Van Gaal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Van Gaal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2015 Cuma

Mourinho neden Barcelona'yı sevmez?

Mourinho neden Barcelona'yı sevmez?

Bu sorunun cevabını aslında çok düşündüm ama tam olarak içime sinen bir yanıt bulamadım. Yıllarca Sir Bobby Robson ve Van Gaal gibi iki efsane teknik adamın ardında Porto ve Barcelona'da yardımcılık yapan bir teknik adamın her Barcelona'ya rakip olduğunda polemiklere girmesinin, tabiri caizse Katalanları çekememesinin sebebini bilen varsa bana da anlatsın.

Chelsea, İnter ve Real Madrid'in başındayken defalarca Barcelona ile eşleşen / karşılaşan Mourinho, sürekli tansiyonu yüksek maçlar oynadı. Chelsea'yi ilk çalıştırmaya başladığı 2004-2005 sezonu daha ilk maçında Sir Alex Ferguson'un Manchester'ını yenebilme başarısı gösteren Jose, bu galibiyetle Ferguson'a artık bu ligde yalnız değilsin mesajını inceden veriyordu. Yine ilk yılında Şampiyonlar Ligi ikinci turunda eşleştiği Ronaldinho, Eto'o'lu Barcelona'yı elemiş ve o sezon yarı finale kadar çıkmıştı. O zamanlar Barca'nın başında Rijkaard vardı. Bir sezon sonra tarih tekerrür etti ve yine ikinci turda Hollandalı teknik adamla karşı karşıya geldi. Messi'nin ilk defa Barca formasını tam olarak giydiği dönemde bu defa turu atlayan Katalanlar olmuştu. Mourinho'nun Barcelona'dan, Barcelona'nın da ondan vazgeçeceği yoktu ve Chelsea ile olan üçüncü sezonunda yine Barcelona ile eşleşti. Bu defa gruplarda birbirlerine rakip oldular ve İngiltere'de kazanırlarken, İspanya'dan beraberliği kopardılar. Mourinho, Rijkaard'a sayısal olarak üstünlüğünü ortaya koymuştu. Ne var ki yarı finalde o zamanki belalıları Liverpool'a elenmişlerdi ve açıkçası biraz da hevesi kaçmıştı Mourinho'nun. Herşey iyi giderken sonunu bir türlü getiremiyordu. Bir dahaki sezonun altıncı haftasında Blackburn beraberliğinin ardından istifa etti ve sezon sonuna kadar dinlendi.

Chelsea - Barcelona 06.05.2009 efsane maç
               
Erken istifa sonrası Mourinho'nun yardımcısı olan Avram Grant göreve geldi ve takımı kimselerin beklemediği bir şekilde sadece iki puan farkla lig ikincisi yaptı, Şampiyonlar Ligi'nde Moskova'da Manchester Unıted karşısında final oynattı ama penaltılarla kaybetti. Gerçeği söylemek gerekirse Chelsea - Barcelona rekabetinin herkeste en derin iz bırakan maçları, Avram Grant'ın muazzam başarılı geçen sezonuna rağmen gönderilip yerine Luiz Felipe Scolari'nin geldiği, onun da başarısız bulunarak Şubat sonunda apar topar gönderilip Guus Hiddink'in göreve getirildiği 2008-2009 sezonunda Barcelona ile eşleştikleri Şampiyonlar Ligi yarı final mücadeleleridir. Sezona Rijkaard'ın yerine Pep Guardiola ile başlayan Barcelona karşısında Nou Camp'ta alınan 0-0'lık skorun avantajı ile Stamford Bridge'de oynanacak maçın tansiyonunu varın siz tahmin edin. Şampiyonlar Ligi tarihinin en önemli ve dramatik maçlarından biri oynandı o gece. Öyle ki Chelsea'ye 1-0'lık galibiyet final için yetecek ve Hiddink, sadece 3 ay sürecek olan Chelsea macerasında çok önemli bir başarıya imza atacaktı. Daha 10.dakikada Essien'in ayağından muhteşem ötesi bir vuruşla golü bulduklarında Guus Hiddink sevinmişti. bir de üzerine 66'da Abidal oyundan atılınca değmeyin Chelsea'nin keyfine. Ama Barca bu, eğer ikinciyi atamazsan maçın sonlarını sıkıntı ile oynarsın. Nitekim 90+'da ilk golü atan Essien'in ölümcül hatası ve sonrasında Messi'nin asistinde İniesta, mevkiisinin belki de en az gol atan futbolcusu olmasına rağmen kariyerinin en anlamlı golünü atınca Stamford Bridge tam bir ölüm sessizliğine büründü. Zafer, ilk sezonunda Şampiyonlar Ligi'ni de kazanacak olan Guardiola ve öğrencilerinindi. Pep'in golden sonraki atletizmcileri kıskandıran koşusu da görülmeye değerdi. Bu golü o dakikada kim yese üzüntüden kahrolur. Birkaç gün antrenmana çıkası gelmez, kendini odaya bile kitleyebilirsin. Bir dakika farkla kaçan final treni ve sonunda Guardiola'nın Barcelona'sına elenmek kimsenin asla tahammül edemeyeceği bir gerçektir.

Louis Van Gaal, Ronaldo Koeman, Frans Hoek and Jose Mourinho

Neredeyse bir sezon takım çalıştırmayan Mourinho, 2008-2009 sezonunda, Çizme'nin yolunu tutar. Hiddink'in Barcelona'ya dramatik bir şekilde elendiği sezon, o daha ikinci turda Sir Alex Ferguson'a elenir ve sadece Serie A'daki lig ve kupa şampiyonluklarıyla avunur. İnter'deki ikinci sezonunda ise Chelsea'li yıllarında sıklıkla karşılaştığı Barcelona ile bir kez daha rakip olurlar. Grup maçlarında aynı gruba düşen İnter ve Barcelona, ilk maçta golsüz beraberlikle ayrılırlar İtalya'dan. Rövanşta gülen ise Pep olur ve 2-0 kazanır. Yine de ikisi birden gruptan çıkarlar ama kaderin cilvesi yarı finalde yolları yine kesişir. İlk maç yine San Siro'da. Sneijder, Maicon ve Diego Milito ile Katalanlara ummadıkları bir mağlubiyet yaşatır Mou. 3-1'lik alınan görkemli zafer, yine de birçok futbolsever ve yorumcularda "İnter avantajlı ama Messi, İniesta, Xavi, İbrahimovic'li Barcelona en az 2 fark atar ve turu zor da olsa geçer" anlayışı hakimdi. Mourinho bunun bilincinde Camp Nou'ya otobüsü park eder ve Barca'nın akın akın gelen ataklarına bu şekilde set çeker. Henüz 28'de şimdilerin PSG'lisi Thiago Motta atılınca Mourinho telaşa düşer. İkinci yarıda tüm silahlarını kenara alarak Sneijder ve Milito'nun yerine Muntari ve Cordoba'yı sahaya sürer. Otobüs artık tamamen Julio Cesar'ın tam önündedir. 84'e kadar gol yemeden dayansalar da Pique kilidi açar, 1-0. Uzatmalarla beraber kalan 10 dakika Mourinho için belki de 1 saat, 1 gün gibi gelir ama otobüs taktiği başarılı olur ve Portekizli bu defa Pep'den intikamını alır. Zaten sonrası malum, finalde eski hocası Van Gaal'in Bayern Münih'ini 2-0 yenerek Porto'dan sonra ikinci kez Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu başarısına ulaşır.

14.05.1997 Kupa Galipleri Kupası - Sir Bobby Robson & Ronaldo

Mourinho'yu bu başarı ve Barca'yı eleme zevki tam olarak tatmin etmemiş olmalı ki, İtalya'daki misyonunu tamamlar ve kendi isteğiyle İnter'den ayrılır. Hem farklı 3 takımla Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilme hem de yine Barcelona ile didişme isteği için İspanya'ya Real Madrid'in başına geçer. Galacticos şüphesiz bu hedefleri için en uygun yer olmalıydı. Gelir gelmez kulübün efsaneleri Raul ve Guti'nin yanı sıra Van der Vaart'ı gönderen Mou, Mesut Özil, Khedira ve Di Maria gibi flaş transferler yaptı. 3 sezon kaldığı Madrid serüveninde sadece bir kez Barca'nın üzerinde şampiyon olurken, Guardiola'nın Barcelona'sı ile 11 maçta sadece iki kez kazandı, 5 kez ise kaybeden taraf oldu. Ayrıca üç sezonda aldığı toplamda 3 kupa ile Barca'nın oldukça gerisinde kaldı. Mourinho en büyük hedefi olan Şampiyonlar Ligi'ni kazanamadıktan sonra tekrar ilk göz ağrısı Chelsea ile nikah tazeledi. Bu arada Guardiola da dünyada tüm kupalara ambargo koyduğu Barcelona macerasından sonra yeni heyecanlar arama ümidiyle bir diğer 'dev' Bayern Münih'in yolunu tuttu ve ne ilginç tesadüftür ki, Guardiola'nın Bayern ile ilk çıkacağı resmi maç UEFA Süper Kupası maçında Mourinho'nun yeni Chelsea'si olacaktı. Normal süresi 1-1, uzatmaları 2-2 biten çekişmeli maçta penaltılarla gülen taraf Guardiola oldu ve Mourinho bir kez daha ezeli rakibine kaybetti. Ezeli rakip demişken Pep ile Jose'nin teknik adam olarak karşı karşıya geldikleri maçlarda Guardiola'nın 7-3'lük göz alıcı bir üstünlüğü var. 6 maçta ise eşitlik bozulmamış.


İnsan Mourinho'nun teknik adamlığa ilk başladığı dönemlerde, yani açıkçası mesleğine stajyer olarak girdiği Barcelona dönemlerindeki fotoğraflara bakınca neden Barcelona düşmanı olduğuna anlam veremiyor. Kendisini ispatlamak mı? 2000'li yılların en başarılı takımı Barcelona olduğu için mi? Porto ve Chelsea'deki başarıları ile tüm dünyanın takdirini kazanmışken, 2008 yazında Barcelona'da geçmişteki hocaları Bobby Robson ve Van Gaal gibi Rijkaard'dan boşalan koltuğa oturmak istediği halde bazı yöneticilerin buna karşı çıkmasından mı? Kendisinin yerine gelen Guardiola'nın bütün kupaları alıp tüm dünya tarafından en iyi teknik direktör olarak lanse edilmesinden mi? Yoksa şahsına münhasır özel bir takıntı mı?

Siz neler düşünüyorsunuz peki?
































25 Ağustos 2015 Salı

MANU'nun Alamadıkları


Efsane teknik adam Sir Alex Ferguson sonrası David Moyes ile tam anlamıyla dibe vuran Ada'nın en prestijli takımı Manchester Unıted, eski günlerine dönme arayışı ile işinin ehli olan Van Gaal'i teknik adam koltuğuna oturtmuştu. Van Gaal ilk senesinde doğal olarak arayış içerisinde olmuş ve ligi 4.sırada bitirip Şampiyonlar Ligi vizesini almıştı. Bu sezon ise artık taraftarlar ligde şampiyonluk, Avrupa'da ise minimum çeyrek ya da yarı final istiyorlar. Tüm bu büyük beklentiler ışığında transfer için yoğun mesai harcayan yönetim, aldıklarından çok alamadıklarıyla gündemde.

Van Gaal gibi gayet prestijli bir teknik adama sahip olsalar da uzun vadede tüm maratonları kaldırabilecek bir kadroya hala sahip değiller. Özellikle takımın gol noktalarında yaşadığı kısırlık fazlasıyla dikkat çekiyor. Manchester Unıted yönetimi ve Van Gaal'in 2015 - 2016 sezonu için transfer edemediği isimlerden bir 11 hazırlanmış. Eğer bu kadro gerçeğe dönüşseydi, en azından 4-5 tanesi dahi alınsaydı Premier Lig için şampiyonluğun en büyüğü adayı olurlardı.

Ne diyelim, Van Gaal o kendine has elindeki kağıtlara futbolcu isimlerini yazıp yine yönetime verecek ama yönetim ne kadarını alabilecek, bekleyip göreceğiz. Tabii atı alan Üsküdar'ı geçmezse :) Kaldı ki Van Gaal'in transfer başarısızlığı sonrası çok sinirlendiği de net bir şekilde ekranlara yansıyor.


David De Gea
Seamus Coleman
Sergio Ramos
Nicolas Otamendi
Nathaniel Clyne
Thomas Müller
İlkay Gündoğan
Gareth Bale
Pedro
Harry Kane
Edinson Cavani

27 Ocak 2015 Salı

Onlar da Futbolcuydu...

Dünyaca ünlü ve saygın olan teknik direktörlerin neredeyse tamamının, zamanında futbolculuktan geldiğini malum hepimiz biliyoruz. Sanırım bu konuda belki de en büyük istisna Jose MourinhoPorto, Chelsea, İnter ve Real Madrid gibi muazzam bir kariyere sahip olan Portekizlinin meslektaşlarıyla atışırken, bazen bu eksikliğinden dolayı ağır eleştiriler alması da sanırım son derece doğal. Kaldı ki futbolculuk dönemlerinin müthiş olduğu teknik adamların da çoğunun bu konuda yetersiz kaldığını Maradona, Van Basten gibi örneklerden net bir şekilde anlayabiliyoruz.

Mourinho'nun açık sözlü ve hazır cevap kimliğinin en güzel örneklerinden biri olan ve kendisi gibi geçmişinde profesyonel futbolcu olarak görev yapmayan, orjinali Arrigo Sacchi'ye ait olan tarihe geçen o unutulmaz sözünü de hatırlamak lazım :

"Teknik direktör olmak için önce futbolcu olmak gerektiğini söylüyorlar. Peki jokey olmak için de önce at mı olmak gerekiyor?" (Gayet mantıklı bir söylem)

                                                                      ***

Şu an ki dönemde aktif olarak teknik direktörlük görevlerini devam ettiren bazı hocaların futbolculuk dönemlerine gidelim istedim. Onları bir de bu yönleriyle görüp değerlendirelim. Yani teknolojinin bu kadar hayatın ve futbolun içinde yer almadığı, çimlerin bu kadar kaliteli, tribünlerin bu kadar konforlu olmadığı, kah siyah - beyaz kah renkli o günleri hatırlamak ve o zamanın futbolcularının hangi zor şartlardan zirveye geldiklerini de iyi analiz etmek lazım.

Şüphesiz dönemin en iyi kariyere sahip olan teknik adamı Pep Guardiola ve onun hem futbolculuk döneminde hem de teknik adamlık boyutunda Barcelona ile yakaladığı başarılar inanılmaz seviyelerde. Yine İtalyan kurt teknik adam Fabio Capello da son 20 yılın en başarılı hocalarından sadece biri. Milan, Chelsea, PSG derken Real Madrid ile de saygı duyulacak kariyere sahip olan bir diğer İtalyan Carlo Ancelotti de diğer misafirlerimizden olacak.

Mourinho'nun hocası taktik dehası Van Gaal ve ele avuca sığmaz Alman Bernd Schuster de bu satırlarda konuğumuz olacak. "Kim daha iyi?" sorusunda Pele'nin baş muhatabı olan Maradona'yı da tabii ki unutmayacağız. Schuster ile Maradona'yı aynı fotoğrafta görünce ise "vay be" diyeceksiniz. Yeni yükselen isimler Montella, Koeman ve Simeone'yi de tabii ki ekleyeceğiz. Bir dönem yolu ülkemizden de geçen Mancini ve Souness'ın aynı karede görünce eminim ki duygulanacaksınız...

O zaman lafı fazla uzatmadan nostalji turumuza başlayalım. Şimdiden iyi seyirler...

Klinsmann (Bayern Münih) & Guardiola (Barcelona)
Bernd Schuster (Barcelona)
Klinsmann (Almanya)















Carlo Ancelotti (Roma)


Laudrup (Barcelona)
















Beckenbauer 1972

Dunga (Brezilya)




















Ronald Koeman
Louis Van Gaal (Sparta Rotterdam)
Maradona (Boca Juniors)
Stoichkov & Mourinho (Barcelona)























Torres & Simeone (A.Madrid)
Montella & Totti (Roma)
Mancini - Vialli - Souness (Sampdoria)
Maradona & Schuster
Dino Zoff & Fabio Capello

20 Mayıs 2014 Salı

Şeytan Çıkarması : Van Gaal


Yıllar sonra Avrupa Kupalarına katılamayan bir Manchester Unıted... Tıpkı Milan gibi bir DEV gibi, Marsilya gibi Avrupa aşinası büyük takım gibi...

Moral, motivasyonu kalmayan, yıldız oyuncularının adeta sıradanlaştığı, yaşlı futbolcularının bir bir ayrıldığı, mazisini arayan şeytanlar... Geçtiğimiz sezonu şampiyon M.City'nin 22 puan gerisinde bırakmasından daha çok, Old Trafford gibi hemen hemen her takımın çekinerek çıktığı bir arenada 7 kez mağlubiyet almaları hiçte alışık olmadığımız bir rezillik tablosuydu. Bu noktada Sir Alex Ferguson, 7 iç saha mağlubiyetini son 4 sezonunun toplamında görmüştü...

Louis van Gaal, elbette mevcut şartlardaki en doğru isim gibi görünüyor. Ajax, Barcelona, Bayern Münih ve Hollanda Milli Takımı ile muazzam bir kariyer öyküsü... Kazanmadığı bir kupa kalmamış tam bir kurt teknik adam ve dünyanın en zorlu liginde diğer kurtlarla da savaşmaya sonuna kadar hazır...



Takımını; Manchester City, Chelsea, Liverpool ve Arsenal ile zorlu şampiyonluk yarışına sokmak için oldukça fazla mesai harcamak zorunda kalacak olan Hollandalı'nın bu anlamda CV'sine baktığımızda bunu başarmasının hiçte zor olmayacağını görebiliyoruz...

Takım; yeni transferlerle güçlenecek, saha içi diziliş, taktik hepsi değişecek. İlk sene olmasa da ikinci sene mutlaka şampiyonluk hedeflenecek. Küllerinden doğacak bir takım izleyeceğimize güvenim tam. Van Gaal, şeytanı tekrar gün yüzüne çıkartacaktır. O ünlü "kalemi - kağıdı" hazır ve Dünya Kupası sonrası görevi teslim alacak...

Ryan Giggs, asistan menajer oldu, bu da çok doğru ve yerinde bir seçim. 20 yılı aşkın süredir takımın en önemli ismi olan böylesine efsanevi bir oyuncunun da zaten Manchester şehrinden ayrılmaya da niyeti yoktu ve olamazdı. 

Van Gaal yönetimindeki MANU'nun şahsen önümüzdeki sezon ilk 4 arasına gireceğini ve yukarıdaki 4 takımdan birini UEFA'ya iteceğini düşünüyorum. Hamurunda "başarı" olan böylesine üst düzey bir teknik adamın Sir Alex Ferguson sonrası yaşan buhranı da en kısa zamanda alacağı seri galibiyetlerle sonlandıracak ve Şeytanları, mazisine yakışır bir şekilde hedeflerine emin adımlarla yürütecektir...


twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR