Robben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Robben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2015 Perşembe

Once upon a time / Bir zamanlar...

"Nerede o eski bayramlar" der ya büyüklerimiz hani. Hatta belirli bir yaşa gelince bizler de küçüklerimize bu sözleri söyleriz. Babadan oğula, kuşaktan kuşağa, nesilden nesile böyle devam eder bu bayram muhabbetleri... Futbolu yaşayan, takip eden, sürekli gündeminde olan bizler de zamanla "Nerede o eski futbolcular" diyoruz, yaşlarımız bir futbolcunun futbolu bırakma yaşına geldiğinde. Herşeyin ilki, bozulmamış hali en değerlidir ya, şimdiki popüler jenerasyonun en az 10-15 yaş büyüklerinin oldukları futbol zamanları da o devri yaşamış kişiler için (ben bu kategoriye giriyorum) ayrı bir önem arz etmekte. Aynı şekilde bizden büyükler de kendi izledikleri çağlardaki futbolcuların en unutulmaz ve özel olduklarını iddia ederler.

Özellikle teknolojinin, dijital futbolun hayatımıza girmediği ya da yeterince yer etmediği zamanların en özel insanları onlar. İdollerimiz, unutamadıklarımız, dün gibi maçlarını hatırladığımız, efsane kelimesinin içini sonuna kadar dolduran muazzam futbolcular. 

Yazımızın başlığında da dediğimiz gibi "Once upon a time" yani "Bir zamanlar" deyip geçmişte bir tur için herkes koltuklarına otursun ve her fotoğraf karesini gerekirse büyüterek tekrar tekrar baksın...






















3 Eylül 2015 Perşembe

2015 - 2016 Şampiyonlar Ligi Öngörüleri

Havalar nispeten yumuşar, biraz serinler. Duygusal bir aydır Eylül. Hatta kimilerine göre bir aydan daha çok, tek başına bir mevsimdir kendisi. Her türlü duyguyu, hüznü, romantikliği içinde barındıran bu ayda futbolseverler için daha büyük bir keyif vardır; o da tabii ki Şampiyonlar Ligi'nin başlaması. Eylül ayının ortalarında o muazzam müziği eşliğinde ekran karşısında yerler alınır ve maçlar büyük bir heyecanla izlenir.

.......................................

Yıllar önce 2003'te yine radikal bir karar alınmış ve futbolcuların bir sezonda oynadıkları maç sayısının getirdiği yorgunluk, sakatlık vb. gibi durumların önüne geçmek için daha önce çeyrek final öncesinde oynanan 4'erli 2 grup formatı birer gruba indirgenmişti. Yani 2003'ten önce bir takım gruplara kaldığında ilk 2'ye girerse ikinci gruplara kalıyor ve yine 4 takım arasından ilk 2'ye girmeye çalışıyordu. Zaten bundan sonrası da çeyrek final, yarı final, final diye herkesçe bilinen bir düzende sonlanıyordu. 2003'ten günümüze kadar ise gruplardan çıkan 2'şer takım ikinci tura yani çift maçlı eleminasyon sistemiyle eşleşiyor ve süreç çeyrek final ve sonrasıyla devam ediyor.

2015 - 2016 sezonu yani bu sezondan itibaren ise Platini önderliğinde bir format değişikliği daha yapıldı ve bu defa da ülke şampiyonlarının haklarını korumak adına grup eşleşmeleri kurasında ilk torbaya aynı ülkeden sadece bir takım koymak şartıyla, Avrupa'nın en çok puan toplayan 8 ülkesinin şampiyonları dahil edildi. Böylelikle; Portekiz, Hollanda ve Rusya şampiyonları da artık sürekli birinci torbaya girebileceklerdi. Söz konusu 3 ülkenin şampiyonlarının birinci torbadan kuraya katılması, şüphesiz ikinci torbadaki takımların gücünü ve kalitesini artırdı. Yıllarca birinci torbanın müdavimleri olan Arsenal, Manchester Unıted, Real Madrid gibi takımlar birinci torbadan (aynı ülkedeki rakibi olmamak kaydıyla) Barcelona, Chelsea, Bayern Münih, Juventus gibi takımlarla eşleşmek zorunda kalacaktı. Zaten bu sezon ki Juventus - Manchester City, Real Madrid - PSG ve Bayern Münih - Arsenal eşleşmeleri de hep bu kura - format değişikliklerinin ortaya çıkardığı yeni heyecanın yansımalarıydı. Bu eşleşmelere ek olarak bir de Barcelona - Manchester Unıted eşleşmesi de olsa iyiydi :)


Temsilcimiz Galatasaray'ın da yer aldığı Benfica, Atletico Madrid ve Astana grubunda şüphesiz iyi bir kura çektiğimiz gerçek. Hatta İngiliz Telgraph gazetesi bile yaptığı tahminde Atletico Madrid'i grup lideri, Galatasaray'ı ise grup ikincisi olarak gördüler ve birinci torbadan gelen Benfica'nın yoluna UEFA'dan devam edeceğini öngördüler. Aslında gayet mantıklı bir tahmin ama bu süreçte G.Saray'ın potansiyelini zorlaması ve takım bilincinde oynayarak, her türlü dış baskılara göğüs gerip, kulüp içi sorunların rafa kaldırıldığı bir kafa yapısı ile mücadele etmesi şart.

................................................

Dünya Futbolu'nun TOP 3'ü olan Barcelona, Bayern Münih ve Real Madrid'in eğer birbirleriyle eşleşmezlerse yarı finaldeki 4 takımdan 3'ü olmaları son 4 yılda görmeye alışık olduğumuz somut bir gerçek. Son dört yıldaki yarı finallerin üçünde bu üç takımı aynı anda gördük ve dört finalin üçünü yine bu takımlar kazanarak tam anlamıyla gövde gösterisi yaptılar (diğerini Bayern karşısında penaltılarla Chelsea kazandı). Son 8 yılda Barcelona 7 kez yarı final oynarken, son 6 yılda ise Real Madrid ve Bayern Münih 5'er kez yarı final oynama başarısı gösterdiler. Bu üstün başarılarındaki en büyük anahtarlar ise dünyanın son 10 yılına damga vuran üç futbolcuya (Messi, Ronaldo, Robben) sahip olmalarıydı. Yine aynı tabloyu yaşamamız ise oldukça olası görünüyor. Bu 3 takımı zorlayacak kalitede takım sayısının kağıt üstünde az olması da diğer takımlarla olan makas aralığının ne kadar büyük olduğunun ispatı gibi. Chelsea, PSG, Arsenal, Juventus, M.City hatta Atletico Madrid gibi takımlar her zaman bir tehdit oluşturuyorlar ama iş çift maçlı eleminasyon sistemine geldiğinde genelde hep bu 3'lü 180 dakikaların sonunda gülmeyi başarıyor. İstedikleri transferleri yapamayan ve hala takım görüntüsü vermeyen Van Gaal'in Manchester'ını yukarıdaki takımların yanına yazmak şimdilik pek mümkün görünmüyor.

................................................

2016 Nisan'ına geldiğimizde kaba bir tahminle son 8'e kalacak takımlardan 6 tanesinin Barcelona, Bayern Münih, Real Madrid, Chelsea, Atletico Madrid, Manchester City olacağını düşünebiliriz. Kalan iki kontenjan için ise dört aday takım var. Kura şansının bu iki kontenjanı belirlemede temel nokta olacağı takımların; Manchester Unıted, Arsenal, PSG ve Juventus (umarım G.Saray da olur) olduğunu söyleyebiliriz. Sürprizleri çok sevmeyen Şampiyonlar Ligi'nde bu konuda istisna sayılabilecek başarılara ise geçen sezon çeyrek finalde Juventus'a kıl payı elenen Monaco ile 2012 - 2013 sezonunda tamamen hakem skandalı ile çeyrek finalde Dortmund'a elenen Malaga'yı ve 2011 - 2012 sezonunda adını son sekize yazdıran Apoel'i örnek gösterebiliriz.

1992-1993 sezonunda yarı final oynanmadan final oynandı, kupayı Marsilya kazandı.
Eski adı Şampiyon Kulüpler Kupası olan ve 1992 yılından günümüze futbolda dünyanın en büyük kulüp organizasyonu ilan edilen Şampiyonlar Ligi'nde 23 yılda hiçbir takım bu büyük kupayı üst üste iki kez müzesine götüremedi. Bu istatistik bir gün mutlaka değişecek, bundan kimsenin şüphesi yok ama "bu sezon sonu bunu görür müyüz?" İşte yanıtını aradığımız soru da tam da bu aslında. Futbol tarihinin en iyi hücum üçlülerinden birine sahip olan Barcelona'nın geçen sezonun kupa sahibi apoleti ile bu sezonda da en baş favori olduğunu düşünürsek, buna Messi'nin de artık en olgun çağlarını yaşadığını da eklersek tarihe geçecek bu başarının çok da zor olmadığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu alanda Arda Turan'ın da Ocak ayından itibaren Barcelona için önemli bir kilit görevde oynayacağını da not düşelim. Zira Barcelona hücum anlamında kusursuz ama bu defa savunması çok iyi değil ve Pedro gibi bir jokerin olmadığı, 32 yaşına basmasına az kalan takımın ağabeyi İniesta'nın skoru değiştirecek gücünün gün geçtikçe azaldığı bir ortamda Arda Turan'ın yapacakları Barcelona için çok önemli bir hal alacak.

...........................................

Öte yandan, Bayern Münih ile 3.sezonunu geçirecek olan ve Şampiyonlar Ligi dışındaki tüm kupaları alan taktik dehası Guardiola ise bu sezonda kupanın kazanılmaması halinde kendisinin görevi bırakması en doğru karar olacak. Douglas Costa ve Arturo Vidal ile nokta transferler yapan Bawyeralılar Robben, Müller, Lewa önderliğinde kupanın her zaman en önemli favorileri adayları arasındaki yerini alacak. Kaldı ki bu sezon Messi ve Ronaldo'dan sonra en çok kim konuşulacak derseniz ben oyumu "2.Robben" diye gördüğüm Douglas Costa'dan yana kullanırım...

Toplumun büyük çoğunluğunun güvenmediği ve başarısız olacağına inandığı Rafael Benitez ise kadrosunun kalitesi ve Ronaldo gibi bir silahıyla yine kupanın favorileri arasında. Özellikle Madrid taraftarlarının Gareth Bale'i hedef alması ve onu istememesi takımda huzursuzluk yaratacaktır. Bu noktada özellikle James Rodriguez'in geçen sezona nazaran daha inisiyatif alacağı da ayrı bir gerçek.

'Futbolun serseri mayını' Di Maria transferi ile daha bir güçlenen PSG ise yol haritasında büyük üçlü ile eşleşmeden yarı finale çıkabilmenin hayalini kuracak. Geçen sezon ikinci turda Chelsea'yi eleyip rüştünü tamamen ispatlayan Zlatan komutasındaki Paris ekibi her türlü sürprizi barındıran bir yapıya sahip. Baş favori olduğu Premier Lig'e inanılmaz kötü başlayan Chelsea ise Mourinho ile kolay çektiği grup kurasından sonra dişine göre bir rakip bekleyip PSG gibi en kötü bir yarı final isteyecek. Aynı şekilde Juventus, Atletico Madrid ve sezona muazzam transferlerle harika bir giriş yapan Pellegrini'nin Manchester City'si de "Büyük üçlü"nün olası çeyrek final eşleşmelerini bekleyip en azından birinin saf dışı kalmasını bekleyecekler.

Son olarak; en keyifli ve çekişmeli geçmesini beklediğim gruplar; B,C, D ve H grupları olacak. Sahi sizler ne düşünüyorsunuz? Sizlerin tahmini neler? Sürpriz beklediğiniz takımlar hangileri?

9 Haziran 2015 Salı

2014 World Cup Final Four

Bazen kıyıda köşede rastladığım illüstrasyonlar çok hoşuma gidiyor. Çoğunu da saklıyorum aslında, gün gelir de lazım olur diye. Keşke hepsini sizlerle paylaşabilsem ama bazı özel olanları görünce anılar canlanıyor, hikayeler yerlerinden çıkıyor ve o anılar bir bakmışsınız kelimelere, sonra satırlara ve nihayetinde bir yazıya dönüşebiliyor. Aşağıdaki illüstrasyonlar ise tek bir hikayeyi temsil ediyordu, o da 2014 Dünya Kupası yarı finallerini. O halde...

Üzerinden tam 1 yıl geçti ama hafızalardaki yeri hala sağlam. Evsahibi Brezilya, ikinci kez düzenlediği kupada kolay geçen grup maçlarının ardından yarı finale gelen yolda kendisine komşu olan Şili ve Kolombiya maçlarında çok zorlandı ve şansının da yardımıyla kendisini Final Four denilen o çetin yola attı. Hem de nasıl bir atma o? Sonradan "keşke atmasaydık da en azından çeyrek finalde elenseydik" dedikleri eşleşmede rakipleri Almanlardı. 40 yılda bir eşine rastlanacak, mağlup takımın futbolcularını sokağa dahi çıkartamayacak, hatta insana yüz kızartıcı suç işleme muamelesi yaptıracak o tarihi maçta Sambacılar, kendi taraftarı önünde Almanlara 7-1 yenilince adeta yer yerinden oynadı. Bir de üzerine 'Dünya Kupaları tarihinin en golcü futbolcusu' ünvanını maçtan önce elinde bulunduran Ronaldo'nun da rekoru geçildi ve Klose kariyerinin son büyük organizasyonunda bu rekoru eline aldı. Scolari'nin öğrencileri travmatik ve bir o kadar da psikolojk yıkım veren maçın ardından oynadığı üçüncülük maçında da bu defa Hollanda karşısında (3-0) rezil oldular. Turnuvanın genç ve parlaması beklenen yıldızı Neymar ise ardı ardına gelen başarısız sonuçlarla arada kaynadı. Mümkünse Almanlar, Brezilyalılar ile yakın tarihte bir maç daha yapmasalar iyi olacaktı. Lakin bu utanç vesikasını İtalya maçında Chiellini'nin omzunu ısıran Suarez bile örtemeyecekti.

Diğer dev yarı final eşleşmesinde ise büyüleyici kariyerinde Copa America ile beraber en büyük eksikliğinden biri Dünya Kupası Şampiyonluğu olan Messi'nin Arjantin'i, Robben'in komutasındaki Hollanda ile kozlarını paylaşıyordu. Uluslararası arenadaki tek temsilcimiz Cüneyt Çakır'ın kariyer maçını yönettiği karşılaşmada 120 dakika boyunca kontrolü elinde bulunduran iki takım gol atma başarısı gösteremeyince iş penaltılara kalmıştı. Vlaar ve Sneijder'in kaçırdığı penaltılar Messi ve arkadaşlarını finale taşırken mağlubiyete en çok da Hollanda'nın en iyisi Robben üzülüyordu. Portakallar için tek teselli ise Brezilya karşısında rahatlıkla aldıkları 3-0'lık galibiyet ve Dünya 3.lüğü makamıydı. Tangocular ve özellikle Messi artık tarihi bir eşiğe gelmişti. Tarih kitapları bu maçla beraber değişebilirdi...

Arjantin'de Messi'den sonraki en büyük kilit oyuncu Di Maria sakattı ve geçmişte birçok yıldız futbolcunun başına gelen talihsizliği yaşayıp tarihi finali kaçıracaktı. Bu Almanlar için gayet iyi bir haberdi. Messi her zamankinden daha ekstra bir performans göstermek zorunda kalacaktı, tıkır tıkır işleyen Alman savunması karşısında. Almanlar, finale gelene kadar oynadıkları 6 maçın 90 dakikalarında sadece 3 gol yemişlerdi. Hem sadece Messi değildi kupayı isteyen. Almanlar da bu zamana kadar hiçbir Avrupa ülkesinin kazanamadığı Güney Amerika'da şampiyon olmak istiyordu.

Almanlar, turnuva takımı apoletini tüm dünyaya tekrar hatırlattığı maçta Götze'nin uzatma dakikalarında attığı mükemmel golle Arjantin'lileri üzüyor ve tam 24 yıl aradan sonra Panzerleri Dünyanın en büyüğü yapıyordu. Messi'ye ayıp olmasın diye 'Altın Top' ödülü verilirken, son 10 yılın tartışmasız bir numarası Neuer ise 'kupanın en iyi kalecisi' seçiliyordu. Klose tarihe altın harflerle geçerken, Joachim Löw de kupanın getirisi ile '2014'ün en başarılı teknik direktörü' ödülünü alarak haklı gururu yaşıyordu. Messi "umutlar 2018 Dünya Kupası" diyordu ama aradan geçen bir yıl içinde kariyerine öyle bir Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu sıkıştırıyordu ki, oynadığı ve oynattığı futbolla Barcelona'ya 1 değil 2 değil tam 3 kupa birden kazandırıyordu. Messi Dünya Kupası almasa da artık çoğu futbolsever için dünyanın gelmiş geçmiş en iyisiydi...

************************

Bizde 2014 Dünya Kupası üzerine yazı çok. Okumak isteyenler için :

2014 Dünya Kupası değerlendirme yazısı...
http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2014/07/2014-dunya-kupas-degerlendirme-yazs.html

Utanç Vesikası : Brezilya 1 - 7 Almanya
http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2015/02/utanc-vesikas-brezilya-2014.html

Dünya Kupası İkramiyeleri Kimlere Vurdu?
http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2014/08/dunya-kupas-ikramiyeleri-kimlere-vurdu.html

Almanların Başarısının Arkasındaki Sır
http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2014/07/almanlarn-basarsnn-arkasndaki-sr.html

1 Nisan 2015 Çarşamba

Son 10 yılın En İyileri...


Son 10 yılın en iyi futbolcuları tartışmasız onlar... Evet çok sayıda yıldız futbolcu sayabilirsiniz ama onların yetenekleri, büyüleri, teknikleri herkesten farklıydı ve saha içinde yaptıklarını kimseler yapamadı...

Futbolun son 10 yıldaki kareasıdır; Lionel Messi, Cristiano Ronaldo, Arjen Robben ve Zlatan İbrahimovic...

En kritik anlarda sorumluluk alanlar, en fantastik golleri atanlar hep onlar oldu. Futbolu sevdiren, insanları TV başına hapseden, tribünlerin adeta taparcasına sevdikleri kusursuz 4 futbolcu...

Her birinin kariyerleri roman olur, bir gün olacaktır da...

İyi ki varsınız beyler, iyi ki sizi izleyen şanslı insanlardanız...

9 Ekim 2014 Perşembe

Pep Guardiola


Bayern'in başına geçtiğinde bazı çevreler tarafından çok eleştirildi. Tam anlamıyla hazır bir takıma, bir nevi "Barcelona'nın devamı" diye tanımlanan dev bir takıma imza atmıştı. Halihazırda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşamış, Almanya Ligi'ni hatta Almanya Kupası'nı dahi müzesine götürmüş bir takımı devralmıştı. Barcelona'nın 'tiki taka'sına son verip Avrupa ve Dünya'nın yeni süper gücü olmuş bir takımın teknik patronuydu artık. Barca ile kaldırdığı sayısız kupa halkasına yenilerini eklemek ve "Benim gücüm sadece Barcelona ve İspanya'dan ibaret değil" diye haykırışı sonrası ilk yurtdışı deneyimiydi Guardiola'nın.

"Takımı hiç değiştirmesin, zaten takım ölü haliyle dahi Avrupa'da yarı final oynar" diyenler, daha ilk sezonunda haklı çıktı aslında. Ama yarı finalde öyle bir hüsrana uğradı ki, bu hezimet Guardiola'nın kariyerine de büyük bir eksi olarak çoktan işlendi bile. Bir önceki sezon Heynckes ile Barcelona'yı toplamda 7-0 ile silip süpüren Bawyera temsilcisi, bu defa bir diğer İspanyol Real Madrid karşısında resmen dağıldı ve gol bile atamadan 5-0'la havlu attı. Hatta Pep ile Bayern bir ara ipleri koparma noktasına dahi geldiler ama Bundesliga Şampiyonluğu ve Almanya Kupası şampiyonlukları Guardiola ve Bayern için adeta teselli oldu.

Bu sezon bu defa da "Takım gittikçe İspanyollaşıyor" diye eleştirilerin yapıldığı bir ortamda takımı daha iyi tanıyan diri bir Pep var ve bu kez, ipler daha çok onun kontrolü altında. Xabi Alonso, Bernat ve Benatia transferleri de tam anlamıyla nokta atışları ve takıma büyük değer ve rotasyon gücü kattılar. Mario Götze, kariyeri açısından muhteşem geçen Dünya Kupası sonrasında Ribery ve Robben'in alternatifi olarak değil artık tamamen ilk 11 oyuncusu ve beklentilerin üzerinde oldukça da golcü bir kimlikte. Takımın skorer gücü belki geçtiğimiz sezona nazaran biraz daha aşağıda kalacak ve buna bağlı olarak oynattığı futbol da ayrı bir eleştiriye tabi olacak ama kazanma alışkanlıkları hala üst seviyede ve artık çok daha az gol yiyorlar. Mandzukic'in yerine alınan Lewandowski daha yeni yeni takıma alışırken, başta Ribery, Schweinsteiger ve Robben'in müzmin sakatlıkları takımın skor üretememesinde baş etken oldu. Ama yiğidi öldür de hakkını yeme misali, Allianz Arena'da bir Manchester City maçı oynadılar ki inanılmazdı. Maça ilk 11'de Ribery, Robben, Schweinsteiger, Martinez, Badstuber, Thiago gibi yıldızlarından yoksun başlayan ve karşısında Dzeko, Aguero, Silva, Navas, Nasri, Yaya Toure gibi her an herşeyi yapabilecek kapasitede büyük yıldızları kadrosunda bulunduran City karşısında Pep, tam anlamıyla bir taktik savaşı verdi. Maç içerisinde neredeyse her 10 dakikada bir saha içi taktik dizilişini değiştiren deneyimli hoca, kendisinden beklenilen taktik dehasını 90.dakikada da olsa sahaya yansıttı ve maçı 1-0 kazanmayı da başardı. Sakın ola ki son dakika golüne şans demeyin çünkü o maçta Bayern adeta farkı kaçırdı...


Kim ne derse desin ben Guardiola'nın hala taktik anlamında dünyanın en iyisi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Bundesliga ve Bayern'i seçerken asla içinde şüphe yoktu. Macera aramaya gelmemişti ve bu takımı isteyerek ve gönülden çalıştırıyordu. Hatta en ufak başarısızlıkta dahi, "Eğer yönetim isterse beni gönderebilir" resti çekecek kadar da mütevazi sahibiydi. 1 yıl içinde Philipp Lahm ve David Alaba'nın üzerinde yaptığı saha içi taktiksel dokunuşlar onu çok özel ve ayrıcalıklı yaptı. Barcelona'daki gibi saha kenarındaki duruşu, kendine has karizması hiç değişmedi Münih'te de. Giydiği kıyafetler, saç ve sakal tercihleri, jest ve mimikleri onu hep meslektaşlarından ayrı bir kategoriye soktu. (Laf aramızda bu sezon kırmızı renkler ona daha bir yakışmış) Farklı ülke, farklı futbolcular ve farklı dil karşısında kendini çok çabuk geliştirdi. Futbolculara yaklaşımı, onlarla yaşadığı samimi diyalog ve içindeki hırsla beraber makina gibi işleyen takımını yine bu sezon en yukarılara taşıyacaktır. Son 5 yılda 3 kez final oynayan ve bir kez kupayı kaldırdıkları Şampiyonlar Ligi'nde başarıya alışan bir takımı da çalıştırmak gerçekten zor. Düşünsenize, yarı final dahi başta Rummenigge ve Beckenbauer olmak üzere hiçbir Almanı çoğu zaman kesmiyor ve ya final istiyorlar ya da kupayı.

Guardiola'nın yükü bu sezon, geçen sezona oranla daha ağır. Bitmez tükenmez sakat futbolcuları bir an önce iyileşir ve takım eski kimyasına bürünürse, sikletindeki en büyük rakipleri Real Madrid, Barcelona ve Chelsea'yi geçip tekrar Avrupa'nın en büyüğü olacaklarından hiç şüphem yok.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

2014 Dünya Kupası / Değerlendirme Yazısı

Dünya Kupalarının olmazsa olmazlarından Ömer Üründül'ün "Bu benim 9. Dünya kupam ve özel işlerimden dolayı final maçını izleyemeden Brezilya'dan ayrılacağım" sözünün verdiği tebessümle bende şöyle bir düşündüm ve 'Brezilya 2014' benim yerinde canlı olarak olmasa da bizzat takip ettiğim 6. Dünya Kupasıydı. İlk olarak futbolcu fotoğraflarının olduğu albümlerle takip ettiğim ve sonrasında büyük bir tutkuya dönüştüğüne şahit olduğum "1994 Amerika Dünya Kupası" ile bugünlere kadar geldik. 



Güney Amerika'da düzenlenen bir Dünya Kupası'nı daha önce hiçbir Avrupa takımı kazanamamıştı. Bu aslında çok çok önemli bir ayrıntıydı ve bir ilki başarmak için İspanya, Almanya, Hollanda ve İtalya kolları sıvamıştı. Diğer büyüklerden İngiltere, ilk defa beklentilerden uzak bir şekilde Brezilya'nın yolunu tutarken; Fransa ise daha en baştan Deschamps'ın "asla favori değiliz, bizden çok güçlüler var" demeci ile kendisinin dahi inanmadığı kupaya gelmişti. Arjantin ya da Brezilya'nın pabucu artık dama atılmalıydı. Ama o da ne? Dakika 1, gol 1. İspanya, daha kupanın ikinci gününde Hollanda'dan 5 yiyince zora gelemedi ve 3 maç sonunda "ben bu yarışta yokum arkadaş" deyip bavullarını hemen hazırladı ve İspanyol federasyonu da bunun üzerine Del Bosque ile yine devam kararı aldı (!)

Hadi İspanyollar son 3 dev organizasyonu kazandıkları için doyuma ulaşmışlardı, artık "tiki taka"yı da çözmüştü tüm takımlar da, ya "ölüm grubu" olarak adlandırılan grupta bırakın puan almayı gol bile atması çok zor denilen Kosta Rika'nın sadece bir gol yiyip İtalya, İngiltere ve Uruguay'ın üzerinde namağlup grup lideri olmasını nasıl anlatacaktık çocuklarımıza?

Messi mi Ronaldo mu? Messi mi Pele mi? Messi mi Maradona mı? sorularına bir cevap bulmak ümidiyle geldiğimiz kupada Cristiano Ronaldo ve arkadaşları da komşu ülke İspanya'yı yalnız bırakmama adına + "şansımı ABD'ye devrediyorum" tavrı takınınca meydan Messi'ye kalmış gibi göründü. Ama Messi bu kadar da rahat olamazdı. Bir yandan turnuva takımı ve 'disiplin' kelimesinin eşanlamlısı Almanlar, diğer yanda adı Messi ve Ronaldo'dan sonra gelen "tipi 40, yaşı 30, oyunu 20 yaşında" olan Robben'li Hollanda ve tabii ki ele avuca sığmaz Neymar'lı evsahibi Brezilya hazır kıta bekliyorlardı... 



Brezilya demişken, şunu da hatırlatmak isterim.  Brezilya, çeyrek finalde keşke Kolombiya'ya elenseydik de bugünleri görmeseydik diyeceği ve ulus olarak asla hatırlamak istemeyeceği tarihi rezilliğe sahne olan yarı final maçında Almanlara 7-1 kaybedince tüm medya ve usta spor yazarları (!) kadronun defosunu tartıştı. Halbuki biz yine bu sayfalarda 2,5 ay önce yazdığımız yazıda ve yazının altında okuyucularla olan yaptığımız yorumlarda Brezilya'nın bugünkü durumunu çoktaaannnn masaya yatırmıştık. Burada yazıyı hatırlayalım, sonrasında devam edelim :) 
http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2014/05/kakaroni-out.html

Grup maçlarında yaşanan sürprizler sonrası 'oh be kupada değişik takımlar ve performanslar göreceğiz' derken ikinci tur maçlarıyla beraber final maçı dahil oynanan tam 15 maçta 1 tane bile sürpriz yaşanmadı, tamamında favori takımlar ama 90 dakikada ama uzatmalarda ama penaltılarla hep turlayan taraf oldular. Bu sonuç ise, açıkçası istediğimiz bir sonuç değildi, lakin takımların grup maçlarına oranla daha sağlam oynaması, savunmalara önem vermesi, maçları zevksiz hale getirdi...

Dünya futbolunun son 6-7 yılda özellikle Messi ve Ronaldo'nun ekseni etrafında şekillendiği bir ortamda, "Bu Dünya Kupası'nda bakalım hangi futbolcuların parladıklarını göreceğiz?" diye kendime sorarken; yıllardır Fransa'da Ajaccio denilen şehirde saklanan pırlanta kaleci Ochoa tanıttı kendisini tüm dünyaya. Brezilya maçında olağanüstü işler yaptı ve oynadığı 4 maçta da harika performanslar sergiledi. Zaten 2014 Dünya Kupası en başta kalecileriyle anılacaktı. Çeyrek final oynayarak ülkesinde şampiyon gibi ağırlanan başta Kosta Rika kalecisi Navas... Dünya 1 numarası kaleci, defans, libero Manuel Neuer... Belçika maçındaki 15 kurtarışıyla 'Dünya Kupası tarihinde bir maçta en çok kurtarış yapan kaleci' ünvanı ile tarihe geçen Tim Howard... James Rodriguez ile beraber takımını çeyrek finale iten Ospina... Özellikle tangocuların ölüp ölüp dirildikleri İran maçında harikalar yaratan ve Hollanda karşısında kurtardığı penaltılarla takımını finale taşıyan Romero ve tabii ki Van Gaal'in sırf penaltılar için 119.dakikada oyuna aldığı ve takımına maç kurtaran Tim Krul...



2014 Dünya Kupası ile ilgili en çok aklınızda ne kaldı diye sorsalar kesinlikle hiç düşünmeden Almanya'nın Brezilya'ya ilk yarım saatte 5 gol atıp 7-1'lik aldığı fantastik skoru söylerdim. Bilenler bilir ya da hatırlatalım, zaten bu Almanların pek acıması da yoktur tarihte. 2002 Dünya Kupası'nda Suudi Arabistan'ı 8-0 ile geçen panzerler, 2008 Avrupa Şampiyonası eleme gruplarında da San Marino'ya tam 13 gol atmıştı. "Durmak yok, yola devam" klişesi, belki de en çok onların üzerine oturuyordu.

2014 Brezilya Dünya Kupası'nın tüm maçlarının sonuçlarının ve puan durumlarının ayrıntılı olarak işlendiği excel tablosunu da indirin ve arşivinize ekleyin...
http://dosya.altervista.org/download.php?file=db1103973e2e07ecd9e821061dba6ebf

Ayrıca "Altın Ayakkabı" ödünü alan ve adını James değil Hames olarak tüm dünyaya duyuran ve 2014 Dünya Kupası fragmanları yayınlanırken onun Uruguay'a attığı jeneriklik gol ile hatırlanacak olan 22'lik Rodriguez'de en büyük alkışı hak eden bir diğer futbolcuydu. Jeneriklik gol deyince, van Persie'nin İspanya ağlarına attığı uçan kafa golü de unutulmazlar arasına çoktan girdi bile. Evet Messi, "Altın Top" ödülünü aldı ama kimse tatmin olmadı, çünkü bu ödülü hak etmedi, Maradona'nın tabiriyle "FİFA'nın verdiği bu ödül tamamen pazarlama taktiği olarak verildi" ve bir anlamda Messi, teselli edildi...

Kupanın en 'sürpriz' takımı Kosta Rika, en göze hoş gelen futbol oynayan ülkesi Kolombiya, en şanssız ülkesi 88.dakikasına 1-0 önde girdikleri maçta Hollanda'ya 2-1 yenilen Meksika, en komple takımı Almanya, en büyük hayal kırıklığı İspanya, en iyi kaleci tabii ki Neuer ve en iyi hakemi de gururumuz Cüneyt Çakır'dı. Çakır, ülkemizde zaman zaman çaldığı istikrarsız düdükleri Brezilya'da mümkün olduğunca az çaldı ve hakemlerin genel olarak sınıfta kaldığı kupada tüm dünyanın gönlünü alarak 2016 Avrupa Şampiyonası finaline göz kırptı.




Almanya, zaten neden bir turnuva takımı olduğunu Dünya Kupalarındaki muazzam istatistikleri ile belli etmiyor mu? 16 kez katıldıkları Dünya Kupası'nda 8 kez final oynayan, 4 kez şampiyon, 3 kez üçüncü olan ve 4 kez de çeyrek finalde elenen bir Almanya, sanırım bu geldiği yeri sonuna kadar hak ediyor. 2004'de dibi gören takım Löw'ün ellerinde sistemli altyapı ve özverili çalışma düzeniyle tekrar zirveye kuruldu. Kalecisinden savunmasına, orta sahadaki kusursuz düzeninden, Dünya Kupaları tarihinin en golcü ismi Miroslav Klose'ye kadar bu kupayı hak ettiler ve dördüncü yıldızı da taktılar. Yedek oynasalar da Gotze ve Schurrle gibi maçın sonucuna direkt etki etki eden yıldızlarıyla ve Brezilya'ya getirmedikleri İlkay ve Reus'uyla önümüzdeki 4 yıla da damga vuracak gibi görünüyorlar. Joachim Löw, artık dünyanın en iyi 5 teknik adamından biri...

Luis Suarez.... Kazandıkları İtalya maçında dahi rahat durmayıp, Chiellini'nin omzunu ısıran ve kariyerinde kırmızı kart görmeden tam 34 maç ceza alan Suarez sayesinde de 'caps' kültürümüz tavana vurdu :) Şaka bir yana Allah, Barcelona kulübüne sabır versin, bu adamın sağı solu belli olmaz, huylu huyundan vazgeçmez. Gerçi Katalanlar, mutlaka sözleşmeye bu tarz bir madde koydurtmuş ve kendisini sağlama almıştır :))

Kapanışı ise 2018 Rusya'sında göremeyeceğimiz efsaneleri anarak yapalım. Pirlo, Lampard, Gerrard, Klose, Buffon, Eto'o, Drogba... onların son Dünya Kupalarıydı. 

Son söz ise Mauro Camoranesi'den : "Dileğim İtalya - Arjantin finaliydi. Ama İtalya'da sadece 2 futbolcu vardı : Buffon ve Pirlo. O yüzden İtalya finale kalamazdı, güzel bir rüyaydı."

twitter.com/serdarsozkesen

19 Nisan 2013 Cuma

Futbolun Mizahi Yönü - 5

2012 - 2013 futbol sezonun bitimine yaklaşık olarak 1 ay kala ben yine kafaları dağıtmak, futbolun mizahi tarafına da atıfta bulunmak adına 2 ay önce başlattığım serinin 5.sini sizlerle paylaşmak istedim...

Malum, çoğu takımın taraftarı takımının içinde bulunduğu yarışın sıkıntılarıyla uğraşırken, ben hep burada futbolun güzel bir oyundan ibaret olduğunu ve mizahi, gülmece tarafının da olduğunu düşündüren ve hissettiren eğlenceli fotoğraflardan oluşan bir seri başlatmıştım...

Lafı fazla uzatmadan, serinin ilk 4 bölümünü de tekrar hatırlattıktan sonra 5.bölüme başlıyoruz :)

Futbolun Mizahi Yönü 
Futbolun Mizahi Yönü -2
Futbolun Mizahi Yönü -3
Futbolun Mizahi Yönü -4

Ballon d'Or ödülüne farklı bir bakış :)
Geçen sezon en zayıf halka Chelsea kupayı kazanmıştı. Bu sezon?
Tavus kuşuna dönen Neymar, acaba hangi takıma gidecek?
Hepimiz Messi'yiz yada öyle olacağız, başka yolu yok!!
Robben, her şekle uyar, çok amaçlı :)
Messi - Ronaldo finali olur mu bilmeyiz ama hiç de kolay olmayacak.
Yorumsuz :)
Tam da beni anlatıyor. Senin dünyan, benim dünyam :)

7 Mart 2013 Perşembe

Futbolun Mizahi Yönü -3

Futbolun özellikle ülkemizde hakemler üzerinden fazlasıyla konuşulduğunu ve değerlendirildiğini gördükçe insanın çoğu zaman "Off, yeter, hep aynı konular, bıktık artık" deyip dikkatini başka şeylere veresi geliyor...

Sizler de benim gibi düşünüyorsanız, doğru yerdesiniz. Futbolun sadece futboldan ibaret olmadığı ve MİZAHİ yönünün de aslında var olduğunu ve bunları da paylaştıkça insanların futbola bakış açısının dahi biraz değiştiğini bundan önceki 2 paylaşımım da net bir şekilde gözlemlemiştim...

Futbolun Mizahi Yönü ve Futbolun Mizahi Yönü -2 ile bir hayli beğeni topladığımız ve devamının da geleceğini yine buradan müjdelediğim serinin 3.sü ile karşınızdayım...

Umarım beğenirsiniz...

Ronaldo'nun Facebook profilinin kapak resmi...

Herkesin bir beklentisi var doğal olarak :)
Geçen senenin Barcelona kadrosundan 'ibretlik' bir kare :)
Yorumsuz :)
Yönetim, uyuma. Futbolcularının sahasına sahip çık :)

twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR