22 Haziran 2017 Perşembe

Toprağın Kitabını Yazan Adam : NADAL

Öyle güçlü bir karakteri yazmak çok da kolay değil aslında. Yaşadığı sakatlıklar, şanssızlıklar sonrası hem de 30’unu devirmiş, bir yerde tenis kariyerinin dörtte üçünü bitirmiş olmasına rağmen, böylesine güçlü dönebilmeyi kelimelere dökmek oldukça zor. Öncelikle Nadal’ın bu başarısını anlamak için onu izlemeniz, jest mimiklerine dikkat etmeniz ve oyunun her alanındaki heyecanını, başarıya olan açlığını gözlerinizle görmeniz, hissetmeniz gerekiyor. Eğer bunu yaptıysanız, devam edelim.

2017 yılı Nadal için Avustralya Açık’a ısınma mahiyetinde Brisbane’de başladı ve çeyrek finalde Raonic’e kaybetti. Kariyerinde sadece bir kez kazandığı Avustralya Açık’a geldiğinde ise kimse ondan şampiyonluk beklemiyordu. Djokovic ve Murray ağır favorilerdendi. Kazandıkça ritmini bulan Nadal; finale kadar yürüdüğü muazzam yürüyüşte Zverev, Monfils, Raonic ve Dimitrov gibi üst düzey tüm raketleri saf dışı bırakarak finalde herkesin kaç yıldır beklediği FEDAL finalini bizlere yaşattı. Nadal, aynı zamanda 2014 Roland Garros şampiyonluğundan bu yana ilk kez bir Grand Slam finali oynayacaktı.  Son derece epik bir mücadeleye sahne olan maçı Federer’e karşı 5 set ile kaybetti ama ilerisi için çok net bir mesajı da herkese vermiş oldu : “Hazır olun, Nadal bundan sonra daha güçlü gelecek!”. 1 ay sonra Meksika’da finalde Querrey’e finalde kaybetse de Amerika’daki Masters turnuvalarına tam anlamıyla hazırdı artık. 

FEDAL finallerinin tadı damağımızda kalmıştı ki, İndian Wells hemen imdadımıza yetişmişti. Bu defa 4.turda birbirlerine rakip oldular. Federer, Avustralya Açık’ın aksine rahat kazandı ve akabinde zaten şampiyon oldu. Tarihin en büyük ezeli rekabetlerinden biri olan rakibi Federer’in 6 aylık sakatlığı sonrası böylesine efsanevi geri dönüşü şüphesiz Nadal için de büyük bir ilham kaynağı oldu. Toprak sezonu öncesi son büyük turnuvada Miami Açık’ta Federer’le bir kez daha finalde karşılaşması ve set kazanamadan kaybetmesi biraz gardını düşürmüş gibi görünse de artık Nadal, hedeflerine emin adımlarla ilerliyordu. İki ayda üç kez Federer’e yenilmesi belki onun kariyerinde ilk defa olan bir durumdu ama onun dilinde hep aynı sözler vardı : “Ben oyunumu geliştirmeye çalışıyorum ve sürekli finaller oynamak istiyorum.”
Miami ile beraber sert zemin sezonu bitmiş, Nisan ayı gelmişti. Takvimin üçüncü, sezonun ilk toprak Masters turnuvası olan Monte Carlo’da herkes Nadal’ın performansını merakla bekliyordu. Gelmiş geçmiş en iyi toprak oyuncusu olduğu herkesin malumuydu ama üst üste kaybedilen finaller sonrası nasıl bir reaksiyon vereceği yine de bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyordu. Hep daha iyisi için çalışmaya devam eden ve her katıldığı turnuvada daha güçlü bir karakter koymayı tenis felsefesi olarak gören Nadal, inanılmaz geçecek toprak sezonunda ilk kupasını Fransa’da Monte Carlo’da vatandaşı Ramos Vinolas karşısında kazandığında erişilmesi güç bir rekoru da beraberinde getiriyordu. Monte Carlo’da toplamda 10.şampiyonluktu bu. Halka devam edecek ve hemen akabinde Barcelona Açık’ta kariyerinin belki de en rahat şampiyonluğuna hiçbir maçta set kaybetmeden ulaşacak (finalde Dominic Thiem’i yendi) ve mabedinde kazandığı kupanın toplam sayısı yine 10 (on) olacaktı. Barcelona Açık; Nadal’ın aynı zamanda toplamda 18. kez ATP500 Masters şampiyonluğu olmuştu.

On gün sonra bu defa Madrid Open’da zaman zaman kulağındaki ağrıların oyununa müdahale etmesine rağmen önce yarı finalde Djokovic’i eleyip ‘head to head’ kısmında rakibine olan 3 yıllık galibiyet özlemini sonlandıracak ve finalde bir kez daha Thiem karşısında kazanarak şampiyon olduğunda her yerde “The King of Clay” sözleri yankılanacaktı. Nadal kısa zamanda üçleme yaptığı toprak zeminde (kariyerinde ilk kez Monte Carlo – Barcelona – Madrid’i aynı takvim yılında kazandı) sınırları zorlamaya başlamıştı. Madrid’deki zaferle beraber  İspanyol raket ATP1000 Masters turnuvalarında 30.kez şampiyon olup bu kategoride Djokovic ile yarışta eşitliği yakalamıştı. Şimdi sıradaki hedef Roma Masters idi ve hazırlıklar hemen başlamıştı. 

Roland Garros öncesi son büyük turnuva olan Roma Masters’da daha önce 7 kez şampiyon olmuş Nadal, hep daha fazlasını istediği için bu turnuvaya da ara vermeksizin katıldı. Vücudu ritim bulmuştu bulmasına ama sadece 25 günde çıktığı ve kazandığı üst üste 15 maç, 31 yaşına gelmiş bir tenisçiyi doğal olarak yormuştu. Buna aldırış etmeden, formunun zirvesinde olmanın verdiği özgüvenle Roma’da Almagro ve Sock’u geçse de çeyrek finalde, son 20 günde 3.kez karşılaşacağı ve geleceğin en önemli raketlerinden birisi olarak kabul edilen Dominic Thiem’e bu defa kaybedecekti. Bu elenme onun için fazlasıyla hayırlı bir gelişmeydi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi fazlasıyla yorulan bedeni, Roland Garros öncesi bir hayli dinlenmeye zaman bulacak ve en güçlü haliyle Fransa’da 10.kupasına kavuşmanın hayali ile çalışmalarına devam edecekti.
2017 yılına dünya sıralamasında 9 numarada giren Nadal, Mayıs ayı sonunda 4 numaraya kadar yükseldi. Wawrinka ile aralarında sadece 70 puanlık bir fark kaldı. Söz konusu dönemde 5 ayda 36 galibiyet, 6 mağlubiyet ile 86% başarı yüzdesi ve 6 finalde kazanılan 3 şampiyonluk. Sezonun geri kalanı için muazzam istatistikler bunlar. Mağlubiyetlerin 3’ü Federer’den, kalanları ise Raonic, Querrey ve Thiem’den. Toprak zeminde toplamda 52 şampiyonlukla bu alanda tarihin en iyisi. Monte Carlo ve Barcelona’da 10’ar şampiyonlukla açık dönemde bir turnuvayı en çok kazanan isim. Tenise yeni başlamışcasına çok çalışıyor, oyununu geliştiriyor, her şeyden önce mutlu ve işini çok seviyor.

Toprağın kitabını binbir zahmetle ve azimle yazan Rafael Nadal, 1 ayda toprak sezonunu adeta tek başına domine etti. Bu kitabı okumayan, bilmeyen ve göz ardı edenler çok şeyi kaybediyorlar. Çünkü Nadal sonrası toprak zeminde böyle uzun bir dominasyon ve 50’nin üzerinde şampiyonluklara şahit olmamız pek olası görünmüyor. O, kazandıkça canavara dönüşen anlayışı ile Roland Garros’un da hala en büyük favorisi konumunda. Evet Djokovic, formunu artırdı, Thiem ciddi bir tehdit olduğunu sürekli finaller oynayarak zaten gösterdi. Murray ve Wawrinka tekrar bir çıkış için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaklar. Belki sürpriz bir isim de şampiyon olabilir ama tam 9 kez bu kupayı ısırmış birisi olarak Nadal’ı yenmek için o gün fazlasıyla ekstra bir performans gösterilmesi şart!

*** Bu yazı, KORT dergisinin HAZİRAN sayısından alınmıştır.

15 Haziran 2017 Perşembe

Futbolun gizli patronu : ÇİN

Rus sermayesi, Arap sermayesi derken son 5-6 yıllık süreçte Çin'in futbola harcadığı paranın haddi hesabı yok. Yıllardır ülkelerindeki şike ve yolsuzluklar karşısındaki imajlarını tazeleme adına hem devlet politikası hem de zengin şirketlerin futbola yatırım yaptıklarını biliyoruz. Belli ki hedefleri yakın bir zamanda futbol anlamında belki de en büyük güç olmak. Çin'li milyarderler önce Avrupa'nın önde gelen kulüplerine ortak oldular, sonra satın aldılar ve nihayetinde değerinin misli fiyatlarını vererek en ünlü futbolcuların ve teknik direktörlerin aklını çelerek Uzak Doğu'ya götürdüler. Bu sayede tribünleri dolmaya başladı, yayın gelirleri yükseldi, Avrupa'daki sıcak paranın dolaşımı ile itibarları yükseldi. "Paranın açamayacağı kapı yoktur" söz dizesinin birebir futbolda yaşanmışlığının adıdır, durumun özeti. Çin sermayesi bir akımdır gidiyor ve her geçen gün bu pasta daha da büyüyerek ülkemize kadar geldi bile. Pastanın tadını ilk alanlar ise Ersan Gülüm ve Burak Yılmaz oldu. Kimbilir belki yakın bir zamanda bir teknik direktörümüzü dahi (mesela Fatih Terim) Çin'e yollayabiliriz. 

Almanya'nın henüz bu tehlikeli sermayeye kulüp ve futbolcu bazında yenik düşmemesi ise onlara has bir durum. Özellikle İngiltere, İspanya, İtalya ve Fransa'da ciddi bir çevreleri olan Çin'lilerin son talibi oldukları kulüp ise Newcastle Unıted oldu. 1 yıl aradan sonra tekrar Premier Lig'e yükselen Rafael Benitez'in takımına tam 400 milyon sterlinlik bir teklif yapılmış. Kulüp için kesinlikle iyi bir teklif ve kabul edilmesi de an meselesi gibi dursa da Newcastle'ı seven, sempati duyan ve en başta kulübün taraftarlarının bu duruma pek hoş bakmadığı kesin.

Hali hazırda Çin sermayesinin satın aldığı kulüplere bir göz atalım...
Çin futbol ligi havuzuna; Hulk, Alex Teixeira, Jackson Martinez, Ramires, Elkeson, Gervinho, Demba Ba, Paulinho, Fredy Guarin, Stephane Mbia, Ezequiel Lavezzi, Renato Augusto'dan sonra Carlos Tevez, Oscar, Axel Witsel ve John Obi Mikel de eklendi. Teknik adamlardan ise Luis Felipe Scolari, Fabio Cannavaro, Andre Villa Boas, Manuel Pellegrini, Felix Magath, Fabio Capello, Gregorio Manzano ile rekabet en üst seviyede devam ediyor.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Federer & Nadal 2017

2017 yılı tenis dünyasında acayip fantastik başladı. Tarihin en özel 2 oyuncusunun küllerinden yeniden doğuşunu seyretmek inanılmaz keyifliydi. "Sakatlandılar, eskisi gibi olamazlar, yaşlandılar, gençlere ayak uyduramazlar" safsatalarının sadece kuru gürültüden ibaret olduğunu cümle aleme gösterdiler. Bir nevi akıl tutulması yaşattılar herkese. Tarih yapraklarını 10 sene geriye alıp, tarihi tekrar yazmak için anlaşmışcasına inanılmaz bir karakter ortaya koydular. Tüm bunları yaparlarken neden tenis tarihinin en çok sevilen iki sporcusu olduklarını yeniden hatırlattılar.

Sezonun yarısının ilk çeyreğini Federer domine etti, ikinci çeyreğini ise Nadal. Bu bir rüya olmalı belki de. Düşünsenize biri 36 yaşında, diğeri 31. Onlarca başarılı tenisçinin dur diyemediği iki büyük winner, iki büyük sporcudan söz ediyoruz. Onların yeri kolay kolay dolmayacak. Yeni jenerasyonun hali ortada. Tam birileri artık yükselmeye başlıyor diyoruz ki, duvara tosluyorlar. Yine de çok haksızlık etmeyelim, içlerinden birkaçı direnmeye çalışıyor, iyi işler çıkarmak için elinden geleni yapıyor ama şimdilik biraz daha beklemeleri gerekiyor yada var olan potansiyellerine level attırmak zorundalar. 

Federer 2017'de bir Grand Slam, iki Masters1000 şampiyonluğu kazandı. Üç farklı Grand Slam'i en az 5 kere kazanan ilk raket ünvanını aldı. Avustralya Açık'ı, İndian Wells'i ve Miami'yi 35,5 yaşında kazanırken "ben hala ölmedim" mesajını verdi. Nadal ise abisinden devraldığı bayrakla o da bir Grand Slam,iki Masters1000 şampiyonluğu kazandı. Monte Carlo, Madrid ve Roland Garros'ta zirveye ulaşıp toprakta 'triple double' yaparken Monte Carlo ve Roland Garros'u 10'ar kez kazanıp 'La Decima' dedi. Şüphesiz eşi benzeri olmayan bu toprak performansına tarihte başka bir tenisçinin erişmesi neredeyse imkansız.

Önümüzde şimdi çim sezonu var. Federer, uğruna toprak sezonunu pas geçtiği, özlemini kurduğu 8.Wimbledon şampiyonluğuna ulaşmanın peşinde olacak. Tek dezavantajı 3 aydır tenis oynamaması gözükse de katılacağı 2 turnuva ile Londra'da yine en önemli şampiyonluk adaylarından biri olacaktır. Nadal sezonun geri kalanında katılacağı her turnuvanın neredeyse en baş favorileri arasında yer alacak. Çünkü kazandıkça ritmi arttı, kendine güveni en üst noktaya ulaştı ve 'doyumsuz' karakteri ile de daha fazlasını yapacağının sinyallerini eşe dosta verdi bile.

Wimbledon finalinde, gönül ister ki Avustralya Açık'ta olduğu gibi Federer - Nadal ikilisini görmek ama zaman ve şartlar neyi getirip götürecek, hep beraber göreceğiz. Siz siz olun, bu iki büyük tenisçinin oynadıkları maçları asla kaçırmayın, birbirinizle dalaş etmeyin ve oynanan oyunları zevk almak için, mutlu olmak için izleyin...

30 Mayıs 2017 Salı

Totti'nin Vedası

Bazı futbolcuların vedaları futbolseverlere çok koyar. Özellikle de bir kulüple özdeşleşmiş kariyerlerinde sadakatin ne anlama geldiğinin futbolda ruh bulmuş timsallerinin vedaları hepsinden zordur. Tıpkı Maldini gibi, Giggs gibi, Lahm gibi, hatta kariyerlerinin son demlerinde takımdan ayrılmak zorunda bırakılan Gerrard gibi, Lampard gibi, Xavi gibi, Casillas gibi, Del Piero gibi...

Bir futbol kulübünde tüm kariyerini geçirmek, aynı zamanda o şehrin de sembolü olmak demek. Esasında Maldini demek Milan demek, Lahm demek Bayern Münih demektir. ve şimdilerde çok büyük bir yıldız daha kaydı yeşil sahalardan. Bir bayrak adam daha kramponlarını astı. Vedasında ağlarken, herkesi ağlattı. Hem en güzeli de bu değil midir, futbola veda ettiğinde dost, düşman kimse sevinmiyor. Herkes üzülüyor, ağlıyor. Bir şehir yasta. Roma'nın bir kanadı kırık. Roma'nın sahibi Francesco Totti, 25 yıllık Roma kariyerine son verirken kelimeleri doğru seçip şu yazıyı yazmak bile inanın çok zor.

3 farklı jenerasyonla futbol oynayan, zamanında birçok kulübün astronomik transfer tekliflerini elinin tersiyle iten, kariyerinde unutulmaz birçok gole imza atan ve her şeyden önce futbol oynadığı kulübüne ölümüne bağlı kalan bir imparatordu Totti. Onun vedası ile bir çağın kapandığı da bir gerçek. Teknolojinin bu kadar içimize işlemediği 90'lı yıllarda çoğu futbolseverin hayranlık beslediği, kimilerinin idolü olduğu 10 numara Totti artık yok. 2000'li yıllarda olgun futbolu ve kreatif yetenekleri ile sahada adeta 'döktüren' Totti artık yok. 2010 ve sonrasında kariyerine, sadakatine methiyeler düzülüp genci, yaşlısı her kesimin adı geçtiğinde önünü iliklediği saygın futbol adamı Totti artık yok!

Totti Roma'dır, Roma'da Totti'dir. O bir futbol fikrinin son bayrağıydı. Yaşadığı şehri, oynadığı kulübü tam anlamıyla ailesi gibi gören, adeta kulübünün bekçisiydi. Açıkçası bir tane daha Totti kalmadı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Roma'yı herkesten, her şeyden çok seven, sadakati ile bir gün dahi Roma'ya yalan söylemeyen, bir futbolcunun transferindende öte üretebileceği en büyük değere, en ulaşılmaz seviyeye çıkan ve herkesin büyük bir saygı ve sevgi ile hatırlayacağı Totti artık yok!

Çeyrek asır bir kulübe hizmet etmek, futbol tarihinin en eşsiz parçalarından biri olmayı başarmak, sadece Roma'nın değil, futbolu kalbine kazımış herkesin kaptanı olabilmek herkesin harcı değil. Ancak Totti olursan, tüm bunlara sahip oluyorsun. No Totti, no party!

...................................................................................................

⏩ İtalyan futbolcular, genel anlamda kulüplerine çok bağlıdırlar. Hatta lejyonerliği de fazla sev(ç)mezler. Kulüplerinden ayrılsalar dahi ülkesindeki başka kulüplere imza atarlar. O yüzdendir ki bir Barcelona, Real Madrid, Bayern Münih, Chelsea, Man. Unıted yada Arsenal'de oynamış ve iz bırakmış bir İtalyan futbolcu görmeniz yüzde bir ihtimal dahilindedir. Genlerinde mi vardır bilinmez ama bu endüstriyel futbol zihniyetinde tek bir kulüpte 10 yıldan fazla futbol oynamak artık eşine fazla rastlanır bir durum değil. Buffon, Del Piero, Maldini, Costacurta, Zanetti (19 sezonla zaten o en iyi İtalyandan daha İtalyan artık), Gattuso, Favalli, De Rossi, Albertini, Di Natale, Ambrosini, Antonio Conte ve Roberto Mancini ilk akla gelenler olarak dikkat çekiyor. ⏪

Kapanışı Totti'nin en güzel gollerinden birisi ve Genoa maçı ile yaptığı vedadan kalma en güzel fotoğraflar ile yapalım... 



 

24 Mayıs 2017 Çarşamba

30 yaş şampiyonu Djokovic

Novak Djokovic, pek çoklarına göre tenis tarihinin en iyi üçüncü oyuncusu. Mükemmel devam eden kariyerinde hala bu kategoride ikinci, hatta birinci olma şansı var. Bu yazı kaleme alınırken Nole, iki gün önce 30 yaşına girdi. Sırp tenisçi aynı zamanda bir süredir boşta olması sebebiyle yeni koçu Andre Agassi'yi de doğum gününden bir gün önce kamuoyuna açıkladı. Bu da yetmezmiş gibi Djokovic, 5 yıldır sponsoru olan Uniqlo ile yollarını ayırıp Lacoste ile anlaşmaya vardı. 30 yaşına girerken Roma Masters'ta finalde Zverev'e kaybetse de yeni koç + yeni sponsor ile Roland Garros'a hazırlanmaya başladı bile. 

Tenis tarihinin en iyisi Roger Federer'in 36 yaşına girmesine yaklaşık iki ay kaldığını düşünürsek, kalan kariyerinde oynayacağı maximum iki yıl daha var gibi. Onun yerinde başka bir isim olsa belki bu kadar uzun süre fit kalıp hala kariyerine devam ediyor olamazdı. Zaten Federer gibi sporcuları en üst seviyede tutan başarının sırrı da bu olsa gerek : Kendilerine iyi bakıyorlar, işlerine büyük saygı duyuyorlar ve tüm bunları severek yapıyorlar. Sevmek demişken geçenlerde Nick Kyrgios'un "tenisi sevip sevmediğime emin değilim" açıklaması dahi Avustralyalı raketin kariyerinde nasıl gel-gitler yaşadığını göstermesi açısından önemli bir ayrıntı olsa gerek.

Federer'deki bu profesyonel anlayışın aynısı Nadal ve Djokovic'de de var. Nadal yaşadığı sakatlıklara aldırış etmeden turun sürekli içinde kalmak için fazlasıyla mücadele verdi. Hep daha iyisi için savaştı. Bitti denilen anlarda küllerinden daha güçlü doğarak geri dönmeyi başardı. Keza Murray de, tarihin en büyük üç tenisçisi ile aynı döneme gelen kariyerinde elinden gelenin en iyisini yaparak iki kez olimpiyat şampiyonluğu kazandı. Birçok üst düzey turnuvada kupalar kaldırdı ve o da nihayet dünya 1 numarası koltuğuna oturmayı başardı.

Tekrar Djokovic'e dönelim. Novak; Andy'den 1 hafta, Nadal'dan ise 1 yaş küçük. Federer ile aralarında hemen hemen 6 yaş fark var. Djokovic'in doğum günü şerefine; bu büyük dört tenisçi için hepsinin 30 yaşına ayak bastıklarında kariyerlerinde ne tür başarılar elde ettiklerine göz atalım istedim ve bununla ilgili küçük bir araştırma yaparak bunu tabloya döktüm. Tabloda birçok parametre var. Bu tablo 'kim daha iyi' kısmından öte, 'The Big Four'a neden böyle dendiğinin kanıtı gibi adeta.

Yine de her biri 30 yaşındayken hangisi genel anlamda daha iyi diye sorarsanız, ben az bir farkla Djokovic derim. Ya sizler?

21 Mayıs 2017 Pazar

Buffon or Zidane?

Del Piero mu, Raul mu?
Montero mu, Hierro mu?
Trezeguet mi, Morientes mi? 
Nedved mi, Figo mu?
Davids mi? Makelele mi?
Zambrotta mı, Salgado mu?
Tacchinardi mi, Guti mi?
Pessotto mu, Roberto Carlos mu? 
Thuram mı, Helguera mı? 
Camoranesi mi, McManaman mı?

Marcello Lippi mi, Vicente del Bosque mi?
...
..

Son olarak; Buffon mu, Casillas mı? diyeceğim ama Buffon 39 yaşında hala kalede. 
O yüzden soruyu şöyle sormak lazım :

Buffon mu, Zidane mı?
 
Dev randevu, dev final 3 Haziran'da Cardiff City'de.

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Akıl Oyunları

Yazınca da, okuyunca da, dinleyince de kulağa hoş gelmiyor, evet. Acı ama gerçek; Roger Federer, Roland Garros’ta yok. Tam 17 yıldır aralıksız katıldığı Fransa Açık’a geçen sezon sakatlığı sebebiyle katılmayan Federer, bu sezon ise ekibiyle beraber aldığı stratejik bir kararla yine katılmama kararı aldı. En başta hayranları bu kararın şokunu yaşasa da, bir de olaya onun penceresinden bakalım.

Federer, Roland Garros’tan çekilme kararını aldığında, yaptığı açıklamada; “Toprağı pas geçip sezonun çim ve sert kort bölümüne hazırlanmamın daha doğru olacağını düşünüyorum. Sezonun başlangıcı benim için mükemmeldi fakat daha uzun süre oynamam için takvimimi düzenlemem gerekti. Takımımla birlikte tek bir toprak kort turnuvasında oynamanın sezonun geri kalan kısmında tenisim ve fiziğim için iyi olmadığını düşündük. Beni her zaman destekleyen Fransız seyircisini özleyeceğim ve onları seneye görmek için sabırsızlanıyorum” dedi.

İlk olarak Federer gibi 36 yaşına merdiven dayamış bir tenisçinin Roland Garros öncesinde en az bir tane toprak turnuvaya dahi katılmaması, verdiği kararın beklenilen ama doğru zamanda dillendirilmeyi bekleyen bir süreçte olduğunu gösterir. Zira onun bu yaştan sonra sadece hedef belirlediği turnuvalarda yer alacağını biliyorduk. Federer’in vücut dili ve fiziki yapısı her zaman çim ve sert zemine göre programlanmış yada vücudunu bu zeminlere göre adapte etmiş durumda. O yüzden takvimde toprak sezonunu pas geçmesi kendisi için kesinlikle doğru karar. Kaldı ki Federer’in fiziksel olarak zirvede olduğu dönemlerde dahi Roland Garros’u sadece 1 kez kazanabildiğini düşündüğümüzde verilen kararın kabul edilebilirlik boyutunu daha iyi anlamış oluyoruz. Toprağı bu sezon kasıp kavuran ve önüne geleni süpüren Nadal’ın da form düzeyini düşündüğümüzde Federer’in Fransa’da oynayıp, olası bir sakatlık süreci yada moral bozukluğu yaşamadan tamamen önündeki çim sezonuna konsantre olması en doğru seçim olarak görünüyor. Bu arada Federer her ne kadar ‘seneye Fransız seyircisini görmeyi sabırsızlanıyorum’ dese de, bu kararından sonra bir daha Roland Garros’a katılmayacağını düşünenlerin sayısı da bir hayli fazla.
Federer’in toprak zeminde % 76’lık bir galibiyet yüzdesi ve 11 şampiyonluğu var. Bu aslında hiçte kötü değil, bilakis çok iyi istatistikler. Sonuçta bir tenisçinin her zeminde % 80’in üzerinde galibiyet ortalaması tutturması onun insan olmadığının kanıtı gibi. Federer’in topraktaki az sayıda görünen şampiyonluklarının en büyük sebebi ise Nadal’a kaybettiği 11 toprak finalinin olduğunu da notlarımıza ekleyelim. Nadal’ın toprak zemin galibiyet yüzdesi ise 92%. Zaten toprak zeminde tarihte Nadal’ın seviyesine gelmek günümüzde imkansızla eş değer. Federer, Roland Garros’a katılmama sebebi olarak hedef gösterdiği çim zeminde ise 87% gibi tarihin en iyi rakamlarına sahip. Hal böyleyken bu sezon Wimbledon’u 8.kez kazanmak için mental ve fiziksel birçok hazırlığa girmesi şart!

Federer, bir diğer etkili olduğu sert zeminde ise bu alanda tarihin en iyilerinden birisi olan Novak Djokovic’ten (84%) sonra 83% ile oldukça başarılı konumda. Wimbledon sonrası, Ağustos ayında üst üste sert zeminde oynanacak Montreal ve Cincinnati Masters’ları da her zaman Federer’in finaller, şampiyonluklar yaşadığı turnuvalardan sadece ikisi. Federer’in 2017 yılının kalan sürecinde hedefinin asla dünya sıralamasında 1,2 yada 3 numarası olmak değil Wimbledon ve Amerika Açık özelinde katılacağı her çim ve sert zeminde şampiyonluklar yaşamak olduğunu bir kez daha gördük.

Tenis tarihinin Grand Slam’ler seviyesindeki seyrinin belki de en büyük kırılma anı 2017 Avustralya Açık’tır. Efsane finalde eğer Nadal, Federer’i yenseydi Grand Slam şampiyonluklarında 15 -17’yi görecektik ki, bu sonuç Nadal’ı Federer’i bu alanda geçmesi oldukça muhtemel isim yapacaktı. Ne var ki Federer, Nadal’ı yenince fark 3’ten 4’e çıktı ve Federer’i bu kategoride geçmek biraz daha zorlaşmış oldu. 2017 yılına destansı bir şekilde giriş yapan ve Avustralya Açık, İndian Wells ve Miami üçlemesi ile eski günlerine nazire yaparcasına resital sunan tenis tarihinin en iyi isminin de dinlenmeye hakkının olduğu aşikar ve aldığı kararlara da sonuna kadar saygı duymak gerekiyor. 

Federer, ekibiyle beraber AKIL OYUNLARI üzerine çok kafa yoruyor ve bakalım bu oyunlar, kortlara nasıl yansıyacak? Zaman ne gösterir bilinmez ama ekselanslarının hedeflerine yönelik aldığı bu stratejik kararla beraber sanki minimum 2018 yılının sonuna kadar tenis oynamaya devam edeceğinin sinyallerini aldık, ya siz?

- Bu arada Roland Garros öncesi Federer'den başka Serena Wiliams, Victoria Azarenka, wild card alamayan Maria Sharapova ve büyük ihtimalle Petra Kvitova da yer alamayacak. Djokovic ve Murray inanılmaz formsuz iken erkeklerde Nadal'ın fazlasıyla baskın ve favori olacağı bir turnuvayı izlememiz olası. Kadınlarda ise sürpriz bir isim şampiyon olabilir. -

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR