MLS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MLS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2016 Çarşamba

Eskiler de MLS'i severdi

Yaşı 30'u geçmiş, hatta futbolu bırakmalarına tahminen 2-3 sene kalmış bazı futbolcuların en ünlü adreslerindendir MLS (Major League Soccer), yani Amerika'daki futbol ligi. Bu akımı son yıllarda belki de tekrar başlatan futbolcu David Beckham. 10 yıllık Manchester Unıted kariyeri sonrası 2003'te Real Madrid'e imza atan İngiliz futbolcu, kontratının bitiminde (2007) hem de henüz 32 yaşında iken, yani hala Avrupa'da en az 2 sezon daha oynama şansına sahip iken MLS'in yolunu tutmuş ve Los Angeles Galaxy'e giderek tüm dünyayı şoke etmişti. Beckham'ın ardından Henry, Robbie Keane, Nesta, David Villa, Lampard, Gerrard, Drogba, Kaka, Raul Gonzalez, Pirlo ve daha birçok ünlü futbolcu 'para' temalı transferlere imza atarak ABD'nin futbolunun reklamını yaptılar ve ülke futbolunun bugün birçok dünyada izlenebilirlik ve takip edilebilirlik düzeylerini artırmalarına yardımcı oldular.

Franz Beckenbauer, 1980, NY Cosmos 3 FC Koln 1
"Beckham, MLS akımını tekrar başlattı" derken dikkat ettiyseniz bu akımın mazisinin olduğuna vurgu yaptım. Belki gençler bilmez ama MLS, şimdiki zamanda jübilesine az kalan futbolcuların yeni alternatiflerinden değil. Sadece biraz ara verilmişti o kadar. Zamanında Pele'sinden Cruyff'una, Beckenbauer'inden Eusebio'suna, Gerd Müller'den George Best'ine kadar birçok ünlü ve efsane futbolcu ABD'de futbol oynadılar. MLS'in yıllar geçtikçe yükselen pazar değerinin ilk mimarları işte onlardı. Kimler mi onlar? 

New York Cosmos - 1978 Johan Cruyff and Franz Beckenbauer
Franz Beckenbauer, Giorgio Chinaglia, Pele - New York Cosmos - 1977
Franz Beckenbauer (New York Cosmos) ve Gerd Müller (Fort Lauderdale Strikers) yıllarca Bayern Münih'te aynı dönem forma giydikten sonra MLS'te bu defa birbirlerine rakip oldular - 1979
Pele, Hilary Carlyle, Eusebio  Quicksilvers - NY Cosmos maçı öncesi 1977
Fort Lauderdale Strikers 1979, Alman gol makinesi Gerd Müller
1970'li yılların ortaları ile 1980'li yılların başlarında NBA yine Amerika'nın gözbebeği iken bu büyük futbol yıldızları da onlara büyük rakip oldular. O yıllarda ABD'de olmak vardı hakikaten. Düşünsenize, gündüzleri Pele, Best, Eusebio, Müller, Cruyff, Beckenbauer ve diğerleri sahne alırken, akşam seanslarında ise basketbolda Kareem Abdul Jabbar, Larry Bird, Julius Erwing, Moses Malone, Elvin Hayes, Walt Fraizer, George Gerwin ve nicelerini izlemek için dünyanın en şanslı insanı olmak gerekiyordu.


George Best, 1979 Fort Lauderdale Strikers.
Los Angeles Aztecs - New York Cosmos maçından George Best and Pele - 1978 
LA Aztecs takımının sahibi Elton John (4 numaralı) ve takım kaptanı George Best

7 Ağustos 2015 Cuma

The Artist : Andrea Pirlo


Bu fotoğrafın altına ne yazılabilir ki? Ne eklenebilir ki?

Zaten bilenler, tanıyanlar onu çok iyi anlatmış ve özetlemiş... 

Andrea Pirlo...

Yeşil sahaların artisti, başbakanı, en değerli birkaç konsey üyesinden biri...

Futbolu şiir gibi oynayan, futbolun sessiz 'dahi'si...

Günümüz büyük futbolcuların popülerliğinden uzak, basit yaşam tarzı ve medyatik olmaktan kaçan, kendine has oldukça karizmatik bir beyefendi...

Birçok genç, orta yaşlı ve tecrübeli jenerasyonu yani 3-4 nesli birden etkileyen, sıradışı bir futbol bilgesi. O futbolun patronu, saygı konusunda kimsenin tereddüt etmediği örnek bir 'aktör'...

Brescia'da başlayan futbol kariyerinde İnter, Milan, Juventus ve şimdilerde New York City...

İtalya'da birçok efsane jenerasyonun anahtar ismi. 2006 ve sonrasında Serie A'nın marka değerinin iyiden iyiye düşmesine inat ayakta kalan yegane futbolcu. Özellikle Maldini, Nesta, Del Piero vb. sonrası yani son 5 yılın en önemli "Serie A bayrak adamı"...

2005 İstanbul Şampiyonlar Ligi tarihi finalinde 3-0'dan kupayı verdikleri Liverpool maçı sonrası futbolu dahi bırakacak noktaya gelmişken, yıllara inat sürekli olgun futbol, profesyonel bir yaşantı ve eşine az rastlanır türden tüm dünyanın karşısında büyük bir saygı ile eğildiği muhteşem bir futbol kişiliği...

Futbola ofansif ortasaha mevkiisinde yani forvetin hemen arkasında "10 numara" rolünde başlasa da zamanla merkez ortasahada oyunu çift yönlü oynayabilen tam bir oyun kurucuya dönüşü. Ancelotti, onun bir dünya markası olmasında başrolü oynayan bir yol gösterici. Futbolda elde edilebilecek tüm büyük kupaları birer birer kazanan örnek bir şahsiyet...

Evet sözümü tutamadım ve farkında olmadan Pirlo hakkında fazlasıyla yazmışım, özür dilerim. Ama hak ediyor be abi, onun için az bile...

29 Temmuz 2015 Çarşamba

2015 - Efsaneler Giderken...

Gerrard'sız bir Liverpool, Casillas'ın olmadığı bir Real Madrid, Xavi'siz bir Barcelona, Schweinsteiger olmadan Bayern Münih (gönderiliş sebebi farklı olsa da), Pirlo'suz bir Serie A...

Drogba ve Lampard'ın Ada'dan uzaklara kaçışı, son 15 yılın en iyi 3 kalecisinden biri olan Petr Cech'in acısını kalbine koyarak 11 sene aradan sonra Chelsea'den gönderilişi ve modern çağın filozofu Klopp'un futboldan kısa zamanlı kopuşu...

Efsaneler birer birer uzaklaşırken aramızdan...

Konduramıyoruz belki de onların bu şekilde gidişlerine. Hep aynı takımda kalsaydılar diyoruz ama 'nankör' futbol ve 'hayırsız' yöneticiler hep onları "30+ yaş sendromu"ndan uzaklara iteliyor. Tıpkı daha önce Raul'un Galacticos'tan koparılması gibi, Del Piero'nun Juventus'tan zamansız ayrılışı gibi... Belki de birkaç yıl sonra sıra Rooney'e gelecek, Ramos'a gelecek, Ribery, Buffon, Terry, İniesta'ya gelecek. Kim bilir? Herkes Giggs, Scholes, Maldini, Puyol, Zanetti gibi şanslı olmuyor maalesef. 

Şüphesiz hepsine üzüldüm ama en çok da, 25 yılını kulübe veren ve küçük bir çocuk gibi ağlaya ağlaya giden Casillas ve 'Serie A' markasının son 7-8 yılda iyice yerlerde süründüğü bir ortamda tek başına mücevher gibi parlayan ve çevresindekilere de bir ışık olan nam-ı diğer 'başbakan' Pirlo'nun ABD'ye gitmesine üzüldüm. 



Dünyanın en büyük derbi organizasyonu olan Real Madrid - Barcelona maçlarında artık iki efsane Casillas ve Xavi olmayacak. Buna alışmak hiçte kolay değil. Schweinsteiger demek Bayern Münih'in kalbi demek. Her ne kadar gitmeyi kendisi istese de Bastian'a Bawyera'nın bağrından verilen güç, bağ, dinamizm halefi olan Vidal tarafından ne derece verilebilecek? Gerrard'ın Liverpool ile olan gönül ilişkisini, takımın en başarısız olduğu dönemlerde dahi gemisini başarılı şekilde çılgın denizlerde batırmadan yürüttüğü o anları asla unutmayacağız. Gerrard'ın her şeyiyle takımın üzerindeki görüntüsünü Henderson üstlenebilecek mi?

Drogba'nın efsane olduğu Chelsea'de ve 2 sezon kaldığı Galatasaray'daki maçları, Türkiye Ligi'ne kattığı marka değeri de hep aklımızın bir köşesinde kalacak. Chelsea gibi bir kulübü dünyanın en prestijli markalarından biri haline getirmede en büyük yardımcılarından olan, ortasaha oynamasına rağmen golcülüğü, efendiliği ve 'adam'lığı ile nam salan Lampard'ın Avrupa'yı terk etmesi de ayrı bir üzüntü, ayrı bir sinir bozucu etken. Ya Cech gibi efsane bir kalecinin henüz 33 yaşında olmasına rağmen her şeyini verdiği Chelsea'den ezeli rakibi Arsenal'e gönderilişine ne demeli? Cech belki hala Londra'da ama mavilerdeki ortamı, ev sahipliğini, arkadaşlık ilişkilerini, en önemlisi de huzuru Wenger'in kırmızı malikanesinde bulabilecek mi?

"Andrea Pirlo demek Serie A demek". Peki şimdi çizmeyi kim temsil edecek? Usta frikikleri, otoriter ruhu, kazanma arzusu, futbolun kitabını yazan kişiliği ile Pirlo'suz bir Serie A çok da takip edilesi görünmüyor. Son yılların en modern futbol düşünürlerinden Jurgen Klopp'un harika Dortmund projesinin de bu kadar erken bitmesi ve Klopp'un kendi deyimiyle futbola biraz ara vermesi de dünyanın dört bir yanındaki hayranlarını bir hayli üzdü. Dortmund'u eski günlerine geri döndüren efsane projesi başarıyla sonuçlandı ve misyon tamamlandıktan sonra kabuğuna çekildi. Futbolun dahi filozofu bir gün daha sağlam geri dönecektir, beklemedeyiz...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR