Rafael Nadal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rafael Nadal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2017 Cuma

2017 Us Open ve Nadal

Sezonun son Grand Slam turnuvası olan Amerika Açık, bu sene oyuncuların sakatlıkları ve özel çekilmeleri ile nispeten yıldızlardan yoksun bir şekilde oynandı. Erkeklerde Djokovic, Murray, Wawrinka, Nishikori ve Raonic sakatlıkları nedeniyle; kadınlarda ise Serena Williams hamileliği, Azarenka ise ailevi sebeplerden dolayı turnuvayı kaçırdılar. Turun en çok konuşulan isimlerinden Sharapova ise wild card ile turnuvaya katıldı.

Murray’nin kulaklarını çınlatarak başlayalım. Turnuvaya katılmayacağını kura çekiminden sonra açıkladığı an, neredeyse tüm tenis severleri kendisine düşman eden İskoç raketin bu kararının ardından Amerika Açık’ta Federer – Nadal finali en baştan ihtimaller arasından çıkmak zorunda kaldı. Tablonun aynı kanadında yer alan ikili, tüm kariyerleri boyunca hiç karşılaşmadıkları Amerika Açık’ta maçlarını kazandıkları takdirde en erken yarı finalde karşılaşabilecekler.

Erkeklerde turnuva büyük sürprizlerle başladı ve öyle devam etti. Gasquet, Fognini, Ferrer ve Kyrgios ilk tur maçları sonunda adeta soğuk duş alarak elendiler. İkinci turda Dolgopolov’a yenilen Berdych, Borna Coric’e kaybeden A.Zverev, Shapovalov’dan set alamayan Tsonga ve 19’luk Rublev karşısında dağılan Dimitrov da elenince Federer ve Nadal’ın ters kanadında bulunan tabloda finale sürpriz bir ismin çıkabilme ihtimali iyice kesinleşmiş oldu. Zira Murray’nin kuradaki yerini alan Marin Cilic de 1,71’lik ‘küçük dev’ Schwartzman’a 3.turda elenince işler iyice tuhaf bir hal almaya başladı.
Federer ve Nadal çeyrek finale kadar oynadıkları dörder karşılaşmada aman aman bir performansta oynamasalar da tecrübeleri ve bir yerde kura şansları ile zayıf denebilecek rakipleri eleyerek geldiler. 17.kez katıldığı Amerika Açık’ta 12.kez çeyrek finale çıkmayı başaran Federer; Youzhny, Feliciano Lopez ve Kohlschreiber gibi geçmişte sürekli yendiği rakiplerle eşleşirken, Nadal ise hiçbirinin ilk 50 sıralamada olmadığı Mayer, Daniel ve Dolgopolov gibi isimleri geçerek bu turnuvada yedinci kez çeyrek final vizesi aldı. Rafael Nadal ve Dominic Thiem, 2017’deki 4 Grand Slam’de de ikinci haftaları gören isim oldular.

Turnuvanın belki de en mükemmel ve heyecanı, seyri en üst seviyede olan maçının oynandığı Del Potro – Thiem mücadelesi ise adeta nefesleri kesti. Üç buçuk saat süren maçta setlerde 2-0 geride ve final setinde iki kez maç puanı kurtaran 2009 Amerika Açık şampiyonu Del Potro, grip olmasına rağmen muhteşem bir geri dönüşle rakibini 3-2 mağlup ederek çeyrek finalde Federer ile eşleşti. İlk olarak 2015 İstanbul Open’da adını duyduğumuz 19’luk Rus raket Rublev ise boyundan büyük işler başararak Dimitrov ve Goffin gibi elit isimleri eleyerek, çeyrek finalde ‘idolüm’ dediği Nadal’ın rakibi oldu.

Toronto’da Del Potro ve Nadal’ı mağlup ederek tüm dikkatleri üzerine çeken 18’lik genç yıldız adayı Kanada’lı Shapovalov, Tsonga’yı elese de dördüncü turda Carreno Busta’ya diş geçiremedi. Busta, çeyrek finale kadar (tamamı elemelerden gelen) oynadığı 4 karşılaşmada da henüz set kaybetmedi. Arjantin’in ele avuca sığmaz sempatik çocuğu Schwartzman ise Tipsarevic, Cilic, Pouille engellerini aşarak çeyrekte Busta’nın rakibi oldu. Ev sahibi apoletli Sam Querrey, son sekize gelene kadar çok ciddi bir rakiple oynamazken, çeyrekteki rakibi Kevin Anderson ise A.Zverev’i eleyen Coric’i ve sonrasında Lorenzi’yi mağlup etmeyi başardı.
ÇEYREK FİNALLER

Turnuva öncesinde hiç kimselerin şans vermemesine rağmen, favorilerin elenmesi ile açılan tablosunda çeyrek finalde Schwartzman karşısında da muazzam bir performans örneği gösteren 26 yaşındaki İspanyol raket Carreno Busta, rakibini set vermeden yenerek yarı finale çıktığında turnuvadaki 15 setin tamamını kazanarak öenemli bir başarıya imzasını atıyordu. Finale sadece bir adım kalmıştı artık. Yarı finaldeki rakibini belirleyecek maç ise Türkiye saati ile sabahın beş buçuğunda başlayıp 9’unda sona erecek olan Querrey – Anderson arasında oynandı. Beklenildiği gibi büyük bir çekişmeye sahne olan karşılaşmada toplamda 3 kez tie breake gidildi ve seyirci desteğini her an elinde bulunduran Querrey karşısında kazanan 3-1’lik skorla Kevin Anderson oldu. Ayrıca Anderson, 2003 Avustralya – Wayne Ferreira’dan sonra bir Grand Slam yarı finaline kalan ilk Güney Afrika’lı raket oldu. Busta ve Anderson kariyerlerinde ilk kez bir Grand Slam finaline çıkmak için karşılaşacaklar.

Dünya 1 numarası apoletli Rafael Nadal, tenise kendisini taklit ederek başladığını ve her fırsatta onun kıyafetlerini giydiğini söylediği genç raket Andrey Rublev karşısında maçtan önce doğal olarak favori olan taraftı ve rakibine bir an olsun göz açtırmadan, adeta antrenman havasında geçen mücadelede sadece 5 oyun vererek rakibini 3-0 yendi ve Federer – Del Potro maçının sonucunu beklemeye başladı. Nadal, tutuk başladığı turnuvada vitesi iyice yükseltti. Özellikle servis oyunlarında Rublev’e hiç şans vermedi. Bir çeyrek final müsabakasının doğasına aykırı bir şekilde maçı çok kısa bir sürede (1,5 saatte) tamamladı.

Nadal’ın yarı finaldeki rakibini belirleyecek mücadele öncesinde; 2009 Amerika Açık finalinde yarı finalde Nadal’ı, finalde ise Federer’i yenerek kariyerinin tek Grand Slam’ini kazanan Arjantin’li ‘kule’ Del Potro, Federer’in maç boyu anormal olan heyecanına bağlı olarak yaptığı basit hataları değerlendirmeyi başardı. Federer’in, rakibinin güçlü ve etkili forehand’ine çoğu zaman seyirci kalarak çözüm bulamamasına, savunma kanadında yaptığı hatalar da eklenince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Özellikle Federer’in maçın üçüncü setinde tie break oyunlarında 4 kez set puanını değerlendirememesi ve dördüncü sette yaptığı 10-1’lik basit hata farkı maçı 3-1’lik setle, kazananın her daim haklı olduğu Del Potro’ya götürdü. Bu aynı zamanda Juan Martin Del Potro’nun 2013 Wimbledon’dan sonraki ilk Grand Slam yarı finali oluyordu.
YARI FİNALLER

İlk yarı final mücadelesi, bir ara 2015 yılında ilk 10’a dahil olan ve bu turnuvada bu maça kadar 92 ace atan ve bu alanda zirvede olan Kevin Anderson ile maçtan önce ‘turnuvada Nadal’dan başka İspanyol bir raket daha var’ diyerek gündeme gelen Carreno Busta arasında. İlk seti, yedinci oyunda kırdığı servisin avantajı ile 6-4 kazanan Busta, ikinci setten itibaren Anderson’un ace’leri karşısında adeta şok oldu. İkinci sette 7-0, üçüncü sette 9-0 ace üstünlüğü kuran Güney Afrika’lı, sırasıyla 7-5 ve 6-3 ile öne geçti setlerde. Son sette de üstünlüğünü devam ettiren Anderson, 58-21’lik winner ve etkili olduğu return puanları ile toplamda dört kez rakibinin servisini kırarak seti  6-4, maçı da 3-1 kazanıp ilk finalist oldu. Kevin Anderson, şanslı kurasında 2,03 boyu ile Grand Slam’ler tarihinde en uzun boylu finalist olurken, Carreno Busta ise maç sonrasında ilk kez kendisini dünya sıralamasında 10 numarada bularak kariyeri adına önemli bir başarıya imza attı.

Yarı finalin diğer ayağında, çeyrek finalde Rublev karşısında şov yapan Nadal ile 2009’da olduğu gibi bu sene de FEDAL finalini engelleyen Del Potro karşı karşıya. Maçtan önce Arjantin’li ‘kule’nin forehandlerine karşı Nadal’ın nasıl bir önlem alacağı konuşulsa da İspanyol raketin maçın favorisi olduğu herkesçe malum. İşi bu noktaya getirdikten sonra Nadal’ın kupayı alacağını düşünenlerin sayısı oldukça fazla. İlk sete kötü başlamasa da beşinci oyunda servisini kırdıran ve Del Potro’nun öldürücü forehandlerine cevap vermekte biraz zorlanan Nadal 6-4 ile ilk seti kaybetti. İkinci seti nasıl bir kelime yada cümle ile anlatmalıyız bilmem ama adeta tek kişilik bir tiyatro vardı kortta. Del Potro’ya bir saniye bile nefes aldırmayan Nadal, ‘bagel’ yaparak adeta Arjantinliyi korttan sildi. Rakibi karşısında psikolojik ve mental üstünlüğü de ele alan Rafa, bu hızla üçüncü sete de servis kırarak 3-0’la önde başladı ve seti 6-3 ile sorunsuz bir şekilde geçti. Direnci kırılan ve yaptığı basit hatalarla maçtan kopan Del Potro, son sette iki kez daha servisini kırdırdı ve Nadal, ikinci setten itibaren alev aldığı maçı beklenilenin aksine rahat bir şekilde kazanmayı başardı. Maç sonu istatistik sütununda ise 45-23 winner, 20-40 basit hata, 109-76 toplam puan ve bilhassa kilit bir anlam ifade eden ikinci servislerde alınan puanlar (72-28%) dikkat çekti.

... VE FİNAL
Rafael Nadal, ağır favori olarak çıktığı maçta, kurasında yer alan tüm favorilerin birbiri ardınca elendiği bir ortamda ilk Grand Slam finaline çıkan Kevin Anderson karşısında 6-3, 6-3 ve 6-4'lük üç sette şampiyon olarak, Grand Slam kategorisinde 16. zaferini kazandı. Amerika Açık'ta 3, bu yıl ise 2.Grand Slam şampiyonluğu Nadal için gerçekten de muazzam bir başarı oldu. 

İlk setin ilk 6 oyununda skor her ne kadar 3-3'ü gösterse de 17-4 gibi feci bir basit hata istatistiği ile oynayan Anderson'un heyecanı ve tedirginliği gözden kaçmazken, etkili servisleri ile anıldığı bir ortamda tam 4 kez servisini kırdırma şansı yakalattığı Nadal'dan ucuz kurtuldu. Ne var ki, 'korkunun ecele faydası yok' atasözünde olduğu gibi Anderson, çok geçmeden dördüncü servis oyununda servisini kırdırarak (Nadal, şeytanın bacağını kırarak) oyunu ve devamında seti verdi. İkinci set, ilk setin aksine daha az rallili ve dolayısı ile servis oyunlarının daha kısa sürede bittiği bir set oldu. Nadal, setin altıncı oyununda bir kez daha servis kırınca bu seti de ilk set gibi aynı skorla geçti. Son sette daha ilk oyunda servisine tutunamayan Anderson, kalan oyunlarda elinden geleni yapsa da hata yapmayan, konsantrasyonunu asla kaybetmeyen ve kort içinde gerçek bir şampiyon gibi mücadele eden Nadal karşısında ancak bu kadarını yapabildi.

Final istatistiklerinde Anderson için olumlu sayılabilecek iki tane veri çıktı karşımıza. Güney Afrikalı raket, 10-1'lik ace ve 32-30'luk winner puanlarında yaşıtı Nadal'ı geçebilirken... İspanyol boğası, ilk servis puanları, ikinci servis puanları, servis kırma puanları, basit hata sayısı gibi parametrelerde daima önde olan taraftı ve bu fark da zaten kendisine sonuna kadar hak ettiği şampiyonluğu getirdi. 

İYİLER DAİMA KAZANIR ----> RAFAEL NADAL

“Günün sonunda iyi bir insan olarak anılmak, kazanılan tüm kupalardan daha fazla değere sahiptir” dedi Nadal, US Open şampiyonluğu sonrasında. Eğer Nadal’sanız, yani neredeyse elde edilecek tüm başarıları kazanmışsanız, bu tarz bir cümle kurabiliyorsunuz. Evet Rafael Nadal, çok büyük bir şampiyon olduğu kadar iyi bir insan aynı zamanda. Bunu gittiği her yerde, oynadığı her kortta onu izleyenler tarafından net bir şekilde anlayabiliyor, hissedebiliyorsunuz. Bitmek bilmeyen hırsı, savaşçılığı, oyuna olan sonsuz tutkusu ve hep daha fazlası için verdiği emeğin elbette karşılığını alıyor. 2017’de 2 Grand Slam, 2 Masters şampiyonluğu. Roland Garros, Monte Carlo ve Barcelona’da ‘La Decima’. Türkçe’de onuncu (10.) anlamına gelen bu kelimenin tenisteki karşılığı paha biçilemez cinsten ve bunu sonraki yıllarda başka bir tenisçinin yaşaması neredeyse imkansız. Günümüz tenisinde herhangi bir turnuvayı, hele hele bir Grand Slam’i toplamda 10 kez kazanmak akıl işi değil gerçekten…

Nadal, aynı zamanda belki de en çok kendi adı ile beraber yazılan ve ‘tarihin en iyisi’ olarak kabul edilen Federer’in Grand Slam şampiyonluğunu (19-16) geçebilmesi sorusu sorulduğunda dahi mütevaziliği elden bırakmıyor. “Yaptıklarımdan ve kazandıklarımdan mutluyum. Federer’in şampiyonluk sayısını kendime takıntı yapmıyorum” diyecek kadar kendini bilen, hedeflerini turnuva bazında tutan, FEDAL adı altında birbirine giren taraftarların aksine sadece işine odaklanan mükemmel bir tenisçi. Tenise olan tutkuları, yaşlarına rağmen sürekli gelişme arzusuyla bu oyuna olan bağlılıkları zaten Nadal ve Federer’i diğer tenisçilerden çok ayrı bir mertebeye çıkarmaya yetiyor da artıyor.

