Milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2017 Salı

Ronaldinho : Hızlı yaşadı, genç öldü


Sonumuz böyle mi olacaktı? Belki de çalkantılı futbol kariyerinde onu en iyi anlatacak söz dizesi; "Hızlı yaşadı, genç öldü". 'Başarılı' denecek futbol kariyerinin bu denli kısa sürmesi; saha dışındaki uygunsuz hareketleri ve yaşantısının sonucuydu belki de. Genç yaşta dağıttı sofrayı, şişeleri, ne varsa. Hem de yeterince doymadan, doyurmadan... Gece hayatı, antrenman firarları ve bünyesine fazla gelen yorucu maç trafiği, tez ayrılığı kaçınılmaz kıldı.

Brezilyalıları motive etmek, yönetmek zordur. Bir çocuk gibi ilgi beklerler, çiçeğin sulanıp ömrünün uzaması gibi, sürekli sulanmak isterler. Sezen Aksu'nun "Seni pamuklara sarmalar sararım. Ne bedel isterim, ne hesap sorarım" dizelerinde olduğu gibilerdir aslında. Barcelona sonrası Milan'da eski günlerine geri döner dedik, olmadı. O çiçek soldu ve kendini unutturmak için elinden geleni yaptı adeta. Halbuki; onun gibi izleyenleri adeta büyüleyen, ekran başında hop oturup kaldıran, bire birde rakibinin belinden su almak için türlü numaralar deneyen bir futbol cambazı, sempatik, ele avuca sığmaz değildi kimse. Kısacası o, herkesten farklıydı. "Rivaldo sonrası, Messi öncesi Barcelona"sına sınıf atlatan, saha içerisinde birçok jenerik hareket, çalım ve gol üreten, aynı anda hem hız hem de teknik, yetenek silahlarını kusursuz bir biçimde senkronize eden bir futbol sihirbazıydı adeta. Kelimeler dahi kitleniyor çoğu zaman, onu tarif ederken... 



Real Madrid başkanı Florentino Perez'in "O çirkin ve forması satmaz" diyerek veto ettiği Ronaldinho için yıllar sonra; "Scout ekibimiz Ronaldinho'yu önerdi ama biz daha yakışıklısı olan Beckham'ı aldık. Roni ve Barca kupaları bir bir toplarken, biz ise oldukça fazla para kazandık" dedirtecek kadar büyük bir starsın sen işte. Futbolda kısa zamanda zirveye çıkıp da, bu denli baş aşağı düşen bir futbolcuyu neredeyse görmedik desek yeridir. Şöhretin bedeli, şöhretin getirdiği servetle ödenemiyor maalesef. 30'una geldiğinde bir anlamda futbol hayatı bitmişti, son demlerini yaşadığı belliydi. Artık Avrupa kıtası onu bir daha göremeyecekti. Hem zaten Avrupa'da Messi ve Ronaldo fırtınası esiyordu ama bilenler, asla unutamayanlar seni özlüyordu. Sen ise... Doğduğun memlekette bir o yana, bir bu yana savrulurken, Meksika semalarına bile gittin de, Türkiye'ye bir türlü gelemedin ya, işte buna yanarız biz de...

Bugün 37 yaşına girmenin arefesinde ve aktif olarak futbolu tamamen bırakma eşiğinde olan Ronaldinho; ardında birçok anıyı götürecek belki ama tarih kitapları onu hep en özel kategoride yazacak. "Tek kişilik futbol sanatı" kavramını modern futbolda akıllara kazıyan ve Messi gibi bir efsanenin doğmasına ön ayak olan Ronaldinho'suz futbol, gerçekten öksüz kalacak.  





15 Kasım 2016 Salı

Buffon'dan Donnarumma'ya...

2008 yazına gidelim. Juventus ikinci lige düşürülüp tekrar Serie A'ya çıkmış ve ligi 3.sırada bitirmişti. Bu hiçte küçümsenecek bir başarı değildi. Travma, yerini 'eski günlere dönüşün sinyallerine' bırakmıştı. Buffon 30 yaşındaydı ve hala formdaydı. Pek çoklarına göre dünyanın en iyi kalecisiydi. Neuer tehditi henüz dillendirilmemişti. Küme düşmelerine rağmen gemisini terk etmeyen birkaç kişiden birisiydi. Tekrar eskisi gibi Serie A'da başarılar, şampiyonluklar yaşamak istiyordu.

Ada'da ise Manchester City, Arap sermayesinin kulübü satın alması ile beraber, yeniden yapılanma arayışlarında kim var, kim yok transfer ediyordu. Başarısız geçen sezonun ardından; Shay Given, Zabaleta, De Jong, Bellamy, Kompany, Robinho, Jo ve Shaun Wright - Phillips gibi oyunculara 100 milyon sterlinin üzerinde para harcadıktan sonra sıra kaleci transferine gelmişti. 32'lik Given ve 21'lik genç Joe Hart'tan daha sağlam bir eldivene ihtiyaçları vardı. Buffon'u almak istediler. Yıllık 15 milyon euro karşılığı 5 yıllık kontrat önerdiler. Buffon o zamanlar Juventus'tan 5 milyon euro kazanıyordu ve maaşı birden 3 kat artacaktı. City, bonservis için Juventus'un kapısını ise tam tamına 75 milyon euro'dan çalacaktı. Bu inanılmaz teklifi ne Buffon ne de Juventus kabul etmedi. "İkinci lige düştüğümüzde gelen teklifleri kabul etmedim, şimdi neden takımımı yalnız bırakayım" diyen Buffon 16 yıldır Juventus'ta ve artık o takımın vazgeçilmezi, hatta heykeli dikilecek düzeyde ve Serie A tarihinin gördüğü en iyi 3 kaleciden birisi...


Şimdilerde ise Guardiola'nın City'si, kaleci transferi için yine gözünü çizmeye dikti ve bu defa da Buffon'un tek varisi olan bir diğer "Gianluigi", Milan'ın 17,5 yaşındaki lise öğrencisi Donnarumma'yı transfer etmek istiyor. Her ne kadar bu sezon başında kaleye eski Barca'lı Bravo'yu alsa da Pep, uzun yıllar kaleyi sağlam bir isme, yani geleceğin en büyük kalecisi olarak yorumlanan genç Donna'ya emanet etmek istiyor ve Maviler, kasasından 50 milyon euro'yu dahi feda etmeye hazır. Milan ile ilk resmi maçına 25.10.2015'te yani 16,5 yaşında çıkan Donnarumma, o zamandan günümüze tam 45 maça çıktı ve sessiz ve sakin bir şekilde yoluna dolu dizgin devam ediyor. Her fırsatta "çok büyük bir kulüpteyim ve burada emekli olmak istiyorum" dese de, zaman ne gösterir bilinmez. Real Madrid, Barcelona, Ada kulüpleri, Alman 'dev'leri her zaman cazip olacak seçeneklerden biri olacaktır.

Ayrıca Donanrumma'nın kontratı Haziran 2018'de sona erecek. Milan'ın en geç bu sezon sonunda genç kaleci ile kontrat yenilemesi gerekecek. Yoksa??? 'Kaçan balık büyük olur' derler...

1 Kasım 2016 Salı

2009 - 2010 Transfers

2009 - 2010 sezonu Avrupa Futbolu için çok önemli başarıların / başarısızlıkların / hayal kırıklıklarının / zirvelerin yaşanmasına sebep olan fazlasıyla ses getiren transferlerin olduğu bir sezondu. Cristiano Ronaldo, 94 milyon euro bedelle tarihin en pahalı transferi apoleti ile aylarca konuşuldu. Real Madrid'in başı çektiği neredeyse sıfırdan takım yaratma sevdası, tüm Avrupa'nın güç dengelerini bozarak beraberinde büyük transferlerin de habercisi oldu. En basitinden, Real Madrid'in 2009 - 2010 sezonu başında sadece transferlere ödediği rakam 250 milyon euro civarındaydı. Toplamda 7 futbolcu için kulübünden bu kadar para çıkınca, bazı futbolcuları da göndermek zorundaydı ve Madrid, an başta Hollandalıları kapı dışına atarken, birçok kulübün de tarihini ve talihini değiştiriyordu. İnter'e gönderdiği Sneijder, sezon sonu kulübü ile Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken en değerli 3 futbolcudan biri olurken, Robben de ilk sezonunda Bayern Münih ile Şampiyonlar Ligi finali oynuyordu. Real Madrid ise sezon sonunda ligde Barcelona'nın ardından ikinci, Şampiyonlar Ligi'nde ise daha ikinci turda Lyon'a takılıyordu. Cristiano Ronaldo, Kaka, Benzema, Xabi Alonso ve diğerleri ilk sezonlarında CV'lerine kocaman bir EKSİ yazdırıyorlardı. Ezeli rakibinin Ronaldo ve Kaka gibi üst düzey transferlerine İbrahimovic gibi sansasyonel bir starla cevap veren Barcelona, sezon sonunda Real Madrid'i 2 maçta da yenip lig şampiyonu olmasına rağmen, Şampiyonlar Ligi'nde Mourinho'nun otobüsüne takılıp, yarı finalde elenmişti.


















İnter, Mourinho yönetiminde nokta transferler yapıyordu. Sneijder ile birlikte Eto'o, Milito, Lucio, Pandev, Motta gibi tecrübeli isimlerle tarihinin belki de en iyi dönemini yaşıyordu. Ligde ve Avrupa'da alınmadık kupa bırakmıyorlardı. Falcao adındaki dünya yıldızı, Arjantin'den Porto'ya sadece 4 milyon euro'ya transfer olduğunda kimsenin fazla dikkatini çekmiyordu. Sonrası zaten malum, ödenen milyonların ve Falcao'nun geldiği noktanın haddi hesabı yok. Shevchenko 33 olunca ilk göz ağrısı Kiev'in yolunu tutarken, Tevez'de partneri Ronaldo ayrılınca, bir başka Manchester takımı olan City'e uçuyordu. Türkiye'ye gelseydi 'Mario Gomez etkisi'ni yapacağını düşündüğüm yıldızlardan olan Pizarro'da Sheva gibi, eski kulübü Bremen'e giderken, Lyon sessiz sedasız transferlerin 'ala'sını yaparak tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Lisandro Lopez, Bastos, Lovren, Cissokho ve Gomis ile nasıl da Real Madrid'i elediklerini daha iyi anlayabiliyoruz. 

Diego ve Felipe Melo için kasasından 50 milyon euro çıkan Juventus'un sezonu 7.sırada bitirmesi ise büyük hayal kırıklığı olacak ve Diego'yu sezon sonu, Melo'yu da 2 sene sonra takımdan satacaktı. Kaka gibi starını sattıktan sonra ele avuca gelir sadece Huntelaar'ı alabilen Milan, ondan da verim alamayacak ve sezon sonu onu Schalke'ye satacaktı. Alman panzeri Bayern Münih ise Ribery'nin yanına Robben'i de alarak dünyanın en etkili kanat oyuncuları bende mesajını verdiği sezonda, Stuttgart'ta harikalar yaratan Mario Gomez transferi ile büyük ses getirdi. Biri Arsenal mi dedi? Wenger amcamız, tüm bu Avrupa'daki transfer hareketliliğine karşı olgun tavrını bozmadan, elini cebine atma gereği duymamış ve eleştiriler sonrası zorla sadece Vermaelen'i alarak sezonu tamamlamıştır...

2009 - 2010 sezonun en önemli transferleri.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Futbolu bırakma Zlatan!


Zlatan 'ilk'leri sever. Gittiği takımlarda ilk maçlarında devamlı gol atan, sıradışı bir golcü. Ajax ile ilk Şampiyonlar Ligi maçında Lyon'a, İnter forması ile ilk lig maçında Fiorentina'ya, Juventus forması ile ilk lig maçında Brescia'ya, Barcelona forması ile ilk lig maçında S.Gijon'a, PSG forması ile ilk lig maçında Lorient'e ve son olarak Manchester Unıted forması ile ilk lig maçında Bournemouth ağlarını sarstı. 35 yaşına sadece 2 ay kalmasına rağmen dinamik, istekli, kazanmaya odaklı ve 'en iyi'si için devamlı sonsuz bir motivasyonla donanmış bir 'futbol tanrısı' adeta.

Son 15 yılda kazandığı 13 lig şampiyonluğu dahi aslında onu anlatmak için yeterli bir neden gibi görünse de eksik olanları da biz tamamlamaya çalışalım. Adı, şampiyonluklarla özdeşleşmiş ve dünya futbol tarihinin en yetenekli 10 santrforundan birisi kesinlikle. Gittiği her takıma enerji veren, kulübü bir - iki seviye yukarı çeken lider bir futbolcu. "Bazen sadece kendi bildiğinizi okuyarak dünya yıldızı olabilirsiniz". İbrahimovic, tam da bu sözün baş muhatabı ve bu konuda eşsiz bir yere sahip. Kimselere benzemediğini ve taklit etmediğini her fırsatta yenileyen İsveçli golcü, sivri dili ve egosu ile bazen itici gibi görünse de bunun tek bir sebebi var : ÖZGÜVEN... Daima daha fazlasını isteyen Zlatan, bunu sadece kendine has sonsuz özgüveni ile birleştirip meslektaşlarından net bir şekilde ayrılıyor. İsveç Milli takımını bu sezon bıraktı, zaten orada elinden gelenin en iyisini yaptı ve attığı gol sayısı ile rekor kırdı. Bu rekoru kim kırar? yada biz görür müyüz, orası meçhul.

Muazzam kariyerindeki belki de en büyük eksiklik Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Aslında dünya futbol tarihine büyük damga vurmuş bazı futbolcular gibi, o da bu konuda biraz şanssız. Totti, Buffon, Nedved, Bergkamp, Nistelrooy gibi futbolcular da Şampiyonlar Ligi'ni kazanamayan süper starlardan bazıları. 2016 - 2017 sezonunda Zlatan, aslında garip bir karar vererek, yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'nden uzak kalmayı kabul ederek, Avrupa'da hiç alışık olmadığı Perşembe'leri sahne alma riskini göze alarak Manchester Unıted'a transfer oldu. Belki Premier Lig treni için son bir bilet şansı kalmıştı ve Hollanda, İtalya, İspanya, Fransa derken en büyük ve zor halka diye bilinen İngiltere'de futbol oynamak ve orada da şampiyon olmak için Ada'ya gitmeye karar verdi. Bu sezonu Premier Lig şampiyonu olarak tamamlayıp, aktif ve sürdürülebilir büyüleyici performansını son bir şekilde izleyebileceğimizi düşündüğüm 2017 - 2018 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmak için mücadele edecek Zlatan. Şampiyonluk yolunda Manchester City, Chelsea, Liverpool ve Arsenal ile oldukça zorlu bir maratona girecek ve inanın ilerlemiş yaşı onun için hiçbir şekilde engel değil. O daima, herkesle, her takımla, her futbolcuyla rekabete ve savaşa hayır. Kaybetme düşüncesi onun genlerinde yok.

Sir Alex Ferguson sonrası 'kırmızı' olan rengi adeta 'mor'a dönen Manchester Unıted, küllerinden doğması için Zlatan'ın performansı oldukça belirleyici olacak. Manu'yu yeniden ait olduğu 'elit' kategoriye dahil etmek için Mourinho ile beraber sıkı sıkıya çalışacaklarını kestirmek hiçte zor değil. Jose Mourinho'nun bu sezon UEFA Ligi'nden çok Premier Lig şampiyonluğuna odaklanacağını düşündüğümüzde Zlatan'ın bu sezon ligde minimum 25 gol atabileceğini öngörmek çok da şaşırtıcı olmayacak. Daha ayağının tozuyla Leicester City ile oynanan Community Shield kupasında attığı golle kulübüne ilk kupasını kazandırdı bile.

Messi ve Ronaldo belki hala en popüler ve yetenekli futbolcular ama Zlatan, hiçbir kategoriye girmeyen marjinal sınıfı, havası, özgüveni, kazanma arzusu, fantastik golleri ile umarım birkaç yıl daha futbola devam eder. En büyük idolü her fırsatta açıkladığı Brezilyalı Ronaldo ama Zlatan, onu çoktan gölgede bıraktı bile. Onun için alınacak daha çok kupa var. Maraton uzun ve zor. Sen zaten bunları seversin. Futbolu bırakma Zlatan! Sonuna kadar arkandayız İbrakadabra...

- Birgün futbolu bıraktığında futbol dünyası o kadar büyük bir değeri kaybedecek ki... Belki 'yas' bile ilan edilebilir. Kendimden biliyorum, ben kesinlikle ağlarım, tutamam kendimi. İtiraf ediyorum... Zlatan bitti dediği an büyük bir marka, tarihteki yerini alacak. Kimse onun gibi olamayacak. Onun sahtesi bile çıkmadı piyasaya, çıkamaz da. O, "tamam" dediğinde topuk golleri öksüz kalacak, fantastik gollerin sayısı azalacak, Youtube'da attığı goller izlenme rekoru kıracak. - 

6 Kasım 2015 Cuma

Sweet November...


Yıllar önce Edirne'de üniversite yıllarımda vizyona girmişti ve geldiği gün zaten soluğu sinemalarda almıştım. 2001 yılının Mayıs ayıydı, havalar ısınmaya başlamıştı. Gösterime girdiği ay ile filmin yayınlandığı zamanın anlamsızlığından başka muazzam bir film bizi bekliyordu. O zamanlar genç kızların hayran olduğu Keanu Reeves ve yine bizim gibi delikanlıların fazlasıyla beğendiği Charlize Theron'un başrollerini paylaştığı unutulmaz aşk filmlerinden sadece biriydi; "Kasımda Aşk Başkadır"... Gerçi sinema eleştirmenleri filmi genel anlamda fazla beğenmese de platonik aşk yaşantımız ve Charlize ablamızın güzelliğinden olsa gerek biz filmi beğenmiştik...

Sonra "Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım..." diye başlayan nakaratıyla Grup Tual girdi hayatımıza. Ön planda aynı zamanda grubun vokalisti olan, uzun saçları ve kalın sesiyle (yıllar sonra kimdi bu adam diye araştırdığımız ve adının İskender Türsen olduğunu öğrendiğimiz) hafif orta yaşlı abimizin etkileyici olgun sesiyle Rock müzik seven ve içinde aşk acısı yaşayan binlerce insanı bir şarkıyla kendilerine hayran bırakmışlar ve yıllar geçse de unutulmaz bir eser bırakmışlardı yarınlara...

Konuyu nereye bağlayacaksın diyeceksiniz ya, tam da işte ona gelecektim. Bu yazıyı yazdığımda Kasım ayının henüz 6'sı. Biliyorum biraz geç kaldım ama yine de Kasım ayının geri kalan zamanında Avrupa'dan önemli maçları paylaşmak ve hatırlatmak istiyorum. Yine aylardan kasım diye başlayıp, Kasımdaki maçların tadı başka diye bitirelim ve aşağıdaki maçlar öncesi şimdiden planlarımızı gözden geçirelim. Özellikle 21 Kasım tarihine dikkat...

Listedeki sıralama ise tamamen şahsımın sıralamasıdır, herkesin önem derecesi farklıdır :)

1. Real Madrid - Barcelona


2.Borussia Dortmund - Schalke

3. Manchester City - Liverpool

4. Juventus - Milan

5. Arsenal - Tottenham

6. Roma - Lazio

7. Schalke - Bayern Münih

8. Tottenham - Chelsea

9. Feyenoord - Ajax

10. Panathinaikos - Olimpiakos

Malum Kasım ayında Milli maçlar dolayısıyla bir hafta lig maçları oynanmayacak olduğu için büyük maçlar neredeyse sadece iki güne sıkıştırılmış konumda. O yüzden 8 ve 21 Kasım'da iyisi mi hiç evden çıkmayın. Kasım ayının romantikliğini sonuna kadar yaşayın...

21 Eylül 2015 Pazartesi

4 EKİM 2015 - Bu maçlar kaçmaz...


4 Ekim 2015 Pazar günü evdeyseniz eğer, o gün hiç dışarı çıkmayın derim :)

Saat üç buçuktan gece 12'ye kadar tam 6 güzel ve çekişmeli maç bizleri bekliyor olacak.

6 farklı ligden dünyanın en iyi futbolcuları ekranda olacak. Heyecandan hangisini izlesem acaba diye sıklıkla kararını değiştireceğiniz maçlara sizler de bir göz atın ve o gün kimselere randevu vermeyin derim :)

7 Ağustos 2015 Cuma

The Artist : Andrea Pirlo


Bu fotoğrafın altına ne yazılabilir ki? Ne eklenebilir ki?

Zaten bilenler, tanıyanlar onu çok iyi anlatmış ve özetlemiş... 

Andrea Pirlo...

Yeşil sahaların artisti, başbakanı, en değerli birkaç konsey üyesinden biri...

Futbolu şiir gibi oynayan, futbolun sessiz 'dahi'si...

Günümüz büyük futbolcuların popülerliğinden uzak, basit yaşam tarzı ve medyatik olmaktan kaçan, kendine has oldukça karizmatik bir beyefendi...

Birçok genç, orta yaşlı ve tecrübeli jenerasyonu yani 3-4 nesli birden etkileyen, sıradışı bir futbol bilgesi. O futbolun patronu, saygı konusunda kimsenin tereddüt etmediği örnek bir 'aktör'...

Brescia'da başlayan futbol kariyerinde İnter, Milan, Juventus ve şimdilerde New York City...

İtalya'da birçok efsane jenerasyonun anahtar ismi. 2006 ve sonrasında Serie A'nın marka değerinin iyiden iyiye düşmesine inat ayakta kalan yegane futbolcu. Özellikle Maldini, Nesta, Del Piero vb. sonrası yani son 5 yılın en önemli "Serie A bayrak adamı"...

2005 İstanbul Şampiyonlar Ligi tarihi finalinde 3-0'dan kupayı verdikleri Liverpool maçı sonrası futbolu dahi bırakacak noktaya gelmişken, yıllara inat sürekli olgun futbol, profesyonel bir yaşantı ve eşine az rastlanır türden tüm dünyanın karşısında büyük bir saygı ile eğildiği muhteşem bir futbol kişiliği...

Futbola ofansif ortasaha mevkiisinde yani forvetin hemen arkasında "10 numara" rolünde başlasa da zamanla merkez ortasahada oyunu çift yönlü oynayabilen tam bir oyun kurucuya dönüşü. Ancelotti, onun bir dünya markası olmasında başrolü oynayan bir yol gösterici. Futbolda elde edilebilecek tüm büyük kupaları birer birer kazanan örnek bir şahsiyet...

Evet sözümü tutamadım ve farkında olmadan Pirlo hakkında fazlasıyla yazmışım, özür dilerim. Ama hak ediyor be abi, onun için az bile...

15 Nisan 2013 Pazartesi

Fantastik golcü... Zlatan İbrahimovic...

Futbol denilince akla sadece Messi ve Ronaldo mu geliyor? Hayır, hayır sadece 2 kişinin tekelinde olamaz futbol... Tamam bu 2 oyuncunun futbola kattıkları değer, sahip oldukları olağanüstü yetenekler, tüm dünyadaki futbolculardan kendilerini bir adım öne çıkarsa da... Bazı özel futbolcular da var, kendilerine has yetenekte ve bir o kadar da futbolun farklı yönlerine değer ve renk katmakta...

Kimden mi bahsediyorum? Zlatan İbrahimovic... Muhteşem CV'sine sırasıyla Ajax, Juventus, İnter, Barcelona, Milan ve PSG takımlarını sığdırmayı başaran fantastik bir golcü...

Böylesine üst düzey ve zirveye oynayan takımlardaki performanslarına baktığımızda hepsinde layıkıyla oynadığını, futbol sahalarında ender görülecek derecede goller attığını, futbolun görselliğine muhteşem bir renk kattığını söyleyebiliriz...


Topuk gollerinin babası... Hemen hemen attığı her golde ayrı bir yetenek, ayrı bir estetik, ayrı bir gol vuruşu... En olmadık zamanlarda en olmadık gollerin baş aktörü... Fizik kurallarını alt üst eden, 'yok artık' dedirten golleri atan futbolcuların en önde gelenlerinden... İşte bu yüzden kendisinin bir de lakabı var : "İbrakadabra"... 

1,95'lik boyuna rağmen müthiş esneklik, sürat, denge ve topu filelerle en güzel şekilde buluşturma yeteneği... Rakip savunmaların başına döndüren driplingleri, ufak bir açı bulduğunda dahi kaleyi gören hünerli ayakları, yeri geldiğinde 2 metrelik hava topunu ayağıyla kontrol edebilecek kadar da kendine öz güveni çok yüksek olan, özellikleri itibariyle sahalarda bir benzeri olmayan sıradışı bir golcü...

Hiç mi eksiği yok? Tabiiki var. Biraz hırçın... O kadar da olsun...

Topuk, rövaşata, vole, frikik, çalım, aşırtma... Her cinsten golü var İsveçlinin... Herbiri birbirinden güzel, birbirinden farklı ve herbiri izlenip izlenip tekrar izlenecek düzeyde... Herbirinde akıl, sezi ve yetenek üçlüsünden işaretler ve dersler var... Daha yakın zamanda İsveç Milli formasıyla İngiltere'ye ceza alanının dışından attığı akıl almaz rövaşata golü hala akıllarda... İşte doya doya seyredeceğiniz, bir tane bile sıradan diyeceğiniz golü olmayan İbrahimovic'in muazzam golleri...

                              Sonuna kadar izleyin, çünkü o, bunu hakediyor.

twitter.com/serdarsozkesen

19 Mart 2013 Salı

Geçmişini Arayanlar : Kaka ve Torres...


Her yıldız futbolcunun inişli çıkışlı zamanları olmuştur. Önemli olan futbolcu için, bu iniş çıkış zamanlarındaki sayısal farklara bağlı performans düşüklüğünün çok fazla olmaması. Zira bu fark fazla olduğunda çok dikkat çekmekte ve futbolcunun popülerliği, değeri gibi unsurlar da beraberinde bir hayli azalmakta.

Bu girişteki tanıma sanırım en iyi şekilde, son yıllarda Kaka ve Torres 'cuk' diye oturuyor...

Kaka'nın Milan'da geçirdiği muhteşem 6 sezonun ardından İspanyol devi Real Madrid forması altında geçirdiği 3,5 sezonluk vasat performansı sonucunda kulüpten satılışı bile gündeme gelmişti...

Milan'daki muazzam futbolu ve golleri ile o zamanlar dünyanın en iyi 3 futbolcusundan biri olarak kabul edilen Brezilya'lı hücum oyuncusu, Galacticos'a gittiği ilk yıldan itibaren İtalya günlerini aratacak bir performans sergileyerek çoğu zaman Mourinho'nun ilk 11 oyuncusu olarak düşünmediği ve yedek kulübesine mahkum ettiği bir futbolcu olarak hafızalardaki yerini aldı...


Torres ise A.Madrid forması ile fazlasıyla dikkat çeken performansı sonrası Ada yolunu tutup Liverpool taraftarı önünde sergilediği 3,5 sezondaki süper istatistiklerinin ardından bir diğer İngiliz büyüğü Chelsea ile geçirdiği 2 sezonda geçmiş performansının yarısına dahi ulaşamayarak tam anlamıyla hayal kırıklığı yarattı...

Torres, her ne kadar bu sezon 7 farklı kupada da gol atmayı başaran tek futbolcu ünvanını da alsa genel anlamdaki kötü performansıyla (attığı gol sayısıyla) ne Chelsea taraftarını memnun edebildi ne de tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği oyuncular listesinde kendine yer bulabildi...



















twitter.com/serdarsozkesen

14 Mart 2013 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finalleri (1995-2014)


Kulüpler düzeyinde futbolun en yüksek zirvesidir Şampiyonlar Ligi... Bir futbol aşığı olarak bendeki görüntüsü, Dünya Kupası'ndan bile üstündür, orası ayrı bir konu :)

Bir Şampiyonlar Ligi müdavimi olan Galatasaray'ın, Schalke önünde bir bütün olarak mükemmele yakın bir performans göstererek alnının akı ile çeyrek finale kalmasının ardından, sevincimiz de bir kat daha arttı. Ülke olarak toplamda 3.kez çeyrek final görme başarısı gösteren Fatih Terim ve aslanlarına kocaman TEBRİKLER...

                                        ***

1992-93 sezonu ile beraber başlayan Şampiyonlar Ligi organizasyonunda çeyrek final ve sonrası ilk olarak 1994-95 sezonunda başladı. Daha önceki 2 sezonun bir tanesinde sadece iki grup vardı ve grup birincileri direkt olarak final oynamış, diğerinde de iki grubun ilk iki sırasını alan takımlar yarı final oynayıp, kupaya ulaşmışlardı...

1994-95 sezonundan günümüze, yani 2013-14 sezonuna kadar olan 20 Şampiyonlar Ligi sezonunda son 8 arasına adını yazdırmayı başaran, yani çeyrek final gören takımları incelediğimizde, İspanyol ve İngiliz takımlarının üstünlüğü göze çarpıyor. 94-95 ve 95-96 sezonlarında çeyrek finalde tek İngiliz takımı bile yer almazken, takiben oynanan 16 sezonun tamamında en az bir İngiliz takımı çeyrek final yüzü gördü. Hatta 2007-2008 ve 2008-2009 sezonlarında son 8'e kalan takımların 4'ü İngiliz takımlarından oluşuyordu. İspanyollar ise 1999 - 2003 yılları arasındaki 4 organizasyonun tamamında çeyrek finale 3'er takım çıkartarak muazzam bir başarı sergilemişlerdi...




Tabloların tamamını nacizane kendim hazırladım. Tabloları tıklayıp büyütebilirsiniz.

ve şimdi tam 16 sezon sonra ilk defa bir İngiliz takımı bile olmadan Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final maçlarına tanık olacağız. Neresinden bakarsanız bakın, bu Şampiyonlar Ligi tarihi için büyük bir istatistiktir. Yıllardır bu dev organizasyona büyük damga vuran İngilizler için tam anlamıyla bir 'şok'... Yani bir anlamda onlar için GAME OVER... Geçen sezon çeyrek finale kalan tek İngiliz takımı olan Chelsea ile bu kupayı kazanan İngilizler için yapacak tek şey, önümüzdeki sezon için planlar yapmak... 

Çeyrek final ve sonrasının ilk olarak oynandığı 1994-95 sezonundan bu yana toplam 20 sezonda son 8 takım arasına katılmayı başaran takımları incelediğimizde ise bu kulvarda en başarılı takımların toplamda 13 çeyrek final ile Bayern Münih ve Manchester Unıted olduğunu görüyoruz. Bu iki 'dev'i, 12'şer çeyrek final ile Real Madrid ve Barcelona izlerken, 8 kez de Juventus bu başarıya ulaştı... 

Sözkonusu 19 sezondaki çeyrek finale kalan takımları bir de ülkeleri ile incelediğimizde, toplamda 36 kez İspanyol ve 34 kez de İngiliz takımlarının çeyrek final oynadığını gözlemlemekteyiz. Bu şüphesiz bu sezon (2012-2013) hiçbir İngiliz takımını çeyrek finalde göremeyince değerli bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor. Bu kulvarda diğer ülkelere baktığımızda ise, İtalyanlar 25 kez, Almanlar ise 23 kez çeyrek final yüzü gören ülkeler olarak öne çıkmış... Tabii Almanların toplam 23 çeyrek finalinin 13'ünü Bayern Münih'in görmesi de fazlasıyla dikkat çekiyor


İspanyolların 36 rakamı ile ülkeler bazında en çok çeyrek final gören ülke olmasındaki en büyük pay, hiç şüphesiz toplamda 24 kez bu başarıya mazhar olan Real Madrid ve Barcelona (Ülke başarısının %67'si)... İngilizlerin 34 çeyrek finalinin açılımına baktığımızda ise, listenin en başında 13 çeyrek final ile MANU yer alırken, Chelsea 8, Arsenal 6 ve Liverpool da 5 kez bu onuru yaşayan takımlar oldular...

Uzun lafın kısası, Şampiyonlar Ligi'nde bu sezon çeyrek final ve sonrasında hep birşeyler eksik olacak. İngilizlerin göze hoş gelen futbollarından mahrum olarak tamamlayacağız sezonu... Şampiyonlar Ligi Finali'nin de Wembley Stadı'nda oynanacağını düşündüğümüzde İngilizlerin acısı sanırım bir kat daha artıyordur...

Bu sezonun çeyrek finale kalan takımlarını genel hatlarıyla incelediğimizde ise, tamamının ülkelerinin en iyi kadro alternatiflerinin olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. İsterseniz tekrar bakın : Bayern Münih, Dortmund, Real Madrid, Barcelona, Galatasaray, Juventus, PSG ve Malaga...

İlk başta temsilcimiz Galatasaray'a sonsuz başarılar dilerim. Kalan 7 maç sonucunda hangi takımın kupayı kazanacağını kestirmek ise her zamanki gibi yine çok zor olacak... O yüzden sonuna kadar bu heyecanın tadına varmak lazım...

(Yazı, 24.11.2014'te 2013 - 2014 sezonu bilgileri de eklenerek güncellenmiştir...)


twitter.com/serdarsozkesen

5 Mart 2013 Salı

İTİRAZIM VAR!!!

Maçları pozisyonlara göre yorumlamak, futbolu en basit şekliyle görmektir. Pozisyonlara gereğinden fazla takılırsanız sadece görmek istediklerinizi görürsünüz, duymak istediğinizi duyarsınız... Gece yatarken rüyalarınızda hala, 'o' pozisyonları görür, kafayı yersiniz...

Hakemleri, her maçtan sonra tek tek pozisyonları saatlerce ileri geri alıp değerlendirerek asmadık mı? Her takımın yöneticileri puan kaybettikleri maçlardan sonra x, y, z hakemi hakkında ileri geri konuşup, hakkında çarşaf çarşaf bildiri yayınlattırıp düdük asmalarını istemedi mi? Eee, sonra ne oldu? Buyurun işte MHK, koskoca derbiyi, ligin ikincisi ile üçüncüsü arasındaki maçı yönetecek hakem bulamadı ve görünen manzara da ortada...
Yok, o hakem penaltımızı vermedi, yok ofsaytı görmedi, yok kırmızı kartı vermekten korktu vb... Sanki hiç Avrupa'daki maçlarda hakem hatası olmuyor... Daha en son örneğini Şampiyonlar Ligi gibi dev bir platformda yaşamadık mı? 

Milan - Barcelona maçında, Milan'ın attığı ilk golde Zapata'nın eline açık şekilde top değmiş ve Boateng'in önüne düşmüş ve şutunda da gol olmuştu. O dakikaya kadar (55.dakika) 0-0 giden maç, şaibeli golle 1-0 olmuş, maçın seyri değişmemiş miydi? Arsenal - Bayern Münih maçında maç 2-0 iken Arsenal'li oyuncunun kaleye şutunda top net bir şekilde kendi oyuncusuna çarpıp auta gittiği halde hakem korneri verdi ve gelen orta sonrası Podolski golü attı. Yani bu hatalar ne ilk ne de son kez olacak...

E tabi, bizim ligimiz çok kaliteli bir lig, derbi maçlarımızı dünyanın her yerinden birçok ülke kanalı canlı yayınlıyor, marka değeri çok yüksek majör bir ligiz ve bu hakemler bize yakışmıyor. Peki siz yöneticiler, yorumcular ve gözünü sadece kendi takımı ve kazanacağı 3 puanı ilgilendiren siz taraftarlar, SİZ KENDİNİZİ BULUNDUĞUNUZ YERE YAKIŞTIRABİLİYOR MUSUNUZ?

Böyle yorumculara, böyle yöneticilere ve böyle taraftar profillerine; geçen günlerde hayatını yitiren Müslüm Gürses'in bir şarkısında dediği gibi İTİRAZIM VAR!!! Sizlerin de itirazı olsun...

twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR