İnter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2017 Pazartesi

Zlatan ve Efsane Golleri


Zlatan için imkansız diye bir şey asla yok. 35 yaşında hala Manchester Unıted gibi bir takım ile Premier Lig gibi en üst düzey ligde, bu satırlar yazılırken 33 maçta 20 gol atmayı başardı bile. Gelelim Zlatan'ın insan aklının sınırlarını zorlayan o gollerine. Aynı zamanda eski bir tekvandocu olan İbrahimovic'in, Kasım 2012'de İngiltere ile oynadıkları hazırlık maçında attığı fantastik röveşata golü, tüm zamanların en iyi gollerinden biri olarak anılmaya devam edecek. Akıl, yetenek, cesaret, hayal gücü, doğru zamanlama gibi birçok momentumu saniyeler içerisinde eşleştirip o vuruşu Zlatan'dan başkası yapamazdı demek, hiçte yanlış olmaz. Bu unutulmaz gol, kendisine 2013 yılında FIFA Puskas ödülünün de sahibi ünvanını getirdi. Zlatan 4-2 kazandıkları bu maçta gollerin tamamına imza attığında 30 yaşındaydı ve futbolun en olgun çağındaydı.

Zlatan daha önce; 

* 2013 yılında PSG forması ile Anderlecht deplasmanında yaklaşık 30 metreden gelişine öyle bir füze göndermişti ki, kaleci Kaminski sadece jenerik olsun diye uçabilmişti. Zlatan ayrıca o maçta 4 gol birden atmış ve Şampiyonlar Ligi tarihine geçmişti.

** 2004 yılında İtalya ile oynadıkları Avrupa Şampiyonası grup maçında 85.dakikasına 1-0 yenik girdiklerinde kullanılan köşe atışında yaşanan karambolde seken topa, Buffon'un rahatsız etmesine rağmen havada kaleye sırtı dönük biçimde topuk vuruşu ile inanılmaz bir gole imza atmıştı. Bu vuruş becerisini, dünyada ondan başkası deneyemezdi ve yapamazdı. o gol aynı zamanda İsveç'i bir anlamda Euro 2004'te çeyrek finale çıakrtan goldü.

*** 2009 yılı İnter - Fiorentina maçı. İnter frikik kazanıyor. Kalede Sebastian Frey var ki, Çizme'nin son 15 yıldaki en iyi 5 kalecisinden biridir. Kaleye 32 metre uzaklık var. Topun başında İbrahimovic. Frey, iki kişilik baraj kurdurur. Zlatan bir anda Frey'in sağ üst tarafına öyle bir bazuka gönderir ki, Ümit Aktan'ın dediği gibi "Şımaykıl değil, bütün maykıllar gelse o golü oradan alamazdı". İnter, o sezon sonunda şampiyon olmuştu.

**** Zlatan'ın tüm dünyada tanınmasına vesile olan gol, 22 Ağustos 2004 imzalı Ajax - Breda maçından. O zaman 22 yaşında olan İsveçli yetenek, 5 oyuncuyu ipe dizip öylesine bir gol atıyordu ki herkesi kendisine hayran bırakıyor ve Eurosport tarafından "Yılın golü" seçiliyordu. Artık Zlatanmania zamanı gelmişti. 

Yukarıda sadece 5 golünü yazdık ama sizlerin de bildiği gibi bu tarz o kadar çok golü var ki, satırlar yetmez. Sizler de yoruma onun en çok sevdiğiniz golünü yazabilirsiniz...


15 Ağustos 2016 Pazartesi

Futbolu bırakma Zlatan!


Zlatan 'ilk'leri sever. Gittiği takımlarda ilk maçlarında devamlı gol atan, sıradışı bir golcü. Ajax ile ilk Şampiyonlar Ligi maçında Lyon'a, İnter forması ile ilk lig maçında Fiorentina'ya, Juventus forması ile ilk lig maçında Brescia'ya, Barcelona forması ile ilk lig maçında S.Gijon'a, PSG forması ile ilk lig maçında Lorient'e ve son olarak Manchester Unıted forması ile ilk lig maçında Bournemouth ağlarını sarstı. 35 yaşına sadece 2 ay kalmasına rağmen dinamik, istekli, kazanmaya odaklı ve 'en iyi'si için devamlı sonsuz bir motivasyonla donanmış bir 'futbol tanrısı' adeta.

Son 15 yılda kazandığı 13 lig şampiyonluğu dahi aslında onu anlatmak için yeterli bir neden gibi görünse de eksik olanları da biz tamamlamaya çalışalım. Adı, şampiyonluklarla özdeşleşmiş ve dünya futbol tarihinin en yetenekli 10 santrforundan birisi kesinlikle. Gittiği her takıma enerji veren, kulübü bir - iki seviye yukarı çeken lider bir futbolcu. "Bazen sadece kendi bildiğinizi okuyarak dünya yıldızı olabilirsiniz". İbrahimovic, tam da bu sözün baş muhatabı ve bu konuda eşsiz bir yere sahip. Kimselere benzemediğini ve taklit etmediğini her fırsatta yenileyen İsveçli golcü, sivri dili ve egosu ile bazen itici gibi görünse de bunun tek bir sebebi var : ÖZGÜVEN... Daima daha fazlasını isteyen Zlatan, bunu sadece kendine has sonsuz özgüveni ile birleştirip meslektaşlarından net bir şekilde ayrılıyor. İsveç Milli takımını bu sezon bıraktı, zaten orada elinden gelenin en iyisini yaptı ve attığı gol sayısı ile rekor kırdı. Bu rekoru kim kırar? yada biz görür müyüz, orası meçhul.

Muazzam kariyerindeki belki de en büyük eksiklik Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Aslında dünya futbol tarihine büyük damga vurmuş bazı futbolcular gibi, o da bu konuda biraz şanssız. Totti, Buffon, Nedved, Bergkamp, Nistelrooy gibi futbolcular da Şampiyonlar Ligi'ni kazanamayan süper starlardan bazıları. 2016 - 2017 sezonunda Zlatan, aslında garip bir karar vererek, yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'nden uzak kalmayı kabul ederek, Avrupa'da hiç alışık olmadığı Perşembe'leri sahne alma riskini göze alarak Manchester Unıted'a transfer oldu. Belki Premier Lig treni için son bir bilet şansı kalmıştı ve Hollanda, İtalya, İspanya, Fransa derken en büyük ve zor halka diye bilinen İngiltere'de futbol oynamak ve orada da şampiyon olmak için Ada'ya gitmeye karar verdi. Bu sezonu Premier Lig şampiyonu olarak tamamlayıp, aktif ve sürdürülebilir büyüleyici performansını son bir şekilde izleyebileceğimizi düşündüğüm 2017 - 2018 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmak için mücadele edecek Zlatan. Şampiyonluk yolunda Manchester City, Chelsea, Liverpool ve Arsenal ile oldukça zorlu bir maratona girecek ve inanın ilerlemiş yaşı onun için hiçbir şekilde engel değil. O daima, herkesle, her takımla, her futbolcuyla rekabete ve savaşa hayır. Kaybetme düşüncesi onun genlerinde yok.

Sir Alex Ferguson sonrası 'kırmızı' olan rengi adeta 'mor'a dönen Manchester Unıted, küllerinden doğması için Zlatan'ın performansı oldukça belirleyici olacak. Manu'yu yeniden ait olduğu 'elit' kategoriye dahil etmek için Mourinho ile beraber sıkı sıkıya çalışacaklarını kestirmek hiçte zor değil. Jose Mourinho'nun bu sezon UEFA Ligi'nden çok Premier Lig şampiyonluğuna odaklanacağını düşündüğümüzde Zlatan'ın bu sezon ligde minimum 25 gol atabileceğini öngörmek çok da şaşırtıcı olmayacak. Daha ayağının tozuyla Leicester City ile oynanan Community Shield kupasında attığı golle kulübüne ilk kupasını kazandırdı bile.

Messi ve Ronaldo belki hala en popüler ve yetenekli futbolcular ama Zlatan, hiçbir kategoriye girmeyen marjinal sınıfı, havası, özgüveni, kazanma arzusu, fantastik golleri ile umarım birkaç yıl daha futbola devam eder. En büyük idolü her fırsatta açıkladığı Brezilyalı Ronaldo ama Zlatan, onu çoktan gölgede bıraktı bile. Onun için alınacak daha çok kupa var. Maraton uzun ve zor. Sen zaten bunları seversin. Futbolu bırakma Zlatan! Sonuna kadar arkandayız İbrakadabra...

- Birgün futbolu bıraktığında futbol dünyası o kadar büyük bir değeri kaybedecek ki... Belki 'yas' bile ilan edilebilir. Kendimden biliyorum, ben kesinlikle ağlarım, tutamam kendimi. İtiraf ediyorum... Zlatan bitti dediği an büyük bir marka, tarihteki yerini alacak. Kimse onun gibi olamayacak. Onun sahtesi bile çıkmadı piyasaya, çıkamaz da. O, "tamam" dediğinde topuk golleri öksüz kalacak, fantastik gollerin sayısı azalacak, Youtube'da attığı goller izlenme rekoru kıracak. - 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Pep - Yarı Final Laneti


Şampiyonlar Ligi tarihinin kesinlikle en başarılı teknik direktörü. 2 farklı takım ile 7 sezonda 2 şampiyonluk ve 5 yarı final. Daha doğrusu 7 sezonun tamamında son 4'e kalmış bir teknik adamdan bahsediyoruz. İstediğiniz kadar dünyanın en büyük 3 takımından ikisini çalıştırdı deyiniz ama Pep, sahip olduğu özelliklerle tam bir taktik deha. Bunu rakamlar ve istatistikler yeteri kadar söylüyor. Bayern Münih yönetimi ve taraftarı onun gidişinin ardından yüksek sesle eleştirecektir, ki kendilerince kesinlikle haklı sayılırlar. Bawyeralılar için şampiyonluk dışında her sonuç başarısızlık olarak addedileceği için de Guardiola, kağıt üstünde başarısız olmuştur.

Pep'in en dikkat çekici istatistiği ise; Şampiyonlar Ligi şampiyonu olamadığı 5 sezonun 4'ünde yarı finallerde kime elendiyse, o takımın o sezonu şampiyon olarak tamamlaması. Barcelona'nın başındayken; 2010'da Mourinho'nun İnter'ine, 2012'de ise Di Matteo'nun Chelsea'sine elendi ve o sezonlarda kupayı bu takımlar kazandı. Bayern Münih'te ise 3 sezon üstüste yarı finallerde İspanyol takımlarına karşı kaybetti. 2014'te elendiği Real Madrid, tam 10 sene sonra mutlu sona ulaşırken, 2015'te de Luis Enrique'nin Barca'sı kupayı müzesine götürdü. Son olarak Simeone'nin kapalı duvarını aşamayan Pep'in yarı final lanetinde acaba tarih tekerrür eder de Atletico Madrid şampiyon olur mu? İşte bunun için biraz daha bekleyeceğiz...

2 Ekim 2015 Cuma

Mourinho neden Barcelona'yı sevmez?

Mourinho neden Barcelona'yı sevmez?

Bu sorunun cevabını aslında çok düşündüm ama tam olarak içime sinen bir yanıt bulamadım. Yıllarca Sir Bobby Robson ve Van Gaal gibi iki efsane teknik adamın ardında Porto ve Barcelona'da yardımcılık yapan bir teknik adamın her Barcelona'ya rakip olduğunda polemiklere girmesinin, tabiri caizse Katalanları çekememesinin sebebini bilen varsa bana da anlatsın.

Chelsea, İnter ve Real Madrid'in başındayken defalarca Barcelona ile eşleşen / karşılaşan Mourinho, sürekli tansiyonu yüksek maçlar oynadı. Chelsea'yi ilk çalıştırmaya başladığı 2004-2005 sezonu daha ilk maçında Sir Alex Ferguson'un Manchester'ını yenebilme başarısı gösteren Jose, bu galibiyetle Ferguson'a artık bu ligde yalnız değilsin mesajını inceden veriyordu. Yine ilk yılında Şampiyonlar Ligi ikinci turunda eşleştiği Ronaldinho, Eto'o'lu Barcelona'yı elemiş ve o sezon yarı finale kadar çıkmıştı. O zamanlar Barca'nın başında Rijkaard vardı. Bir sezon sonra tarih tekerrür etti ve yine ikinci turda Hollandalı teknik adamla karşı karşıya geldi. Messi'nin ilk defa Barca formasını tam olarak giydiği dönemde bu defa turu atlayan Katalanlar olmuştu. Mourinho'nun Barcelona'dan, Barcelona'nın da ondan vazgeçeceği yoktu ve Chelsea ile olan üçüncü sezonunda yine Barcelona ile eşleşti. Bu defa gruplarda birbirlerine rakip oldular ve İngiltere'de kazanırlarken, İspanya'dan beraberliği kopardılar. Mourinho, Rijkaard'a sayısal olarak üstünlüğünü ortaya koymuştu. Ne var ki yarı finalde o zamanki belalıları Liverpool'a elenmişlerdi ve açıkçası biraz da hevesi kaçmıştı Mourinho'nun. Herşey iyi giderken sonunu bir türlü getiremiyordu. Bir dahaki sezonun altıncı haftasında Blackburn beraberliğinin ardından istifa etti ve sezon sonuna kadar dinlendi.

Chelsea - Barcelona 06.05.2009 efsane maç
               
Erken istifa sonrası Mourinho'nun yardımcısı olan Avram Grant göreve geldi ve takımı kimselerin beklemediği bir şekilde sadece iki puan farkla lig ikincisi yaptı, Şampiyonlar Ligi'nde Moskova'da Manchester Unıted karşısında final oynattı ama penaltılarla kaybetti. Gerçeği söylemek gerekirse Chelsea - Barcelona rekabetinin herkeste en derin iz bırakan maçları, Avram Grant'ın muazzam başarılı geçen sezonuna rağmen gönderilip yerine Luiz Felipe Scolari'nin geldiği, onun da başarısız bulunarak Şubat sonunda apar topar gönderilip Guus Hiddink'in göreve getirildiği 2008-2009 sezonunda Barcelona ile eşleştikleri Şampiyonlar Ligi yarı final mücadeleleridir. Sezona Rijkaard'ın yerine Pep Guardiola ile başlayan Barcelona karşısında Nou Camp'ta alınan 0-0'lık skorun avantajı ile Stamford Bridge'de oynanacak maçın tansiyonunu varın siz tahmin edin. Şampiyonlar Ligi tarihinin en önemli ve dramatik maçlarından biri oynandı o gece. Öyle ki Chelsea'ye 1-0'lık galibiyet final için yetecek ve Hiddink, sadece 3 ay sürecek olan Chelsea macerasında çok önemli bir başarıya imza atacaktı. Daha 10.dakikada Essien'in ayağından muhteşem ötesi bir vuruşla golü bulduklarında Guus Hiddink sevinmişti. bir de üzerine 66'da Abidal oyundan atılınca değmeyin Chelsea'nin keyfine. Ama Barca bu, eğer ikinciyi atamazsan maçın sonlarını sıkıntı ile oynarsın. Nitekim 90+'da ilk golü atan Essien'in ölümcül hatası ve sonrasında Messi'nin asistinde İniesta, mevkiisinin belki de en az gol atan futbolcusu olmasına rağmen kariyerinin en anlamlı golünü atınca Stamford Bridge tam bir ölüm sessizliğine büründü. Zafer, ilk sezonunda Şampiyonlar Ligi'ni de kazanacak olan Guardiola ve öğrencilerinindi. Pep'in golden sonraki atletizmcileri kıskandıran koşusu da görülmeye değerdi. Bu golü o dakikada kim yese üzüntüden kahrolur. Birkaç gün antrenmana çıkası gelmez, kendini odaya bile kitleyebilirsin. Bir dakika farkla kaçan final treni ve sonunda Guardiola'nın Barcelona'sına elenmek kimsenin asla tahammül edemeyeceği bir gerçektir.

Louis Van Gaal, Ronaldo Koeman, Frans Hoek and Jose Mourinho

Neredeyse bir sezon takım çalıştırmayan Mourinho, 2008-2009 sezonunda, Çizme'nin yolunu tutar. Hiddink'in Barcelona'ya dramatik bir şekilde elendiği sezon, o daha ikinci turda Sir Alex Ferguson'a elenir ve sadece Serie A'daki lig ve kupa şampiyonluklarıyla avunur. İnter'deki ikinci sezonunda ise Chelsea'li yıllarında sıklıkla karşılaştığı Barcelona ile bir kez daha rakip olurlar. Grup maçlarında aynı gruba düşen İnter ve Barcelona, ilk maçta golsüz beraberlikle ayrılırlar İtalya'dan. Rövanşta gülen ise Pep olur ve 2-0 kazanır. Yine de ikisi birden gruptan çıkarlar ama kaderin cilvesi yarı finalde yolları yine kesişir. İlk maç yine San Siro'da. Sneijder, Maicon ve Diego Milito ile Katalanlara ummadıkları bir mağlubiyet yaşatır Mou. 3-1'lik alınan görkemli zafer, yine de birçok futbolsever ve yorumcularda "İnter avantajlı ama Messi, İniesta, Xavi, İbrahimovic'li Barcelona en az 2 fark atar ve turu zor da olsa geçer" anlayışı hakimdi. Mourinho bunun bilincinde Camp Nou'ya otobüsü park eder ve Barca'nın akın akın gelen ataklarına bu şekilde set çeker. Henüz 28'de şimdilerin PSG'lisi Thiago Motta atılınca Mourinho telaşa düşer. İkinci yarıda tüm silahlarını kenara alarak Sneijder ve Milito'nun yerine Muntari ve Cordoba'yı sahaya sürer. Otobüs artık tamamen Julio Cesar'ın tam önündedir. 84'e kadar gol yemeden dayansalar da Pique kilidi açar, 1-0. Uzatmalarla beraber kalan 10 dakika Mourinho için belki de 1 saat, 1 gün gibi gelir ama otobüs taktiği başarılı olur ve Portekizli bu defa Pep'den intikamını alır. Zaten sonrası malum, finalde eski hocası Van Gaal'in Bayern Münih'ini 2-0 yenerek Porto'dan sonra ikinci kez Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu başarısına ulaşır.

14.05.1997 Kupa Galipleri Kupası - Sir Bobby Robson & Ronaldo

Mourinho'yu bu başarı ve Barca'yı eleme zevki tam olarak tatmin etmemiş olmalı ki, İtalya'daki misyonunu tamamlar ve kendi isteğiyle İnter'den ayrılır. Hem farklı 3 takımla Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilme hem de yine Barcelona ile didişme isteği için İspanya'ya Real Madrid'in başına geçer. Galacticos şüphesiz bu hedefleri için en uygun yer olmalıydı. Gelir gelmez kulübün efsaneleri Raul ve Guti'nin yanı sıra Van der Vaart'ı gönderen Mou, Mesut Özil, Khedira ve Di Maria gibi flaş transferler yaptı. 3 sezon kaldığı Madrid serüveninde sadece bir kez Barca'nın üzerinde şampiyon olurken, Guardiola'nın Barcelona'sı ile 11 maçta sadece iki kez kazandı, 5 kez ise kaybeden taraf oldu. Ayrıca üç sezonda aldığı toplamda 3 kupa ile Barca'nın oldukça gerisinde kaldı. Mourinho en büyük hedefi olan Şampiyonlar Ligi'ni kazanamadıktan sonra tekrar ilk göz ağrısı Chelsea ile nikah tazeledi. Bu arada Guardiola da dünyada tüm kupalara ambargo koyduğu Barcelona macerasından sonra yeni heyecanlar arama ümidiyle bir diğer 'dev' Bayern Münih'in yolunu tuttu ve ne ilginç tesadüftür ki, Guardiola'nın Bayern ile ilk çıkacağı resmi maç UEFA Süper Kupası maçında Mourinho'nun yeni Chelsea'si olacaktı. Normal süresi 1-1, uzatmaları 2-2 biten çekişmeli maçta penaltılarla gülen taraf Guardiola oldu ve Mourinho bir kez daha ezeli rakibine kaybetti. Ezeli rakip demişken Pep ile Jose'nin teknik adam olarak karşı karşıya geldikleri maçlarda Guardiola'nın 7-3'lük göz alıcı bir üstünlüğü var. 6 maçta ise eşitlik bozulmamış.


İnsan Mourinho'nun teknik adamlığa ilk başladığı dönemlerde, yani açıkçası mesleğine stajyer olarak girdiği Barcelona dönemlerindeki fotoğraflara bakınca neden Barcelona düşmanı olduğuna anlam veremiyor. Kendisini ispatlamak mı? 2000'li yılların en başarılı takımı Barcelona olduğu için mi? Porto ve Chelsea'deki başarıları ile tüm dünyanın takdirini kazanmışken, 2008 yazında Barcelona'da geçmişteki hocaları Bobby Robson ve Van Gaal gibi Rijkaard'dan boşalan koltuğa oturmak istediği halde bazı yöneticilerin buna karşı çıkmasından mı? Kendisinin yerine gelen Guardiola'nın bütün kupaları alıp tüm dünya tarafından en iyi teknik direktör olarak lanse edilmesinden mi? Yoksa şahsına münhasır özel bir takıntı mı?

Siz neler düşünüyorsunuz peki?
































7 Ağustos 2015 Cuma

The Artist : Andrea Pirlo


Bu fotoğrafın altına ne yazılabilir ki? Ne eklenebilir ki?

Zaten bilenler, tanıyanlar onu çok iyi anlatmış ve özetlemiş... 

Andrea Pirlo...

Yeşil sahaların artisti, başbakanı, en değerli birkaç konsey üyesinden biri...

Futbolu şiir gibi oynayan, futbolun sessiz 'dahi'si...

Günümüz büyük futbolcuların popülerliğinden uzak, basit yaşam tarzı ve medyatik olmaktan kaçan, kendine has oldukça karizmatik bir beyefendi...

Birçok genç, orta yaşlı ve tecrübeli jenerasyonu yani 3-4 nesli birden etkileyen, sıradışı bir futbol bilgesi. O futbolun patronu, saygı konusunda kimsenin tereddüt etmediği örnek bir 'aktör'...

Brescia'da başlayan futbol kariyerinde İnter, Milan, Juventus ve şimdilerde New York City...

İtalya'da birçok efsane jenerasyonun anahtar ismi. 2006 ve sonrasında Serie A'nın marka değerinin iyiden iyiye düşmesine inat ayakta kalan yegane futbolcu. Özellikle Maldini, Nesta, Del Piero vb. sonrası yani son 5 yılın en önemli "Serie A bayrak adamı"...

2005 İstanbul Şampiyonlar Ligi tarihi finalinde 3-0'dan kupayı verdikleri Liverpool maçı sonrası futbolu dahi bırakacak noktaya gelmişken, yıllara inat sürekli olgun futbol, profesyonel bir yaşantı ve eşine az rastlanır türden tüm dünyanın karşısında büyük bir saygı ile eğildiği muhteşem bir futbol kişiliği...

Futbola ofansif ortasaha mevkiisinde yani forvetin hemen arkasında "10 numara" rolünde başlasa da zamanla merkez ortasahada oyunu çift yönlü oynayabilen tam bir oyun kurucuya dönüşü. Ancelotti, onun bir dünya markası olmasında başrolü oynayan bir yol gösterici. Futbolda elde edilebilecek tüm büyük kupaları birer birer kazanan örnek bir şahsiyet...

Evet sözümü tutamadım ve farkında olmadan Pirlo hakkında fazlasıyla yazmışım, özür dilerim. Ama hak ediyor be abi, onun için az bile...

10 Ekim 2014 Cuma

İbrahimovic - Maxwell

Bazı teknik adamlar vardır, bazı futbolcuları çok sever ve gittiği takımlara da götürür. Bu duruma eminim hepiniz birer örnek verebilirsiniz. Benim sizlere söyleyeceğim durum ise çok farklı ve eşine az rastlanır türden bir bağlantı...

Zlatan İbrahimovic ve Maxwell Andrade...

Kader bu 2 futbolcunun yollarını her daim kesiştirdi. Hatta öyle bir hal aldı ki, bu iki futbolcunun kardeş bile olacaklarını düşünmeye başladım. Onlar adeta birer aile gibiler. Öyle ki, biri hangi takıma gitse diğeri de mutlaka bir gün o takıma gidiyor ve arkadaşını yalnız bırakmıyor. 2001'den 2014'e... İşte İbrahimovic ve Maxwell'in kariyerleri ve her futbolcuya nasip olmayan beraberlikleri :)


2001 - 2004 Ajax günleri
2006 - 2009 İnter günleri
2009 - 2011 Barcelona günleri
2012 - 2014 PSG günleri

15 Nisan 2013 Pazartesi

Fantastik golcü... Zlatan İbrahimovic...

Futbol denilince akla sadece Messi ve Ronaldo mu geliyor? Hayır, hayır sadece 2 kişinin tekelinde olamaz futbol... Tamam bu 2 oyuncunun futbola kattıkları değer, sahip oldukları olağanüstü yetenekler, tüm dünyadaki futbolculardan kendilerini bir adım öne çıkarsa da... Bazı özel futbolcular da var, kendilerine has yetenekte ve bir o kadar da futbolun farklı yönlerine değer ve renk katmakta...

Kimden mi bahsediyorum? Zlatan İbrahimovic... Muhteşem CV'sine sırasıyla Ajax, Juventus, İnter, Barcelona, Milan ve PSG takımlarını sığdırmayı başaran fantastik bir golcü...

Böylesine üst düzey ve zirveye oynayan takımlardaki performanslarına baktığımızda hepsinde layıkıyla oynadığını, futbol sahalarında ender görülecek derecede goller attığını, futbolun görselliğine muhteşem bir renk kattığını söyleyebiliriz...


Topuk gollerinin babası... Hemen hemen attığı her golde ayrı bir yetenek, ayrı bir estetik, ayrı bir gol vuruşu... En olmadık zamanlarda en olmadık gollerin baş aktörü... Fizik kurallarını alt üst eden, 'yok artık' dedirten golleri atan futbolcuların en önde gelenlerinden... İşte bu yüzden kendisinin bir de lakabı var : "İbrakadabra"... 

1,95'lik boyuna rağmen müthiş esneklik, sürat, denge ve topu filelerle en güzel şekilde buluşturma yeteneği... Rakip savunmaların başına döndüren driplingleri, ufak bir açı bulduğunda dahi kaleyi gören hünerli ayakları, yeri geldiğinde 2 metrelik hava topunu ayağıyla kontrol edebilecek kadar da kendine öz güveni çok yüksek olan, özellikleri itibariyle sahalarda bir benzeri olmayan sıradışı bir golcü...

Hiç mi eksiği yok? Tabiiki var. Biraz hırçın... O kadar da olsun...

Topuk, rövaşata, vole, frikik, çalım, aşırtma... Her cinsten golü var İsveçlinin... Herbiri birbirinden güzel, birbirinden farklı ve herbiri izlenip izlenip tekrar izlenecek düzeyde... Herbirinde akıl, sezi ve yetenek üçlüsünden işaretler ve dersler var... Daha yakın zamanda İsveç Milli formasıyla İngiltere'ye ceza alanının dışından attığı akıl almaz rövaşata golü hala akıllarda... İşte doya doya seyredeceğiniz, bir tane bile sıradan diyeceğiniz golü olmayan İbrahimovic'in muazzam golleri...

                              Sonuna kadar izleyin, çünkü o, bunu hakediyor.

twitter.com/serdarsozkesen

5 Mart 2012 Pazartesi

"Yenemiyorsan Yenilme..."

Ligde artık telafisi zor haftalara gelinmiştir. Arkanda yüzbinlerce /  milyonlarca taraftarının hala sana desteği vardır. Bu zamana kadar topladığın puanlarla ligdeki iddian devam ediyor…  Avrupa Kupalarına gitmek istiyorsun yada küme düşme potasındasın ve acil puan / puanlara ihtiyacın vardır… Senin gibi bu hedefler doğrultusunda birkaç takım daha kesin bulunmakta… ve artık şiddetle her maçından puan toplaman şart. Rakip ayırt etmeden her maçına final maçı gibi hazırlanıp elinden geldiğince sahada mücadele edip lig sonunda o büyük pastadan hak ettiğin kadarını alman gerekiyor…

Stratejin aslında çok açık ve net : Yenemiyorsan yenilme… Bazen yenilmemek de büyük artı getirir. Farklı takımlarla aynı hedefler için çıktığın bir haftada rakiplerin birbirleriyle karşılaşıyor olabilir yada rakibin daha farklı hedefi olan bir takımla oynuyordur. Bu senin için büyük bir fırsattır ve sen eğer kazanamıyorsan kaybetmeyeceksin de… Kaybetmeyeceksin ki, kazandığın 1 puanla belki rakiplerinin olası puan kayıplarıyla dahi sıralamadaki yerin değişecek, onların üstüne çıkacaksın…



Maçta geriye düşsen de konsantrasyonun yine üst düzeyde olacak, mücadelenden ödün vermeyeceksin, gerekirse iki kişilik oynayacaksın, tüm şartları sonuna kadar zorlayacaksın. Hep kulağında, ‘yenemiyorsan yenilme’ sözü çınlayacak ve bu seni kamçılayacak. Her maçın final havasında geçtiği bir ortamda eğer kaybedersen kalan maçlarda çok daha zor günlerin seni beklediğini bile bile terinin son damlasına kadar savaşacaksın… Ne yapıp edip en azından 1 (bir) puan alıp kalan haftalara umutla girmen gerek. Atacağın golle belki takım canlanacak ve kalan zamanda galibiyet için dahi ümidin olacak. Kısacası bu şansı kaçırmaman lazım…

Beşiktaş – Trabzon maçı… Beşiktaş, son 6 haftada yalnızca 4 puan almış ve şampiyonluk potasından iyice uzaklaşmış ve artık önlerinde sadece 7 maç var. Ne yapıp edip kalan maçlarda maksimum puanı alıp play off denen  sisteme en azından iddialı girmek gerekiyor. Play off için kapıştığı rakiplerden G.Birliği, F.Bahçe’ye yenilmiş… Sivas ise G.Saray ile zorlu bir maç yapacak… ve Eskişehir’in ayak sesleri iyice yakından duyulmaya başlamış… Sonuçta kendi sahanda karşılaşıyorsun ve kötü oynadığın maçta 1-0’da öne geçiyorsun. İşte bu dakikadan sonra üstünlüğünü maç sonuna taşıyacaksın ya da hiçbir şekilde maçı kaybetmeyeceksin. Çünkü avantaj sende… Ama ne yapıyor Beşiktaş? Maçın başından itibaren oynadığı düşük ritimli mücadelede maçın en kritik dakikalarındaki konsantrasyon eksikliği ve takım olamamanın getirdiği sorunlar sebebiyle maçı 2-1 kaybediyor. Mağlubiyet, Beşiktaş için son 7 maçtaki 21 puanlık pastadaki kayıp olan 17. puan ve play off için de büyük bir tehlike anlamına geliyordu…



Beşiktaş’a benzer bir takım, İnter… Mourinho’lu dönemini mumla arayan Ranieri’nin İnter’i  son 6 maçında yalnızca 1 puan almış ve çoktan şampiyonluk potasından uzaklaşmış. Tek amaçları artık UEFA Avrupa Ligi’ne katılmak yada kalan maçlarındaki alacağı maksimum puanla lig üçüncüsü olup Ş.Ligi bileti alabilmek. Takım üstüste gelen acı mağlubiyetlerden sonra taraftarı önünde Catania’yı ağırlıyor. Tek parola galibiyet… Eski efsane Roma’lı Vincenzo Montella’nın takımı daha ilk yarıdan 2-0’ı bulunca yine çatlak sesler duyulmaya hatta ‘Ranieri istifa’ sesleri iyice ayyuka çıkmaya başlamıştı. İkinci yarıda Beşiktaş’ın aksine ‘yenemiyorsan yenilme’ stratejisiyle ağırlığını koyan İnter, iki büyük golcüsü ‘Diego’ kardeşlerin golleriyle maçı 2-2 tamamlayarak stratejisinde başarılı oluyor ve en azından hedeflerinden çok da uzaklaşmamış oluyordu…

Ve Bayern Münih… Ligde 5-6 maç çok iyiler ve ligi domine ediyorlar. Otoritelerin çoğu onları, ‘herşeye rağmen şampiyonluğun 1 numaralı adayı’ ilan ediyor. Sonraları sanki takıma sihirli bir el değiyor ve takım frene basıyor, seri puan kayıpları yaşıyor. Özellikle deplasmanda çok etkisizler. Son oynanan Basel deplasmanındaki kötü futbol ve kötü skorun ardından Bundesliga’da şampiyonluk virajında 6 puanlık maç. Maçın önemi öyle böyle değil, Leverkusen deplasmanı. Lider Dortmund’un 4 puan gerisindeler ve ilerleyen haftalarda 80.000 kişilik ‘Signal Iduna Park’ deneyimi de ('sancısı' daha yerinde olabilir) yaşayacaklar. Rakip Leverkusen’de ise Ballack, Barnetta, Eren Derdiyok, Corluka, Friedrich, Sam gibi çok önemli oyuncular kadroda yok… ve favori çıktığın karşılaşmada bir türlü gol gelmiyor. Dakikalar 80’i gösterdiğinde ise Kiessling’in golü geliyor ve sonrasında tamamen dağılan takım 90’da da 22’lik Bellarabi’nin golüne engel olamayınca sahadan başı önde ayrılıyor ve Kloppe’nin takımı Dortmund’un tam 7 puan gerisinde kalıyordu. Halbuki 80.dakikada gelen beraberlik golü öncesinde, en azından ‘yenemiyorsan yenilme’ stratejisine bağlı kalınsaydı belki de ileride mum gibi aranacak 1 puanı da çok düşünmeyeceklerdi…

Kısacası… YENEMİYORSAN YENİLME… Bence futbol dünyasının en önemli deyimlerinden birisi ve liglerin son haftalarında averaj hesabı yapanlar, şampiyon olmak isteyenler, kümede kalmak isteyenler için baş tacı ilan edilebilecek bir söz dizisidir… Bu sözü layıkıyla uygulayan takımlar ise genel olarak hedeflerine ulaşacaktır…

Saygılarımla,

Twitter @serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR