Euro 2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Euro 2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2015 Cuma

Mario Gomez - Van Persie / Euro 2012

Çok değil sizleri 3 yıl öncesine götürmek istiyorum, Euro 2012'ye...

Bizim ülke olarak Euro 2008'deki yarı finalimizden sonra hiçbir büyük turnuvaya katılamadığımızı biliyorsunuz. Euro 2012'de bunlardan birisiydi. Yine 4'erli 4 grup vardı şampiyonada. Turnuvanın ağır abisi ve favorilerinden Almanya'nın grubu oldukça güçlüydü. Hollanda, Portekiz ve Danimarka. Hepsi de kağıt üstünde güçlü sayılırdı. Biraz Danimarka sırıtıyor gibiydi ama böylesine üst düzey bir turnuvada kimin ne zaman ne yapacağının belli olmayacağı gerçeğini biz zaten Euro 2008'de Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan karşısında tüm dünyaya göstermiştik.

Almanlar, Cristiano Ronaldo tehditine rağmen Hollanda ile beraber grubun favori iki takımıydı. Grubun ilk maçında Danimarka ile oynayan Almanlar, Lukas Podolski ve Lars Bender'in golleriyle rakibini zor da olsa 2-1 yenerek turnuvaya başlamıştı. Portakallar ise ilk maçtan hayal kırıklığı yaratıyor ve Ronaldo'yu durduramayınca sahadan 2-1'lik yenilgiyle ayrılıyordu. Benim sizlerle asıl paylaşacağım konu ve maç ise grup ikinci maçı. Almanya ile Hollanda grubun kritik maçı için sahnedeydiler. Bert van Marwijk önderliğindeki Portakallar için tamam mı devam mı niteliğinde bir maç oynanacaktı. Almanlar ise beraberliğe asla hayır demezdi.


Joachim Löw, takımına o kadar güveniyordu ki, neredeyse 4 forvetle sahadaydı. Şüphesiz bu taktik düzeninde Hollanda'nın rakibinden korkmaması imkansızdı. Forvette şimdilerin Beşiktaşlısı, o zamanın Bayern Münih'lisi Mario Gomez ve Köln'den Arsenal'e transferi gündemde olan, şimdilerin G.Saray'lısı Lukas Podolski var. Hemen arkalarında kanatlarda Mesut Özil ve Thomas Müller. Orta alanda merkezde ise Sami Khedira ve Bastian Schweinsteiger var. Hollandalıların da böylesine tehlikeli bir rakibine karşı son kozunu oynaması münasebetiyle onlar da 4-2-4 ya da bir nevi 4-2-3-1 düzeni ile sahaya çıktı. İleri uçta o zamanlarda Arsenal'den ayrılması gündemde olan, şimdilerin F.Bahçelisi Robin van Persie, hemen arkasında o zamanın İnter'lisi, şimdilerin G.Saray'lısı Wesley Sneijder, Arjen Robben ve İbrahim Afellay. Orta merkezde ise Mark van Bommel ve de Jong ikilisi var. Hatta 83'te oyuna eski F.Bahçeli Dirk Kuyt'ta dahil oldu. İki takımın da kadroları, hücum güçleri muazzam yeteneklerle doluydu.

Şimdilerde Ada'da M.Unıted forması giyen Schweinsteiger'in 2 usta işi asist yaptığı maçta Mario Gomez rakip fileleri ilk yarıda iki kez havalandırınca, Portakallar için artık yolun sonu oldukça yakın olmuştu. Gomez'in özellikle ilk golde topu alışı, dönüşü ve vuruşu birinci sınıf santrfor işiydi. İkinci yarıda skoru korumaya çalışan bir Almanlar ve erken gol ile umutlanmak isteyen ve saldıran bir Hollanda vardı sahada. Nitekim bu saldırı 73'te cevap verecek ve van Persie kendisine has oldukça usta işi bir gol atacaktı. Fakat kalan dakikalarda sonuç değişmeyecek, Hollanda daha ilk grup aşamasında Avrupa Şampiyonası'na veda edecek, Almanlar ise yarı finalde belalıları İtalya'ya hem de Balotelli'nin iki golü ile boyun eğecekti. Fakat Almanlar bir sonraki üst düzey turnuvada, Brezilya'daki 2014 Dünya Kupası'nda hem de Messi'li Arjantin'i mağlup edecek ve kupa özlemini giderecekti.

.................................

Ülkemize ilk transfer olduklarında Mario Gomez mi Robin van Persie mi? soruları çok soruluyordu. Zaman geçtikçe yine sorulmaya devam edecek. Belki sorunun cevabında asla genel bir uzlaşı olmayacak ama biz yeter ki onları küstürmeyelim ve onların etinden sütünden sonuna kadar faydalanalım. Çünkü onlar gibisi yakın zamanda bir daha gelmeyebilir...

                                           İşte Gomez'li, Van Persie'li o maçın golleri....

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Euro 2012 Üzerine...

Son 1 senesinde futboldan anlayanın da anlamayanın da sürekli ekrana çıkartıldığı, sosyal medyadan sokaklara kadar sadece 'şaibe'nin konuşulduğu ve böylesine bir ortamda adeta bilgi kirliliğinin nefes alış verişlerimizi dahi etkilediği karanlık günlerin sonuna bir hızır gibi yetişmişti Euro 2012...

Euro 2012'ye haliyle de bir çok anlam yüklemiştik. Ne saha içinde ne saha dışında kimsenin aklına komplo teorisi gelmeyecek, çatır çatır mücadele izleyecek ve gözlerimizin pası silinecek kadar da futbola doyacaktık... 

... ve Almanya ile İspanya'nın baş favori olduğu, çoğu otoriteye göre Dünya Kupası'ndan dahi zor bir turnuva olan Avrupa Şampiyonası 8 Haziran 2012 itibariyle evlerimize konuk oluyordu... Herkes hazırdı, maçları statlarda izleyemesek de evde koltuklarımızda son 1 yılın acı senaryolarını ve hayal kırıklıklarını beynimizden kazıyarak büyük bir heyecanla bekliyorduk... Hem Türkiye'nin 1 numaralı hakemi Cüneyt Çakır da haklı gururuyla şampiyonadaki yerini alacak ve göğsümüzü kabartacaktı...
Evsahibi ülkelerden Polonya'nın Rusya ile beraber favori olarak gösterildiği A grubu... Rusların grubun en güzel futbolunu oynadıkları ve attıkları 5 golle yine grubun en golcü takımı olmalarına rağmen elenişleri sonrası, çeyrek final öncesi 'göze hoş gelen futbol anlayışı'nı destekleyen biz futbolseverleri de bir kaygı almıyor değildi. Savunması ile sonuca gitmeyi artık felsefesi yapmış Yunanistan'ın sıkıcı futbolunu 1 maç daha izlemek bizlere ızdırap gibi geliyordu... 

Ölüm grubunda ise turnuva takımı Almanlar güle oynaya herkesi yenerek çeyrek finale çıkarken, turnuvanın en büyük sürprizinde ise en üst satırda Hollanda yer alıyordu. Portekiz ve Danimarka'ya kaybeden Portakallar '0' çekerek adeta 'utanılacak bir son' ile ülkelerine dönüyorlardı...

Kalan 2 grupta ise sürpriz olmuyor ve İspanya ile İtalya, İngiltere ile Fransa son 8 arasına kalıyorlardı... Polonya'dan sonra bir diğer evsahibi ülke Ukrayna'da hakem Viktor Kassai'nin çizgiyi geçen gollerini vermeyerek önayak olduğu İngiltere maçı sonrası turnuvanın geri kalanını evinden takip etmek zorunda kalıyordu...
Türkiye'nin en büyük spor sitesi www.sporx.com da HAFTANIN BLOG YAZISI seçildi... http://my.sporx.com/blog/euro-2012-uzerineSXBLQ15056SXQ

Çeyrek final takımlarında Hollanda ile beraber sadece Rusya yer alabilirdi, diğerleri ise sürprize izin vermemişti. Portekiz, ölüm grubundan çıkışının mükafaatını 'Çekler'le eşleşerek alıyordu ve turnuvanın tamamında müthiş bir özveriyle harika oynayan Ronaldo ile rakibini geçerek son 4'e kalan ilk takım oluyordu... Olağan favori Almanya ise zayıf rakibi Yunanistan karşısında fazla zorlanmadan yarı final biletini cebine koyuyordu... Turnuva boyunca sadece 3 defa penaltı verilmesi ve bunların ikisinin toplamda 4 maç yapan Yunanlıların lehine çalınması da dikkat çekici bir ‘istatistik’ olarak önümüze çıkıyordu…

Kalan 2 çeyrek final eşleşmesi ise isimleri büyük takımların mücadelelerine sahne oluyordu. İspanya daha önce hiç bir resmi müsabakada yenemediği Fransa ile eşleşiyor ve rakibini 2-0'lık sonuçla ve fazlasıyla rahat bir oyun karşılığı devre dışı bırakarak hem rakibi karşısındaki 'makus talihi'ni değiştiriyor, hem de eşleşeceği Portekiz'i beklemeye başlıyordu... İngiltere ile İtalya eşleşmesi ise karşılaşma öncesinde dahi uzatmaya gitmesi en muhtemel maç olarak görünüyordu. İtalyanlar, tecrübeli ve bir o kadar da kaliteli oyuncuları Pirlo ve Buffon'un etkili oyunlarıyla rakiplerini penaltı atışları sonrası eleyerek yarı finalde Almanların rakibi oluyordu...
Sona kalan 4 takım da kesinlikle geldikleri yeri mücadeleleri, rakiplerine oranla daha pozitif futbol anlayışlarıyla beraber sonuna kadar hak etmişlerdi. Cristiano Ronaldo, geçen sezon Barcelona'nın ipini çeken ve bir yerde Guardiola'nın dahi gidişini direkt etkileyen performansının bir benzerini bu defa Portekiz Milli Takımıyla İspanya karşısında da tekrarlayacak mı sorusu 'İber Yarımadası Derbisi' öncesi fazlasıyla gündemdeydi... Türk hakemliğinin adeta zirve yaptığı maçta Cüneyt Çakır'ın düdük çalması da ayrı bir gururumuzu okşadı. Heyecanlı ve zevkli geçmesi beklenen karşılaşma maalesef beklentilerin altında sıkıcılıkla devam edince İngiltere - İtalya maçı gibi karşılaşma golsüz sonuçlanıp uzatmalara kaldı. İspanya uzatmalarda fizik olarak biten rakibinin üzerine çok gitse de tabelayı değiştirecek skoru bir türlü bulamadı. Penaltı atışları sonucunda ise Boğalar, komşularını göz yaşlarıyla evine gönderiyordu...

Adeta erken final gibi bir eşleşme olan Almanya - İtalya yarı final maçı ise diğer yarı final maçının aksine fazlasıyla heyecanlı ve gerilimli bir mücadeleye sahne oldu. Bir yanda resmi turnuvalarda daha önce İtalya'yı hiçbir zaman eleme başarısı gösteremeyen Almanlar, diğer yanda Avrupa Şampiyonları'ndaki 3 yarı finalinde de gol dahi atamayıp galibiyete hasret İtalya... Uslanmaz, ele avuca sığmaz Gana asıllı yıldız oyuncusu Balotelli'nin turnuvaya damga vurduğu maçta güçlü Almanları mükemmele yakın bir futbolla devirdiler ve yarı final başarısızlıklarını da bitirdiler. Evet İtalya, grup maçlarında ayrı grupta yer aldığı İspanya'nın finalde rakibi olurken, favori Almanların ise elenmesi çoğu otoriteyi ve futbolseveri de açıkçası şaşırtıyordu... Prandelli'nin Gök Mavilileri bu başarıyı kesinlikle hakediyor, en büyük alkışı alıyordu...
Nasıl yüzyılın kalecisi Buffon ise, yüzyılın takımı da Barcelona'ydı... Oynadıkları uzay futbolu ve dünyada alınmadık kupa bırakmayan, tam bir koleksiyon canavarı olan Katalanlar, başarılarıyla doğru orantılı İspanya Milli Takımı ile de yüzyılın milli takımı olmaya kararlıydı. Euro 2008 ve 2010 Dünya Kupası şampiyonluğundan sonra hat-trick yapma zamanı gelmişti. Finalde, mütevazi kadrosu ve geçmiş yılların sıkıcı İtalya'sını bir anlık unutturan ve kaybetse de gönüllerin şampiyonu olacak bir rakip vardı karşılarında. Baştan sona üstün oynadıkları karşılaşmayı da 4-0 gibi net bir skorla kazanıp 3 büyük futbol organizasyonundan da başları dik ayrılıyordu. Bu ne muhteşem bir başarıydı... Tarih onları artık 'yüzyılın takımı' olarak anacaktı. Prandelli'nin İtalya'sı ise turnuvanın başından beri oynadığı futbol, karakter ve duruş ile de her kesimin sevgisini kazanıyordu...

twitter @serdarsozkesen

11 Kasım 2011 Cuma

Tek Parola : Galibiyet...

Kaleme alınması gecikmiş bir yazı benimkisi...


O yüzden maddeler halinde yazıp yorumlayacağım...


*** Bu akşam Hırvatistan ile tarihimizin en önemli karşılaşmalarından birini oynayacağız...

*** İşin 'bahis' tarafından bakarsak, turu atlayıp şampiyonaya katılacak takım Hırvatistan olarak dikkat çekiyor. Bu akşamki maçta ise Türkiye için 2,30 gibi yüksek bir orandan söz ediliyor. Maçlar çift maçlı eleminasyon sistemine göre oynanacağı için Hırvatların turu atlama oranı 1,60 seviyelerinde iken Türkiye için verilen oran 2,20... Buradan şu mantığada ulaşabiliriz. Bu maçın sonucu Türkiye'nin kazanması ve beraberliği ile sonuçlanırsa rövanş maçındaki oranlarda Hırvatların kazanma oranı 1,80 - 1,90 civarında olacaktır...

*** Aslında takımların tek tek kadro kalitelerine baktığımızda, Hırvatlar bizden bir adım önde...

*** Hırvatların lejyonerleri bizden daha fazla ve lejyonerlerin oynadıkları takımlar da bir o kadar iyi (Bayern Münih - Tottenham - S.Donetsk - Hamburg - Wolfsburg - Sevilla... )

*** Bizim takımımızın duygusal yönü maalesef Hırvatlardan daha üst düzeyde. Böylesi maçlarda duygusallık kazanmaz, mücadele ve taktik anlayışı kazanır...

*** Türkiye'nin tur atlaması için herkesin bildiği üzre, "Gol yemeden kazanması gerekiyor". 1-0'lık skor hiç de kötü değil... Gol yersek en az 3 gol atmalıyız. 2-1'lik galibiyet, ibreyi Hırvatlar lehine çevirir...

*** Hırvatlar, grubunda son maçlarda Yunanistan deplasmanına çıkmışlar ve onlar için 'kader' maçıydı. ama 2-0 kaybettiler. O zaman neden bizde kazanmayalım?


*** Burak ve Arda... Hücum anlamındaki 2 özel yetenekli futbolcularımız... Bugün belkide herkes onların performasını merakla bekleyecek ama Hırvatlarda bu 2 oyuncumuza önlem alacağına göre orta sahadan sürpriz oyuncuların iyi performanslarına ihtiyacımız olacak. Selçuk gibi, Emre gibi, Hamit gibi...

*** Biz kazanmaya, onlar kaybetmemeye oynayacağına göre ilk 11'imiz biraz hücuma dönük olmalı. Yani ortasahayı da tamemen defansif oyunculardan oluşturmamalıyız. Misal, orta alanda  Emre - Selçuk - Sabri - Hamit gibi bugün bir gazetede muhtemel 11 okudum ki, şaşırdım... Emre, Selçuk ve Hamit tamamdır ama bu oyuncuların yanına Sabri'yi de eklerseniz takımın ofansif gücü çok azalır ve pozisyona girmekte zorlanırız...

*** Benim ideal 11'imde ; Volkan - İsmail - Egemen - Giray - G.Gönül - Emre - Selçuk İ. - Hamit - Caner (Ozan İ.) - Arda ve Burak var... Tabi Hiddink daha tecrübeli diye sol bekte takıma hiçbir katkı sağlayamayan Hakan Balta ve savunmanın göbeğinde Servet'e de şans verebilir. Bunun dışında benim ideal kadromda yer verdiğim Caner'in yerine ise Mehmet Topal da oynayabilecek muhtemel adaylardan...

***  Maçın sonucunu 'inanmak' değil kararlı bir mücadele ve akıllı bir taktik belirleyecektir. Bir de tabiki olmazsa olmaz 'üst düzey konsantre'...

*** İlk maçın sonucu ne olursa olsun, rövanş mücadelesi zor geçecektir... O yüzden ilk maç nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ümidimizi kaybetmememiz gerek...

*** Bizim için belki de en büyük tehlike 'sarı kart' sorunu. Tam 9 oyuncumuz kart sınırında ve bu maçta da kart görmeleri halinde Salı günü Zagreb'de olamayacaklar. Bu, takımımızın saha içinde her zamankinden daha sakin bir anlayışla mücadele etmesini sağlayacak. Çünkü kart sınırındaki oyuncularımız, takımın en kilit oyuncuları arasında yer alan; Burak, Emre, Hamit, Servet, H.Balta ve Sabri...

*** İlk golü biz atmalıyızki, rakibi sonrası için de hataya zorlayalım. İlk golü yiyen Hırvatlar oyunun sonlarında risk alacak ve bu da bizim lehimize olacaktır. Kontrataklarla ikinci golü de bulabiliriz... İlk golü biz yersek ise işimiz çok zorlaşır. Çünkü rakip de kontratak için çok tehlikeli oyuncular mevcut...


Sözü fazla uzatmadan A Milli Takımımıza bol şanslar dileyerek yazımı sonlandırıyorum...


"Sabır, Kararlılık ve Konsantrasyon..."

Twitter adresim : https://twitter.com/#!/serdarsozkesen

13 Ekim 2011 Perşembe

2 Süper Güç : İspanya - Almanya...

Dünya futbol  endüstrisine yön veren 2 büyük ülke… İspanya ve Almanya… Yanlarına bir de Hollanda’yı ekleyebiliriz. Bu takımlar, diğer takımlardan sistem olarak, oyun anlayışı olarak birkaç adım öndeler…
Büyük resmi biraz açıp ayrıntılı bir hale getirmek gerekirse;
İspanya… Futbolda, basketbolda, teniste büyük bir devrim yapan İspanyollar… Geçmişinde Avrupa Şampiyonaları ve Dünya Kupaları sahnesinde çok fazla başarılı olamayan bu Batı Akdeniz ülkesi, son 3 yılda ise adeta bir silindir gibi… 2002 Dünya Kupası’nda çeyrek final oynadıktan sonra düşüşe geçen İspanyollar, Euro 2004 de gruplardan çıkamazken, 2006 Dünya Kupası’nda ise 2.turda eleniyordu. Ve dünyanın 1 numaralı futbol ülkesi olacaklarının inşasına başlayacakları Euro 2008… Bu turnuvayı şampiyonlukla kapayan İspanya, son dönem büyük turnuva olan 2010 Dünya Kupası’nı da yine aynı şekilde kazanarak üstüste 2 büyük organizasyondan da başı dik ayrılıyordu…
Bu İspanya’nın son 3 yıldaki olağanüstü başarısında da şüphesiz aslan payı Barcelona’nın. Barcelona’daki futbol kültürünü çok başarılı şekilde İspanya Milli Takımı’na da entegre ettirilen futbol anlayışlarıyla diğer rakiplerinden her zaman bir adım önde olmalarını sağladı… 2010 Dünya Kupası grup elemelerinde de Türkiye’nin yer aldığı grupta 10’da 10 yapan İspanyollar, şimdi de Euro 2012 öncesi grup elemelerini yine 8’de 8 ile tamamlayarak kırılması güç bir rekora imza attılar…

İspanya ve Barcelona konusunu biraz daha açmak gerekirse… Barcelona, şanlı tarihine son 10 yılda Avrupa arenasında; 3 şampiyonlar ligi şampiyonluğu, 3 yarı final ve 1 çeyrek final sığdırarak dünyanın en başarılı kulübü ünvanını kazandı ve bu ünvanını yıllardır da kimselere kaptırmıyor… İspanyolların milli takım olarak dibe vurduğu 2006 Dünya Kupası’ndan sonra çıkışa geçen takım, David Silva, Pedro, İniesta, Busquets, Cazorla ve Pique gibi yeni yüzleri ile gençlikten kurtulup olgunluğa erişen Ramos, Torres  ve Fabregas’ın da takıma oturmasıyla yenilmesi neredeyse imkansız bir uzay takımı haline geldiler… Son Euro 2012 grup eleme maçlarındaki 8 maçı da kayıpsız atlatan İspanya’da yine kadroya seçilen ve oynayan Barca’lı futbolcular fazlasıyla dikkat çekti… Milli takımın aynı zamanda iskeletini oluşturan Pique, Puyol, Xavi, İniesta, Fabregas, David Villa gibi oyuncuların yanı sıra zaman zaman forma şansı bulan Busquets, Pedro, Valdez ve Alcantara gibi gençlerle bol alternatifli bir Barcelona pardon İspanya milli takımı oluşturan takım şu an da tartışmasız dünyanın en iyi milli takımı… Real Madrid’in de iskeletini oluşturan Casillas, Ramos, Xabi gibi oyuncular da takımın her zaman en önemli artılarından…
…………………………………………………………………………………………………
Almanya… Hani derler ya tam bir “turnuva takımı”. Katıldığı her turnuvada minimum çeyrek final oynayan, disiplinleri ile ünlü tam bir sistem takımıSon 10 yıllık süreçte; Dünya Kupalarında 2002’de final, 2006 ve 2010 da ise yarı final oynadılar… Yani son 3 dünya kupasına 1 final, 2 de yarı final sığdırdılar… Avrupa Şampiyonaları’nda ise 2004’te grup maçlarında elendiler, 2008 şampiyonasında ise final oynadılar. Özetlemek gerekirse, son 5 büyük organizasyonun dördünde en az yarı final yaşamış bir ülke var karşımızda…
Almanların bu son 5 büyük turnuvada bu kadar başarılı olmasında Bayern Münih’inde tabiki payı büyük. Onlarda son 10 yıllık Avrupa Kupaları sürecinde 1 final, 1 yarı final ve 4 çeyrek final oynadılar… Bu da yukarıdaki değerlendirmemize göre 10 yılda en az 6 çeyrek final demekki, bu da vasatın üstünde bir başarıdır… Sözkonusu 5 büyük turnuvada da Alman milli takımının çekirdeğini hep Bayern Münih’in oyuncuları oluşturdu. Son 7 yıllık dönemde ise gerek Klinsmann gerek de Löw kadro seçiminde hep Schweinstiger, Lahm,  Klose ve Podolski  ile sürekli takımın iskeletini oluşturdular. Son dönemlerde ise Badstuber, Mesut, Boateng, Gomez ve kaleci Neuer ile müthiş bir takviye oluşturup herkesin kıskanacağı bir sistemi inşa ettiler… Yaş ortalaması olarak da sürekli rakiplerinden daha genç bir kadro (son dönem genç yıldızları Gotze, Schürrle, Reus) oluşturan Almanlar, bu sayede disiplinli futbol anlayışlarının yanına enerjisi yüksek genç futbolcuları da monte ederek daha dinamik bir takım haline geldiler… Son Avrupa Şampiyonası grup eleme maçlarında Türkiye’nin de olduğu grupta 10 maçın tamamını kazanmaları da hep yukarıda yazdığımız disiplin, sistem, özgüven, takım düzeni gibi sebeplerden dolayı başarılmıştır…

Kısa bir özet : Barcelona’nın ideal 11’inde 8 İspanyol milli oyuncu ( diğerleri, Abidal – Dani Alves - Messi) bulunurken, Bayern Münih’in ideal 11’inde ise 7 Alman milli oyuncu (diğerleri, Rafinha – Gustavo – Ribery - Robben) bulunuyor…
.................................................................
Hollanda milli takımının da çok başarılı bir ülke olduğunu kabul ederek yukarıdaki 2 takımdan farklı olarak belki de sadece; Hollanda da ülke takımlarının Avrupa’da son yıllarda hiçbir başarı sağlayamamasını belirtebiliriz… Yoksa onlar da gayet göze hoş gelen bir futbol oynuyorlar ve sürekli hücum futbolu ile oynayıp göz zevkimizi doruğa çıkartan bir sistem ve anlayışla mücade ediyorlar… Takımdaki birçok yıldız oyuncu yurtdışında oynuyor . Başta Robben, Sneijder, van der Vaart, Huntelaar, Kuyt, van Persie gibi birçok as oyuncusu Almanya, İngiltere ve İtalya gibi üst düzey liglerde forma giyiyor… Hollanda milli takımı, son 5 büyük organizasyonun ise birine katılamazken, en büyük sıçramayı en son 2010 Dünya Kupası’nda İspanya ile final oynayarak elde etti. Bunda tabiki en büyük pay, yukarıda yazdığım ve aynı zamanda takımın değişilmezlerinden olan altın jenerasyonun (ismi geçen 6 futbolcu). Bundan sonraki Euro 2012 onlar için aynı başarıyı sağlamak için büyük bir fırsat… Bekleyip göreceğiz…
Şu an itibariyle Avrupa Futbol Şampiyonası’nın en büyük favorileri tartışmasız sırasıyla; İspanya, Almanya ve Hollanda… Yurtdışı bahis sitelerinde Euro 2012 şampiyonluğu için açılan oranlarda da zaten herşey, yukarıdaki örneklemelerimizde ve verdiğimiz bilgilerle örtüşüyorİspanya’nın şampiyonluğu için verilen oran 3,75 iken Almanya için belirlenen oran 4,25…. Daha sonra bu iki takımı 7,00 oranıyla Hollanda ve 10,00 oranıyla İngiltere takip ediyor…

Sözün özü, milli takımlarda başarı için; ülkenin en formda oyuncularını bir araya getirebilme becerisi, onları sürekli oynanan bir sistemin içine başarılı bir şekilde monte edebilme yetisi ve kadronun en az 5-6 oyuncusunu sürekli oynaması (yani çekirdek oyuncuların) gibi kriterleri – tabi biraz da sabır - sıralayabiliriz…

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR