Maç kaybedersin, ilk olarak hakeme sallarsın. Rakibin maç kazanır, "hakem sayesinde" dersin. Ya penaltını vermez, ya rakibin oyuncusunu atmamıştır yada ofsayttan gol yemişsindir. Artık küfür kıyamettir, ancak böyle rahatlarsın. Zaten onlar insan değiller, robot olmalılar değil mi? Misal 5 cm'lik ofsaytı bile görmeliler, futbolcunun içindeki iyi yada kötü huyu anında görüp hissedip 2 saniye içinde karar vermeliler. Maçı mümkün mertebe "sıfır hata" ile bitirmeli, eğer hata yapacaklarsa da bizim 'lehimize' yapmalılar. Hem "zaten bizim takımı geçmişte çok doğramışlardı, şimdi biraz da bize çalışsınlar" anlayışı değil mi?
Yukarıdaki bölüm, bir taraftarın gözünden yaşanan olaylardı. Bir de sahadaki futbolcuların gözünden bakmak lazım 'hakem' anlayışına. Hakemi kandırmaya yönelik hareket yapar, faul beklerler. Kendileri faul yapınca "ben ne yaptım ki hocam" serzenişleri. En ufak pozisyonda hakeme itiraz ederler, hakemi etkilemeye çalışırlar. Sahada hiçbir şekilde hakeme yardım etmek istemezler. Hakem 'tek başına' maçtaki her ayrıntıya hakim olmak zorundadır. Gözünden asla hiçbirşey kaçmamalıdır.
Hakemlerin herşeyden önce bizler gibi İNSAN olduğu gerçeğini kabul etmek ve tüm dünya genelinde hakemlerin neredeyse aynı standartlarda maç yönettiklerini anlamalıyız. Bugün dünyanın en zor ligi kabul edilen Premier Lig'de de inanılmaz hakem hataları yapılıyor, Keza; Dünya Kupası'nda da, Şampiyonlar Ligi'nde de. Bugünün 'elit' hakemleri arasındaki Victor Kassai, Marc Clattenburg, Nicola Rizzoli gibi hakemler de çoğu zaman eleştirilerin hedefindeki isimlerden olabiliyor. Hakemleri baskı altına almak, "falanca hakemi bizim maçlara istemiyoruz" anlayışı, her başarısızlığı örtbas etme çabasından öte geçemeyen çaresiz davranışlardan sadece biri.
Empati yapın mesela. Kendinizi hakem olarak hayal edin ve misal Fenerbahçe - Galatasaray maçında bulun kendinizi. 50 bin taraftarın gürültüsü eşliğinde ekranlardan milyonlarca kişi sizin ağzınızdan çıkacak bir düdüğe bakıyor. O düdüğü çaldığınız vakit, birileri üzülüyor, diğer taraf seviniyor. 5 dakika sonra üzülen seviniyor, sevinen sizi suçluyor, hatta küfrediyor. Bu kısır döngü her maç devam ediyor. Maçlardan sonra, oynanan maç yerine günlerce siz konuşuluyorsunuz ve bir süre sonra sokağa çıkarken dahi telaşlanıyorsunuz. Tüm bunları düşününce insanın meslek olarak HAKEM olası gelmiyor. Zaten ülkemizde hakem de yetişmiyor artık. Cüneyt Çakır dışında Avrupa'ya hakem ihraç edemiyoruz. Onun dahi tüm bu zorlu şartlardan arınarak, Avrupa'da fazlasıyla zorlu maçlarda düdük çalması bizler için tek gurur kaynağı.
Mesleğini en uç profesyonel derecede yaşayan futbolcuların hakemler konusunda ne kadar itiyatlı davrandıkları gerçeğinde aklıma ilk olarak Ryan Giggs, Raul Gonzalez ve Andres İniesta gelir. Kariyerinde Manchester Unıted ile 953 maça çıkan Giggs ve bir Real Madrid efsanesi olan Raul kariyerleri boyunca hiç kırmızı kart görmediler. Andres İniesta da 14 yıl formasını giydiği Barcelona formasıyla toplamda sadece 50 civarı sarı kart görürken hiç kırmızı kart görmedi. Yeri gelmişken; hakemler konusunda dünyaca ünlü ortasaha futbolcusu İniesta'nın, herkesin algılayacağı ve biraz düşününce tereddütsüz bir şekilde ÇOK DOĞRU diye kabul edeceği sözlere uzanalım...
MUHABİR : Çoğu pozisyonda ayağınıza darbe alıyorsunuz, fakat faul verilmiyor. Neden hakeme hiç itirazınız olmuyor?
ANDRES İNİESTA : Hakem kararını verdikten sonra değiştiremez. Nasıl ben dahil hayatını futbola vermiş futbolcular, kendi kalesine gol atıp, hatalı pas verebiliyorsa, hayatını bu yola vermiş bir hakemde hata yapabilir. Ben pas hatası yaptığım zaman, takım arkadaşlarım bana itiraz ediyor mu? O zaman benim de hakeme itiraz etme hakkım yok!
İşte bu yüzden tüm dünyada 2016 - 2017 sezonu, aynı zamanda "Hakemlere saygı sezonu" olsun. Bir şeyleri değiştirmek adına, hakemleri korumak ve bu gerçeğe dikkat çekmek adına hakemleri daha az konuşacağımız sezon, bu sezon olsun. Her zamankinden daha fazla onlara değer verelim, hatalarıyla, yanlışlarıyla onları kabul edelim. Hakemler kolay yetişmiyor ve onlarda birer insan. Sadece bu gerçekleri dahi doğru şekilde idrak edersek, taraftarlığımız da olgunlaşır, futbol kültürümüz de, ülke futbolu da...
Hakemler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakemler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Ağustos 2016 Çarşamba
1 Haziran 2015 Pazartesi
Melo ve Şampiyon Galatasaray
Öncelikle Galatasaray'ın 20.şampiyonluğu hayırlı olsun. Tüm Galatasaraylıları yürekten kutlarım. Kritik zamanlarda rakiplerinin hatalarını çok iyi değerlendirdiler ve şampiyonluğa inanan bir ruhla sonunda amaçlarına ulaştılar...
Geçenlerde, şampiyonluğun ardından Melo'nun bir gazeteye verdiği röportajda bir kez daha ağzım açık kaldı ve "yazmasam da olur" dediğim tüm cümlelerimi tekrar toparlayıp bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu yazıyı kesinlikle art niyet aramadan, herhangi bir kişi ya da kurumları karalama düşüncesi olmadan kaleme aldığımı hatırlatmak isterim. Melo'nun röportajına geçmeden evvel, öncelikle kendisi hakkında birkaç kelam edelim.
Galatasaray'a geldiği günden bu yana biraz da mevkiisi gereği inanılmaz hırslı ve biraz değil baya baya saha içinde sert bir futbolcu. Özellikle iç saha maçlarında rakibi yıldıran bir görüntüsü var. Bu görüntünün 2 sebebi var : Birincisi kendisini adeta taparcasına seven taraftarı önünde oynamak. İkincisi de sert futboluna hakemlerin çoğu zaman müsaade etmesi. Neden mi? Şöyle...
Melo, şampiyonluk yolunda bu sezon Spor Toto Süper Lig'de kırmızı kart görmedi. Bu onun CV'sine yazılacak önemli başarılardan biri. Zira, 2010 Dünya Kupası çeyrek finalinde Hollanda ile oynanan mücadelede yerdeki Robben'in baldırlarına basıp anında ihraç edilen Melo, yıllar geçse de hala takım arkadaşlarının eleştirilerine maruz kalmış ve yenilgiden de kupadan da baş sorumlu tutulmuştu. Kim bilir belki de o maçta yaptığı kritik hata onun Milli Takım hayallerini de sonlandırmıştı.
Melo, röportaja şu cümlelerle başlıyor :
"Hakemlerin bana birçok sefer gereksiz sarı kart gösterdiğini düşünüyorum. İyi izlenirse hiç faul olmayan pozisyonlarda bile faul çalınıp, sarı kart çıktığını düşünüyorum. Diğer takımlara, oyuncularına bunlar yapılmadı. Galatasaray'a verilmeyen penaltılar vardı ama şampiyonluk yolunda mücadele ettiğimiz rakiplerimize verilen penaltılar oldu. Belirttiğim gibi bu sene hemen hemen herkes bize karşıydı ama biz bir aile, bir bütün olduk..."
Sanırım Melo'nun dili sürçmüş olmalı. Zira kendisi hakkında yaptığı 'haksız' sarı kartlar aleyhine değil lehine sonuçlandı. Sadece Seyrantepe'deki maçlarda en az 4-5 kez ikinci sarı karttan hatta bazılarında direkt kırmızı kartla oyun dışına çıkacağı maçtan kurtuldu (Sadece Mersin maçından kareler paylaştım). Sözkonusu kırmızı kartlık maçlarda ise Galatasaray ya mağluptu ya da berabereydi. Yani hakemler, Melo ve Galatasaray'ın düşmanı değil adeta okey masasında aranılan dördüncü kişiydiler ve saha içinde resmen "eyyam" yapıp zora gidecek maçları kolaya çevirdiler. Melo kırmızı kartı çok istedi, hatta bazılarında "tamam şimdi atıldım" diye beklerken piyangoda amorti hep ona çıktı ve sahada kalmayı başardı...
Melo'nun hakemler konusunda en son konuşacak kişilerin başında olduğunu, röportajın devamında verdiği şu ifadelerden net bir şekilde anlayabiliyoruz : "Kimseden korkum yok. O yüzden dikkat ederseniz dürüstçe açık açık konuşuyorum. Mesela bir maçta faul yaptıysam veya atılmam gerekiyorsa, hak ettiysem onun hakkında bir yorum yapmam, savunmasını yapmam..."
Peki Melo bu sezon en az atılmadığı 4-5 maçta bir kez olsun çıkıp da "hakem beni atabilirdi, çok şanslıydım" tarzı ifadeler kullandı mı? Evet bunu hiçbir futbolcu yapmıyor ama en azından tereyağ gibi üste çıkmayı düşünmesi, kendisini mağdur gibi açıklaması tam bir amatör davranış.
Ne diyelim? Melo böyle uygun görmüş ve böyle bir açıklama yapmış. Belki de biz yanlış açıdan bakıyoruzdur, belki de biz Melo'yu ve Galatasaray'ın şampiyonluğunu kıskanıyoruzdur (!) ya da Melo'nun röportajın devamında "Galatasaray şampiyon olduğunda rakiplerimiz çok üzgün, ağlamaklı, tebrik ediyorlar ama içten değil diye" işaret ettiği kişilerden birisi de benimdir (?) ya da Melo'nun pozisyon kriterleri, UEFA'nın dahi üstündedir...
Son olarak Melo'ya mesaj verip (KEEP CALM AND PLAY FOOTBALL - Sakin ol ve futbol oyna) Galatasaray'a geçelim...
****************************************************
Avrupa'nın futbolcu kalitesi ve değeri olarak 6.büyük ülkesiyiz. Yani İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa'dan sonra geliyoruz. Ha, başarı anlamında 6.sırada elbette değiliz ama orasını şimdilik fazla karıştırmayalım. Sözkonusu 6 ülkede toplam 136 takım var ve çok ilginçtir 2014 - 2015 sezonunda 136 takımdan sadece 1 tanesi ülkesinin liginde kırmızı kart görmemişti. Ta ki son haftaya kadar, yani şampiyonluk netleşinceye kadar (o kırmızı kartta bildiğiniz gibi haksızdı). Malum bir önceki hafta Beşiktaş derbisi bir şekilde kazanılmış ve şampiyonluk garantilenmişti. Hangi takımdan bahsettiğimi çok iyi biliyorsunuz. Galatasaray...
Aynı dönemde rakiplerinden Fenerbahçe 8 kırmızı kart (4'ü son maçta), Beşiktaş ise tam 10 kırmızı kart gördü. Bu sonucu sadece "Beşiktaş çok sert oynadı, Galatasaray hafif sertlikte oynadı" diye yorumlamak son derece saçma olur. Hani maçları izlemesek neyse ama bu sonuç asla tesadüf olamaz. Galatasaray ve Fenerbahçe toplamda 78'er sarı kart görürken Beşiktaş ise 70 kez sarı kart ile cezalandırıldı. 2014 - 2015 sezonunu İtalya şampiyonu Juventus 5, Almanya şampiyonu Bayern Münih 2, İngiltere şampiyonu Chelsea 4, İspanya şampiyonu Barcelona ve Fransa şampiyonu PSG ise 3'er kırmızı kartla tamamladı.
Sonuçta Galatasaray en zor zamanlarda çok az hata yaptı, Muslera ile rakiplerini durdurup Sneijder ile parçaladı. Evet göze hoş gelen futbolu çoğu zaman oynamadılar ama sonuca varmasını bildiler. Hamza Hamzaoğlu elindeki kadroyu çok efektif kullandı, her futbolcusunu en ideal yerinde oynattı. Selçuk en iyi sezonlarından birini yaşadı. Ligin ilk 4 sırasındaki takımlar arasında en fazla golü onlar yedi ama şampiyonluğun gelmesini sağlayan son 7 maçta sadece 1 gol yemeleri (son haftada yediler) şampiyonluğu getiren çok önemli bir ayrıntı olarak notlarda yerini aldı. Slaven Bilic ve İsmail Kartal ise kritik maçlarda kritik tercih hataları yaptılar, oyunu okuyamadılar, kolay maçları çeviremediler, bu sonu hakettiler...
Geçenlerde, şampiyonluğun ardından Melo'nun bir gazeteye verdiği röportajda bir kez daha ağzım açık kaldı ve "yazmasam da olur" dediğim tüm cümlelerimi tekrar toparlayıp bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu yazıyı kesinlikle art niyet aramadan, herhangi bir kişi ya da kurumları karalama düşüncesi olmadan kaleme aldığımı hatırlatmak isterim. Melo'nun röportajına geçmeden evvel, öncelikle kendisi hakkında birkaç kelam edelim.
Galatasaray'a geldiği günden bu yana biraz da mevkiisi gereği inanılmaz hırslı ve biraz değil baya baya saha içinde sert bir futbolcu. Özellikle iç saha maçlarında rakibi yıldıran bir görüntüsü var. Bu görüntünün 2 sebebi var : Birincisi kendisini adeta taparcasına seven taraftarı önünde oynamak. İkincisi de sert futboluna hakemlerin çoğu zaman müsaade etmesi. Neden mi? Şöyle...
Melo, röportaja şu cümlelerle başlıyor :
"Hakemlerin bana birçok sefer gereksiz sarı kart gösterdiğini düşünüyorum. İyi izlenirse hiç faul olmayan pozisyonlarda bile faul çalınıp, sarı kart çıktığını düşünüyorum. Diğer takımlara, oyuncularına bunlar yapılmadı. Galatasaray'a verilmeyen penaltılar vardı ama şampiyonluk yolunda mücadele ettiğimiz rakiplerimize verilen penaltılar oldu. Belirttiğim gibi bu sene hemen hemen herkes bize karşıydı ama biz bir aile, bir bütün olduk..."
![]() |
| Mersin İ.Y., 2-1 öndeyken Melo sarı kart görür. |
![]() |
| Skor 2-2 ve Melo yine aynı hareketi yapar. 2.sarı kart gelmez. |
Sanırım Melo'nun dili sürçmüş olmalı. Zira kendisi hakkında yaptığı 'haksız' sarı kartlar aleyhine değil lehine sonuçlandı. Sadece Seyrantepe'deki maçlarda en az 4-5 kez ikinci sarı karttan hatta bazılarında direkt kırmızı kartla oyun dışına çıkacağı maçtan kurtuldu (Sadece Mersin maçından kareler paylaştım). Sözkonusu kırmızı kartlık maçlarda ise Galatasaray ya mağluptu ya da berabereydi. Yani hakemler, Melo ve Galatasaray'ın düşmanı değil adeta okey masasında aranılan dördüncü kişiydiler ve saha içinde resmen "eyyam" yapıp zora gidecek maçları kolaya çevirdiler. Melo kırmızı kartı çok istedi, hatta bazılarında "tamam şimdi atıldım" diye beklerken piyangoda amorti hep ona çıktı ve sahada kalmayı başardı...
![]() |
| Aynı maçtayız. Yine Melo ve yine kasıt. Fırat Aydınus yemin etmiş bir kere ve kırmızıyı evde unutmuş. Maçı G.Saray 3-2 kazandı. |
Peki Melo bu sezon en az atılmadığı 4-5 maçta bir kez olsun çıkıp da "hakem beni atabilirdi, çok şanslıydım" tarzı ifadeler kullandı mı? Evet bunu hiçbir futbolcu yapmıyor ama en azından tereyağ gibi üste çıkmayı düşünmesi, kendisini mağdur gibi açıklaması tam bir amatör davranış.
Ne diyelim? Melo böyle uygun görmüş ve böyle bir açıklama yapmış. Belki de biz yanlış açıdan bakıyoruzdur, belki de biz Melo'yu ve Galatasaray'ın şampiyonluğunu kıskanıyoruzdur (!) ya da Melo'nun röportajın devamında "Galatasaray şampiyon olduğunda rakiplerimiz çok üzgün, ağlamaklı, tebrik ediyorlar ama içten değil diye" işaret ettiği kişilerden birisi de benimdir (?) ya da Melo'nun pozisyon kriterleri, UEFA'nın dahi üstündedir...
Son olarak Melo'ya mesaj verip (KEEP CALM AND PLAY FOOTBALL - Sakin ol ve futbol oyna) Galatasaray'a geçelim...
****************************************************
Avrupa'nın futbolcu kalitesi ve değeri olarak 6.büyük ülkesiyiz. Yani İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa'dan sonra geliyoruz. Ha, başarı anlamında 6.sırada elbette değiliz ama orasını şimdilik fazla karıştırmayalım. Sözkonusu 6 ülkede toplam 136 takım var ve çok ilginçtir 2014 - 2015 sezonunda 136 takımdan sadece 1 tanesi ülkesinin liginde kırmızı kart görmemişti. Ta ki son haftaya kadar, yani şampiyonluk netleşinceye kadar (o kırmızı kartta bildiğiniz gibi haksızdı). Malum bir önceki hafta Beşiktaş derbisi bir şekilde kazanılmış ve şampiyonluk garantilenmişti. Hangi takımdan bahsettiğimi çok iyi biliyorsunuz. Galatasaray...
Aynı dönemde rakiplerinden Fenerbahçe 8 kırmızı kart (4'ü son maçta), Beşiktaş ise tam 10 kırmızı kart gördü. Bu sonucu sadece "Beşiktaş çok sert oynadı, Galatasaray hafif sertlikte oynadı" diye yorumlamak son derece saçma olur. Hani maçları izlemesek neyse ama bu sonuç asla tesadüf olamaz. Galatasaray ve Fenerbahçe toplamda 78'er sarı kart görürken Beşiktaş ise 70 kez sarı kart ile cezalandırıldı. 2014 - 2015 sezonunu İtalya şampiyonu Juventus 5, Almanya şampiyonu Bayern Münih 2, İngiltere şampiyonu Chelsea 4, İspanya şampiyonu Barcelona ve Fransa şampiyonu PSG ise 3'er kırmızı kartla tamamladı.
Sonuçta Galatasaray en zor zamanlarda çok az hata yaptı, Muslera ile rakiplerini durdurup Sneijder ile parçaladı. Evet göze hoş gelen futbolu çoğu zaman oynamadılar ama sonuca varmasını bildiler. Hamza Hamzaoğlu elindeki kadroyu çok efektif kullandı, her futbolcusunu en ideal yerinde oynattı. Selçuk en iyi sezonlarından birini yaşadı. Ligin ilk 4 sırasındaki takımlar arasında en fazla golü onlar yedi ama şampiyonluğun gelmesini sağlayan son 7 maçta sadece 1 gol yemeleri (son haftada yediler) şampiyonluğu getiren çok önemli bir ayrıntı olarak notlarda yerini aldı. Slaven Bilic ve İsmail Kartal ise kritik maçlarda kritik tercih hataları yaptılar, oyunu okuyamadılar, kolay maçları çeviremediler, bu sonu hakettiler...
5 Mart 2013 Salı
İTİRAZIM VAR!!!
Maçları pozisyonlara göre yorumlamak, futbolu en basit şekliyle görmektir. Pozisyonlara gereğinden fazla takılırsanız sadece görmek istediklerinizi görürsünüz, duymak istediğinizi duyarsınız... Gece yatarken rüyalarınızda hala, 'o' pozisyonları görür, kafayı yersiniz...
Hakemleri, her maçtan sonra tek tek pozisyonları saatlerce ileri geri alıp değerlendirerek asmadık mı? Her takımın yöneticileri puan kaybettikleri maçlardan sonra x, y, z hakemi hakkında ileri geri konuşup, hakkında çarşaf çarşaf bildiri yayınlattırıp düdük asmalarını istemedi mi? Eee, sonra ne oldu? Buyurun işte MHK, koskoca derbiyi, ligin ikincisi ile üçüncüsü arasındaki maçı yönetecek hakem bulamadı ve görünen manzara da ortada...
Yok, o hakem penaltımızı vermedi, yok ofsaytı görmedi, yok kırmızı kartı vermekten korktu vb... Sanki hiç Avrupa'daki maçlarda hakem hatası olmuyor... Daha en son örneğini Şampiyonlar Ligi gibi dev bir platformda yaşamadık mı?
Milan - Barcelona maçında, Milan'ın attığı ilk golde Zapata'nın eline açık şekilde top değmiş ve Boateng'in önüne düşmüş ve şutunda da gol olmuştu. O dakikaya kadar (55.dakika) 0-0 giden maç, şaibeli golle 1-0 olmuş, maçın seyri değişmemiş miydi? Arsenal - Bayern Münih maçında maç 2-0 iken Arsenal'li oyuncunun kaleye şutunda top net bir şekilde kendi oyuncusuna çarpıp auta gittiği halde hakem korneri verdi ve gelen orta sonrası Podolski golü attı. Yani bu hatalar ne ilk ne de son kez olacak...
E tabi, bizim ligimiz çok kaliteli bir lig, derbi maçlarımızı dünyanın her yerinden birçok ülke kanalı canlı yayınlıyor, marka değeri çok yüksek majör bir ligiz ve bu hakemler bize yakışmıyor. Peki siz yöneticiler, yorumcular ve gözünü sadece kendi takımı ve kazanacağı 3 puanı ilgilendiren siz taraftarlar, SİZ KENDİNİZİ BULUNDUĞUNUZ YERE YAKIŞTIRABİLİYOR MUSUNUZ?
Böyle yorumculara, böyle yöneticilere ve böyle taraftar profillerine; geçen günlerde hayatını yitiren Müslüm Gürses'in bir şarkısında dediği gibi İTİRAZIM VAR!!! Sizlerin de itirazı olsun...
twitter.com/serdarsozkesen
Hakemleri, her maçtan sonra tek tek pozisyonları saatlerce ileri geri alıp değerlendirerek asmadık mı? Her takımın yöneticileri puan kaybettikleri maçlardan sonra x, y, z hakemi hakkında ileri geri konuşup, hakkında çarşaf çarşaf bildiri yayınlattırıp düdük asmalarını istemedi mi? Eee, sonra ne oldu? Buyurun işte MHK, koskoca derbiyi, ligin ikincisi ile üçüncüsü arasındaki maçı yönetecek hakem bulamadı ve görünen manzara da ortada...
Yok, o hakem penaltımızı vermedi, yok ofsaytı görmedi, yok kırmızı kartı vermekten korktu vb... Sanki hiç Avrupa'daki maçlarda hakem hatası olmuyor... Daha en son örneğini Şampiyonlar Ligi gibi dev bir platformda yaşamadık mı?
Milan - Barcelona maçında, Milan'ın attığı ilk golde Zapata'nın eline açık şekilde top değmiş ve Boateng'in önüne düşmüş ve şutunda da gol olmuştu. O dakikaya kadar (55.dakika) 0-0 giden maç, şaibeli golle 1-0 olmuş, maçın seyri değişmemiş miydi? Arsenal - Bayern Münih maçında maç 2-0 iken Arsenal'li oyuncunun kaleye şutunda top net bir şekilde kendi oyuncusuna çarpıp auta gittiği halde hakem korneri verdi ve gelen orta sonrası Podolski golü attı. Yani bu hatalar ne ilk ne de son kez olacak...
Böyle yorumculara, böyle yöneticilere ve böyle taraftar profillerine; geçen günlerde hayatını yitiren Müslüm Gürses'in bir şarkısında dediği gibi İTİRAZIM VAR!!! Sizlerin de itirazı olsun...
twitter.com/serdarsozkesen
2 Kasım 2011 Çarşamba
Hakemler ve Taraftarlar...
Spor Toto Süper Lig’de geride kalan 9 haftada belki de en çok konuşulan konu “Hakemler”… Tamam, Temmuz ayının başından itibaren Türk futbolu belki de en karanlık zamanlarını yaşıyor ama bari bir işimiz de doğru düzgün yürüsün diyor insanlar… Hiç kimse bu zamana kadar gelen süreçte hakemlerin de şike operasyonundan etkilenmediğini söylemesin, bal gibi de etkilendiler… Hem de fazlasıyla… Ne sahadaki gördüklerine düdük çalabiliyorlar ne de futbolcular gözünde bir itibarları, otoriteleri var…
Hakemlerin maç başına 1-2 kritik hata yapmalarına o kadar alıştıkki, aynı durumlarda tepkimiz fazla olmuyor. Ama şu 2 haftalık süreçte oynanan 2 karşılaşma var ki, artık birşeyleri açık yüreklilikle ve bağıra bağıra paylaşmak ve anlatmak gerek, yoksa gidilen yolda aydınlık değil karanlık virajlar daha çok…
Geçen hafta İstanbul’da oynanan Galatasaray – Gaziantepspor mücadelesinde maçın sonucuna direkt etki eden ve en az 5 hatalı kararıyla resmen maçı katleden Abdullah Yılmaz… Bu hafta da Fenerbahçe – Karabükspor maçında Aytekin Durmaz baş aktördü… Sözkonusu 2 hakemin kararlarını yayıncı kuruluştaki gibi tek tek anlatacak ve yorumlayacak değilim ama bu 2 hakem de performanslarıyla en az 2-3 ay dinlendirilmeleri gerekir diye düşünüyorum… Bu iki maçta da verdikleri kararlardan çok vermedikleri kararlarla gündeme geldiler…
Özetle,
· Verdikleri kartların nerdeyse çoğu tartışmalı.
· Futbolcunun tekme tokat mücadele ettiği ve resmen “beni at” dediği bir ortamda oyuncuları atamadılar.
· Avantaj kuralını hiçbir şekilde uygulayamadılar.
· Yan hakemlerle ortak hiçbir karar veremediler.
· “Şeytanın bile gör dediği” penaltıları göremediler vb….
Şimdi Türkiye’de 2 hakem var ki, diğerlerinden açık ara öndeler. Kim bunlar ? Cüneyt Çakır ve Fırat Aydınus. Zaten derbi maçları da sıklıkla bu 2 hakem götürecek gibi görünüyor. Diğerlerinin ne maçları idare etme becerisi var ne de kararlılıkları… Hepsi ya birşeylerden korkuyor yada “benim kumaşım bu” ayağına yatıyorlar… Bence 2 durum da sözkonusu. Şike olaylarının da hakemlerin verdikleri / veremedikleri kararlara olan etkisi çok fazla…
Yazdığım yazılarda olsun, paylaştığım yorumlarda olsun asla taraftarlık yapmayan bir insan olarak, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün son basın açıklamasını çok olumlu buluyorum. Federasyona seslenerek iyi hakem / kötü hakem ayrımının yapılmasını söylediler. Ama en dikkat çeken ve takdire şayan yorumları ise “bizim takımımızın lehine / aleyhine kararlar veriliyor” diyerek objektif bir tutum sergilemişler ki, işte bu alkışlanacak ve tebrik edilecek bir durumdur. Çünkü alışmıştık artık, her hakem kurbanı takımların kulüp yöneticilerinin maçlardan sonra “Bir daha bu hakemi maçlarımızda görmek istemiyoruz” tarzındaki açıklamaları… Halbuki kendi takımları hakem kararlarıyla maçı kazananınca ise ‘sessizliğe’ bürünüyorlardı…
Bu noktada kulüplerin de kendi lehlerine verilen kararları açıkça beyan etmeleri son derece önemli ve milat olabilir… Hemen önüme şöyle bir haber geldi. Örnek teşkil etsin diye paylaşıyorum… Fenerbahçe ligdeki liderliğinin ardından Fair Play Ligi’nde de en az kart gören takımlar sıralamasında 2 takımla beraber zirvedeymiş. Yani ligin en centilmen takımlarındanmışlar. Hani şöyle bir laf vardır ya, tebessüm ettiren : “Buna kim inanır ? – Kadir İnanır…” Fenerbahçe 9 maçta 19 sarı ve 1 kırmızı kart görmüş. Son olarak Alex yanlış bir yorumla kırmızı kart görmese bu alanda da zirvede olacaklarmış. Halbuki sezon başından beri Fenerbahçe aleyhine başta son Karabük maçında olmak üzere o kadar çok verilmesi gereken kartlar ve penaltılar (daha önceki maçlarında) var ki onlar hakemler tarafından doğru, korkmadan ve objektif bir kararla verilmiş olsaydı, bu tablo değişecekti… Zaten bizim işimiz de bu tablonun doğru olup olmadığı değil, bu örneği zaten ‘hangi verimiz, bilgimiz doğru ki bu doğru olsun’ yada ‘her veriyi doğru kabul etmeyelim’ anlayışıyla verdim… Kaldı ki aynı şekilde Fenerbahçe aleyhine de ligin başından beri yanlış kararlar (verilmeyen penaltılar, sayılmayan goller) sıkça verildi. Bu neredeyse her takım için geçerli… Hakemler her takımı yakıyor ve kayırıyor… Burada her hafta ‘hakemler kimi yaktı, kime puan kazandırdı’ diye çetele tutacak değiliz. Zaten amacımız bu olmamalı…
Nasıl olacak bilmiyoruz ama Türkiye’de bu hakemlerle ligler bir şekilde biter ama kavga dövüş hiçbir zaman bitmez, eksik olmaz… Tez zamanda başta federasyon olmak üzere gerekli tedbirleri almalı yoksa maçlardan çok hakemleri konuşmaya devam ederiz ve ülke futbolu olarak yerlerde süründüğümüz bir ortamda daha da dibe batarız… Rum takımı olan Apoel, Zenit, Shaktar ve Porto’nun olduğu grupta lider olarak devam ederken bizim Türk takımlarımız da her zaman yerinde saymaya devam ederler…
TARAFTARLAR…
Taraftar sayıları da ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamına paralel olarak gittikçe azaldı. Hem federasyonumuzun haftada 2-3 maç oynatması, hemde saolsun kulüp yöneticilerinin maç biletlerine fahiş rakamlar belirlemesinden dolayı taraftar da artık maçlara gitmemeye başladı. Son olarak Beşiktaş yöneticilerinin Dinamo Kiev maçı biletlerinde % 40’a varan indirime gitmesi olumlu bir gelişmeydi…
Şu kesin bir gerçekki, takımları takım yapan taraftarlardır. Onlar olmasa takımlar da olmaz. Taraftarla aran iyi olacak ki, maçlarını izlemeye gelecek sana bir katkısı olacak… Ama sen ülkenin içinde bulunduğu ekonomik refah düzeyine göre bilet fiyatları belirlemek yerine ‘yolacağım kadar yolayım’ mantığıyla hareket edersen gün gelir boş tribünlere oynarsın…
Almanya’da Bayern Münih takımının Bundesliga’daki son 141 lig karşılaşmasının içeride – dışarıdaki tüm biletlerinin satıldığını düşünürsek o takımın yönetiminin bilet fiyatlarını makul bir rakama çektiği kanaatine varabiliriz. Yada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun taraftarlar nezdindeki ortak ve karşılanabilir bir rakama indirgendiğini söyleyebiliriz. Belki Bayern büyük bir örnekti ama geçen sezon küme düşen Frankfurt takımının da kendi sahasında 47.000 seyirci ortalamasına sahip olduğunu da hatırlatmak isterim. Bugün bizde ise özellikle 4 büyük takımımızın maçlarında derbi maçları harici seyirci ortalaması bir hayli düşüyor. Belki Fenerbahçe’de durum biraz daha iyi, çünkü onların kombine satışı diğer takımlardan öndeydi…
Soru ile kapatayım yazımı : Tuttuğunuz takımın maçına 50 TL (en ucuzu bu) vererek her maçına gider misiniz ???
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR
-
Yeri geldiğinde küçük çaplı takımınıza büyük başarılar sığdırıp kariyerimize unutulmaz şampiyonluklar kazandıran takımınızın kilit oyuncular...
-
Aşağı yukarı 22-23 yıldır futbolu yakından takip ederim ve sürekli içindeyim. Bazı anlar vardır yıllar geçse de asla unutulmaz. Nesilden nes...
-
Önce Başakşehir gibi ters gelen takıma karşı üstün futbol ve attığı 2 gol... Ardından son 20 derbide sadece 2 kez kazanabilen bir takı...
-
Her yıl olduğu gibi 2016 yılında da birçok ünlü futbolcu aktif kariyerlerine son verdi. Son yıllarda futbolcuların kendilerine daha iyi bakı...
-
Aralık 2019’da ortaya çıkan ve etkisi yavaş yavaş tüm dünyaya yayılan koronavirüs salgını, binlerce insanın canına mâl olurken, NBA ...