Nadal, geçmişinde yaşadığı sakatlıklar ve sonrasında ‘eskisi gibi dönemez’ diyenlere inat her zamankinden daha güçlü döndüğü 2017’de kazanmaya devam ediyor. Son olarak Amerika Açık’ta 3.kez şampiyonluğu yaşayarak kendine olan özgüveni artan Nadal, sert kortta olan şanssızlığını da kırmış oldu. 2014 Doha’da en son kupayı eline alan Rafa, o tarihten sonra oynadığı 9.sert kort finalinde ilk kez kazanmış oldu. Bu süre zarfında kaybettiği 8 finalin altısında Federer (3) ve Djokovic’in (3) adları yazıyordu.

TAKTİK DEĞİŞİKLİKLER OLUMLU YANSIDI

Nadal artık sert kortta da çok etkili vuruşlar yapabiliyor, her şeyden önce maç içinde uyguladığı taktik planlarıyla (değişiklikleriyle) rakiplerinin birkaç adım önüne geçiyor. Bunun en somut örneğini Del Potro ile oynadığı Us Open yarı finalinde net bir şekilde gözlemledik. İlk sette rakibinin çoğu zaman backhandine oynayınca Arjantinli yön değiştirip o ünlü forehandlerini çılgınca savurarak seti kazanmıştı ama ikinci setten itibaren işler değişti. Kort içinde sürekli Del Potro’yu koşturan ve onun zayıf olan backhandi sebebiyle sol köşeye yakın oynamasını fırsata çevirip açık bıraktığı sağ köşeye paralel ve çapraz vuruşlar yaparak yoran Nadal amacına ulaştı ve mental olarak da zirveye çıkınca ‘kule’nin yapacağı hiçbir şey kalmadı. Hem hücumda hem de savunmada kararlı durdu ve son 3 sette bir kere dahi rakibine servis kırma şansı tanımadan, sadece 5 oyun vererek resmen şov yaptı. Aynı zamanda rakibinden 2009 yarı finalinin de rövanşını almış oldu. O gün Nadal’ın karşısında kim olursa olsun, inanın İspanyol boğasının hışmından nasibini alırdı.

US Open finalini çok yazmaya gerek yok zaten. Maçtan önce zaten ağır favoriydi kendisi. Maç maç ritmini artırıp, vitesi yükselten ve Del Potro karşısında tam anlamıyla alev alan bir “Nadal karşısında şansı var mı?” diye sormaktan çok, Kevin Anderson için ‘acaba toplamda 10 oyun alabilir mi?’ sorusuna cevap aramak sanki daha mantıklıydı. Nitekim öyle oldu ve Güney Afrika’lı raket tam da 10 oyun aldığı maçta, servis kırma puanı dahi göremeden, dirençsiz bir şekilde kaybetti. 16.Grand Slam şampiyonluğu ile bu alanda Federer ile sene başında olan 3 (üç) farkı koruyan Nadal için herhangi bir sakatlık yaşamadığı takdirde 20’li sayılara ulaşamaması için hiçbir sebep yok. Federer’in iyice yaşlandığı, diğer elit raketlerin sakatlıklarla haşır neşir olup, toparlanmalarının zaman alacak olmasından dolayı bu fırsatı lehine çevirebilecek mi? Hep beraber göreceğiz.
EKİP BAŞARISI

Rafael Nadal’ın 2017’de adeta ikinci baharını yaşadığı ve Amerika Açık öncesinde 3 yıl aradan sonra dünya 1 numarası olması sonuna kadar hak edilmiş bir ekip çalışmasının rakamlara yansımış haliydi. Amcası Toni Nadal ile olan birlikteliğinden müthiş bir hikaye ve onlarca şampiyonluk çıkarttı. Toni, ilk günden beri yeğeninin yanında oldu, onu en güzel şekilde eğitti, bugünlere getirdi. Fiziksel, zihinsel ve mental anlamda Rafa’yı en üst seviyede tutmak için elinden geleni yaptı ve bunda başarılı oldu. Amerika Açık şampiyonluğu ile beraber Toni Nadal emekli oldu ve kalan kariyerinde akademinin başında olacağını belirtti. Açıkçası böyle bir şampiyonlukla emekli olması iki taraf için de mükemmel bir son oldu.

Her sakatlığı sonrasında düşüşe geçmesi beklenen ve hatta 15-16 ay öncesinde Federer’i Grand Slam şampiyonluğu seviyesinde geçebilecek tek ismin Djokovic olacağı fazlasıyla dillendirilirken, (o zamanlar Nadal 14, Djokovic 12) bugün Nadal 16’ya ulaştı ve kendisi şu an bunu fazla konuşmak istemese de Federer’i geçmesi en muhtemel isim yine kendisinden başkası değil. Yaşı 31’i buldu ve zaman su gibi akıp geçiyor ama sanki Nadal oyun olarak kariyerinin en olgun çağında adeta. Asla pes etmiyor. O gün kortta yenilse dahi mental anlamda kendisini olumsuzluğa itmiyor. Hemen bir sonraki turnuva için hazırlanıyor. Forehandleri her zamankinden daha güçlü ve etkili. Baseline oyununda zaten iyiydi ama başta Carlos Moya’nın da katkıları ile file önü oyunlarına da özgüvenle rahatça gelebiliyor ve her zamankinden daha çok winner sayılar üretiyor. Nadal, oyununa kattığı değişiklikler ile komple bir tenisçinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bizlere.

HER TURNUVAYA KATILMAMALI

Rekabeti seviyor, hem de herkesle. Meydan okumayı da yapıyor, gerektiğinde sakin kalarak durulmayı da… Hırsından hiçbir şey kaybetmiyor. Zaten bu hırsı değil mi, onun içindeki tenis aşkını yaşatan? Onu durdurulamaz seviyeye yükselten? Nadal, toprak sezonunda oynadığı efsane performansı sert zemine de entegre edebilme adına müthiş gayretli çalışıyor. Amerika turunun başında Montreal ve Cincinnati’de Shapovalov ve Kyrgios mağlubiyetleri aldığında morali bozulup kendine güveni azalır diyenlere inat çıktı, oynadı, kazandı ve Amerika Açık’ta mutlu sona ulaştı.


Kariyerinin 3/4'ünü bitiren Nadal, kalan zamanını en iyi şekilde değerlendirmenin peşinde. Geçmişte yaşadığı sakatlıklardan dolayı onlarca turnuvayı kaçırdı ve bunların acısını çıkarma adına elinden geldiğince çoğu turnuvaya katılıp koleksiyonunu genişletmek istiyor. 2017’nin şu ana kadar en fazla maç yapan raketi (56-9) olması dahi onun katıldığı tüm turnuvalarda nasıl bir dominasyon elde ettiğini gösteriyor. Bu konuda biraz daha hesaplı davranarak olası sakatlanma riskine karşı önlem alması kendisi adına daha iyi olabilir ama son karar tabii ki kendisinin. Özellikle toprak sezonunda 1-2 turnuvayı es geçmesi mantıklı olabilir. Zira toprakta ‘La Decima’lar yaparak zaten tüm hedeflere ulaştı. Şimdilik dizleri herhangi bir sıkıntı yaratmasa da bu yaştan sonra sakatlık riski daha da artabilir ve Nadal’ın bir sezonda katılacağı turnuva sayısı 15’i geçmemeli kanımca.

......................................................................................................................................................



THE END

22 Haziran 2017 Perşembe

Toprağın Kitabını Yazan Adam : NADAL

Öyle güçlü bir karakteri yazmak çok da kolay değil aslında. Yaşadığı sakatlıklar, şanssızlıklar sonrası hem de 30’unu devirmiş, bir yerde tenis kariyerinin dörtte üçünü bitirmiş olmasına rağmen, böylesine güçlü dönebilmeyi kelimelere dökmek oldukça zor. Öncelikle Nadal’ın bu başarısını anlamak için onu izlemeniz, jest mimiklerine dikkat etmeniz ve oyunun her alanındaki heyecanını, başarıya olan açlığını gözlerinizle görmeniz, hissetmeniz gerekiyor. Eğer bunu yaptıysanız, devam edelim.

2017 yılı Nadal için Avustralya Açık’a ısınma mahiyetinde Brisbane’de başladı ve çeyrek finalde Raonic’e kaybetti. Kariyerinde sadece bir kez kazandığı Avustralya Açık’a geldiğinde ise kimse ondan şampiyonluk beklemiyordu. Djokovic ve Murray ağır favorilerdendi. Kazandıkça ritmini bulan Nadal; finale kadar yürüdüğü muazzam yürüyüşte Zverev, Monfils, Raonic ve Dimitrov gibi üst düzey tüm raketleri saf dışı bırakarak finalde herkesin kaç yıldır beklediği FEDAL finalini bizlere yaşattı. Nadal, aynı zamanda 2014 Roland Garros şampiyonluğundan bu yana ilk kez bir Grand Slam finali oynayacaktı.  Son derece epik bir mücadeleye sahne olan maçı Federer’e karşı 5 set ile kaybetti ama ilerisi için çok net bir mesajı da herkese vermiş oldu : “Hazır olun, Nadal bundan sonra daha güçlü gelecek!”. 1 ay sonra Meksika’da finalde Querrey’e finalde kaybetse de Amerika’daki Masters turnuvalarına tam anlamıyla hazırdı artık. 

FEDAL finallerinin tadı damağımızda kalmıştı ki, İndian Wells hemen imdadımıza yetişmişti. Bu defa 4.turda birbirlerine rakip oldular. Federer, Avustralya Açık’ın aksine rahat kazandı ve akabinde zaten şampiyon oldu. Tarihin en büyük ezeli rekabetlerinden biri olan rakibi Federer’in 6 aylık sakatlığı sonrası böylesine efsanevi geri dönüşü şüphesiz Nadal için de büyük bir ilham kaynağı oldu. Toprak sezonu öncesi son büyük turnuvada Miami Açık’ta Federer’le bir kez daha finalde karşılaşması ve set kazanamadan kaybetmesi biraz gardını düşürmüş gibi görünse de artık Nadal, hedeflerine emin adımlarla ilerliyordu. İki ayda üç kez Federer’e yenilmesi belki onun kariyerinde ilk defa olan bir durumdu ama onun dilinde hep aynı sözler vardı : “Ben oyunumu geliştirmeye çalışıyorum ve sürekli finaller oynamak istiyorum.”
Miami ile beraber sert zemin sezonu bitmiş, Nisan ayı gelmişti. Takvimin üçüncü, sezonun ilk toprak Masters turnuvası olan Monte Carlo’da herkes Nadal’ın performansını merakla bekliyordu. Gelmiş geçmiş en iyi toprak oyuncusu olduğu herkesin malumuydu ama üst üste kaybedilen finaller sonrası nasıl bir reaksiyon vereceği yine de bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyordu. Hep daha iyisi için çalışmaya devam eden ve her katıldığı turnuvada daha güçlü bir karakter koymayı tenis felsefesi olarak gören Nadal, inanılmaz geçecek toprak sezonunda ilk kupasını Fransa’da Monte Carlo’da vatandaşı Ramos Vinolas karşısında kazandığında erişilmesi güç bir rekoru da beraberinde getiriyordu. Monte Carlo’da toplamda 10.şampiyonluktu bu. Halka devam edecek ve hemen akabinde Barcelona Açık’ta kariyerinin belki de en rahat şampiyonluğuna hiçbir maçta set kaybetmeden ulaşacak (finalde Dominic Thiem’i yendi) ve mabedinde kazandığı kupanın toplam sayısı yine 10 (on) olacaktı. Barcelona Açık; Nadal’ın aynı zamanda toplamda 18. kez ATP500 Masters şampiyonluğu olmuştu.

On gün sonra bu defa Madrid Open’da zaman zaman kulağındaki ağrıların oyununa müdahale etmesine rağmen önce yarı finalde Djokovic’i eleyip ‘head to head’ kısmında rakibine olan 3 yıllık galibiyet özlemini sonlandıracak ve finalde bir kez daha Thiem karşısında kazanarak şampiyon olduğunda her yerde “The King of Clay” sözleri yankılanacaktı. Nadal kısa zamanda üçleme yaptığı toprak zeminde (kariyerinde ilk kez Monte Carlo – Barcelona – Madrid’i aynı takvim yılında kazandı) sınırları zorlamaya başlamıştı. Madrid’deki zaferle beraber  İspanyol raket ATP1000 Masters turnuvalarında 30.kez şampiyon olup bu kategoride Djokovic ile yarışta eşitliği yakalamıştı. Şimdi sıradaki hedef Roma Masters idi ve hazırlıklar hemen başlamıştı. 

Roland Garros öncesi son büyük turnuva olan Roma Masters’da daha önce 7 kez şampiyon olmuş Nadal, hep daha fazlasını istediği için bu turnuvaya da ara vermeksizin katıldı. Vücudu ritim bulmuştu bulmasına ama sadece 25 günde çıktığı ve kazandığı üst üste 15 maç, 31 yaşına gelmiş bir tenisçiyi doğal olarak yormuştu. Buna aldırış etmeden, formunun zirvesinde olmanın verdiği özgüvenle Roma’da Almagro ve Sock’u geçse de çeyrek finalde, son 20 günde 3.kez karşılaşacağı ve geleceğin en önemli raketlerinden birisi olarak kabul edilen Dominic Thiem’e bu defa kaybedecekti. Bu elenme onun için fazlasıyla hayırlı bir gelişmeydi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi fazlasıyla yorulan bedeni, Roland Garros öncesi bir hayli dinlenmeye zaman bulacak ve en güçlü haliyle Fransa’da 10.kupasına kavuşmanın hayali ile çalışmalarına devam edecekti.
2017 yılına dünya sıralamasında 9 numarada giren Nadal, Mayıs ayı sonunda 4 numaraya kadar yükseldi. Wawrinka ile aralarında sadece 70 puanlık bir fark kaldı. Söz konusu dönemde 5 ayda 36 galibiyet, 6 mağlubiyet ile 86% başarı yüzdesi ve 6 finalde kazanılan 3 şampiyonluk. Sezonun geri kalanı için muazzam istatistikler bunlar. Mağlubiyetlerin 3’ü Federer’den, kalanları ise Raonic, Querrey ve Thiem’den. Toprak zeminde toplamda 52 şampiyonlukla bu alanda tarihin en iyisi. Monte Carlo ve Barcelona’da 10’ar şampiyonlukla açık dönemde bir turnuvayı en çok kazanan isim. Tenise yeni başlamışcasına çok çalışıyor, oyununu geliştiriyor, her şeyden önce mutlu ve işini çok seviyor.

Toprağın kitabını binbir zahmetle ve azimle yazan Rafael Nadal, 1 ayda toprak sezonunu adeta tek başına domine etti. Bu kitabı okumayan, bilmeyen ve göz ardı edenler çok şeyi kaybediyorlar. Çünkü Nadal sonrası toprak zeminde böyle uzun bir dominasyon ve 50’nin üzerinde şampiyonluklara şahit olmamız pek olası görünmüyor. O, kazandıkça canavara dönüşen anlayışı ile Roland Garros’un da hala en büyük favorisi konumunda. Evet Djokovic, formunu artırdı, Thiem ciddi bir tehdit olduğunu sürekli finaller oynayarak zaten gösterdi. Murray ve Wawrinka tekrar bir çıkış için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaklar. Belki sürpriz bir isim de şampiyon olabilir ama tam 9 kez bu kupayı ısırmış birisi olarak Nadal’ı yenmek için o gün fazlasıyla ekstra bir performans gösterilmesi şart!

*** Bu yazı, KORT dergisinin HAZİRAN sayısından alınmıştır.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Federer & Nadal 2017

2017 yılı tenis dünyasında acayip fantastik başladı. Tarihin en özel 2 oyuncusunun küllerinden yeniden doğuşunu seyretmek inanılmaz keyifliydi. "Sakatlandılar, eskisi gibi olamazlar, yaşlandılar, gençlere ayak uyduramazlar" safsatalarının sadece kuru gürültüden ibaret olduğunu cümle aleme gösterdiler. Bir nevi akıl tutulması yaşattılar herkese. Tarih yapraklarını 10 sene geriye alıp, tarihi tekrar yazmak için anlaşmışcasına inanılmaz bir karakter ortaya koydular. Tüm bunları yaparlarken neden tenis tarihinin en çok sevilen iki sporcusu olduklarını yeniden hatırlattılar.

Sezonun yarısının ilk çeyreğini Federer domine etti, ikinci çeyreğini ise Nadal. Bu bir rüya olmalı belki de. Düşünsenize biri 36 yaşında, diğeri 31. Onlarca başarılı tenisçinin dur diyemediği iki büyük winner, iki büyük sporcudan söz ediyoruz. Onların yeri kolay kolay dolmayacak. Yeni jenerasyonun hali ortada. Tam birileri artık yükselmeye başlıyor diyoruz ki, duvara tosluyorlar. Yine de çok haksızlık etmeyelim, içlerinden birkaçı direnmeye çalışıyor, iyi işler çıkarmak için elinden geleni yapıyor ama şimdilik biraz daha beklemeleri gerekiyor yada var olan potansiyellerine level attırmak zorundalar. 

Federer 2017'de bir Grand Slam, iki Masters1000 şampiyonluğu kazandı. Üç farklı Grand Slam'i en az 5 kere kazanan ilk raket ünvanını aldı. Avustralya Açık'ı, İndian Wells'i ve Miami'yi 35,5 yaşında kazanırken "ben hala ölmedim" mesajını verdi. Nadal ise abisinden devraldığı bayrakla o da bir Grand Slam,iki Masters1000 şampiyonluğu kazandı. Monte Carlo, Madrid ve Roland Garros'ta zirveye ulaşıp toprakta 'triple double' yaparken Monte Carlo ve Roland Garros'u 10'ar kez kazanıp 'La Decima' dedi. Şüphesiz eşi benzeri olmayan bu toprak performansına tarihte başka bir tenisçinin erişmesi neredeyse imkansız.

Önümüzde şimdi çim sezonu var. Federer, uğruna toprak sezonunu pas geçtiği, özlemini kurduğu 8.Wimbledon şampiyonluğuna ulaşmanın peşinde olacak. Tek dezavantajı 3 aydır tenis oynamaması gözükse de katılacağı 2 turnuva ile Londra'da yine en önemli şampiyonluk adaylarından biri olacaktır. Nadal sezonun geri kalanında katılacağı her turnuvanın neredeyse en baş favorileri arasında yer alacak. Çünkü kazandıkça ritmi arttı, kendine güveni en üst noktaya ulaştı ve 'doyumsuz' karakteri ile de daha fazlasını yapacağının sinyallerini eşe dosta verdi bile.

Wimbledon finalinde, gönül ister ki Avustralya Açık'ta olduğu gibi Federer - Nadal ikilisini görmek ama zaman ve şartlar neyi getirip götürecek, hep beraber göreceğiz. Siz siz olun, bu iki büyük tenisçinin oynadıkları maçları asla kaçırmayın, birbirinizle dalaş etmeyin ve oynanan oyunları zevk almak için, mutlu olmak için izleyin...

24 Mayıs 2017 Çarşamba

30 yaş şampiyonu Djokovic

Novak Djokovic, pek çoklarına göre tenis tarihinin en iyi üçüncü oyuncusu. Mükemmel devam eden kariyerinde hala bu kategoride ikinci, hatta birinci olma şansı var. Bu yazı kaleme alınırken Nole, iki gün önce 30 yaşına girdi. Sırp tenisçi aynı zamanda bir süredir boşta olması sebebiyle yeni koçu Andre Agassi'yi de doğum gününden bir gün önce kamuoyuna açıkladı. Bu da yetmezmiş gibi Djokovic, 5 yıldır sponsoru olan Uniqlo ile yollarını ayırıp Lacoste ile anlaşmaya vardı. 30 yaşına girerken Roma Masters'ta finalde Zverev'e kaybetse de yeni koç + yeni sponsor ile Roland Garros'a hazırlanmaya başladı bile. 

Tenis tarihinin en iyisi Roger Federer'in 36 yaşına girmesine yaklaşık iki ay kaldığını düşünürsek, kalan kariyerinde oynayacağı maximum iki yıl daha var gibi. Onun yerinde başka bir isim olsa belki bu kadar uzun süre fit kalıp hala kariyerine devam ediyor olamazdı. Zaten Federer gibi sporcuları en üst seviyede tutan başarının sırrı da bu olsa gerek : Kendilerine iyi bakıyorlar, işlerine büyük saygı duyuyorlar ve tüm bunları severek yapıyorlar. Sevmek demişken geçenlerde Nick Kyrgios'un "tenisi sevip sevmediğime emin değilim" açıklaması dahi Avustralyalı raketin kariyerinde nasıl gel-gitler yaşadığını göstermesi açısından önemli bir ayrıntı olsa gerek.

Federer'deki bu profesyonel anlayışın aynısı Nadal ve Djokovic'de de var. Nadal yaşadığı sakatlıklara aldırış etmeden turun sürekli içinde kalmak için fazlasıyla mücadele verdi. Hep daha iyisi için savaştı. Bitti denilen anlarda küllerinden daha güçlü doğarak geri dönmeyi başardı. Keza Murray de, tarihin en büyük üç tenisçisi ile aynı döneme gelen kariyerinde elinden gelenin en iyisini yaparak iki kez olimpiyat şampiyonluğu kazandı. Birçok üst düzey turnuvada kupalar kaldırdı ve o da nihayet dünya 1 numarası koltuğuna oturmayı başardı.

Tekrar Djokovic'e dönelim. Novak; Andy'den 1 hafta, Nadal'dan ise 1 yaş küçük. Federer ile aralarında hemen hemen 6 yaş fark var. Djokovic'in doğum günü şerefine; bu büyük dört tenisçi için hepsinin 30 yaşına ayak bastıklarında kariyerlerinde ne tür başarılar elde ettiklerine göz atalım istedim ve bununla ilgili küçük bir araştırma yaparak bunu tabloya döktüm. Tabloda birçok parametre var. Bu tablo 'kim daha iyi' kısmından öte, 'The Big Four'a neden böyle dendiğinin kanıtı gibi adeta.

Yine de her biri 30 yaşındayken hangisi genel anlamda daha iyi diye sorarsanız, ben az bir farkla Djokovic derim. Ya sizler?

30 Ocak 2017 Pazartesi

Federer Olmak

"Federer, yıllanmış bir şarap misali; içtikçe içesiniz, izledikçe izleyesiniz geliyor. Federer, sevgiliye okunan bir şiir misali, her okunduğunda sizi değişik dünyalara götürüyor, sizi sizden alıyor. Federer, bir tür bağımlılık durumu sanki; asla vazgeçemiyor ve daima kalitenin, en iyinin yanında olduğunuzu hissediyorsunuz. Peki Federer olmak nasıl bir duygudur acaba? Bunu, onu ilk gördüğümde mutlaka soracağım!"

.............................................................................................................


Bazen sadece iyi olmak yetmez. İşinizde iyi olduğunuz kadar, onu severek de yapmalısınız. Hatta bu noktada Konfüçyüs'ün "Sevdiğiniz işi yapın ve hayatınızın tek bir günü bile çalışmış olmazsınız" sözünü de hatırlayarak 'aşk ve tutku ile yapılmış işlerin bizleri sürekli başarıya, en ulaşılmaza götüreceği' gerçeğini de ezberlerimize ekleyelim. 

Roger Federer... İlhamını, tutku ve aşktan alan İsviçreli raket; tenis sporuna yüklediği derin anlamlar, kattığı evrensel dokunuşlar ve tarif edemeyeceğimiz güzellikte birçok argümanı ile sadece 21.yüzyılın değil, tarihin gelmiş geçmiş en iyi tenisçisi pozisyonunda. "Yedisinde neyse yetmişinde de odur" sözünün gerçek hayatta birebir yansımasıdır onun muazzam kariyeri. Dünyanın dört bir yanında bu derece sevilmesi, takdir edilmesi ve sürekli zirveye oynayan sağlam karakteri onu her daim finallerin, kupaların ve başarıların ortak paydasında buluşturdu. 


Başarılı iş = Tutku + Sevgi + Aşk

Bugün internetten iki üç dakikanızı almayacak şekilde Federer'in kazandığı başarıları okuyabilir ve kendisine kısa sürede mest olabilirsiniz. O ise 19 yıllık tenis kariyerinde bir an olsun az ile yetinmedi, her olumsuz durumda sabretti ve çok çalışıp, yukarıdaki 'başarılı iş' formülüne sonuna kadar bağlı kalıp engelleri bir bir aştı. 'Tarihin en iyisi' öyle bir çırpıda söylenen, kişiyle özdeşleştirilen basit bir elbise değil. Bilakis o elbisenin ağırlığı diğerlerine benzemez, taşıması da oldukça güçtür ve giyildiğinde de nesilden nesile aynı duyguları yansıtması gerekir. 2017 yılındaki Federer, ilk Grand Slam şampiyonluğunu aldığı 2003 yılındaki gibi ruhu genç ve işine büyük saygı duyuyor. İşine asla küsmüyor, sonuç ne olursa olsun hedefinden bir adım dahi olsa geri adım atmıyor ve içindeki o sonsuz kazanma dürtüsü ile daima en ulaşılmaza koşuyor. Tutku, aşk ve bağlılık işte böyle bir şey...

Tenisin 'ekselansları' ünvanını GOAT kişiliği ile özdeşleştiren Federer için hiçbir şeyin asla imkansız olmadığı gerçeğini daha dün Avustralya Açık finalinde ezeli rakibi Rafael Nadal karşısında kazandığı Grand Slam şampiyonluğundan net bir şekilde anladık. 3 farklı slamde en az 5 kez şampiyonluk elde eden tek tenisçi olarak da tarihe bir kez daha geçti Federer. 6 aylık sakatlığının ardından katıldığı ilk ciddi turnuvada çeyrek final dahi görmesi başarı sayılacakken, finale kadar yürüyüp, üç kez 5 setlik maçlar oynayıp, 'Top 10' kategorisindeki 4 ismi birden yenerek, kariyerinin 18. Grand Slam şampiyonluğunu kazanması ve buna 35,5 yaşında ulaşması, bu satırları yazan ve okuyanlar için takdir ötesi bir iştir. 5.sette 3-1 geriden gelip, 5-0'lık seri ile seti 6-3 kazanıp şampiyon olmanın anlamını bazen kelimeler ve rakamlar dahi doğru şekilde karşılayamaz, izah edemez.

Büyük bir kupa koleksiyoncusu olan Federer için bu saatten sonra "Artık yaşlandı, bırakmalı, daha Grand Slam kazanamaz" gibi söylemlerin son bulduğu da aşikar. Federer'in içinde yanan ateş (tutku), daha doğrusu gençlik iksiri, onu en zor yollardan hayata döndürdü ve kısa zamanda en ulaşılmaz hedeflere götürdü. Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğu için tam 4,5 sene beklediği ve o zaman dilimi içerisinde onu 3 kez bu yoldan döndüren kişi Djokovic'den başkası değildi. Bundan sonra da başta Djokovic olmak üzere, büyük bir savaşçı ve asla pes etmeyen kişiliği ile Nadal, daha güçlü dönmesi beklenen Murray ile rekabete sonuna kadar devam edecektir Roger.

'bel18ve' den 'bel19ve'lere gelen süreçte , neredeyse imkansızı başardı ve tenis tarihindeki adını daha kalın puntolarla yazdırdı.
Sürekli en iyisini istemek, eleştiriler karşısında yolunuzdan dönmemek, tutku ile içinizde büyüttüğünüz ve yaşattığınız gençlik iksiri ile hangi spor dalı olursa olsun başarı kaçınılmaz bir gerçektir. Aynen Michael Jordan, Muhammed Ali, Usain Bolt ve Michael Phelps'in daha önce bunu birçok kez yaptığı gibi. 

Paolo Maldini, Ryan Giggs, Francesco Totti, Andrea Pirlo, Frank Lampard, Gianluigi Buffon ve bu yazıyı okuyanlara da buradan selamlarımı yolluyorum...


2017 Avustralya Açık finali - Federer & Nadal

21 Haziran 2016 Salı

2016 Wimbledon

WİMBLEDON = ROGER FEDERER 

... diyerek sözümüze başlayalım. Evet Grand Slam turnuvalarının en prestijlisi olan Wimbledon'da bugüne kadar tam 10 kez final oynayıp bunların 7 tanesini kazanan (Pete Sampras ile beraber bu alanda zirvede) bir isimden söz ediyoruz. Ayrıca son iki final olan 2014'te 33, 2015'te ise 34 yaşında olmasına rağmen hala final oynayabilecek düzeyde bir efsane, Federer. Sözkonusu 2 finalde de 'makina' Djokovic'e kaybetti. 2014 finali en unutulmaz finallerden biriydi. Novak 3-2 kazandı ama Federer ile arasındaki 6 yaş farkın verdiği fiziki dayanıklılık ve mental yorgunluk maçın son setinde bariz bir şekilde hissedilmişti. Final setinde Djokovic 5-4 öndeyken servis atan Federer, basit hatalar yapmış ve son olarak fileyi geçemeyerek kupayı Novak'a vermişti. O turnuvada Federer final maçı da dahil (son anlar hariç) inanılmaz agresif ve istekliydi. Çeyrek finalde Wawrinka ve yarı finalde de Raonic'i eleyerek gelmişti. 2015 Finalinde ise bir yaş daha yaşlanan vücudu ile Djokovic'den yalnızca 1 set alabilmişti.

Son 10 Wimbledon finalinin tamamında Big Four (Büyük dörtlü) olarak adlandırılan Federer- Nadal - Djokovic - Murray'den ikisi yer aldı. Belki de en unutulmaz Wimbledon finali ise 2008'deki 4 saat 48 dakika süren ve Nadal'ın Federer'i 3-2 ile geçtiği maçta yaşandı. İzlemeyenler mutlaka izlesinler (Maç sayısında Federer yine fileye takıldı). Bu epik final, Nadal'ın aynı zamanda ilk Wimbledon şampiyonluğu olurken, Federer'in de üst üste 6.kez bu turnuvayı kazanmasına engel olmuştu. Favorilere geçmeden önce daha önce Wimbledon'u 2 kez kazanan Rafael Nadal'ın sakatlık dolayısıyla turnuvaya katılamayacağını belirtelim. Nadal ayrıca geçen sene henüz ikinci turda Dustin Brown'a elenmişti. Nadal için en erken geri dönüşün ve nihai hedefin olimpiyatlar olacağını (5-21 Ağustos) kestirmek zor değil.


Bir haftadan daha az bir zaman sonra başlayacak olan Wimbledon için baş favori, son yıllarda alışık olduğumuz şekilde tenisin 1 numarası Novak Djokovic. Bu sene takvim slami yapmak için büyük bir iştahı olan Sırp raket ara ara sendeler pozisyonda olmasına rağmen yine de en zor yenilebilecek raket konumunda. Novak daha önce Wimbledon'da 4 finalde 3 şampiyonluk çıkartma başarısı gösterdi. Rakiplerinin onu yenmesi için o gün en ekstra işleri yapmaları şart görünüyor. Djoker'den sonra 2 numaralı favori ise tartışmasız bir şekilde Andy Murray. Roland Garros'ta ilk kez bu sene finale çıkan Britanyalı raket kendi oyununu fazlasıyla geliştirdi, seviye atladı. Ayrıca an itibariyle Novak'ı yenmesi en muhtemel raket olarak görünüyor. 1 kez Wimbledon'u kazanan Murray, geçen sene yine yarı finalde Federer'e kaybetmişti. 2 sene aradan sonra tekrar beraber çalışmak için anlaştığı İvan Lendl'ın ayağının tozuyla "Djokovic'in takvim slami yapmaması için buradayım" şeklinde verdiği iddialı demeç sonrası Murray bakalım neler yapacak? Federer ise hem çim kortta her daim iyi olması ve hem de turnuvanın Wimbledon olması münasebetiyle bence 3. favori konumunda. Fakat bu favori durumu her turdaki rakibine göre değişkenlik gösterecektir. Çünkü Federer'i yenmek artık eskisi kadar zor değil. Zaten ekselansları Wimbledon öncesinde iki çim turnuvasında da (Stuttgart ve Halle) final göremedi. Yaşlılık ve bunun en büyük artçı sarsıntısı olan sakatlığının kendisi için en büyük engel olduğu İsviçreli için 18.Grand Slam şampiyonluğu kelimenin tam anlamıyla 'bıçak sırtı'.

Kendime göre belirlediğim 4 numaralı favorim; 2014'te yarı final oynayan Kanadalı 'dev' Milos Raonic. Wimbledon'u daha önce 3 kez kazanan John McEnroe gibi bir efsanenin çalıştırdığı Raonic, her zamankinden daha iddialı hazırlandı bu turnuvaya. Daha sonra ise 5 numarada Stanislas Wawrinka geliyor. Üst üste 2 yıldır çeyrek finalde elense de eğer istikrarını ve konsantrasyonunu bozmazsa Stan en az yarı final görebilir. İlk 5 isimden sonra sırayla favorilerim; Nick Kyrgios, bu senenin en formda isimlerinden 22'lik Dominic Thiem ve son olarak "yüzüp yüzüp kuyruğunda boğulan" Kei Nishikori..."Sürpriz" kategorisinde yer alan Tsonga, Dimitrov, Cilic, Berdych gibi isimlere ise açıkçası hiç şans vermiyorum.

Wimbledon aynı zamanda yeşil ve beyaz renklerini temsil eder. Yeşil bir zeminde beyaz ritüeline uygun olarak korta çıkan tenisçilerden bakalım hangi isim 10 Temmuz'da şampiyon olacak? Gerçi 10 Temmuz'da Avrupa Futbol Şampiyonası final maçı da var. Euro 2016 finali Türkiye saatiyle akşam 22:00'da olacak. Wimbledon finali ise geçen sezon gibi olursa 16:15 gibi başlar ve 5 set sürerse tahminle 20:00'a kadar sürer. Sonuçta iki finalin birbiri ile çakışma şansı yok, rahat olabilirsiniz :)


9 Mayıs 2016 Pazartesi

Djokovic yenilmez mi?


İlk olarak şu teşhisi koyalım : Djokovic ne yaparsa yapsın, bir türlü yaranamıyor. Belki geçmişinde kendisinin de pişman olacağını düşündüğüm; maçları yarıda bırakması, oyunu yavaşlatması ve aldığı sağlık molaları gibi tepki çeken hareketleri dışında, tenis tarihinin en büyük rekabetlerinden birine sahne olan Federer ve Nadal'ın gölgesinde başarıları nispeten daha az gündeme getirilip, hatta zaman zaman ikinci sayfalara taşınsa da o rekorları birer birer kırmaya, adını da en iyilerin olduğu listede üst sıralara yazmaya devam ediyor. Federer'in 17 Grand Slam şampiyonluğuna karşı 11 ile (en yakın rakibi 14 ile Nadal olsa da) bunu kırabilecek potansiyeller listesinde 1 numarada olan Sırp tenisçi, kortun tamamına yayılan enerjisi ve izleyicilerin biraz maçı izledikten sonra "tamam bu maçta cepte" diyebileceği bir ortamı tüm dünyaya ispatladı. Son yıllarda en çok karşılaştırıldığı Federer ve Nadal'ı "head to head"te de (ikili rekabette) geçti ve psikolojik üstünlük artık Nole'da. Gerçi bu satırları yazarken 'head to head' konusunda Djokovic'in neredeyse tüm vasat üstü tenisçilere karşı üstünlük kurduğunu da ekleyelim. Tenis tarihinin en estetik vuruş ustası Federer de, tenis tarihinin en savaşçı ismi Nadal da onu yenmek için biliyorlar ki, o gün oldukça fazla ekstra işler yapmaları gerek. Sonuçta karşılarında bir makine var ve bu makinenin sekteye uğramasını beklemek bir yana, sizler için herşeyin yolunda gitmesinin yanı sıra seviyenizin de en üst noktada olması şart. Bunu son yıllarda belki de tek başaran 2015 Roland Garros'ta Stan Wawrinka olmuştu. Ne var ki İsviçreli, o seviyeye bir türlü tekrar ulaşamadı, çünkü o seviyeler büyük ölçüde istikrara endeksli ve bu kıstas için Wawrinka örnek bir model asla olamadı.


Novak Djokovic'in son 2 yılda sürekli beşinci viteste devam eden tenis hayatında en başta da belirttiğim gibi tüm dünya tarafından yeteri kadar takdir görmemesi, başarılarının sessiz bir şekilde haber olması onu asla yolundan döndürmedi. Federer ve Nadal ile oynadığı maçlarda, seyircilerin neredeyse tamamının onları desteklediği ortamlara zamanla o kadar alıştı ki, bunu kendi içinde (aklıyla) çözümledi ve negatif görünen ortamı pasifize ederek yenilmesi çok güç bir makineye dönüşüverdi. Final maçlarını, final puanlarını, final setlerini çok daha büyük oynuyor Novak. 2016 Avustralya Açık yarı finalinde herkesin "Acaba bu defa Federer, Djokovic'i yenip 18.Grand Slam hayaline yaklaşacak mı?" diye sorduğu bir ortamda öylesine iki set oynamıştı ki, adeta ekselanslarına nefes bile aldırmadan sadece 3 oyun vererek 2-0'ı bulup maçı neredeyse orada bitirmişti. Federer demişken, tenis tarihine yön verecek kadar büyük olan efsanenin ilerlemiş yaşına rağmen 2014'ten bu yana oynadığı büyük oyunla bugün Grand Slam sayısını 20'ye çıkartamamasının baş sorumlusu yine tahmin ettiğiniz gibi Novak Djokovic'ten başkası değil (2 Wimbledon finali, 1 Amerika Açık finali ve 1 Avustralya Açık yarı finali).


Djokovic eskiye nazaran çok değişti. İlk başta kendine çok iyi baktı. Hayatının tüm merkezine tenisi koydu. Tamamen tenis odaklı hayat felsefesi ile yoğurduğu kariyerinin zirvesinde ve dünya 1 numarasından da uzun yıllar inecek gibi görünmüyor. Hem eskiye nazaran daha pozitif ve gerek kort içinde gerekse de kort dışında daha eğlenceli bir Djokovic var. Çoğu zaman esprili videolarda onu görmek mümkün. Ayrıca Federer ve Nadal hakkında konuşurken de gayet üsluplu ve rakiplerinin her zaman hakkını veren, övgü dolu sözler kullanıyor. Evet tüm dünyada her sporcunun yükseliş ve parlak dönemi kadar gerileme dönemi de oluyor ve olacaktır ama Novak için bu kısır döngünün gelme olasılığı şimdilik biraz daha uzun sürecek gibi görünüyor. Zira onun seviyesine yaklaşacak tenisçi sayısının az oluşu da onu daha bir güçlü kılıyor. Son zamanlarda Nadal, savaşçı kimliği ve şampiyonluklara olan özlemine ek olarak toprak kort sezonunda büyük bir çıkışa geçti ama onun Djokovic seviyesine gelmesi için birkaç turnuva daha kazanması ve gelecek özgüveni ile beraber en başta da Novak'ı mağlup etmesi gerekiyor. Zaten hali hazırda 35'ine gelmiş ve 1-2 sene içerisinde muhtemelen efsane kariyerini bitirmek zorunda kalacak olan Federer'in Novak için bir tehdit olmasının eskiye nazaran daha da zor olduğu gün gibi gerçek. Kariyerinde sadece 2 Grand Slam şampiyonluğu bulunan ve final maçlarında çoğu zaman boynu bükük ayrılan Murray ise yine Grand Slam finalleri oynayacaktır ama bu alanda Novak'a olan zaafını yenmesi biraz zor olacak.

Novak Djokovic'in tenis dünyasında geldiği seviye gerçekten insan üstü. En inanılmaz puanları alırken soğukkanlı ve istikrarı, seviyesi bir 'tık' bile düşmüyor. Seyirci tahrikinden etkilenmiyor, profesyonelce sadece rakibine odaklanıyor ve ciddiyeti asla elden bırakmıyor. Kortun tümüne yayılan bedeni, esnekliği, hızı her zaman en üst seviyede. Hatta ve hatta bazen basit hatalar yaptığında biz ekran başında oldukça şaşırabiliyoruz. Rakiplerinin neredeyse tamamının "ne yapsam olmuyor, çünkü çok güçlü" serzenişlerinin yüz ifadelerinden net bir şekilde algılayabildiğimiz bir ortamda, hak ettiği saygıyı, itibarı ve desteği beklemek onun da hakkı. Kariyerinin en büyük eksikliği olan Roland Garros için ise çok istekli ve kendi adıma onun mutlaka bu turnuvayı birgün kazanacağını düşünüyorum. O yıl, bu yıl mı olur bilmem ama o kupayı kaldırıp sevinçten ağlayacağı günlerin oldukça yakın olduğunu hissediyorum.


Roger Federer'i tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi yapan sadece kazandığı şampiyonluklar değil. Korttaki asil duruşu, adeta tenis topu ile olan aşkın herkesin kalplerinde bıraktığı derin etki. Estetik ve zerafetin akıl ile birleşmesinin son evrede çift taraflı aşka dönüşmesi gibi bir durum aslında Federer'in bizlere yansıyan görüntüsü. Bu sayede dünyada gittiği her ülkede en büyük desteği, saygıyı görüyor, çünkü insanların hep görmek istediği - bir yerde sanat - görsel şöleni sunuyor. Djokovic de durum biraz farklı. Federer gibi başarısının çıkış yolu AKIL gibi görünüyor ama Sırp tenisçiyi son yılların en iyisi yapan temel etken ise asla sinirli olmayan soğukkanlı yapısı ve lakabı olarak bilinen 'makine'nin keskinliğine bürünen istikrarlı ve şaşmaz çizgisi. Kort içinde bedeni öyle seri işliyor ki, bir o tarafa bir bu tarafa esnediği ve inanılmaz gibi görünen puanları alması hep bu kusursuz işleyen makinenin ezberlenmiş görüntüsünden başka birşey değil. 3 setlik maçlarda kimi zaman ufak tefek sekteye uğrasa da makine 2016'da da yine güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Djokovic yenilmez mi? Tabii ki hayır ama onu yenmek için o gün rakibinin 'Optimus Prime' seviyesine çıkması şart!





23 Kasım 2015 Pazartesi

Terminatör : Djokovic 2015


2015 yılı 'Djokovic yılı' olarak anılacak erkek tenis tarihinde. Dilekolay üstüste 15 final ve 11 şampiyonluk. 3 Grand Slam, 6 Masters 1000 ve birer tane olmak üzere ATP 500 ve Sezon Sonu Finalleri...

88 maç, 82 galibiyet ve yalnızca 6 mağlubiyet. Yenilgilerin sadece 3 tanesini 34'lük Federer karşısında aldığını düşünürsek Djokovic'in önünde kimsenin duramayacağını ve en az 2-3 sezon daha bu seviyede oynayacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Buna benzer bir sezonu 2006 yılında Federer 82-4'lük istatistiklerle elde etmişti.

2015 yılındaki 15 finalinin 7 tanesini Federer ile oynamış ve 4-3'lük bir seri tutturmuş ezeli rakibine. Diğer 8 finalinin 4'ünü ise Murray ile oynadı ve 3-1'lik başarı yakaladı. Zaten kalan 4 finali de kazanarak efsane bir sezon geçirdi.

İşin daha da ilginci (bence kötüsü), Djokovic'i zorlayacak bir neslin hala gelmemesi. Erkeklerde yeni yüzler bir türlü yükselemiyor, sönük kalıyor. Tamam Djoker, en formda olduğu zamanları yaşıyor ama onu zorlayanın sadece Federer olduğunu düşündüğümüzde Nadal'ın, Murray'in, Wawrinka'nın yada bir başkasının ne denli başarısız / etkisiz olduklarını görebiliyoruz. Bu durumda Sırp raketin daha çok şampiyonluk yaşayacağı muhakkak. Senaryonun böyle gelişmesi halinde herkesin soracağı soru da yakın görünüyor :

Tarihin en iyisi Novak Djokovic olabilir mi?

Son söz : 2015'teki 4 Grand Slam'den 3 tanesini kazanan ve 4'te 4 yapma şansını kaçırmasına sebep olan, ayrıca kariyerinde de bir türlü kazanamadığı Roland Garros için, yani Wawrinka karşısında kazanmasına karşılık, elde ettiği şampiyonluklardan kaç tanesini feda ederdi diye düşünesi / sorası geliyor insanın...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR