Cristiano Ronaldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cristiano Ronaldo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2017 Çarşamba

Messi - 500

Tek kulüpte 500 gol ve bunu sadece 12 yılda yaptı. Yaşı henüz 30 ve üst düzey futbol oynayacağı en az 3-4 sezon daha var. Bir kulüpte en çok gol atan Pele'nin (643) rekorunu geçmesi de kuvvetle muhtemel. Çünkü o durmuyor, sürekli gol atıyor. Durmasına, dinlenmesine genleri karşı çıkıyor. Yani istemese de winner karakteri ve insanüstü futbol yeteneği kendisini yenilemesi için sürekli gol atmak zorunda. Vücudundaki programlar hep gol için tasarlanmış ve bu programı da gayet başarılı bir şekilde yürütüyor Messi...

Real Madrid'e, hem de Berbabeu'da, hem de 90+2'de, hem de galibiyet golünü atarak kariyerindeki 500.gole ulaşan (577 maçta) Messi'nin neredeyse her ay başka bir rekoru karşımıza çıkartılıyor, istatistik bilimcileri tarafından. Messi'nin 500 golünü biz de bazı veriler ışığında derlemek istedik... (Bu satırları okurken 500'ü geçmiş olabilir)

Lionel Messi;

100.golünü 16 Ocak 2010'da Sevilla'ya...
200.golünü 1 Kasım 2011'de Viktoria Plzen'e...
300.golünü 16 Şubat 2013'te Granada'ya...
400.golünü ise 18 Nisan 2015'te Valencia ağlarına atmış...

Bir maçta;

1 kez 5 gol (Leverkusen),
16 kez 4 gol,
32 kez 3 gol (hat-trick)
103 kez 2 gol,
177 kez de 1 gol kaydetmiş.

Yeşil sahalarda onlarca faule, hem de oldukça sert müdahalelere mağruz kalmasına rağmen yılmadan, tükenmeden koşuyor, asla pes etmiyor ve golünü atıp tabelayı değiştiriyor. Devrinin en mükemmel iki oyuncusundan biri olan Cristiano Ronaldo'nun varlığı ve attığı goller karşısında her zaman ona vereceği cevapları oluyor. Üst üste aldığı 4 Ballon d'Or ödülü (toplamda 5) dahi onu tarihin en iyilerinden biri yapmaya yetiyor bile.

Sezon bazında attığı gollere bakalım şimdi...

2004 - 2005 sezonunda 1 gol,
2005 - 2006 sezonunda 8 gol,
2006 - 2007 sezonunda 17 gol,
2007 - 2008 sezonunda 16 gol,
2008 - 2009 sezonunda 38 gol,
2009 - 2010 sezonunda 47 gol, (C.Ronaldo bu sezon Real Madrid'e geldi)
2010 - 2011 sezonunda 53 gol,
2011 - 2012 sezonunda 73 gol,
2012 - 2013 sezonunda 60 gol,
2013 - 2014 sezonunda 41 gol,
2014 - 2015 sezonunda 58 gol,
2015 - 2016 sezonunda 41 gol,
2016 - 2017 sezonunda 47 gol (25.04.2017 tarihi itibariyle)

La Liga ve Barcelona tarihinin en çok gol atan futbolcusu Lionel Messi;

29 kez Sevilla'ya - 27 kez Atletico Madrid'e - 24 kez Valencia'ya
23 kez Real Madrid'e - 22 kez Atletic Bilbao'ya - 21 kez Osasuna'ya 
18 kez Getafe'ye - 17'şer kez Deportivo ve Espanyol'a gol atmış.
Avrupa'da ise 7 kez Leverkusen'e, 6 kez Ajax'a golü var.


22 Aralık 2016 Perşembe

2016'nın En İyisi : Zidane

Başarılı futbolculuk döneminden sonra teknik direktörlük koltuğunda herkes aynı başarıyı tekrarlayamaz. Yakın dönemde Maradona başta olmak üzere Gheorghe Hagi, Van Basten, Zico (kısmen) gibi isimlerin bu kategorideki olumsuz geçmişlerini hepimiz biliyoruz. 

Bu konuda özellikle genç sayılacak jenerasyonun oldukça başarılı olduğunu görmekteyiz. Luis Enrique (46), Zinedine Zidane (44), Pep Guardiola (46), Diego Simeone (46) ve Antonie Conte (47) ilk akla gelen isimler. Gerçi Zidane harici hiçbiri futbolculuk kariyerlerinde büyük bir yıldız değillerdi.

Zinedine Zidane, 2015 - 2016 sezonunun devre arasında apar topar gönderilen Rafael Benitez'den bayrağı devraldığında kimse ondan bu kadar kısa zamanda büyük işler beklemiyordu. Daha önce 2 yıl boyunca Ancelotti'nin yardımcılığını yapan ve takımdaki futbolcularla kaynaşan, yeteneklerini bilen ve her şeyden öte futbolun dinamitlerine sonuna kadar hakim olan karakteri ile tüm zorlukların üstesinden gelmeyi başardı. Real Madrid'in başındaki ilk maçına 9 Ocak 2016'da Deportivo karşısında çıkan Zidane, 5 aylık teknik direktörlük macerasında La Liga'yı ezeli rakibi Barcelona'nın sadece 1 puan gerisinde ikinci sırada tamamladı ama onu 2016 yılının en başarılı 3 teknik adamından biri yapacak başarıyı ise Avrupa'nın kulüpler bazındaki en büyük kupasında elde etti; Şampiyonlar Ligi'nde...

Ligin ikinci yarısında Benitez'den görevi aldığında 20 La Liga maçı onu bekliyordu ve son 12'si üst üste olmakla beraber bu maçların 17'sini kazandı, sadece Atletico Madrid'e kaybetti, Barcelona'yı ise Nou Camp'ta dize getirmeyi başardı. Şampiyonlar Ligi'nde ise ikinci turda Roma'yı rahat geçti, çeyrek finalde ise kura şansının da yardımıyla Wolfsburg ile eşleşti. İlk maçta rakibinden ummadık bir tokat yese de (2-0), Bernabeu'da Cristiano Ronaldo'su ile (3-0) yarı finale uzandı. Bu defa rakip Manchester City oldu ve iki maç sonunda toplamda 1-0'lık skorla finalde Simeone'nin Atletico Madrid'i ile eşleşti. Madrid'in kırmızıları, çeyrek finalde Barcelona'yı, yarı finalde de Bayern Münih'i eleyerek bir anlamda Zidane'ın final yoluna kadar nispeten rahat gitmesini sağlamıştı. Final maçı beklenildiği gibi zor ve çetin geçerken maç uzatmalara ve sonrasında penaltılara kaldı. Zidane, sadece 5 ay sonunda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu başarısı elde ederken Real Madrid bu kupayı 12. kez müzesine götürdü.

2016 - 2017 sezonuna başlarken UEFA Süper Kupa maçında Sevilla ile oynadılar. 90+ gollerin adamı Ramos yine aynı dakikada sahneye çıkıp maçı uzatmalara götürdü ve Carvajal bu defa 119'da attı ve Zidane'a ikinci kupasını kazandırdı. Aktif futbol yaşantısında devrinin uzun süre en iyi 10 numarası olan Zidane, rüya gibi bir kariyer başlangıcı yapmıştı ve artık tüm manşetleri süslüyordu. Zizu, geçen sezon yarım bıraktığı işi tamamlamak adına La Liga'ya beklentilerin üstünde bir giriş yaptı. Fransız teknik adam, lige iyi başlangıç yapmanın  şampiyonluk yolundaki en büyük işaretlerden biri olacağını çok iyi biliyordu. An itibariyle 16 haftası geride kalan ligde, Nou Camp'ta El Clasico ve Vicento Calderon'da Atletico derbisi oynamış olmasına rağmen namağlup bir şekilde Barcelona'nın 3 puan önünde ilk yarıyı tamamladı, hem de bir maçı eksik olmasına rağmen. Ayrıca bir maçının eksik olmasına sebep olacak FIFA Dünya Kulüpler Kupası'nı da koleksiyonuna eklemeyi başardı (bir takvim yılı içerisinde 3.kupa)

2016 - 2017 sezonunda toplamda oynadığı 25 maçta da yenilgi yüzü görmeyen bir takımın hocası Zinedine Zidane. Takımını çok iyi tanıyan, oyunu iyi okuyabilen, futbolculuk hünerlerini teknik adamlık koltuğunda da başarılı bir şekilde harmanlayan bir futbol dahisi kendisi. Leicester City'i sürpriz bir şekilde Premier Lig şampiyonu yapan Claudio Ranieri ve Portekiz'i Avrupa Şampiyonu yapan Fernando Santos ile beraber 2016 yılının en iyi 3 teknik adamından birisi olan Zidane, bu alanda "en iyi" ödülünü alır mı bilinmez ama benim oyum şahsen kendisine. Sonucu hep beraber bekleyip göreceğiz.



11 Kasım 2016 Cuma

Bir Takımla En Çok Gol Atanlar


Nistelrooy Manu'da, Henry Arsenal'de, Shevchenko Milan'da kalsaydı, ilk 10'a girme şansları olurdu kanımca... Ayrıca Raul, Mourinho'nun gazabına uğramasa listede 1-2 basamak daha yukarıda olabilirdi. Messi elbette zirveye oturacaktır, tahminen seneye bu zamanlarda. Ronaldo ise ikincilik için en az 3 yıl beklemek zorunda gibi görünüyor. CR7'nin yine de Messi'den 5 sene kaybı olduğu halde aralarındaki farkın sadece 97 olması da Ronaldo'nun büyük başarısı. 

Eğer şimdiki takımlarından en az 4-5 yıl daha ayrılmazlarsa; Thomas Müller 10.sıradan listeye dahil olabilir. Sergio Agüero da yine listeye girebilecek adaylardan. Fakat bu listeye girebilecek en potansiyelli futbolcu ise kuşkusuz Neymar. Henüz 24 yaşında olan Brezilyalı, 3-4 sezon sonra zaten dünyanın en iyi futbolcusu apoletini alıp, Messi ve Ronaldo'nun rekorlarını kırmaya çalışacak. Hali hazırda Milli Takımda 74 maçta yakaladığı 50 gol, 30 asist ile dahi gelecek için büyük ipuçları veriyor...

1 Kasım 2016 Salı

2009 - 2010 Transfers

2009 - 2010 sezonu Avrupa Futbolu için çok önemli başarıların / başarısızlıkların / hayal kırıklıklarının / zirvelerin yaşanmasına sebep olan fazlasıyla ses getiren transferlerin olduğu bir sezondu. Cristiano Ronaldo, 94 milyon euro bedelle tarihin en pahalı transferi apoleti ile aylarca konuşuldu. Real Madrid'in başı çektiği neredeyse sıfırdan takım yaratma sevdası, tüm Avrupa'nın güç dengelerini bozarak beraberinde büyük transferlerin de habercisi oldu. En basitinden, Real Madrid'in 2009 - 2010 sezonu başında sadece transferlere ödediği rakam 250 milyon euro civarındaydı. Toplamda 7 futbolcu için kulübünden bu kadar para çıkınca, bazı futbolcuları da göndermek zorundaydı ve Madrid, an başta Hollandalıları kapı dışına atarken, birçok kulübün de tarihini ve talihini değiştiriyordu. İnter'e gönderdiği Sneijder, sezon sonu kulübü ile Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken en değerli 3 futbolcudan biri olurken, Robben de ilk sezonunda Bayern Münih ile Şampiyonlar Ligi finali oynuyordu. Real Madrid ise sezon sonunda ligde Barcelona'nın ardından ikinci, Şampiyonlar Ligi'nde ise daha ikinci turda Lyon'a takılıyordu. Cristiano Ronaldo, Kaka, Benzema, Xabi Alonso ve diğerleri ilk sezonlarında CV'lerine kocaman bir EKSİ yazdırıyorlardı. Ezeli rakibinin Ronaldo ve Kaka gibi üst düzey transferlerine İbrahimovic gibi sansasyonel bir starla cevap veren Barcelona, sezon sonunda Real Madrid'i 2 maçta da yenip lig şampiyonu olmasına rağmen, Şampiyonlar Ligi'nde Mourinho'nun otobüsüne takılıp, yarı finalde elenmişti.


















İnter, Mourinho yönetiminde nokta transferler yapıyordu. Sneijder ile birlikte Eto'o, Milito, Lucio, Pandev, Motta gibi tecrübeli isimlerle tarihinin belki de en iyi dönemini yaşıyordu. Ligde ve Avrupa'da alınmadık kupa bırakmıyorlardı. Falcao adındaki dünya yıldızı, Arjantin'den Porto'ya sadece 4 milyon euro'ya transfer olduğunda kimsenin fazla dikkatini çekmiyordu. Sonrası zaten malum, ödenen milyonların ve Falcao'nun geldiği noktanın haddi hesabı yok. Shevchenko 33 olunca ilk göz ağrısı Kiev'in yolunu tutarken, Tevez'de partneri Ronaldo ayrılınca, bir başka Manchester takımı olan City'e uçuyordu. Türkiye'ye gelseydi 'Mario Gomez etkisi'ni yapacağını düşündüğüm yıldızlardan olan Pizarro'da Sheva gibi, eski kulübü Bremen'e giderken, Lyon sessiz sedasız transferlerin 'ala'sını yaparak tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Lisandro Lopez, Bastos, Lovren, Cissokho ve Gomis ile nasıl da Real Madrid'i elediklerini daha iyi anlayabiliyoruz. 

Diego ve Felipe Melo için kasasından 50 milyon euro çıkan Juventus'un sezonu 7.sırada bitirmesi ise büyük hayal kırıklığı olacak ve Diego'yu sezon sonu, Melo'yu da 2 sene sonra takımdan satacaktı. Kaka gibi starını sattıktan sonra ele avuca gelir sadece Huntelaar'ı alabilen Milan, ondan da verim alamayacak ve sezon sonu onu Schalke'ye satacaktı. Alman panzeri Bayern Münih ise Ribery'nin yanına Robben'i de alarak dünyanın en etkili kanat oyuncuları bende mesajını verdiği sezonda, Stuttgart'ta harikalar yaratan Mario Gomez transferi ile büyük ses getirdi. Biri Arsenal mi dedi? Wenger amcamız, tüm bu Avrupa'daki transfer hareketliliğine karşı olgun tavrını bozmadan, elini cebine atma gereği duymamış ve eleştiriler sonrası zorla sadece Vermaelen'i alarak sezonu tamamlamıştır...

2009 - 2010 sezonun en önemli transferleri.

12 Temmuz 2016 Salı

Euro 2016 - Portekiz ve birkaç şey daha...


Öncelikle Portekiz'i tebrik ederek başlayalım. Belçika gibi kupanın "gizli favorisi" bile değildiler. Oynadıkları 7 maçın 90 dakikalık bölümlerinde sadece bir kez kazanabildiler. Final maçında en büyük kozu Cristiano Ronaldo'yu kullanamadılar. Rakiplerinin aksine doğru dürüst bitirici bir santrfora dahi sahip olamadılar. Portekiz'in tüm bu handikaplara rağmen 2004'teki ev sahibi olup finalde kaybettiği maçtan tam 12 yıl sonra kupaya uzanması, eminim ki başta Eusebio'nun kemiklerini bir an olsun hareket ettirmiştir. 2004'te hem de Lizbon'da oynanan maçta Luiz Felipe Scolari'nin yönetiminde Ronaldo, Figo, Pauleta, Deco, Maniche, Rui Costa, Nuno Gomes gibi zengin bir kadro ile Otto Rehhagel'in Yunan otobüsünü bir türlü aşamayıp kaybeden Portekiz, bu defa ev sahibi Fransa'yı hem de finalde oynayan 14 futbolcusunun 9'unun Lizbon çıkışlı olduğu futbolcuları ile yenip makus talihlerini değiştirip Avrupa'nın en büyüğü oldular.

Aslında kalecisi Patricio'dan, savunmada inanılmaz oynayan Pepe'ye, ortasahada enerjileri, çift yönlü modern futbollarıyla Renato Sanchez ve Joao Mario'su ve hücumda Nani, Quaresma ve Ronaldo'su ile komple bir takım oyunu oynayan Portekiz'in bu şampiyonluğu, özellikle son 10 yılda dünyanın en iyi iki oyuncusundan biri olarak kabul edilen Ronaldo'nun da koleksiyonunda yer almayan en büyük 2 halkadan birisiydi. Real Madrid ile kazandığı Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan yalnızca 1,5 ay sonra bu defa Avrupa Futbol Şampiyonu olmak, muhtemelen Ronaldo'nun 2016 Ballon d'Or ödülünü kazanması ile son bulacak ve Ronaldo belki de kariyerinin en iyi yılını geçirmiş olacak. Hatta kariyerinde hala Copa America ve Dünya Kupası eksikleri bulunan Messi'yi dahi geçip "dünyanın en iyisi" yakıştırmaları dahi yapılacak...

Futbol garip bir oyun. Portekiz, grup aşamasında oynadığı 3 maçın tamamını beraberlik ile sonlandırıp "en iyi üçüncüler" kontenjanından ite kaka kendisini kupanın içinde tutup kupanın sahibi oldu. Belki de kupanın en zevkli maçını Macaristan ile oynamaları da onlar için büyük bir artı. Ayrıca yine grupta Avusturya ile oynadıkları maçın 79.dakikasında kazanılan penaltı atışını Ronaldo gole çevirebilseydi, ikinci turda İngiltere ile eşleşeceklerdi. Geçmeleri halinde çeyrek finalde Fransa ve yarı finalde rakipleri Almanya olacaktı. O kaçan penaltı sonrası finalde Fransa maçına kadar Hırvatistan, Polonya, Galler gibi kağıt üstünde hep eleyebilecekleri takımlarla eşleştiler. Final maçında Payet'in sert faulü sonrası maçın henüz 25.dakikasında hüngür hüngür ağlayarak oyundan çıkmak zorunda kalan Ronaldo'su ile Portekiz Milli Takımı, Euro 2016'da pek çok iz bırakan hikayeler çıkardılar ve şampiyonanın en renkli takımları oldular...

Euro 2016 eminim ki çoğunuza göre sıkıcı gelmiştir. İlk etapta gol yememeyi düstur edinen takımların maçlarında doğal sonuç olan 'az gol izleme' alışkanlığı seyirciler için hiçte iyi olmadı. 3-3'lük Portekiz - Macaristan ve 5-2'lik Fransa - İzlanda maçı "çölde bir vaha" havasındaydı. İlk olarak "kaybetmeyelim" mantalitesi ile bir anlamda korkak bir sistemi futbolcularına kabul ettiren teknik direktörler ve bunu başarı ile uygulayan takımlar çoğu zaman seyir zevkini öldürdüler. Hatta Avrupa Şampiyonası tarihinde final maçında ilk kez taraflardan ikisi de gol atamadan 90 dakikayı bitirdiler. 51 maçın tamamını düşündüğümüzde şampiyona tarihinin belki de en sıkıcı ve kötü şampiyonasına denk geldiğimiz gün gibi gerçek.

4'lü savunma alışkanlığının bir an olsun unutulup zaman zaman 3'lü savunmanın tekrar hayata geçtiği bu turnuvada özelikle genç teknik adamların başarılı olduklarını da dillendirmemiz şart. 2016 - 2017 sezonundan itibaren kendisini tamamen ispatlama şansına sahip olacağı bir ortam olan Ada'da Chelsea'nin başına geçecek olan Conte'nin (46), kadrodaki oyuncularına tek tek bakıldığında son yılların en kötü İtalya'sına oynattığı futbol ve ezber bozan 3'lü savunma anlayışı ile akıllarda çok olumlu izler bıraktı. 2000'de futbolculuk döneminde bu kupayı Zidane, Vieira, Henry, Trezeguet, Lizarazu, Barthez, Thuram gibi efsane bir kadro ile kazanan Didier Deschamps henüz 47 yaşında ve kendi deyimiyle "çok büyük bir şansı" kaçırsa da genel olarak takımına iyi bir futbol oynattı diyebiliriz. Galler'i "bir peri masalı" kıvamında yarı finale taşıyan Chris Coleman da (46) turnuvanın en saygı duyulan teknik direktörü olduğunu da ekleyelim. 300 bin nüfuslu İzlanda ve mütevazi kadrosu ile Galler'in maçların sonlarına kadar verdikleri mücadeleler, "bu oyunda favori olmanız, maçı kazanacağınız anlamına gelmez" düşüncesinin icraata dönüşmüş timsallerinden sadece biriydiler. Almanya'da Thomas Müller, İsveç'ten Zlatan İbrahimovic, İngiltere'den Hary Kane ve Polonya'dan Robert Lewandowski de sahalarda sadece kartvizitlerini kullanmaktan öteye gidemediler. 38'lik efsane Buffon'un çeyrek finaldeki gözyaşları, takımının neredeyse yarısı olan Ramsey'in yarı finalde Portekiz maçında cezalı oluşu, Zlatan'ın milli formadan emekli olması, Gomez'in Fransa maçında sakatlanıp Almanya için o an maçın bitmesi, şampiyon olamasa da turnuvanın en değerli ve efektif futbolcusu Antoine Griezmann (6 gol, 2 asist) ve şu ölü turnuvaya varlığı ile bizlerden kat be kat büyük etki ve renk katacak Hollanda'yı arayan gözler...


Belçika'nın son yılların en iddialı kadrosu ile gelip çeyrek finalde kendisinden güçsüz Galler'e elenmesi, İngiltere'nin her üst düzey organizasyonda olduğu gibi yine sürpriz yapmayıp erkenden havlu atması, her büyük şampiyonanın favorisi Almanların yarı finalde elenmesine rağmen istenilen futbolu sahaya yansıtamaması (en büyük etken, bitirici bir golcünün varlığını Löw'ün sonradan fark etmesi ve Gomez dışında golcüsünün olmamasıydı), İspanya gibi bir 'dev'in sadece adının yer aldığı bu turnuvayı doğal olarak bir sürpriz takımın kazanması gerekiyordu ve Portekiz de bunu layıkıyla yerine getirdi. Unutmadan... Bu Ronaldo, 4 sene sonra 35 yaşında Euro 2020'de de takımının başında kaptan olarak çıkar ve yine canla başla mücadele eder.

Bizim Milli Takımımız? Siz zaten benden daha iyi biliyorsunuz. Anlatmaya gerek var mı? Biz Euro 2016'da daha ilk grup aşamasında elenip, futbolculara 650'şer bin euro dağıtırken, Portekiz neredeyse imkansızı başardı ve 275'er bin euro prim verdi kahraman futbolcularına. Yarı finalist Almanya futbolcularına 300'er bin euro verdi. Ronaldo ve diğerleri hiçbiri 'ego' yapmadı, biz ise başta Arda ve Fatih Terim olmak üzere herşeyimizle 'fos' etkisi yaparak turnuvadan ayrıldık. Neredeyse her takımın bir taktik planı yer alırken, bizim motivasyondan ve 'gaz'dan başka bir silahımız (!) maalesef olmadı. Sahi hani "biz bitti demeden bitmez"di. Biz belki de bu sözle turnuvaya gitmekle baştan kaybettik. Umutlar 2018 Dünya Kupası'na artık. Yeni sloganımız bakalım ne olacak? En çok da bunu merak ediyorum...

12 Ocak 2016 Salı

2015 Fıfa Ballon d'Or - MESSİ


1
2
3
4
5

2015

Me55i - 5 kez
Cristiano - 3 kez
Cruyff - 3 kez
Van Basten - 3 kez
Platini - 3 kez 
kazandılar...

La Liga'dan ödülü alan - 19 kez
Serie A'dan ödülü alan - 18 kez
Bundesliga'dan ödülü alan - 9 kez
Premier Lig'den ödülü alan - 6 kez

Peki sizce FIFA Ballon d'Or ödüllerinin objektiflikle sahiplerine verildiklerini düşünüyor musunuz?

10 Aralık 2015 Perşembe

Şampiyonlar Ligi golcüleri

Prestij, önem, marka değeri ve takip edilebilirlik düzeyinde dünyanın en büyük futbol organizasyonları sıralamasında belki de adını en üst sıraya yazabileceğimiz Şampiyonlar Ligi'nde (1992'den bu yana) kimler geldi, kimler geçti... Uzun yıllar en çok gol atan futbolcular listesinde adı hep en üst sırada yer alan Raul Gonzalez'in çoktan hükümdarlığı sona ermiş, futbolun iki prensi Ronaldo ve Messi tahtın yeni varisleri olmuş ve rakipleri ile olan arayı da bir daha kapatılmamak şartıyla sonuna kadar açmışlardı. Bu ara kapanmaz diyorum çünkü hem gelen yeni nesil genç futbolcular hem de listede arkalarından gelenlerin bu sayıları görme şansları hiç mi hiç yok.



Afaki bir tahminle Ronaldo ve Messi'nin toplamda değil 100'ü, 130'lara kadar rahatça ulaşacaklarını öngörmek oldukça sığ bir tahmin olsa gerek. Zira ikisinin de bir sezonda rahatlıkla 15 golü atacak potansiyellerini göz önüne aldığımızda + Ronaldo'nun en az 4, Messi'nin de en az 6 sezon daha üst düzey futbol oynayacaklarını düşündüğümüzde rekorların bir daha asla kırılamayacak düzeye geleceğini görebiliyoruz. Hal böyleyken, yani ilk 2 sıranın yerlerinin belli olduğu bu alanda, önümüzdeki 5-6 yıl içinde yani Ronaldo ve Messi'nin aktif futbolculuk hayatlarının bitme noktasına geldiği anlarda kimlerin listede onların ardından geleceklerini tahmin etmek de çok zor olmayacaktır.

İlk 10 listede yer alan ve aktif futbolculuk kariyerleri çoktan biten Nistelrooy, Henry, Shevchenko, İnzaghi ve Avrupa'ya gelmesi zor olan, gelse de bu saatten sonra gol atması sürpriz olan Drogba'nın 3-4 yıl içerisinde ilk 10'un dışında kalma riskleri ihtimaller dahilinde. Sadece Raul'un 71 gol ile ilk 10'un dışında kalması imkansıza yakın görünüyor. Peki bu isimlerin yerlerine TOP 10'a kimler girebilir? İşte cevapları...


İlk olarak bu listede yer almak için üst düzey yeteneklerinizin olmasının yanısıra her sene Şampiyonlar Ligi'ne katılan ve en az çeyrek final - yarı final oynayabilen bir takımda olmanız gerekiyor. Düz mantıkla ne kadar çok maç - o kadar gol demektir. Bu kıstaslara 'cuk' diye oturan 3 tane takım var : Real Madrid - Bayern Münih ve Barcelona... Bu bağlamda TOP 10 listesine girmesi an meselesi olan ve potansiyelleri göz önüne bulundurulduğunda en az Ronaldo - Messi kadar efektif olan Thomas Müller (33 gol) ve Robert Lewandowski'nin (30 gol) en sağlam adaylar arasında olduklarını görüyoruz. Basit bir tahminle iki futbolcu da 30 yaşlarına geldiklerinde (3-4 sene sonra) gol sayılarını 45-55 aralığında bir seviyeye çekmeleri olası. Diğer yandan Karim Benzema'nın bu denli üst sıralarda olmasını sağlayan Galacticos kariyerinin devam etmesi durumunda en geç 2 sezon içinde yani 30 yaşına geldiğinde bir diğer Real Madrid'li Raul'un ardından 4. sıraya gelmesi aşikar olacak. Messi ve Ronaldo ile beraber son 10 yılın en değerli 3. oyuncusu olan, fakat kariyerinde bir kez olsun Şampiyonlar Ligi yüzüğü takamayan Zlatan İbrahimovic ise kariyerinin sonunda maksimum 50-55 gol aralığında kalabilir ki, 3-4 sezon geçse de bu rakam kendisinin TOP 10 listesinin içerisinde kalmasına yetecektir...

Şampiyonlar Ligi'nin en çok gol atan futbolcuları listesinde henüz esamesi fazla okunmasa da; Neymar'ın da henüz 24 yaşında olması ve Barcelona'dan hiç ayrılmayacağı gerçeğiyle sezon başına atacağı minimum 10 gol ile şu an 16 olan gol sayısını 100'lerin üzerine çıkartıp Ronaldo ve Messi'nin ardından Thomas Müller ile beraber 3. ve 4.lük basamağına çıkacağını da tahmin ediyorum.

Tüm bu olasılıkların üzerine; TOP 10'un ardından gelen golcülerin attıkları güncel  gol sayılarını ve genel anlamda tüm golcülerin kariyerlerinin sonlarına geldiklerinde Şampiyonlar Ligi'nde kaç gol atacaklarını tahmin edip ortaya şöyle bir tablo çıkardım :



Sizin yukarıdaki tablodan farklı tahminleriniz varsa (olmazsa zaten olmaz) yorum köşesine yazabilirsiniz...

28 Ekim 2015 Çarşamba

Portekiz işi...


Ülkemize son yıllarda Jorge Mendes'in sayesinde oldukça fazla Portekizli futbolcu geldi. Çoğundan da istediğimiz verimi bir türlü alamadık desek yalan olmaz. Hatta ödenen paralar ile takımlarına verdikleri faydaları karşılaştırdığınızda en az % 65-70 oranında kulüplerimizin bu konuda zararlı çıktığını söyleyebiliriz.


Fernando Meira                             
Simao Sabrosa
Manuel Fernandes
Ricardo Quaresma
Ariza Makukula
Hugo Almeida
Raul Meireles
Jose Bosingwa
Bruno Alves
Nani

Hepsi de zamanında, hatta azınlığı da olsa hala Portekiz Milli Takımında oynayan oldukça değerli yıldız futbolcular ve hepsinin de genel kariyerleri ortalamanın çok üstünde. Peki ülkemiz futboluna çok fazla değer katamayan bu 10 Portekizli'nin aynı anda Milli takımlarında ilk 11'de oynadığını düşünebiliyor musunuz? Küçük bir araştırma ile yukarıda ismi geçen Portekizlilerin aynı anda ilk 11'de oynadıkları maçların çoğunluğunun 2007 ila 2010 yılları arasında olduğunu görebiliyoruz.

Bu süre zarfında beraber oynadıkları 6 maçı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkemizde Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray formalarını giyen, hatta Beşiktaş'ta aynı anda oynayanların sayıca fazla olması sebebiyle kendilerine 'çete' yakıştırması yapılan ve çoğunluğuna hep bir ağızdan "iyi ama yetersiz" yaftası vurulan bu futbolcular bir arada oynadıkları Portekiz A Milli takımında da oldukça başarısız sonuçlar almaları sanırım futbolun doğasına son derece uygun görünüyor. Özellikle gelen oyuncuların hücum ağırlıklı olmaları ve buna bağlı olarak fazla koşmamalarıyla beraber gol yollarında inanılmaz sıkıntılar yaşadıkları da gün gibi görünen bir gerçek. Yukarıdaki 10 Portekizlinin bir arada sayıca en fazla ilk 18'de oldukları maç Finlandiya karşılaşması. Bu maçta Almeida hariç hepsi kadroda görünüyor. İşte o maçlar :







2 Haziran 2015 Salı

Milli Takım Golcüleri


Milli Takım golcüsü olmak başka bir zanaat. Herkes golcü olabilir ama Milli Takım golcüsü olamaz. Son 20 yıla baktığımızda Milli formayla 50 golün üzerinde atabilen golcü sayısının ne kadar azaldığını görüyoruz. Hakan Şükür gibi bir efsane golcünün ardından onun attığı gol sayısına yaklaşabilen bile çıkmazken, Klose gibi bir efsanenin de 'Dünya Kupası tarihinin en golcü ismi' olması bir yana toplamdaki attığı gol sayısına şapka çıkarmamak elde değil.

Ülkesindeki iç savaş sebebiyle Macaristan Milli Takımı formasını sadece 11 yıl giymek zorunda kalan efsane golcü Ferenc Puskas 84 golü (85 maçta) attığında sadece 29 yaşındaydı. Çok kısa zamanda böyle bir istatistiği bir daha hiçbir golcü yakalayamadı. Günümüzde aktif futbolcuları da düşünürsek Cristiano Ronaldo gibi bir futbolcunun birkaç yıl içerisinde daha üst sıralara tırmanacağını kestirmek zor olmasa gerek. Gerçi liste sadece Avrupa Kıtası golcülerinden oluşuyor. Tüm dünya genelinde ise Messi, şu aralar (Mayıs 2015) 45 rakamında. Bir diğer efsane golcü Pele ise 77 golle tüm zamanların en golcü ikinci futbolcusu. Brezilyalı Ronaldo ise 62 golle yine üst sıraların müdavimlerinden. 65 gollü Drogba da Afrika'nın en iyisi konumunda.

Kulüp golcülüğünün Milli Takım golcülüğüyle arasında o kadar fark var ki, bu farkın önemli temsilcilerinden misal Raul Gonzalez, van Nistelrooy, Andriy Shevchenko, Alessandro Del Piero gibi üst düzey birçok futbolcu Milli Takımlarda 50 sayısına dahi ulaşamadılar. 50 rakamını 'ha geçti geçecek' Rooney, van Persie ise sırada bekliyorlar...



Soru 1 :
Cristiano Ronaldo, Milli Takımlar düzeyinde efsane golcü Puskas'ı geçip tüm zamanların en çok gol atan futbolcusu olabilir mi?

Soru 2 :
Hakan Şükür'ü geçecek bir golcümüz olabilecek mi?

Soru 3 :
Listede (50 golün üzerinde atanlar) neden bir İtalyan, İngiliz ya da Hollandalı yok?

Soru 4 :
Aktif futbolcular arasında Zlatan, Robbie Keane'i geçebilir mi?

Soru 5 :
Listeye olmayan sürpriz bir ismin zirveye çıkma ihtimali nedir?

5 Mayıs 2015 Salı

No 'Ego', 'Yes' Ronaldo

Biz 'ego'suz futbolcuları daha çok severiz. Tamam çok yetenekli olabilirsin, hatta dünyanın en tanınmış futbolcusu da olabilirsin ama ego değerlerin, kibir parametren yüksek ise taraftarın gönlünde samimiyetsiz, taraftarın 'tartı'sında hep eksik kalırsın...

Cristiano Ronaldo... Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcularından sadece biri. Biz ona kısaca 'makina' diyoruz ama o saha dışında da oldukça yardımsever, oldukça bizden biri ve samimi...

Son olarak Real Madrid'in Juventus ile oynayacağı tarihi Şampiyonlar Ligi yarı finali ilk maçı öncesi Torino'daki bir hayranının ricasını kırmayıp ona sarılışı gerçekten de fazlasıyla doğal ve tam da 'ego'larından arınmış örnek bir futbolcunun yapması gereken davranış...

Evet Juventus - Real Madrid maçı da geçecek, sonucu ne olursa olsun zamanla unutulacak ama bir taraftar bu anı hiçbir zaman unutmayacak. Her izlediğinde ya da hatırladığında yine gözleri dolacak. Bir insanı mutlu etmek dünyanın en keyifli işi olsa gerek...

Alkışlar 'makina'ya...

1 Nisan 2015 Çarşamba

Son 10 yılın En İyileri...


Son 10 yılın en iyi futbolcuları tartışmasız onlar... Evet çok sayıda yıldız futbolcu sayabilirsiniz ama onların yetenekleri, büyüleri, teknikleri herkesten farklıydı ve saha içinde yaptıklarını kimseler yapamadı...

Futbolun son 10 yıldaki kareasıdır; Lionel Messi, Cristiano Ronaldo, Arjen Robben ve Zlatan İbrahimovic...

En kritik anlarda sorumluluk alanlar, en fantastik golleri atanlar hep onlar oldu. Futbolu sevdiren, insanları TV başına hapseden, tribünlerin adeta taparcasına sevdikleri kusursuz 4 futbolcu...

Her birinin kariyerleri roman olur, bir gün olacaktır da...

İyi ki varsınız beyler, iyi ki sizi izleyen şanslı insanlardanız...

11 Mart 2015 Çarşamba

Messi ve Rekorları

Onu anlatmak haddime değil. 'Böylesine bir futbol sihirbazı 40 yılda bir gelir' desek sanırım onu bir nebze olsun anlatmış oluruz. La Liga'da forma giydiği ilk dönemde (2004) ve sonrasında onun bu kadar üst düzey bir performans göstereceği ve sırayla tüm rekorları alt üst edeceği açıkçası kimsenin aklının ucundan dahi geçmiyordu. O, futbol tarihinin büyük üstatlarının rekorlarını bir bir kırdı, kırmaya da devam ediyor. O hala 28 yaşında ve gol atmaya, karşısına çıkan rekorları da bir bir egale edip geçmeye zamanı çok var...


Onun futbolculuk dönemine başladığı sezonun öncesine "Messi ve öncesi", oynamaya başladığı yani 2004 yılından sonrasına ise "Messi ve sonrası" diye adlandırmak hiçte yanlış olmaz...

Alfredo Di Stefano'ya ait "El Clasico'nun en golcü futbolcusu" ünvanını tarihe gömdü.

Gerd Müller'e ait "Bir takvim yılı içerisinde en çok gol atan futbolcu" ünvanını gözünü kırpmadan aldı.

Michel Platini'ye ait "Altın Top ödülünü en fazla alan futbolcu" kategorisinde zirvenin tek sahibi oldu.

Paulino Alcantara'ya ait "Barcelona tarihinin en golcü futbolcusu" ünvanını kolayca geri aldı.

Telmo Zarra gibi bir efsanenin "La Liga tarihinin en çok gol atan futbolcusu" apoletinini almak için 10 sene bile beklemedi.

Real Madrid efsanesi Raul Gonzalez'e ait "Şampiyonlar Ligi tarihinin en golcü futbolcusu" ünvanını ondan geri aldı ve kimselere kaptırmaya da niyeti yok. Bu alanda yarıştığı Cristiano Ronaldo'dan 2 yaş genç olması ünvanın kendisinde kalacağının bir nevi garantisi gibi görünüyor.

Luis Figo'ya ait olan "La Liga tarihinin en fazla asist yapan futbolcusu" ünvanını da rekorları arasına ekledi.

Cesar Rodriguez'e ait olan "Katalan derbilerinde en fazla gol atan futbolcu" ünvanını da alarak tam anlamıyla bir rekor canavarı oldu...

                                                                   *****

Messi'nin rekorları bu kadar az değil. Bunlar sadece önemli olanları. O gol atmaya devam ettikçe diğer kıramadığı rekorlar da türeyecektir...

... Sizler bu yazıyı okuduğunuzda Messi son olarak Rayo Vallecano karşısında kaydettiği 3 golle beraber, La Liga tarihinin en fazla hat-trick yapan futbolcusu (24) ünvanını da alarak bir başka rekora daha imza attı...

"Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu" apoletini alması için ise hala bir Dünya Kupası şampiyonluğuna ihtiyaç var. 2018 Dünya Kupası'nda 31, 2022 Dünya Kupası'nda ise 35 yaşında olacak. Yani hala zamanı var. Sizce?

24 Ekim 2014 Cuma

Şampiyonlar Ligi Frikik Kralları

Frikikten gol atmak öyle herkesin harcı değil. Hele Şampiyonlar Ligi gibi pek çok otorite tarafından dünyanın 1 numaralı futbol organizasyonu olarak görülen bir platformda atmak ise hepsinden zor. Bu alanda, aşağıda en çok gol atan 5 firikçiyi, 5 usta ayağı göreceksiniz. Bu harika frikikleri hangi takımlara atmışlar, o bilgilere de ulaşabilirsiniz... (24.10.2014 tarihi itibariyle)

Resmi tıklayıp büyütebilirsiniz.

Listede Ronaldinho, Messi, Zidane, Pirlo, Beckham gibi teknik futbolcuların olmaması dikkat çekici...

Ne dersiniz? Cristiano Ronaldo bu alanda da rekoru eline alabilir mi?

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Ronaldo & Rodriguez

Geçenlerde antrenmanda yan yana gelen iki yıldız futbolcu, bir anda çevrelerinden ve dinlendiklerinden habersiz bir şekilde konuşmaya başladılar...

James Rodriguez : Ronaldo abi, sana birşey dicem, müsait misin?

Cristiano Ronaldo : Müsaitim çekirge, söyle bakalım...

James Rodriguez : Abi, sen nasıl birşeysin ya, senin gibi olmam için ne yapmalıyım? Senin gibi kısa sürede dünya futboluna damga vurmak istiyorum. Biliyorum, sen varken bir sürü yıldız futbolcular transfer edildi ama sen hep başkaydın ve en çok sen ön planda oldun. Son dönem Galacticos'ta Raul ve Zidane gibi efsaneleri bile geride bıraktın. Adeta makina gibisin ve yıllar geçtikçe rekor canavarına döndün. Tek başına takım gibisin ve şimdiden ismin, Portekiz efsanesi Eusebio ile beraber anılmaya başlandı.  Senin gibi, sadece transfer edildiği rakam ile değil sahada yaptıklarımla ve başarılarımla anılmak istiyorum. Bunu başarırken neler yaptın, bana da anlatsana. Biliyorum anlatmayacaksın ama bana da bir şans ver be abi. Robben gibi, Sneijder gibi, Robinho gibi, van der Vaart gibi, Kaka gibi, hatta Mesut Özil gibi kulüpte gelip geçici olmak istemiyorum. Senin gibi tarihe iz bırakmak istiyorum. İlk başta Gareth Bale'i geçmem lazım. Ne olur, yalvarırım Ronaldo abi, bana bir yol göstersen?

Cristiano Ronaldo, Rodriguez'in bu içten ve samimi konuşmasından sonra onun gözlerine bakar, onu biraz süzer ve sonunda tebessüm ederek şu cevabı verir :

- Kendin ol, kimseyi taklit etmeye çalışma ve saha içinde ve dışında olan bitene karşı kulaklarını tıka. Son olarak da; az ile yetinme, daima daha fazlasını iste!!

twitter.com/serdarsozkesen

20 Şubat 2013 Çarşamba

Futbolun Mizahi Yönü - 2

Geçenlerde, neredeyse tüm hayatımızı içine alan futboldan biraz olsun sıyrılmak adına Futbolun Mizahi Yönü konu başlığı altında esprili fotoğrafların da yardımıyla bir blog paylaşmıştım. Saolsun gerek sosyal ağlardan gerek de mesaj yoluyla olumlu tepkiler geldi ve bu tarz paylaşımlarımızın daha çok artırılması yönünde de istekler oldu...

Ben de araştırmamı devam ettirip yine farklı ve alt yapısı yine futbol olan tebessümlük hatta bazen kahkahalık fotoğraflar buldum ve derledim...

Umarım beğenirsiniz...
Dünyanın en iyi 2 futbolcusunun koleksiyonunda BİR ŞEY eksik. Torres ise bıyık altından sırıtıyor :)
Mancini'nin, geçenlerde "İngiltere'nin en iyisi benim" demecinden sonra...
Hakikaten de ikisini toplayınca Messenger'a ulaşabiliriz :))
ve bir toplama işlemi daha... Balotelli + Neymar birleşince böyle bir görüntü ortaya çıkıyor...

(To be continued...)


twitter.com/serdarsozkesen

11 Şubat 2013 Pazartesi

Premier Lig 'Ayın Futbolcusu' Ödülü...

İngiltere Premier Lig'de 1994 yılından bu yana çoğunluğu sponsorlar (Barclays) tarafından olmak üzere her ay, 'ayın futbolcusu' seçilir ve ödülü ertesi ayın ilk haftası verilir. 'Futbolun beşiği' dediğimiz ülkede böyle bir uygulama olması da hiç de yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Takip edenler bilirler, NBA'de de hem doğu grubu hem de batı grubunda olmak üzere her ay, hatta her hafta fark yaratan oyuncular belirlenir ve ödülleri verilir. 

Şüphesiz bu tarz bir uygulama, başta sporcuları da motive etmekte ve başarılarını da artırıcı bir etki yapmakta. Bizim ülkemizde ise yılın futbolcusu yada yılın sporcusu gibi ödüller ise verilmekle beraber hep arka planda kalmakta, gerekli ilgi gösterilmemekte... Hatta ve hatta İngiltere'de yine ayın futbolcusundan başka 'ayın teknik direktörü' ve 'ayın genç futbolcusu' gibi ödüller de dağıtılarak rekabet artırılıyor, sporcu başarısı da onurlandırılıyor... Böylesine futbolda neredeyse her kesimi ilgilendirecek ödül sisteminin olması da bu ligin marka değerini, takip edilebilirlik oranını da ister istemez artırıyor...

Şimdilik size bir soru sorsam ve desem ki 1994 yılından günümüze kadar ayın futbolcusu ödüllerini bir değerlendirseniz, misal son 20 yılda Premier Lig'e damga vurmuş oyuncuları da gözlerinizin önüne getirseniz, sizce hangi futbolcu bu ödülü daha fazla kazanmıştır? Sorunun cevabını az sonra göreceksiniz ama siz biraz düşünün :)

Hemen hemen 20.senesine girecek olan ayın futbolcusu ödüllerinde şu ana dek, sadece 1 Türk futbolcusu bu ödüle layık görülmüş. O da 1999 Eylül ayında Leicester formasıyla ulaştığı başarılı performansıyla Mustafa İzzet... Toplamda 112 farklı oyuncunun dönem dönem bu başarıyı yakaladığı Premier Lig'de doğal olarak da bu ödülü en fazla İngiltere'li futbolcular (80) kazanmış. Yine Premier Lig'e son 20 yılda damga vurmuş en büyük takım olan Manchester Unıted'dan toplamda 31 oyuncu bu ödülü kucaklarken, Arsenal'den 26, Liverpool'dan 16 ve Chelsea'den de 15 futbolcu bu gururu yaşamışlar...

İlk olarak Ağustos 1994'te o dönem Tottenham forması giyen unutulmaz büyük golcü Jürgen Klinsmann'a verilmek üzere başlatılan ayın futbolcusu ödülünü son olarak 2013 Ocak ayında Reading forması giyen 26 yaşındaki forvet oyuncusu Adam Le Fondre kazandı... Ülkemizde ise bir dönem forma giyen / hala forma giymekte olan futbolculardan bu ödülü kazanan futbolcular : Anelka 2 kez, Elmander, Anton Ferdinand ve Okocha ise 1'er kez kazandılar...

Eveeeettt :) 1994 yılından bu yana düzenli olarak seçilen ve ödülü dağıtılan Premier Lig Ayın Futbolcusu ödülünü bu zamana dek en çok kazanan futbolcular Wayne Rooney ve Steven Gerrard olmuşlar. Toplamda bu ödülü 5'er kez kazanmışlar... Bu ikiliyi ise 4'er kez bu ödüle layık görülen Alen Shearer, Cristiano Ronaldo, Dennis Bergkamp, Frank Lampard, Paul Scholes, Robin van Persie ve Thierry Henry izlemişler... İsimleri görünce sizlerden gelen şu yorumu da net olarak duyabiliyorum ki; Eğer Cristiano Ronaldo, 4 sezon önce Premier Lig'den ayrılmasa idi, şu an bu ödülü toplamda en az 10 kez kazanır ve açık ara bu alanda birinci olurdu...

Kimin bu ödülü kazandığı yada daha çok kazandığı bu noktada pek önemli değil. Önemli olan futbolcunun alın terinin yada becerisinin ve yeteneğinin sadece satırlarda kalmaması, sponsorlarla birlikte kulüplerin kazançlarının artırılması ve tüm dünya tarafından ilgiyle takip edilebilirlik düzeyinin her daim yüksek olması... Umarım ilerleyen zamanlarda bizde de bu tarz uygulamalar getirilir ve başarılı bir şekilde uygulanır da seyir zevki açısından da daha bir dikkat çekici lig oluruz ve sözde marka değerimiz (!) biraz olsun artar...

İşte Barclays Player Of The Month ödüllerinin tam listesi :
twitter.com/serdarsozkesen

17 Ocak 2013 Perşembe

Geç kalınmış bir Messi yazısı...

1,5 yılı aşkın süredir aktif olarak blog yazıyorum ve 50'ye yakın 'blog'um var. Fakat geçen gün düşündüm, bunca zaman blog yazmışsın ama boşa... Neden mi? Bir Messi 'blog'un bile yok dedim kendime... Bu nedir yahu? Bir de 'blog'cuyum diye geçiniyorum dedim sağda solda :)

Bir şeyler karala da bir Messi 'blog'un bile yok demesinler diye düşündüm sonra. Belki ileride Messi 'blog'u olmayanları 'blog'culardan saymayacaklardı, kimbilir :)) İçeriği fazla önemli değil, yeter ki bir Messi fotoğrafı ve onun ne kadar büyük bir futbolcu olduğunu belirten süslü birkaç cümle yazayım da bu yükten kurtulayım dedim içimdeki huysuz yazara...

"Ülke olarak en büyük şanssızlığımız, o Barcelona forması giydikten sonra hiçbir Türk takımının Barcelona ile aynı gruba düşmemesi ve onu çıplak gözle izleyememiş olmamız..."


Bir futbol fenomeni... Aslında onu bir şekilde izlediğimiz / izleyebildiğimiz için çok ama çok şanslıyız. Düşünsenize şu an bu tarihlerde doğan çocuklar MESSİ adındaki futbolcunun sadece adını bilecek, sadece "nostalji günleri"ndeki futbol programlarında izleyebilecek onu yada internetteki videolardan görecek maharetlerini. Asla canlı şekilde izleyemeyecekler olağanüstü tekniğini, süratini ve akıl almaz gollerini... Ha, ileride onların zamanında okul müfredatında 'Messi Olmak' adlı seçmeli bir ders koyarlar da belki, o sayede biraz daha iyi anlarlar ve yaşarlar süper starı...

"Messi, bu adam neyin nesi" dedirtecek kadar fantastik gollere imza atan, neredeyse tüm rekorları kıran, kendi rekorlarını dahi zorlayan (Geçen sezon La Liga'da 50 gol atmıştı, bu sezon daha 19 maç var ve 28 gole ulaştı), saha içinde olduğu kadar saha dışında da fazlasıyla mütevazi, örnek bir profesyonel... Gençlere "görün de herşeyiyle örnek alın" diyeceğiniz tek futbolcu, pardon futbol sihirbazı...


Pele, Maradona şöyle dursun Messi yanlışlıkla bir Dünya Kupası kaldırırsa ertesi gün tüm ansiklopedilerde "Dünyanın En İyi Futbolcusu" adlı bir deyim açılıp içine Messi konacak, yazılı ve görsel medyada "Tüm Zamanların En İyi Futbolcusu" olarak anılacak ve günlerce, haftalarca hatta aylarca konuşulacak ve "Kim daha iyi?" sorusuna belki de ilk defa bu kadar net bir cevap verilecek, bu sorularla artık gündem gereksiz yere meşgul edilmeyecek...





Rekortmenliğini, aldığı sayısız ödüllerle pekiştiren ve kelimelerin dahi onu anlatmakta çoğu zaman yetersiz kaldığı sıradışı bir futbolcu Lionel Messi... Futbolun görsel tarafına yüklediği buram buram estetik kokan hareketler, frikikten, sağdan soldan, yeri geldiğinde 5-6 futbolcuyu birden çalımlayarak attığı fantastik goller ve daha fazlası... Avrupa ve Dünya Futbolu'na koyduğu ambargo... Hatta ve hatta birkaç yıldır karşılaştırıldığı Cristiano Ronaldo'nun dahi performansını varlığıyla en yüksek seviyelere çıkartacak kadar da bu dünyaya fazla bir futbolcu, pardon uzaylı...
"Futbol topunun ona olan aşkından, bir dakika bile yanından ayrılmak istemediği tek futbolcu..."
Messi gerçekten de artık çok olmaya başladı... En son bir takvim yılında attığı 91 golle bize efsane oyun CM 01-02 oyunundaki günlerimizi anımsatan (rekor hala bende, bir sezonda Nistelrooy ile 95 gol atmıştım :D) ve üstüste 4.kez Ballon d'Or ödülünü de kucaklayan bir Barcelona ve Dünya Efsanesine yakın zamanda Neymar dahil hiçbir futbolcunun 'dur' diyeceğini düşünmüyorum. 

Son olarak Messi'nin FİFA Ballon d'Or ödülünü alıp, yaptığı açıklamaları da gördükten sonra kendisini ne kadar iyi tanıdığını, öz benliğinde asla bir şımarma belirtisi dahi olmadığını ve bu noktaya gelmesine önayak olan yapıtaşlarına da haklarını en güzel şekilde teslim ettiğini net olarak görebiliyoruz :


"Doğrusunu söylemek gerekirse bu inanılmaz. Bu ödülü dört kez kazanmanın sözlerle tarifi yok. Bunun için Barcelona'dan ve milli takımdan takım arkadaşlarıma, özellikle Andres İniesta'ya teşekkür etmek istiyorum. Bu ödülde hocalarımın ve ailemin payı çok büyük, karıma ve çocuklarıma da çok teşekkür ediyorum."


twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR