Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2017 Cuma

2017 - 2018 Kimler Şampiyon Olur?

Geçen sene bu günlerde yine böyle bir konu yazmış ve üst düzey liglerdeki şampiyon olabilecek takımların oranlarını bir bahis sitesinden bire bir alıp derlemiştik. Bu yazıyı şuradan okuyabilir, geçen sene ne kadar sürprizin yaşandığını (özellikle oransal anlamda) görebilirsiniz.

2017 - 2018 sezonunda ise beklentiler neredeyse geçen sene ile bir hayli benzer görünüyor. Misal; Almanya, Fransa, İngiltere, Fransa ve İtalya'da lig şampiyonluklarında bir numaralı favoriler yine aynı takımlar. Şampiyonlar Ligi'nde de aynı takımlar yine en baş favoriler arasında yer alırken, UEFA Avrupa Ligi, La Liga ve Türkiye Ligi'nde en üst sırada başka takımların adları yazıyor.

Sizler de tahminlerinizi en alttaki yorum kısmında yapabilirsiniz. Böylelikle sezon bitiminde ne kadar öngörülü tahminlerde bulunup bulunmadığınızı test edebilirsiniz.

İşte favoriler ve oranları...
2017 - 2018 Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Kim Olur?
 
2017 - 2018 UEFA Avrupa Ligi Şampiyonu Kim Olur?
2017 - 2018 İngiltere Premier Lig Şampiyonu Kim Olur?
2017 - 2018 İspanya La Liga Şampiyonu Kim Olur?
2017 - 2018 Almanya Bundesliga Şampiyonu Kim Olur?
2017 - 2018 İtalya Serie A Şampiyonu Kim Olur?
2017 - 2018 Fransa Lig1 Şampiyonu Kim Olur?
2017 - 2018 Türkiye Süper Lig Şampiyonu Kim Olur?

21 Kasım 2016 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray / Z Raporu

Ülkemizin en büyük derbi maçını geride bıraktık. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de elde ettiği seri 18 maça çıktı ve Galatasaray bir kez daha 2-0'lık sonucun ardından sahadan boynu bükük ayrıldı. Van Persie biri penaltıdan attığı iki golle yıldızlaşırken, G.Saray'ın isteksiz ve sonucu kabul eden futbolu dikkat çekti.

İşte 18 maddelik Z raporu :

1 - Kadıköy'de son galibiyetini 22 Aralık 1999 yılında alan Galatasaray, geride kalan 17 maçta sadece 4 beraberlik çıkartabildi. Sözkonusu 17 maçın sadece 13 dakikasında G.Saray önde olan taraf olmayı başarabildi.

2 - Fenerbahçe, maçın her iki yarısında da kaleye 1'er isabetli şut çekerken ikisi de gol oldu. Buna karşılık G.Saray'ın, 90 dakika boyunca attığı isabetli şut sayısı sadece 1. (Bruma)

3 - Kadıköy'de bu sezon ilk defa bir maç kapalı gişe oynanırken, maçı 44.754 biletli seyirci izledi ve bu sezonun en yüksek rakamına ulaşıldı.

4 - Galatasaray'ın bu maçı kaybetmesinde, oynadığı kötü futbolun ve ruhsuzluğun büyük etkisi vardı. Fakat bunun da altında yatan 'Kadıköy sendromu'ndan başka birşey değil. Yani "ne yapsam da kazanamam" çaresizliğinin sahaya yansımış hali.

5 - Fenerbahçe, ezerek kazanmadı. Rakibinden daha fazla galibiyete inandı, savaştı ve kazandı. Derbi kalitesi vasat düzeyine dahi ulaşamadı.

6 - Yedinci hafta sonunda rakibinden 8 puan farkla önde olan G.Saray, sonrasındaki 4 maçta aldığı 3 mağlubiyetle bugün 11 hafta sonunda F.Bahçe'nin 1 puan gerisinde. 



7 - Çok değil daha 1 ay öncesine kadar 'Riekerink Bey' olarak atılan sloganlar, şimdilerde 'Riekerink istifa'lara kadar geldi. Hollandalı deneyimsiz hocanın maç içerisindeki taktik ve oyuncu dizilişleri, değişiklikleri hep hataydı. Balık baştan kokar. G.Saray'ın teknik adam başarısızlığının altında yine kulübün vizyonsuzluğu yatıyor. Böyle yönetime böyle hoca!

8 - Pereira'nın arkasında bıraktığı enkaz karşısında ilk başlarda bocalasa da, tecrübesiyle sistemi belirleyip taşları yerine oturtan ve Van Persie gibi sürekli "hazır değil, güçsüz" eleştirilerine kulak tıkayıp, oyuncusunu tekrar 'birinci sınıf golcü' mertebesine ulaştıran ve en başta da takıma 'winner' karakterini tekrar kazandıran Advocaat, galibiyetin baş mimarı.

9 - Riekerink, aynı zamanda Kadıköy'de galibiyet yüzü göremeyen 9.teknik direktör olarak tarihe geçti. Daha önce sırasıyla; Lucescu, Hagi, Gerets, Feldkamp, Skibbe, Rijkaard, Mancini, Hamza Hamzaoğlu da bu tecrübeyi yaşadı.

10 - Volkan Demirel, Kadıköy'de oynanan maçlarda ne G.Saray'a, ne de Beşiktaş'a karşı henüz yenilgi yüzü görmedi. G.Saray'a karşı 15 maça çıkan tecrübeli eldiven, bu maçların 10 tanesinde kazanan taraf oldu. Volkan, belki de çıktığı en rahat G.Saray maçını oynadı.

11 - Fenerbahçe, Kasım aylarını seviyor. 2011 yılından bu yana Kasım aylarında oynadığı 19 maçın sadece 5 tanesinde beraberlik alırken, kalan tüm maçları kazanmayı başardı.

12 - Eren Derdiyok, Cavanda, De Jong, Tolga Ciğerci, Serdar Aziz, Skrtel, Neustaedter ve Aatıf kariyerlerinde ilk defa Fenerbahçe - Galatasaray derbisine çıktılar.

13 - F.Bahçe Lens olmadan da maç kazanmasını bildi. Daha önce Lens'in oynamadığı 4 maçta da galibiyet yüzü görememişlerdi. (3B, 1M)

14 - G.Saray ayrıca, sezonun en kötü futbolunu oynamasının yanı sıra, bir maçta ceza alanında en az topla buluşan takım oldu. (2)

15 - Muslera, bu sezon kalesine isabet eden şutların % 75'ini kurtarırken, bu maçta kalesini bulan iki şutta da çaresiz kaldı.

16 - Maçın hakemi Cüneyt Çakır, 8 kez sarı kartını kullanırken, bunların 6 tanesinde G.Saraylı futbolcuları cezalandırdı. İki takımın da beğenisini alamayan Çakır, genel itibariyle çoğu zaman yaptığının aksine - maç sonucuna etki etmeden - iyi bir maç yönetti diyebiliriz.

17 - Tam 5 yıl sonra deplasman yasağının kalkmasıyla, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolseverler, maçı beraber izleme şansı buldular.

18 - Bu galibiyetle F.Bahçe puanını 21 puana çıkartırken, G.Saray 20 puanda kaldı. Beşiktaş ise 27 puanda. İki hafta sonra oynanacak Fenerbahçe - Beşiktaş maçının önemi bir kat daha arttı. O maçın sonucu, ligin şeklini değiştirebilir.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Süper Lig'de İlk 10 Hafta

"İstatistik mini eteğe benzer. Çok şey gösterir ama asıl görünmesi gerekeni göstermez" der Sir Alex Ferguson. Biz şimdilik bu sözü rafa kaldıralım ve hazır Milli maç arası verilmişken, Süper Lig'de ilk 10 haftaya dair şu istatistiklere bir göz atalım ve ilerisi için daha güçlü yorumlarda bulunalım.

....................................

İlk 10 hafta itibariyle, Süper Lig takımlarının galip durumda oynarken topa sahip olma ortalaması %44.2.

- Süper Lig'de galip oynayan takımlar rakibe oranla 50 pas daha az yapıyor. Galipken pas sayısı artan üç takım; Beşiktaş, Karabükspor ve Konyaspor.

- Galip durumda Beşiktaş'ın pas yaparak oynama oranı %2 artarken, Fenerbahçe'nin %4, Galatasaray'ın %7, Trabzonspor'un %11, Bursaspor'un %16 azalıyor.

- İlk 10 haftada hücum bölgesinde en çok pas yapan takım Galatasaray (maç başına 114), ceza alanına pasla en çok giren takım ise Fenerbahçe (11.4).

- İlk 10 hafta rakip ceza alanına en çok top gönderen üç takım Fenerbahçe (maç başına 47.4), Beşiktaş (47.3) ve Galatasaray (46.5).



- Galip duruma geçince rakip ceza alanına gönderdiği top sayısı en çok düşen takım Başakşehirspor (maç başına 48.1'den 27.3'e).

- Aut ve taç atışlarını en çabuk kullananlar Galatasaray (ort. 10.4 sn.) ve Fenerbahçe (11.3), en geç kullananlar Başakşehirspor (17.1) ve Kayserispor (17.2).

- İlk 11 istikrarı en yüksek takım Galatasaray (5 maçta aynı 11). Her maça farklı 11'le çıkanlar ise Alanyaspor, Beşiktaş, Osmanlıspor ve Karabükspor.

- Cenk Tosun (Beşiktaş), ilk 10 maçta rakip ceza alanında topla buluşma (55), isabetli şut (18) ve gol (6) listelerinin zirvesinde.

- İlk 10 haftada en çok orta yapan oyuncu Quaresma (Beşiktaş, 96), akan oyunda en çok orta yapan oyuncu ise Candeias (Alanyaspor, 58).

- Yaptığı ortalar şutla en çok tamamlanan oyuncu Batalla (Bursaspor, 14), gelen ortaları şutla en çok tamamlayan oyuncu ise Adem Büyük (Kasımpaşaspor, 12).

- En fazla gol asisti yapan oyuncu Volkan Şen (Fenerbahçe, 5), en fazla şut asisti yapanlar ise Batalla (Bursaspor, 24) ve Bruma (Galatasaray, 24).





Tüm istatistikler; http://tr.matchstudy.com/ dan alınmıştır. İlk olarak devre arasında, sonrasında da ligin sonunda bakalım istatistikler nasıl değişecek? Bekleyip, göreceğiz...

27 Temmuz 2016 Çarşamba

2016 - 2017 Kimler Şampiyon Olur?


2016 - 2017 sezonunun başlamasına sayılı günler kala, Avrupa'nın tüm üst düzey futbol organizasyonlarında kimler şampiyon olur? sorusuna cevaplar bulma adına sizlerin de görüşlerini merak ediyorum. Malum, geçen sezon İngiltere'de sürpriz bir şekilde Leicester City şampiyon olurken, diğer majör liglerde ve Şampiyonlar Ligi'nde herhangi bir büyük sürpriz yaşanmadı. Bu sezon takımlar yine katıldıkları tüm turnuvalarda şampiyon olmak için dev transferlere imza attılar. 

Aşağıda bir bahis sitesinin verdiği seçenekler ve oranları itibariyle konunun altındaki yorum kısmına şampiyon adaylarınızı belirtmenizi rica edeceğim. Her ne kadar liglerinde Bayern Münih, PSG, Juventus takımları favori görünse de diğer liglerdeki rekabetin dozu ve Leicester City örneğini düşündüğümüzde yine kıyasıya bir sezon bizleri bekliyor olacak.

Bakalım yıl sonunda kimlerin tahminleri daha başarılı çıkacak? Haydi tahminlere...


2016 - 2017 Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Kim Olur?
2016 - 2017 UEFA Avrupa Ligi Şampiyonu Kim Olur?

2016 - 2017 Fransa Lig 1 Şampiyonu Kim Olur?
2016 - 2017 Türkiye Süper Lig Şampiyonu Kim Olur?
2016 - 2017 İspanya La Liga Şampiyonu Kim Olur?
2016 - 2017 Almanya Bundesliga Şampiyonu Kim Olur?
2016 - 2017 İtalya Serie A Şampiyonu Kim Olur?
2016 - 2017 İngiltere Premier League Şampiyonu Kim Olur?



24 Mart 2016 Perşembe

Yabancıların gözüyle 3 büyükler


Yurtdışında bulunan futbolseverlere "Türkiye'de en beğendiğiniz futbol takımı hangisidir?" diye bir soru ile anket yaparak çıkacak sonucu merak ettim ama öncelikli olarak sizlere kısaca Google Plus'tan bahsetmek istiyorum.

Facebook, Twitter, İnstagram kadar belki popüler değil ama Google Plus (Google+) tüm dünyada Facebook'tan sonra en fazla üyesi olan ikinci sosyal medya 'dev'i. Kurulduğu ilk yıllarda bazılarına göre Facebook'u dahi bitirecek gözüyle bakılan Google Plus, kısa zamanda bunu yapamasa da (insanların alışkanlıkları öyle kolay kolay hemen değişmez) sürekli büyüyen görüntüsüyle diğer sosyal medya devlerine göz dağı vermiş durumda. Rakiplerine nazaran en büyük eksiklikleri üye sayılarının fazlalığına rağmen aktif kullanıcıların diğer sosyal medya sitelerine göre az oluşuydu ama bunu da zamanla kırarak aktif kullanıcı sayısında 500 milyonu geçti.

Google Plus uygulamasını yıllardır kullanan birisi olarak, Google Plus'un en kalabalık gruplarından biri olan "Champions League" (Şampiyonlar Ligi) grubunun baş moderatörlüğünü 3 yıldır yürütüyorum. Grubun moderatörlüğünü ilk aldığımda 80.000 üyesi var iken şimdilerde yaklaşık 800.000 üyesiyle çok büyük bir aile oldu. Ülkemizden de yüzlerce üyesi var.


Böyle bir girişten sonra, 22 Mart 2016'da kullanıcıların oylarına sunduğum bir anketin sonucunu sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk 2 gün boyunca grubun en üstüne sabitlediğim ve sonrasında doğal haline bıraktığım anketin sorusu şu şekildeydi :

"Türkiye'de en beğendiğiniz futbol takımı hangisi?"

Şıklara, sırasıyla alfabetik sırayı takip ederek Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ı ekledim. Amacım yurtdışındaki futbolseverlerin eğilimlerini ve düşüncelerini merak etmek, Türk Futbolu'na nasıl baktıklarını gözlemlemek ve daha çok hangi takıma sempati ile baktıklarını tespit etmekti. Doğal olarak içinde Türkiye ibaresi olduğu için ankete katılım nispeten az oldu (şu an 1.600 civarı ama artabilir) ama inanın benim için yine de iyi bir rakam ve katılımın onbinleri bulması halinde de sonucun çok değişeceğini düşünmüyorum.

Anketin sonuçlarına baktığımızda, ülkemizde 3 büyükler olarak bilinen takımların Avrupa ve Dünya üzerinde tanınmalarının ve takip edilebilirlik düzeylerinin artmasının bir numaralı kıstasının Avrupa Kupalarındaki başarıları ve o takıma gelen yıldız transferlerinin olduğu gerçeğini bir kez daha gördük. Ayrıca Türkiye Ligi maçlarının hiçbir şekilde diğer ülkelerde yayınlanmaması da ligimizdeki takımların farkındalık düzeylerini olumsuz etkiliyor. Gerek UEFA ve Süper Kupa Şampiyonluğu, gerekse de Şampiyonlar Ligi müdavimi olma, Fatih Terim, Mancini, Sneijder, Drogba gibi argümanlarıyla G.Saray, tüm Dünya üzerinde en çok tanınan ve daha fazla takipçisi, itibarı olan Türk takımı. Bu iki kere iki dört sonucu kadar kesin ve tarafsız bir gözle de net bir şekilde hissediliyor.

An itibariyle; toplamda 1.609 kişinin oy kullandığı anketin sonuçları...


Buna göre ;

1.609 katılımcının 206'sı (% 13'ü) Beşiktaş, 365'i (% 23'ü) Fenerbahçe ve 1.038'i (% 65'i) Galatasaray lehine oy kullandı. (Oranlar 0,5'ten sonra yuvarlama yapıyor).

Bu arada ankete katılanların yaklaşık % 5'inin Türk kullanıcılardan oluştuğunu da eklemeliyim.

Anket sonucunu (sürekli değişecektir) aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz...

https://plus.google.com/+SerdarS%C3%B6zkesen/posts/Va4hZcPojsV

Sizleri de Champions League grubuna beklerim. Grubun linki burada...

https://plus.google.com/communities/108539860833960024922

15 Aralık 2015 Salı

3 büyüklerin kısa tarifi...

3 büyükler olarak lanse edilen Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın son yıllardaki görüntülerinin kelimelere dönüşmüş hallerini çok güzel özetleyen bu yazıyı görünce hemen sizlerle paylaşayım istedim. 3 büyüklerin saha içi karakteristik özelliklerinin bu denli basit sözlerle direkt olarak insanlara aktarılması takdire şayan ve alkışı hakediyor.


Tariflerin esprili olması ise işin daha özel tarafı. Kimse yanlış anlamasın, maksat biraz gülmek :)

Siz katılır mısınız bilmem. Yorum sizlerin...




28 Ekim 2015 Çarşamba

Portekiz işi...


Ülkemize son yıllarda Jorge Mendes'in sayesinde oldukça fazla Portekizli futbolcu geldi. Çoğundan da istediğimiz verimi bir türlü alamadık desek yalan olmaz. Hatta ödenen paralar ile takımlarına verdikleri faydaları karşılaştırdığınızda en az % 65-70 oranında kulüplerimizin bu konuda zararlı çıktığını söyleyebiliriz.


Fernando Meira                             
Simao Sabrosa
Manuel Fernandes
Ricardo Quaresma
Ariza Makukula
Hugo Almeida
Raul Meireles
Jose Bosingwa
Bruno Alves
Nani

Hepsi de zamanında, hatta azınlığı da olsa hala Portekiz Milli Takımında oynayan oldukça değerli yıldız futbolcular ve hepsinin de genel kariyerleri ortalamanın çok üstünde. Peki ülkemiz futboluna çok fazla değer katamayan bu 10 Portekizli'nin aynı anda Milli takımlarında ilk 11'de oynadığını düşünebiliyor musunuz? Küçük bir araştırma ile yukarıda ismi geçen Portekizlilerin aynı anda ilk 11'de oynadıkları maçların çoğunluğunun 2007 ila 2010 yılları arasında olduğunu görebiliyoruz.

Bu süre zarfında beraber oynadıkları 6 maçı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkemizde Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını giyen, hatta Beşiktaş'ta aynı anda oynayanların sayıca fazla olması sebebiyle kendilerine 'çete' yakıştırması yapılan ve çoğunluğuna hep bir ağızdan "iyi ama yetersiz" yaftası vurulan bu futbolcular bir arada oynadıkları Portekiz A Milli takımında da oldukça başarısız sonuçlar almaları sanırım futbolun doğasına son derece uygun görünüyor. Özellikle gelen oyuncuların hücum ağırlıklı olmaları ve buna bağlı olarak fazla koşmamalarıyla beraber gol yollarında inanılmaz sıkıntılar yaşadıkları da gün gibi görünen bir gerçek. Yukarıdaki 10 Portekizlinin bir arada sayıca en fazla ilk 18'de oldukları maç Finlandiya karşılaşması. Bu maçta Almeida hariç hepsi kadroda görünüyor. İşte o maçlar :







14 Eylül 2015 Pazartesi

Beşiktaş şampiyon olabilir mi?

Böyle bir soru belki size abes gelebilir, hatta ligin 3 büyüğünden biri olan Beşiktaş'ın tabii ki her zaman şampiyonluk yarışında olacağını söyleyebilirsiniz ama son 20 yılda sadece 3 şampiyonluk görmüş ve sonuncusunu altı sene önce yaşamış bir takımdan bahsettiğimizi de unutmayalım. Böyle bir girişten sonra son yıllarda sıklıkla insanlardan duyduğumuz bir nota kulak verelim. Birkaç yıldır sezonun başında ya da sezonun ortasında devamlı bir şekilde hem spor yazarlarının hem de hangi takım taraftarı olursa olsun genelinin söz birliği etmişcesine söyledikleri / yazdıkları bir söylem var :

"Beşiktaş, ligin en iyi futbol oynayan, seyri en hoş takımı ve dikine oynayabilen, yaratıcı oyuncularıyla da ligin en kollektif takımı. Hatta bunu sürdürebilirlerse de şampiyonluğun en güçlü adayı."

Nedense medya - yazar - taraftar üçgeninde bu kadar övülen, futbolcuları ve teknik adamı göklere çıkarılan bu takım ilerleyen haftalarda - özellikle ligin son düzlüğünde - tökezliyor ve şampiyonluğu ezeli rakiplerine kaptırıyor. Bırakın kaptırmayı lig ikinciliği de gidiyor ve sezonu üçüncülük - beşincilik arası bir yerde tamamlıyor. Bununla birlikte Şampiyonlar Ligi treni kaçırılıyor, devamlı olarak UEFA kontenjanından Avrupa yolları aşındırılıyordu ( 2013-2014 sezonunda ligi üçüncü sırada bitirdi ama F.Bahçe'nin cezası sebebiyle Şampiyonlar Ligi'ne katıldı). Beşiktaş'ın son şampiyonluğunun üzerinden tam 6 sene geçti. Bu altı sene içerisinde Beşiktaş ligi üç kere 3., iki kere 4. ve bir kere de 5.sırada bitirerek tam bir hayal kırıklığı yaşattı taraftarlarına. Onun da ötesinde tüm tahmincileri yanılttı.


2015 - 2016 sezonuna, yıllarını futbola vermiş ve Türk futbol tarihinin en başarılı 3 teknik adamından biri olan Şenol Güneş ile iddialı bir şekilde giren Beşiktaş, ilk 4 haftası geride kalan ligde Fenerbahçe ve Trabzonspor'un bir puan gerisinde 3.sırada olmasına rağmen yine çoğunluğa göre ligin en pozitif oynayan takımı ve geçmiş iki senelik Bilic tecrübesine göre daha saldırgan, daha golü koklayan ve isteyen bir takım hüviyetinde. Zira Slaven Bilic ile ilk sezonunda 53, geçen sezon ise toplamda sadece 55 gol atıp 1,60 gol ortalaması tutturabilen Beşiktaş'ın bu sezon ligin ilk dört haftasında attığı 12 gol ile maç başı 3 gol ortalamasına sahip olması hem kendilerine özgüven sağladı, hemde rakiplerinin gözlerini korkutmaya yetti. İlk dört haftalık periyotta rakiplerinden Galatasaray 2, Fenerbahçe ise 1,5 ortalamada kaldı. Ligin sonunda ne olur bilinmez ama bu defa Beşiktaş'ın hem teknik direktörünün tecrübesi, hem takımdaki kadro kalitesinin 'son yılların en iyisi' olması gibi etkenlerle beraber sezon sonunda ipi göğüsleme şansının daha fazla olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Slaven Bilic ile iki yılda tek bir derbi kazanamamasının direkt olarak şampiyonluğa etki etmesi, Şenol Güneş'in üzerinde en çok kafa patlatacağı ve üstesinden gelmesi gereken dersi olacak. Şenol Güneş, her ne kadar Bilic gibi takımın stadı olmaması gibi bir handikapı yaşayacak olsa da stadın hazır hale geleceği ligin ikinci yarısı ile beraber bu açığı lehine çevirebilecek bir joker hakkına da sahip.

Beşiktaş taraftarının son 20 yılda gelen sadece 3 şampiyonluk sonrası (1995, 2003 ve 2009) şampiyonluğa aç olması, İnönü stadının yeniden inşasıyla görkemli bir arenaya sahip olacak olması ve ligin ofansif anlamda en üretken yapıda bir kadroya sahip olması gibi etkenler Beşiktaş'ı özlediği şampiyonluğa pekala itebilir. Slaven Bilic ile olan 1-0'dan sonra geriye yaslanma, skoru koruma hastalığına gerekli teşhisi koyup, 'Güneş etkisi' ile resmen kabuk değiştiren bir yapıda 2-0, hatta gerekirse 3-0'ı yakala mantığını başarılı bir şekilde takıma empoze eden Şenol Güneş ve ekibi bu tarihi fırsatı nasıl değerlendirecek, hep beraber göreceğiz.


Takımın yeni maestrosu Oğuzhan'ı, bitmek bilmez enerjisi ile Olcay'ı, çilingir Sosa'sı, akıllanmış bir Q7'si ve sadece futbola konsantre olan Gökhan Töre'si ile... Beşiktaş'a gelmiş geçmiş en iyi nokta santrfor olduğunu düşündüğüm 'bitirici vuruş harikası' Mario Gomez'i, fırsat bulduğunda bir gol kralı olabilecek kapasiteye sahip olan Cenk Tosun'u ile... Geçen sezona göre daha iyi yer tutan ve güven veren Tolga Zengin'i ile... Ligin ikinci yarısında transfer yapılmasa bile yeni transfer kıvamında olacak Veli Kavlak ve Tolgay Arslan'ı ile... Geçmiş yıllara nazaran yedek kalsa da bu defa daha üretken ve ısıran Kerim Frei ile... Takımda şimdilik tek alternatifi olmayan ve her maça taraftarlarının nazar boncuğu / duasıyla çıkan görev adamı Atiba'sı ile... Savunmada her ne kadar tam oturmasalar da çok da açık vermeyen Rhodolfo ve Ersan'ı ile... Geçmişte sürekli SOS verdikleri savunmanın beklerinde 'kademe' bilgileri ile istikrarlı futbol oynayan Tosic ve Beck'i ile Beşiktaş şampiyonluğu yine sonuna kadar kovalayacaktır.

Rakiplerinden özellikle Fenerbahçe'nin oldukça geniş ve rotasyonlu kadrosunun varlığı Beşiktaş'ı en zorlayacak takım görüntüsü veriyor. Zira en önemli dezavantajlarının ülke futbolunu yeteri kadar tanımayan Pereira olsa da bunu oldukça kaliteli ayaklara sahip olan Van Persie, Nani, Markovic, Volkan Şen, Fernandao  ve Ozan Tufan gibi direkt sonuca etki eden futbolcularıyla örtmeye çalışan ve bunda da kısmi şekilde başarılı olan Fenerbahçe'nin ilerleyen haftalarda vitesi daha yükselteceği de net bir gerçek.

Geçen sene sonradan açılan Galatasaray'ın ne yapacağını şimdilik kestirmek güç ama onlar da Sneijder ve Muslera gibi iki şampiyon adamın artacak performanslarının yanına en az iki ekstra performans gösterecek (geçen sezon Yasin + Selçuk) futbolcu bulabilirlerse yarışta sonuna kadar bende varım diyecektir. Melo'nun boşluğu, Hamza Hoca'nın yeteri kadar kendini takıma verememesi, Dursun Özbek ve taraftar arasındaki soğukluk, Şampiyonlar Ligi'nin getireceği psikolojik ve mental yorgunluk gibi parametreler onlar için ligin önemini belirleyici etkenler olacaktır.

4 Eylül 2015 Cuma

Mario Gomez - Van Persie / Euro 2012

Çok değil sizleri 3 yıl öncesine götürmek istiyorum, Euro 2012'ye...

Bizim ülke olarak Euro 2008'deki yarı finalimizden sonra hiçbir büyük turnuvaya katılamadığımızı biliyorsunuz. Euro 2012'de bunlardan birisiydi. Yine 4'erli 4 grup vardı şampiyonada. Turnuvanın ağır abisi ve favorilerinden Almanya'nın grubu oldukça güçlüydü. Hollanda, Portekiz ve Danimarka. Hepsi de kağıt üstünde güçlü sayılırdı. Biraz Danimarka sırıtıyor gibiydi ama böylesine üst düzey bir turnuvada kimin ne zaman ne yapacağının belli olmayacağı gerçeğini biz zaten Euro 2008'de Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan karşısında tüm dünyaya göstermiştik.

Almanlar, Cristiano Ronaldo tehditine rağmen Hollanda ile beraber grubun favori iki takımıydı. Grubun ilk maçında Danimarka ile oynayan Almanlar, Lukas Podolski ve Lars Bender'in golleriyle rakibini zor da olsa 2-1 yenerek turnuvaya başlamıştı. Portakallar ise ilk maçtan hayal kırıklığı yaratıyor ve Ronaldo'yu durduramayınca sahadan 2-1'lik yenilgiyle ayrılıyordu. Benim sizlerle asıl paylaşacağım konu ve maç ise grup ikinci maçı. Almanya ile Hollanda grubun kritik maçı için sahnedeydiler. Bert van Marwijk önderliğindeki Portakallar için tamam mı devam mı niteliğinde bir maç oynanacaktı. Almanlar ise beraberliğe asla hayır demezdi.


Joachim Löw, takımına o kadar güveniyordu ki, neredeyse 4 forvetle sahadaydı. Şüphesiz bu taktik düzeninde Hollanda'nın rakibinden korkmaması imkansızdı. Forvette şimdilerin Beşiktaşlısı, o zamanın Bayern Münih'lisi Mario Gomez ve Köln'den Arsenal'e transferi gündemde olan, şimdilerin G.Saray'lısı Lukas Podolski var. Hemen arkalarında kanatlarda Mesut Özil ve Thomas Müller. Orta alanda merkezde ise Sami Khedira ve Bastian Schweinsteiger var. Hollandalıların da böylesine tehlikeli bir rakibine karşı son kozunu oynaması münasebetiyle onlar da 4-2-4 ya da bir nevi 4-2-3-1 düzeni ile sahaya çıktı. İleri uçta o zamanlarda Arsenal'den ayrılması gündemde olan, şimdilerin F.Bahçelisi Robin van Persie, hemen arkasında o zamanın İnter'lisi, şimdilerin G.Saray'lısı Wesley Sneijder, Arjen Robben ve İbrahim Afellay. Orta merkezde ise Mark van Bommel ve de Jong ikilisi var. Hatta 83'te oyuna eski F.Bahçeli Dirk Kuyt'ta dahil oldu. İki takımın da kadroları, hücum güçleri muazzam yeteneklerle doluydu.

Şimdilerde Ada'da M.Unıted forması giyen Schweinsteiger'in 2 usta işi asist yaptığı maçta Mario Gomez rakip fileleri ilk yarıda iki kez havalandırınca, Portakallar için artık yolun sonu oldukça yakın olmuştu. Gomez'in özellikle ilk golde topu alışı, dönüşü ve vuruşu birinci sınıf santrfor işiydi. İkinci yarıda skoru korumaya çalışan bir Almanlar ve erken gol ile umutlanmak isteyen ve saldıran bir Hollanda vardı sahada. Nitekim bu saldırı 73'te cevap verecek ve van Persie kendisine has oldukça usta işi bir gol atacaktı. Fakat kalan dakikalarda sonuç değişmeyecek, Hollanda daha ilk grup aşamasında Avrupa Şampiyonası'na veda edecek, Almanlar ise yarı finalde belalıları İtalya'ya hem de Balotelli'nin iki golü ile boyun eğecekti. Fakat Almanlar bir sonraki üst düzey turnuvada, Brezilya'daki 2014 Dünya Kupası'nda hem de Messi'li Arjantin'i mağlup edecek ve kupa özlemini giderecekti.

.................................

Ülkemize ilk transfer olduklarında Mario Gomez mi Robin van Persie mi? soruları çok soruluyordu. Zaman geçtikçe yine sorulmaya devam edecek. Belki sorunun cevabında asla genel bir uzlaşı olmayacak ama biz yeter ki onları küstürmeyelim ve onların etinden sütünden sonuna kadar faydalanalım. Çünkü onlar gibisi yakın zamanda bir daha gelmeyebilir...

                                           İşte Gomez'li, Van Persie'li o maçın golleri....

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Falcao, Chelsea'de Başarılı Olabilir Mi?

2003'de Roman Abramoviç gibi bir milyarderin Chelsea kulübünü satın alması ile başlayan yolda, Chelsea bugüne kadar milyar dolarlık transfer harcaması yaptı ve şu an dünyanın en prestijli futbol kulüplerinden biri haline geldi. Şüphesiz bu makamına direkt etki eden en büyük temel taş belki de Jose Mourinho. Onun görev aldığı zamanlarda her ne kadar Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayamasalar da Premier Lig'de Manchester Unıted'ın hegomanyasına son verdiler. Arsenal'i her fırsatta geçtiler. Manchester City ise henüz 5-6 yıllık dönemde çıkışa geçti.

Abramoviç ile Chelsea bu süre zarfında o kadar hatalı transferler yaptı ki kulübün zararı astronomik rakamlarda. Özellikle forvet mevkiisinde lüzümsuz sayıda transferler yapıldı. Transfere harcanan para ve o transferden maximum faydalanabilme aralığında genel olarak sınıfta kaldılar. Belki de bir tek Didider Drogba gibi bir Chelsea efsanesi aldığı paranın hakkını verdi, hem de fazlasıyla...


Abramoviç'in geldiği 2003 / 2004 senesinden bu zamana kadar, yani 12 senelik süre baz alındığında transfer edilen forvetleri kendimce mercek altına aldım. İyi bir santrforun 2 maçta 1 gol atmasının bonservis / performans başarı aralığı anlamında yeterli olabileceği kanaatine vardım ve bunu dakikaya vurduğumuzda 180 dakikada bir gol atması gerektiği sonucuna ulaştım.

Drogba'nın yanında kısa süreliğine takımda kalsalar da istatistik bazında çok da kötü oynamayan (fakat taraftarların beklentilerine tam olarak cevap veremeyen) Crespo ve Shevchenko gibi isimler de maalesef arada kaynadılar. Anelka ise bir sezon gol kralı olmasına rağmen görev aldığı süre ile ters orantılı attığı golle benim için sınıfta kaldı. Başta 50 milyon sterline alınan Fernando Torres, Adrian Mutu, Mateja Kezman, Claudio Pizarro, Victor Moses gibi isimler tam anlamıyla yanlış transfer olarak göze çarptılar. Beşiktaş forması giyen Demba Ba ve bu sezon Antalyaspor ile yeni bir maceraya yelken açacak olan Samuel Eto'o ise tam sınırda kaldılar. Belçika'nın son dönemlerde yetiştirdiği en büyük golcü olan Romelu Lukaku ise Jose Mourinho'nun kariyerinde yaptığı en büyük hatalardan biri oldu. Gerek kiralık, gerekse de sonradan bonservisi ile beraber verildiği kulüplerde Lukaku onlarca gol attı ve Portekizli teknik adamı bin pişman etti. Geçtiğimiz sezon takıma katılan Diego Costa ve Loic Remy ise ilk sezonlarında vasatın üzerinde hatta gayet iyi bir performans çizdiler.

Peki geçtiğimiz sezon Manchester Unıted'ta kiralık olarak forma giyen ve bu sezonun başında mavilerle anlaşan Kolombiya'lı Radamel Falcao, Chelsea'de bu sezon nasıl bir performans çizecek? Bekleyip göreceğiz. Bundan 2-3 sene önce Avrupa'nın en kaliteli 3 santrforundan biri olan Falcao, muazzam Porto ve Atletico Madrid kariyerinden sonra Monaco'da başarılı çizgisini nispeten devam ettirdi ama Van Gaal'in Manchester'ında vasat düzeyine bile yaklaşamadı. 17'si ilk 11 olmak üzere toplam 29 maç oynadı ve sadece 4 gol atabildi. Tekrar kariyerinde çıkışa geçmesi gereken Falcao açıkçası şu an bitik vaziyette. Ne morali ne de o eski yırtıcılığından eser yok.

Umarım biz yanılırız da Chelsea, 2012 - 2013 sezonunda A.Madrid'de yan yana oynayan ve toplamda 51 gole imza atan Diego Costa ve Falcao ile gerek Ada'da gerekse de Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olur. Hem o zamanki A.Madrid'de; şimdiki Chelsea'de olduğu gibi kalede Courtois ve savunmada Filipe Luis'de vardı...





















Yukarıdaki listede yer alan 15 futbolcudan 5 tanesinin ülkemizde forma giymesi de ilginç bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor...

NOT : Süre alınan dakikalarda 5-10 dakika fark olabilir. O kadar da olsun :)

25 Mart 2015 Çarşamba

Emre Belözoğlu Kim?

En kötüsüde ne biliyor musun Emre?

Sen bir gün futbolu bırakıp, birkaç sene geçtiğinde ve seni tanımayan bir jenerasyon, seni büyüklerine (babasına, abisine, yakınına) sorduğunda;

- Emre Belözoğlu nasıl bir futbolcuydu?

Verilecek tek bir cevap olacak biliyorsun di mi?

"Agresif, kabadayı, ırkçı, küfürbaz, sınır tanımayan ve asla hatasını kabul etmeyen kindar bir futbolcu..."

.......................................


"Burası Kadıköy, kimse 'dayı'lanamaz" dedin ya Bilic'e karşı. İşte o an çok güldüm :) Sen ki ilk maçta Olimpiyat Stadı'nda da o kendine yakıştırdığın 'fuck off'ları peşi sıra Bilic'e etmemiş miydin? Demek ki hafızan bir hayli gitmiş. Sen en iyisi futbolu bırak, hem o nefret kusan dilin dinlenir hem de ruhun dizginlenir belki. Hem özür dileme yeteneği dahi kazanabilirsin, kim bilir?

O kadar çok küfür ettin ki saha içinde, artık derbi günleri gece spor programları izlemekten korkuyoruz. Prime time zamanında normal kanallarda böyle küfürler olsa TV'ler kapatılır, ceza alır. Ama sen küfür edince hakemler 3 maymunu oynuyor, TFF 'bana ne' diyor, Fener yorumcuları ve taraftarları zaten maç sonucuna endekslenmiş vaziyette galibiyeti kutluyor ve bir yüz kızartıcı suç daha hasıraltı edilmeye çalışılıyor.

Yazık, hala bu futbolcuyu oynatan yönetimlere... Yazık o yönetimlerin ceza vermeyerek ödüllendirdiği ve o futbolcunun da bu ödülle daha bir gaza gelip şovuna devam etmesine... Bunlar hep Aziz Yıldırım'ın oyunları. Alex de Souza gibi bir Fenerbahçe efsanesine yaptıklarına bir bak, bir de Emre gibi küfürbaz bir futbolcuya tanıdığı sınırsız toleransa bak? Nereden nereye...

A Milli Takım'da da artık yerin olmamalı, olamaz da. Sabıkası, çirkin işlerden dolayı +18 kıvamında olan bir adamı hele bir de kaptan olarak sahaya çıkartacak teknik adamın da adalet duygusunu sorgularım ben. Gerçi o adalet kimde var ki?

........................................

Emre Belözoğlu kim?

a) Futbolcu
b) Kabadayı
c) Şovmen
d) Küfürbazın önde gideni
e) Hakem
f)  HEPSİ...

..........................................

Yazacak daha çok şey var ama...

Gerisi bende kalsın...

"Erdemli insan, hatalarının karşılığında mutlaka özür diler ve tekrar yapmamak için elinden geleni yapar..."

23 Eylül 2014 Salı

Bu Da Mı Gol Değil?

Futbolda kale direklerinin yüksekliği 2,44 genişliği ise 7,32 metredir ve bu günlerde iki direk arasında bulunan çizgiyi geçen topu göndermek oldukça güç bir hal almış durumda. Öyle ki; kağıt üstünde muazzam bir hücum gücü olan çoğu takım GOL konusunda oldukça cimri, daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla başarısız.

Ülkemizde özellikle şampiyonluğa oynayan 3 büyüklerin oynadıkları nispeten kötü futbolla paralellik gösteren 'skor üretememe' hastalığından takımların Avrupa performansları ve hatta Milli Takıma kadar sıçrayan (İzlanda 0-3) bu olumsuz tablonun kısa sürede "sihirli bir el" değmesi sonucu derhal standart bir seviyeye çekilmesi şart. Taraftarların da bu konuda oldukça şikayetçi olduğu ve günden güne ülke bazında futbolun kabak tadı verdiği bir ortamda, özellikle teknik adamların en çok bu konuda ders çalışması ve mesailerini bu yönde yapmaları şart... 



Tabloda yer alan takımlardan sadece ilk 4'deki 3 takımın, ülke ortalamalarının üzerinde gol attığını düşündüğümüzde 'gol sorunu' sadece bizim ülkemize has bir durum değil, aynı zamanda Avrupa'nın büyük bütçeli takımlarının da kanayan yarası durumunda. Lewandowski, Müller, Higuain, Berbatov, Rooney, Van Persie, Dzeko, Llorente, Balotelli, İmmobile, Mandzukic gibi yıldızların gol sorunu çektiği bir Avrupa'da; varsın Burak Yılmaz ofsayta yakalansın, Sow - Emenike altıpastan auta atsın, Cenk Tosun zoru başarsın :)

Aslında aşağıdaki 'kısır' tabloya baktığınızda "1-0 olsun bizim olsun" mantığının da tekrar moda haline geldiğini istatistikler net bir şekilde bizlere gösteriyor. Bu alanda özellikle Juventus, Beşiktaş, Roma gibi takımlar belki liglerinde çok iyi yerdeler ama topu ağlarla buluşturma konusunda çok ama çok zorlanıyorlar. Öte yandan Guardiola'nın Bayern Münih'inin de aylar geçtikçe sürekli azalan bir performans göstermesi, Monaco'nun yıldızlarını satması sonucu ligde düşme hattına kadar gerilemesi ve Napoli'nin bir türlü geçen sezonun ritmini yakalamaması yine 'skor üretememe'nin getirdiği sıkıntılar. 

Tablonun en üstündeki 5-6 takımı saymazsak diğer 'dev' takımların hemen hepsinin bu hayal kırıklığı performanslarında belirleyici nedenler var. Sakatlıklar, Dünya Kupası sonrası yaşanan form tutamama, teknik adam değişiklikleri vs. olsa da yine de söz konusu takımların ellerindeki hücum güçleri kendi liglerindeki diğer takımlarla kıyaslandığı zaman adeta 'uçurum' kelimesi ile eşdeğer bir fark yaratıyor ki, buna rağmen bu ortalamalar tam anlamıyla fiyasko.

Tabloda sadece 3 takımın (Real Madrid - Chelsea ve Milan) kendi lig ortalamalarının üzerinde gol atması da sizleri yanıltmasın. Zira Real Madrid bir maçta 8 gol, Chelsea bir maçta 6 gol ve Milan bir maçta 5 gol attılar. 



Eminim ki, ilerleyen haftalarda bu ortalamalar bir şekilde artacaktır ama 2014 - 2015 sezonunun ilk 1 aylık dönemi futbolun meyvesi 'gol' anlamında fazlasıyla kısır ve durağan geçti...

Orta, şut ve yine aut...

Off ya, buda mı gol değil? :)

4 Eylül 2014 Perşembe

İlk Hangi Teknik Direktör Kovulur?

Ülkemizde 2014 - 2015 sezonu henüz başlamışken bir bahis sitesinde açılan "2014 - 2015 sezonunda Türkiye Süper Ligi'nde ilk olarak hangi teknik direktör kovulur?" adlı bahisleri ve oranları görünce sizlerle paylaşayım dedim :) Malum, Türkiye'de her sezon devre arası gelmeden istediği başarıyı yakalayamayan birkaç takım, suçu teknik direktörde arayıp çareyi de en kolay yol olan onları göndermekle buluyorlar.

Yılmaz Vural'ın açık ara ülkede en çok takımı çalıştıran teknik direktör olduğu ülkemizde, sözkonusu bahis sitesi, bu alanda Kayseri Erciyesspor'u çalıştıran Bülent Korkmaz ile Torku Konyaspor'un başındaki Mesut Bakkal'ı ilk tercihlere almışlar. Aynı şekilde 4 büyüklerin hocaları da bahislerde en sonlarda görülüyor.

Peki sizler ne düşünüyorsunuz?

Sizce ilk hangi teknik direktör kovulacak?


7 Nisan 2014 Pazartesi

Futbolun Katilleri : Melo & Emre

Artık sabrımız, tahammülümüz kalmadı... 

Siz futbolu bırakmayacaksınız, bari bu ülkeyi bırakın da gidin... Çirkefliğinizi, saha içindeki saygısız hareketlerinizi, gereksiz saldırganlığınızı ve içinizdeki hayvani duyguları gidin başka bir ülkede açığa çıkarın.

Sizi çekmek zorunda değiliz, sizin olduğunuz her maç kirli, her temiz futbolcuyu dahi kendinize benzetmeye çalışıyorsunuz. Siz futbolun kara yüzlerisiniz. Siz futbolun katilleri, holiganların baş sevgililerisiniz...

Bir değil, iki değil, üç hiç değil... Size çanak tutan yönetimler, her hatanız karşısında size sahip çıkan taraftar grupları oldukça sizi temizlemek hiç kolay olmayacak belki ama biz sizi çoktan sildik, adınızın yanına kocaman bir çarpı işareti yapıp adınızı karaladık. Sizin olduğunuz heryer karanlık, heryer kirletilmiş...

İnsanlar temiz futbol istedikçe sizler ahlaksızca kah hakem görmeden kah oyundan çıkarken kah hakemin gözü önünde ahlaki sınırları aşarak kendinizce ahkam kestiniz, taraftarları gaza getirip kendilerinize benzetmeye çalıştınız. Sizler yüzünden insanlar birbirlerine düşman oldular, bir kitleyi göz göre göre nefret duyguları ile donattınız...
Artık yaptıklarınızın kabul edilebilir, sabır gösterilebilir bir yanı kalmadı. Derhal yönetimlerin, teknik adamların bu 2 futbolcuyu ihraç etmeleri ve süresiz kadro dışı bırakmaları gerekir. Biliyorum bu olmayacak ama en azından taraftarlarının kalbinden artık sökülmeliler. Bugün maç kazandık diye olanları görmezden gelmek sadece holiganların, gözü dönmüş fanatiklerin yapacakları davranıştır, lütfen onlar gibi olmayın, futbolu kirletenlerle aynı tarafta olmayın!!


Sizler ki; Türkiye dışında futbol hayatını sürdürdüğünüz ülkelerde bu kadar futbolu kirletmediniz, fair play sınırlarını bu denli aşmadınız, saha içinde en azından görevlerinizi yaptınız. Peki ne oldu da, bu ülkede saha içinde birer canavar haline geliyorsunuz? Sizleri bu denli gözleri dönmüş hallere kimler getiriyor? Hiç bu soruyu kendinize sordunuz mu? Soramadıysanız zaten düzelemezsiniz, sizlerin hali içler acısı. Hekimler bile çaresiz, o halde reçeteniz belli : "Bu ülkeden gidin!!!"

Masum tek bir yanınız bile yok... Maçı konuşacağımıza hep sizleri konuştuk, sizlerin yaptıklarını anlatmaktan diğer saha içi güzellikleri göremez olduk. Saha içinde neredeyse her pozisyonun içindeydiniz. Maçlarınızı yöneten hakemlerin her zaman kabusu oldunuz, aklı selim karar vermelerini zorlaştırdınız, herkesi yoldan çıkardınız, azalarak bitin artık!!!

Bundan sonra sizi alkışlayanlarla, yaptıklarınızı görmeyen taraftarlarla, sizleri kollayan kulüp yönetimleri ile işimiz olmaz. Siz bu ülke futbolunun kamburusunuz. Siz profesyonel olamazsınız. Siz futbolu bıraktığınızda asla iyi hatırlanmayacaksınız, acı ama gerçek o ki, daima kötü sözlerle yad edileceksiniz. Artık herkes şapkayı önüne koymalı ve futbolcusunu sorgulamalı...

Yol yakınken, madem kulüpleriniz sizi gönderemiyor, güçleri size yetemiyor; bari siz bu ülkeden gidin, kimse sizleri çekmek zorunda değil. Kimseyi tahrik edip kendinize benzetmeye hakkınız yok. Futbol bir oyun ve siz bu oyunun kötü adamlarısınız. 

twitter.com/serdarsozkesen

27 Şubat 2014 Perşembe

BayBaReal

Farkında mısınız dicem ama elbette farkındasınızdır...

Endüstriyel futbolda artık, küçük takımların, orta ölçekli kulüplerin pek bir esamesi kalmadı. Artık büyük organizasyonlarda sürpriz arayışlarımız, beklentilerimizde bitti, bitiyor...


Juventus, Milan, Roma, Liverpool, Lyon gibi kupanın her daim gediklilerinin artık Avrupa'nın 1 numaralı futbol organizasyonunda ne saygınlıkları kaldı, ne de isimleri. Artık onlar sadece tarih kitaplarında yer alıyorlar. Büyük balıklar, küçük balıkları yedi ve bir daha izin verene kadar da midelerinden çıkma şansları pek yok gibi...


Ne yana baksak aynı takımların, diğerlerini fazlasıyla ezdiği ve kağıt üstünde zor gibi görünse de gerçekte kolaylıkla sonuca gittiği maçları seyreder olduk...


Öyle bir Şampiyonlar Ligi 2.tur ilk maçlarını izledik ki, neredeyse rövanş maçlarının pek bir kıymeti kalmadı. Favorilerin hemen hemen tamamı için ikinci maçlar formalite tadında olacak. Yazımın başında sanki gizli bir şifreymiş gibi görünen kelime, Avrupa'nın futbol anlamında en mükemmel 3 takımının kısaltılmışıydı oysa. Ya da nam-ı diğer Bermuda Şeytan Üçgeni'nin futboldaki tam karşılığıydı...


Bayern Münih - Barcelona - Real Madrid (BAYBAREAL)

Onların kimseye acıması yok. Hem de mekan farketmiyor, önlerine ne gelse ezip geçiyorlar. Rakiplerine saygıları da yok, az ile asla yetinmiyorlar...


Avrupa'nın şu an tartışmasız en iyisi Bayern Münih, kupanın gediklilerinden Arsenal'i hem de mabedinde Londra'da güle oynaya 2-0'la geçerken, Barcelona'da son yılların en iyi Manchester City'sini yine İngiltere'de 2-0'la zorlanmadan mağlup etti. Bir diğer İspanyol Real Madrid'de hiç şansının tutmadığı Almanya'da bu defa tam yarım düzine gol atarak döndü Schalke'den...


Ha unutmadan bir de PSG ve Dortmund var ki, 1-2 yıl daha böyle devam ederlerse onlar da kareasın kalan eksik parçasını dolduracaklar gibi. Baksanıza PSG'nin, Leverkusen deplasmanında, Dortmund'un da Zenit deplasmanında attıkları 4'er gol, orantısız gücün ne anlama geldiğinin kanıtı gibiydi.

Bu mudur futbol anlayışınız, bu mudur futboldan alacağımız keyif? Gidişat hiç iyi değil. Sonucu belli olan maçları izlemek istemiyoruz. Rekabet istiyoruz. Kora-kor futbolu özlüyoruz...

Acaba şu aşağıdaki takımları ya da bunlarla denk kuvvetteki takımları bir daha son 8 arasında görecek miyiz, ne dersiniz?


2001 Galatasaray... Çeyrek final oynamıştı

2002 Leverkusen...Final oynamıştı
2003 Ajax... Çeyrek final oynamıştı
2004 Porto... Kupayı kazanmıştı
2005 PSV Eindhoven... Yarı final oynamıştı
2006 Villarreal... Yarı final oynamıştı
2008 Fenerbahçe... Çeyrek final oynamıştı
2010 CSKA Moskova ve Bordeaux... Çeyrek final oynamışlardı
2011 Schalke... Yarı final oynamıştı
2012 Apoel Nicosia... Çeyrek final oynamıştı
2013 Malaga... Çeyrek final oynamıştı

Gerçi bizler yine de umudumuzu kesmeyelim. Son düdük çalana kadar, 2014 Nisan ayında yani son 8 takım arasında Olimpiakos (MANU'yu evinde 2-0 yenmişti) ve Galatasaray'ı (İstanbul'da Chelsea ile 1-1 berabere kaldı) görme şansımız hiçte az değil...



twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR