, istisnai sezon benzetmemi tüm Avrupa Futbolu için birkaç gözlemimle örneklendirmek istiyorum :

  • Galatasaray, hem normal sezonunu hem de başından sonuna kadar nahoş görüntülere sahne olan SÜPER FİNAL denen uygulamayı lider bitirip ŞAMPİYON oldu. Bu noktada her futbolseverin önce Galatasaray’ı, sonra da son haftaya kadar yarıştan kopmayan Fenerbahçe’yi tebrik etmesi gerektiğini düşünüyorum…
  • Süper Final, ülkemiz için bir sürprizdi ve istemediğimiz bir şekilde sonlanırken, UEFA Avrupa Ligi’ne gidecek son takımı belirlemesi gereken Süper Final 4.sü ile Avrupa Ligi 5.si arasında oynanması gereken play off maçı da oynanamadı. Malumunuz Bursaspor Türkiye Kupası finalisti olduğu için direkt UEFA biletini aldı ve ‘Süper Final Avrupa Ligi’ni de 5.sırada tamamlayınca Beşiktaş da play off oynamadan UEFA vizesini almış oldu…
  • 1974’te kurulan Montpellier takımı, Rene Girard yönetiminde sezona çok iyi başladılar ve çizgilerini hiç bozmadılar, takım oyununu sahaya en iyi şekilde yansıttılar, Lyon – Marsilya – PSG- Lille gibi kendilerinden güçlü kadrolar karşısında hiç korkmadılar… Sözkonusu 4 Fransız Dev’iyle oynadığı 8 karşılaşmadan 16 puan çıkardılar ve ‘şampiyonluk büyük maçlarda alınan puanlarla belli olur' sözünün karşılığını layıkıyla yerine getirdiler. Ve şimdilerde son haftasına girilen ligde en yakın rakibi PSG’nin 3 puan üzerindeler ve son maçta ligden düşmesi kesinleşen Auxerre deplasmanında alacakları 1 puanla tarihlerinde İLK DEFA ŞAMPİYONLUK sevinci yaşayacaklar.
  • Hafızam beni yanıltmıyorsa Avrupa’nın en büyük 5 liginde son 15 yılda namağlup bir tek Arsenal'i hatırlıyorum 2004 yılında. ‘Uzay takımı’ olarak lanse edilen Barcelona dahi bu sezon 3 kez mağlubiyet yaşadı. Şampiyon takımlardan Real Madrid 2 kez, Dortmund 3 kez, M.City  5 kez, şampiyon olması beklenen Montpellier ise toplamda 6 kez sahadan puansız ayrılmıştı… Evet bir namağlup şampiyon var : JUVENTUS 38 haftalık zorlu lig maratonunda 23 galibiyet ve 15 beraberlik alarak Milan’ın 4 puan önünde şampiyon olan Juventus takımı ayrı bir tebriği hak ediyor. Ayrıca 38 maçta yedikleri sadece 20 gol de (maç başı 0,52) bu büyük başarılarını taçlandırıyor…
  • Barcelona hegomanyası sonunda BİTTİ… Hem La Liga’yı hem de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmasına ve en azından finallerinde görmeye alıştığımız ve hala DÜNYANIN EN İYİ TAKIMI olarak lanse edilen Katalanlar için iyi bir sezon olmadı. Lig şampiyonluğunu ezeli rakibi Real Madrid'e kaptıran Barca, Şampiyonlar Ligi’nde de yarı finalde Chelsea karşısında elenmekten kurtulamadı… Tek teselli ise Messi’nin bir sezonda atılan en çok gole ulaşması (69) oldu…
  • DORTMUND EFSANESİ… Klopp bu başarının baş mimarı. Göreve geldiği 2008 tarihinden itibaren Dortmund’un sadece ‘adının’ kaldığı bir ortamda adeta ‘uyuyan dev’i ayağa kaldırdı. En büyük rakibi Bayern Münih’i son 2 sezonda toplam 5 maçta da mağlup etti. 2 defa üst üste Bundesliga şampiyonluğu yaşadı ve son olarak Almanya Kupası’nda Bayern’e 5 attı…
  • Arda ve A.Madrid. Müthiş ikili… Avrupa’daki gururlarımızdan Arda Turan’ın sezon başında transfer olduğu A.Madrid ile ilk yılında UEFA Kupası’nı kazanması da hem kendisi için hem de bizler için büyük bir mutluluk oldu. Kuşkusuz bu büyük başarı da dünyanın en iyi 3 golcüsünden biri olduğuna inandığım Falcao’nun da büyük bir rolü vardı…
  • ve Sarı Denizaltılar KÜME DÜŞTÜ!!! Nilmar, Rossi, Cani, Senna gibi yıldızların olduğu Villarreal kendi kaderini kendi çizdi ve son haftada sahasında ağırladığı A.Madrid’e kaybedince ikinci lige düştü. Daha geçen sezon UEFA Yarı Finali, 3 sezon önce de Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali oynayan takımın bu noktaya gelmesi futbolseverler için büyük bir ‘şok’ oldu. Şüphesiz bu hazin vedayı sonuna kadar hakettiler. İşin daha da garip tarafı, ‘B’ takımlarının mücadele ettiği ikinci ligden de düştüler. Kural gereği bir takımın hem ‘A’ hem de ‘B’ takımı aynı ligde oynayamadığı için ‘B’ takımları da 3.lige düşmüş oldu…
  • Sezona Frank de Boer ile kötü bir başlangıç yapan ve  13.haftaya gelindiğinde lider Alkmaar’ın 14 puan gerisinde kalınca hiçbir otorite Ajax'ın şampiyon olacağına ihtimal vermiyordu. 14.haftadan lig bitimine kadar oynadığı 21 maçın 18 tanesini kazanıp sadece 2 tanesini kaybeden Ajax, küçük çaplı bir mucizeye imza attı ve bu süreçte PSV’ye 7, Alkmaar’a 11, Twente’ye de 16 puan fark atarak üst üste 2.şampiyonluğunu yaşadı…
  • Almanya’da Köln KÜME DÜŞTÜ!!! Podolski’nin takımı da kendi sonunu kendi hazırlayanlardan… Sezon başından sonuna kadar düşme potasının içinden bir türlü kurtulamayan Köln, ligde oynadığı son 9 maçtan sadece 2 puan çıkartınca 4 sezon aradan sonra tekrar Bundesliga II’nin yolunu tuttu…
  • PARAYLA SAADET sonunda oldu… M.City, büyük dış güçler ile sonunda muradına erdi. Arap sermayesi ile büyük yıldızları büyük paralara tranfer eden Mancini’nin M.City’si tarihe geçecek bir final ile tam 44 yıl sonra şampiyonluk sevinci yaşadı. 90+2 ve 90+4’te buldukları 2 golle QPR takımını 3-2 mağlup eden Mavi – Beyazlılar MANU – Chelsea – Arsenal hegomanyasına SON vererek şampiyon oldu…
  • ve MOURİNHO… Dünyanın bence en iyi teknik direktörü… 4 farklı ülkede lig şampiyonluğu… Porto – Chelsea – İnter ve şimdi de Real Madrid… Sadece bu istatistik bile onun değerini kat be kat artırıyor. Kaldı ki bu takımlardan ikisi ile de ( İnter - Porto) Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Onu tartışmaya bile gerek yok…
  • BAYERN MÜNİH’den söz etmezsek olmaz. Klasik bir kupa takımı… Katıldığı her turnuvada sonuna kadar giden ve en kötü çeyrek final oynama başarısı gösteren, disiplin ve başarının ÖN ADI… Son 11 sezonda Avrupa’da 1 şampiyonluk, 2 Final, 1 Yarı Final ve 3 Çeyrek Final… “Daha ne olsun” sözünün ‘cuk’ diye oturduğu takım ve yukarıda yazdığım 2 finalin biri de bu sezon şampiyonluğa dönüşebilir. 19 Mayıs’ta kendi mabetlerinde Chelsea ile Avrupa’nın en büyüğü olmak için karşılaşacaklar…
  • Bayern demişken Chelsea de mutlak konuşulmalı. Villas Boas ile yaşanan acı tecrübe sonrası göreve getirilen Di Matteo ve Şampiyonlar Ligi’nde finale uzanan fantastik yolculuk... Ligi şampiyon M.City’nin tam 25 puan gerisinde 6.sırada tamamlayınca önümüzdeki sezon için tek umutları Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu oldu. Bir diğer Premier Lig takımı olan Tottenham ligi 4.sırada bitirdi ve normal olarak Ş.Ligi vizesini aldı. Fakat İngiltere’den 4 takımın bu bileti almaya hakkı olacağı için eğer Chelsea, Şampiyonlar Ligi’ni kazanırsa kendisi direkt turnuvaya katılım hakkı elde edeceği için Tottenham, Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyecek. O yüzden 19 Mayıs gecesi tüm Tottenham’cılar Bayern’li :)
  • YEŞİL SAHALARDAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI... Son 15 yılın en iyi 4-5 santrforundan biri olduğunu düşündüğüm Hollanda'lı efsane oyuncu Ruud van Nistelrooy'da futbolu bıraktığını açıkladı. En son Malaga forması giyen büyük golcü hem Manchester Unıted hem de Real Madrid formaları ile gol kralı olmuştu...
  • ve Raul Gonzalez… Nistelrooy gibi son 15 yılın en büyük efsanelerinden en akıllara gelinesi olanlarından (ne cümleydi ya :D)… Real Madrid ile yaşadığı 16 sezon sonunda Schalke’ye giden efsane oyuncunun bu sezon sonu biten sözleşmesinin ardından Katar’ın El Sadd takımına transfer olacağı açıklandı. Onun gibi bir dünya yıldızına bir futbolsever ve Raul hayranı olarak da kariyerine yakışmadığını da eklemeliyim…
Bendeki İSTİSNALAR ve ÖNE ÇIKANLAR bunlardı. Sizlerin de eklemek istedikleri varsa yorumlarınızı beklerim...


Bundan tam 6 ay önce kaleme aldığım yazıya da dikkat çekmek istiyorum. O zamanlardan Montpellier - Juventus - Dortmund - Papiss Cisse - Mourinho - Barcelona - M.City gibi konuşulacak önemli maddeleri o zamandan görüp yazmıştım...
http://www.serdarilefutbol.blogspot.com/2011/12/avrupadan-futbol-manzaralar-01122011.html

twitter @serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR