24 Ağustos 2015 Pazartesi

Büyümeyen Çocuk : Quaresma

Sözleşmeyi imzaladıktan sonra "Ben Beşiktaş'ın çocuğuyum, ait olduğum yere geri döndüm. Artık hatalarımdan ders aldım, daha olgunlaştım, her şeyin farkındayım ve sorumluluğumun bilincindeyim. Şenol hoca harika bir hoca ve çok iyi bir takımız. Camiamıza özlediği şampiyonluğu yaşatacağız..." sözleriyle, özellikle tribünlerin vazgeçemediği ve bir gün tekrar yollarının kesişeceği günü bekledikleri anın tecelli etmesiyle Ricardo Quaresma, 2.Beşiktaş serüvenine başlamıştı. Onun gelmesinin mantıklı olmayacağını ve bu düşüncelerinin temelinde Q7'nin dengesiz ve istikrarsız futbol yaşantısı olduğunu bilen büyük bir kesim - ben de dahil - olmak üzere herkes onun kariyerinde beyaz bir sayfa açabileceğini düşünüyordu.

Beşiktaş sonrası Porto serüveninde özellikle geçen sezon oynadığı 40 karşılaşmada sadece 4 sarı kart görmesi dahi işini ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi gibiydi. Düz mantıkla; demek ki Q7, Türkiye'de de daha önce sıklıkla eleştirildiği şekilde ucuz kartlar görüp takımını yalnız bırakmayacak, atacağı ve attıracağı gollerle takımının zirve yarışında temel taşlarından birisi olacaktı. Daha ikinci lig maçında yani Trabzon maçında 60 dakika içerisinde öylesine ucuz 2 sarı kartla oyun dışında kaldı ki, bunu kelimelerle anlatmak inanın çok zor. 32 yaşında ve kariyerinde Barcelona, Chelsea, İnter ve Porto gibi kalburüstü takımlar bulunan bir futbolcunun kendisini adeta taparcasına taptıkları tribünlere ve takım arkadaşlarının emeklerini hiçe sayıp yaptığı bu ihanetin maçın kaybedilmesindeki en büyük ayrıntı olduğunu bilmesi ve kabullenmesi gerekiyor. Portekiz Ligi sonuçta Türkiye Ligi'nden aman aman üst düzey bir lig asla değil. Bu ligde Van Persie, Nani, Podolski, Sneijder, Mario Gomez gibi büyük yıldızlar var ve hiçbiri Quaresma'dan küçük değil, bilakis daha profesyonel topçular. Tüm bu şartlarda hala Q7'nin amatör davranışlar altında disiplin kuralını hiçe sayan eylemlerde bulunması, belki de kendisini takımın üzerinde görmesi başta Şenol Güneş gibi otoriter bir teknik adamın asla tahammül etmeyeceği bir davranış şekli. İlerleyen günlerde Şenol Hoca'nın onu kulübeye dahil etmesi ve tekrar kendini şarj edecek ortam oluşturmasını göreceğimizi düşünüyorum.

Beşiktaş kulübü yıllardır hasret oldukları şampiyonluk yolunda bu hedeflerinin gerçekleşmesinde derbi maçlarının çok ama çok büyük bir önem taşıdığını özellikle Bilic'in görev aldığı 2 sezonda açıkça görmüştü. İstanbul büyükleri karşısında bırakın puan almayı golü bile çok zor atan rakipleri karşısında çoğunlukla mahkum bir profilde mücadele etmişti. "Büyük yıldızlar, büyük maçları kazanırlar" tezinde hep böyle bir kahramanın eksikliğini hisseden Beşiktaşlılar, geçen sezon Sneijder'in 87.dakikasına kadar golsüz girilen karşılaşmada Fenerbahçe kalecisi Volkan'a 25 metreden 3 dakika arayla gönderdiği 2 füze ile gelen galibiyeti ağzı açık izlemişti. Quaresma tam da bu anlamda ihtiyaç duyulan bir yetenekti. Artık onun önderliğinde büyük maçlar da kazanılacak, Gomez, Gökhan Töre ve iyi bir Sosa ile şampiyonluk son ana kadar kovalanacaktı. İleride Beşiktaş yine bu hedefine belki yürüyecek ama daha ilk haftalardan 'sorunlu yıldız' Quresma'nın yaptıkları kolay geçiştirilebilir ya da "çok fazla büyütmeyelim" polyannacılığıyla hemen sineye çekilecek şeyler değil.

Sonuç olarak kimse Quaresma'nın yeteneklerini sorgulamıyor, test etmiyor. Herkes ondan sadece takıma uyumluluk ve yeteneklerinin sonuca etki edeceği bir futbol kültürü ile hareket etmesini bekliyor. Artık bir yaptırım gerekli ve en güzel yaptırım; Quaresma'nın Porto'dayken Lopetegui'nin yaptığı gibi onu bir süre yedek kulübesine mahkum etmektir. Akıllanıp akıllanmayacağının en iyi sorgulanacağı yer artık orasıdır. Bundan sonraki süreci hep beraber göreceğiz.

14 Ağustos 2015 Cuma

2015 - 2016 Süper Lig Tahminler

2015 - 2016 futbol sezonu başlıyor. Oldukça iddialı transferlerle bu sezon her zamankinden daha farklı ve özel olacak. Özellikle 3 büyükler şampiyonluk yolunda kesenin ağzını açtı ve sağlam yatırım yaptılar. Nani, Podolski, Gomez, Van Persie, Eto'o gibi uluslararası yıldızlar Avrupa'nın dahi dikkatini çekerek büyük yankı uyandırdı. İş artık Avrupa kupalarında gösterilecek başarılara kaldı. Hedef; Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkmak ve çeyrek finale kadar yürümek, UEFA'da ise en az yarı finale kadar uzanmak. Artık bekleyip göreceğiz.

Ben TFF'nin "Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan sezonu" olarak adlandırdığı sezonda futbolcu bazında bir bahis sitesinden aldığım tercihlere göre uzun vadede tahminlerde bulundum. Sizler de tahminlerime eşlik edebilir, kendi görüşlerinizi aşağıdaki yorum kısmında paylaşabilirsiniz. Bakalım sezon sonu en çok kim doğru tahminde bulunmuş, hep beraber göreceğiz :))


TAHMİNLERİM...

(İddaa da, bahiste duygusallık olmaz, hatırlatayım dedim...)

Samuel Eto'o, arkadaşlarından gerekli yardımı sağlar diye düşünerek sezon boyunca 13 golü aşar.

Lukas Podolski, biraz asabi olması sebebiyle bir sezonda 4'ten fazla sarı kart görür.

Lukas Podolski, sürekli 11'de oynarsa bu sezon toplamda rahatlıkla 8'den fazla gol atar.

Felipe Melo, 34 haftalık lig maratonunda 10'dan fazla sarı kart görür.

Wesley Sneijder, bu formuyla toplamda 10 golü geçer.

Robin Van Persie, kalitesi ile (sakatlanmazsa) 16 golden daha fazla gol atar.

Mario Gomez de "Uçan Hollandalı" gibi bir sezonda 16 gol barajını aşar. 20'yi geçerse de şaşırmam.

Mario Gomez aynı zamanda ilk yarı sonunda 8 golü geçecektir.

Ricardo Quaresma, futbolunun akıllanacağını düşünerek toplamda en az 7 gol atacaktır.

Emre Belözoğlu, hırçın futbolu ile toplamda 8'den fazla sarı kart görecektir.

Sizlerin de bu konuda tahminlerini beklerim. Sezon sonu karşılaştırma yapar, en çok doğru tahmin yapana bir hediye veririz...

Tahminler için en son 21 Ağustos 215 tarihine kadar zamanınız var. Tek yapmanız gereken aşağıdaki "Yorum Gönder" kısmına ad, soyad, mail ve tahminlerinizi girmeniz.

Hadi bakalım :)

7 Ağustos 2015 Cuma

The Artist : Andrea Pirlo


Bu fotoğrafın altına ne yazılabilir ki? Ne eklenebilir ki?

Zaten bilenler, tanıyanlar onu çok iyi anlatmış ve özetlemiş... 

Andrea Pirlo...

Yeşil sahaların artisti, başbakanı, en değerli birkaç konsey üyesinden biri...

Futbolu şiir gibi oynayan, futbolun sessiz 'dahi'si...

Günümüz büyük futbolcuların popülerliğinden uzak, basit yaşam tarzı ve medyatik olmaktan kaçan, kendine has oldukça karizmatik bir beyefendi...

Birçok genç, orta yaşlı ve tecrübeli jenerasyonu yani 3-4 nesli birden etkileyen, sıradışı bir futbol bilgesi. O futbolun patronu, saygı konusunda kimsenin tereddüt etmediği örnek bir 'aktör'...

Brescia'da başlayan futbol kariyerinde İnter, Milan, Juventus ve şimdilerde New York City...

İtalya'da birçok efsane jenerasyonun anahtar ismi. 2006 ve sonrasında Serie A'nın marka değerinin iyiden iyiye düşmesine inat ayakta kalan yegane futbolcu. Özellikle Maldini, Nesta, Del Piero vb. sonrası yani son 5 yılın en önemli "Serie A bayrak adamı"...

2005 İstanbul Şampiyonlar Ligi tarihi finalinde 3-0'dan kupayı verdikleri Liverpool maçı sonrası futbolu dahi bırakacak noktaya gelmişken, yıllara inat sürekli olgun futbol, profesyonel bir yaşantı ve eşine az rastlanır türden tüm dünyanın karşısında büyük bir saygı ile eğildiği muhteşem bir futbol kişiliği...

Futbola ofansif ortasaha mevkiisinde yani forvetin hemen arkasında "10 numara" rolünde başlasa da zamanla merkez ortasahada oyunu çift yönlü oynayabilen tam bir oyun kurucuya dönüşü. Ancelotti, onun bir dünya markası olmasında başrolü oynayan bir yol gösterici. Futbolda elde edilebilecek tüm büyük kupaları birer birer kazanan örnek bir şahsiyet...

Evet sözümü tutamadım ve farkında olmadan Pirlo hakkında fazlasıyla yazmışım, özür dilerim. Ama hak ediyor be abi, onun için az bile...

6 Ağustos 2015 Perşembe

2015 - 2016 Premier Lig Şampiyonu Kim Olur?

2015 - 2016 Premier Lig Şampiyonu Kim Olur? sorusunu Ada'nın ünlü isimlerine sormuşlar. O isimler de kendilerince ilk 4 sıra için tahmin yapmışlar. Bir kişi hariç hepsinin şampiyonu belli : Chelsea...

Yeni sezonun başlamasına çok az zaman kala ilginçtir ki, yine hepsinin şampiyonluk yolunda en az şans verdiği takım Van Gaal'li Manchester Unıted. Manchester Unıted'ın özellikle bu sezon hem ligde hem de Avrupa'da eski günlerine geri dönüş sinyali vermesi bekleniyor. Sezona her zamankinden daha iddialı başlayan Arsenal'i ise tahminciler Chelsea'nin en büyük rakibi olarak görmüşler ki gerçekten de haklılar. Wenger, sezon başında Community Shield'ta Chelsea'yi devirip sezona kupa ile başlamıştı.


Manchester City ise geçmiş sezonlarına nazaran daha az transfer yapmasına rağmen yine zirvenin önemli adaylarından. Chelsea ise Mourinho'nun olduğu her yerde baş favori zaten ama bu sezon geçen sezon gibi rahat geçmeyecektir.

İşte Premier Lig efsaneleri Lineker'den Shearer'a, Alan Smith ve Danny Murphy'e kadar Premier Lig sezon sonu tahminleri :

DANNY MURPHY : Liverpool'un unutulmaz futbolcularından

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

ALAN SHEARER : Premier Lig tarihinin en golcü futbolcusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

GARY LİNEKER : Efsane İngiliz futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

MATT HOLLAND : 15 yıl Premier Lig'de oynamış İrlanda'lı futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

ED CHAMBERLİN : Sky Sport yorumcusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JOHN ALDRİDGE : Sadece 2 sezonda Liverpool'da 50 gol atan İrlandalı efsane futbolcu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester Unıted
4. Manchester City

ALAN SMİTH : Unıted aşığı haşarı futbolcu. Kariyeri; Leeeds, Manchester Utd, Newcastle

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JAMİE REDKNAPP : 11 yıl Liverpoll forması giyen İngiliz futbolcu

1. Chelsea
2. Manchester City
3. Arsenal
4. Manchester Unıted

MARTİN KEOWN : Arsenal'in efsane savunma oyuncusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

JAMİE CARRAGHER : Liverpool'un Gerrard ile beraber 2000'li yıllardaki bayraktar topçusu

1. Chelsea
2. Arsenal
3. Manchester City
4. Manchester Unıted

DİETMAR HAMANN : Bayern Münih ve Liverpool'un 'dinamo' ortasahası

1. Arsenal
2. Manchester Unıted
3. Chelsea
4. Manchester City

11 tahminci ismin ardından usülen bu yazıyı paylaşan biri olarak benim de bir sıralama yapmam gerekiyor. İşte nacizane tahminlerim :

1. Arsenal
2. Chelsea
3. Manchester Unıted
4. Manchester City

Yukarıdaki tahmincilere göre bir hayli sürpriz oldu ama adı üstünde tahmin :))

Sizlerin tahminlerini de alalım. aşağıdaki yorumlar kısmına yapabilirsiniz...

29 Temmuz 2015 Çarşamba

2015 - Efsaneler Giderken...

Gerrard'sız bir Liverpool, Casillas'ın olmadığı bir Real Madrid, Xavi'siz bir Barcelona, Schweinsteiger olmadan Bayern Münih (gönderiliş sebebi farklı olsa da), Pirlo'suz bir Serie A...

Drogba ve Lampard'ın Ada'dan uzaklara kaçışı, son 15 yılın en iyi 3 kalecisinden biri olan Petr Cech'in acısını kalbine koyarak 11 sene aradan sonra Chelsea'den gönderilişi ve modern çağın filozofu Klopp'un futboldan kısa zamanlı kopuşu...

Efsaneler birer birer uzaklaşırken aramızdan...

Konduramıyoruz belki de onların bu şekilde gidişlerine. Hep aynı takımda kalsaydılar diyoruz ama 'nankör' futbol ve 'hayırsız' yöneticiler hep onları "30+ yaş sendromu"ndan uzaklara iteliyor. Tıpkı daha önce Raul'un Galacticos'tan koparılması gibi, Del Piero'nun Juventus'tan zamansız ayrılışı gibi... Belki de birkaç yıl sonra sıra Rooney'e gelecek, Ramos'a gelecek, Ribery, Buffon, Terry, İniesta'ya gelecek. Kim bilir? Herkes Giggs, Scholes, Maldini, Puyol, Zanetti gibi şanslı olmuyor maalesef. 

Şüphesiz hepsine üzüldüm ama en çok da, 25 yılını kulübe veren ve küçük bir çocuk gibi ağlaya ağlaya giden Casillas ve 'Serie A' markasının son 7-8 yılda iyice yerlerde süründüğü bir ortamda tek başına mücevher gibi parlayan ve çevresindekilere de bir ışık olan nam-ı diğer 'başbakan' Pirlo'nun ABD'ye gitmesine üzüldüm. 



Dünyanın en büyük derbi organizasyonu olan Real Madrid - Barcelona maçlarında artık iki efsane Casillas ve Xavi olmayacak. Buna alışmak hiçte kolay değil. Schweinsteiger demek Bayern Münih'in kalbi demek. Her ne kadar gitmeyi kendisi istese de Bastian'a Bawyera'nın bağrından verilen güç, bağ, dinamizm halefi olan Vidal tarafından ne derece verilebilecek? Gerrard'ın Liverpool ile olan gönül ilişkisini, takımın en başarısız olduğu dönemlerde dahi gemisini başarılı şekilde çılgın denizlerde batırmadan yürüttüğü o anları asla unutmayacağız. Gerrard'ın her şeyiyle takımın üzerindeki görüntüsünü Henderson üstlenebilecek mi?

Drogba'nın efsane olduğu Chelsea'de ve 2 sezon kaldığı Galatasaray'daki maçları, Türkiye Ligi'ne kattığı marka değeri de hep aklımızın bir köşesinde kalacak. Chelsea gibi bir kulübü dünyanın en prestijli markalarından biri haline getirmede en büyük yardımcılarından olan, ortasaha oynamasına rağmen golcülüğü, efendiliği ve 'adam'lığı ile nam salan Lampard'ın Avrupa'yı terk etmesi de ayrı bir üzüntü, ayrı bir sinir bozucu etken. Ya Cech gibi efsane bir kalecinin henüz 33 yaşında olmasına rağmen her şeyini verdiği Chelsea'den ezeli rakibi Arsenal'e gönderilişine ne demeli? Cech belki hala Londra'da ama mavilerdeki ortamı, ev sahipliğini, arkadaşlık ilişkilerini, en önemlisi de huzuru Wenger'in kırmızı malikanesinde bulabilecek mi?

"Andrea Pirlo demek Serie A demek". Peki şimdi çizmeyi kim temsil edecek? Usta frikikleri, otoriter ruhu, kazanma arzusu, futbolun kitabını yazan kişiliği ile Pirlo'suz bir Serie A çok da takip edilesi görünmüyor. Son yılların en modern futbol düşünürlerinden Jurgen Klopp'un harika Dortmund projesinin de bu kadar erken bitmesi ve Klopp'un kendi deyimiyle futbola biraz ara vermesi de dünyanın dört bir yanındaki hayranlarını bir hayli üzdü. Dortmund'u eski günlerine geri döndüren efsane projesi başarıyla sonuçlandı ve misyon tamamlandıktan sonra kabuğuna çekildi. Futbolun dahi filozofu bir gün daha sağlam geri dönecektir, beklemedeyiz...

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Falcao, Chelsea'de Başarılı Olabilir Mi?

2003'de Roman Abramoviç gibi bir milyarderin Chelsea kulübünü satın alması ile başlayan yolda, Chelsea bugüne kadar milyar dolarlık transfer harcaması yaptı ve şu an dünyanın en prestijli futbol kulüplerinden biri haline geldi. Şüphesiz bu makamına direkt etki eden en büyük temel taş belki de Jose Mourinho. Onun görev aldığı zamanlarda her ne kadar Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayamasalar da Premier Lig'de Manchester Unıted'ın hegomanyasına son verdiler. Arsenal'i her fırsatta geçtiler. Manchester City ise henüz 5-6 yıllık dönemde çıkışa geçti.

Abramoviç ile Chelsea bu süre zarfında o kadar hatalı transferler yaptı ki kulübün zararı astronomik rakamlarda. Özellikle forvet mevkiisinde lüzümsuz sayıda transferler yapıldı. Transfere harcanan para ve o transferden maximum faydalanabilme aralığında genel olarak sınıfta kaldılar. Belki de bir tek Didider Drogba gibi bir Chelsea efsanesi aldığı paranın hakkını verdi, hem de fazlasıyla...


Abramoviç'in geldiği 2003 / 2004 senesinden bu zamana kadar, yani 12 senelik süre baz alındığında transfer edilen forvetleri kendimce mercek altına aldım. İyi bir santrforun 2 maçta 1 gol atmasının bonservis / performans başarı aralığı anlamında yeterli olabileceği kanaatine vardım ve bunu dakikaya vurduğumuzda 180 dakikada bir gol atması gerektiği sonucuna ulaştım.

Drogba'nın yanında kısa süreliğine takımda kalsalar da istatistik bazında çok da kötü oynamayan (fakat taraftarların beklentilerine tam olarak cevap veremeyen) Crespo ve Shevchenko gibi isimler de maalesef arada kaynadılar. Anelka ise bir sezon gol kralı olmasına rağmen görev aldığı süre ile ters orantılı attığı golle benim için sınıfta kaldı. Başta 50 milyon sterline alınan Fernando Torres, Adrian Mutu, Mateja Kezman, Claudio Pizarro, Victor Moses gibi isimler tam anlamıyla yanlış transfer olarak göze çarptılar. Beşiktaş forması giyen Demba Ba ve bu sezon Antalyaspor ile yeni bir maceraya yelken açacak olan Samuel Eto'o ise tam sınırda kaldılar. Belçika'nın son dönemlerde yetiştirdiği en büyük golcü olan Romelu Lukaku ise Jose Mourinho'nun kariyerinde yaptığı en büyük hatalardan biri oldu. Gerek kiralık, gerekse de sonradan bonservisi ile beraber verildiği kulüplerde Lukaku onlarca gol attı ve Portekizli teknik adamı bin pişman etti. Geçtiğimiz sezon takıma katılan Diego Costa ve Loic Remy ise ilk sezonlarında vasatın üzerinde hatta gayet iyi bir performans çizdiler.

Peki geçtiğimiz sezon Manchester Unıted'ta kiralık olarak forma giyen ve bu sezonun başında mavilerle anlaşan Kolombiya'lı Radamel Falcao, Chelsea'de bu sezon nasıl bir performans çizecek? Bekleyip göreceğiz. Bundan 2-3 sene önce Avrupa'nın en kaliteli 3 santrforundan biri olan Falcao, muazzam Porto ve Atletico Madrid kariyerinden sonra Monaco'da başarılı çizgisini nispeten devam ettirdi ama Van Gaal'in Manchester'ında vasat düzeyine bile yaklaşamadı. 17'si ilk 11 olmak üzere toplam 29 maç oynadı ve sadece 4 gol atabildi. Tekrar kariyerinde çıkışa geçmesi gereken Falcao açıkçası şu an bitik vaziyette. Ne morali ne de o eski yırtıcılığından eser yok.

Umarım biz yanılırız da Chelsea, 2012 - 2013 sezonunda A.Madrid'de yan yana oynayan ve toplamda 51 gole imza atan Diego Costa ve Falcao ile gerek Ada'da gerekse de Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olur. Hem o zamanki A.Madrid'de; şimdiki Chelsea'de olduğu gibi kalede Courtois ve savunmada Filipe Luis'de vardı...





















Yukarıdaki listede yer alan 15 futbolcudan 5 tanesinin ülkemizde forma giymesi de ilginç bir istatistik olarak karşımıza çıkıyor...

NOT : Süre alınan dakikalarda 5-10 dakika fark olabilir. O kadar da olsun :)

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Yaşlandıkça Gençleşebilmek...

“Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir.

Yıllar cildi buruşturabilir, ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.

İnsan kendine olan güveni kadar genç,

Kuşkusu kadar yaşlı,

Cesareti kadar genç,

Korkuları kadar yaşlı,

Umudu kadar genç,

Bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.

İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.

Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe, herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,

Halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.”

W.E.Gladstone S.Ullman'ın şiirlerinden... ***

........................

Bu sözler sanki, tenisin yaşayan efsanesi Roger Federer için söylenmiş gibi. 'Yıllanmış şarap' tanımlamasının neredeyse tam karşılığı olan İsviçreli raket, Djokovic'e karşı son kaybettiği Wimbledon finalinden sonra dahi "hala başarıya açım" diyerek tenisi yakın zamanda bırakmaya niyeti olmadığını herkese gösterdi. O hala cesaretli, o hala umutlu, o hala idealist ve o hala genç. Federer an itibariyle 34 yaşında. Peki onu son 10 yılda en çok zorlayan Nadal (29) ve Djokovic (28), Federer gibi misal 33 yaşından sonra hala Wimbledon'da finaller görebilecekler mi ya da hala vücut olarak bu kadar fit olabilecekler mi? Ya da daha bir genelleme yaparsak herhangi bir Grand Slam finali oynayabilecekler mi? Açıkçası buna çok emin değilim...

Asaletin, kalitenin ve rekorların tek adresi Federer, çim kortların tartışmasız en iyisi. 34 yaşında hala Wimbledon finali oynamanın tek bir açıklaması olabilir; o da onun büyük bir lider olması. Daha doğrusu liderliğin onun üzerinde resmedilmesi. Zaten tarihte en çok Grand Slam kazanması (26 final 17 şampiyonluk) da onu diğerlerinden kalın bir çizgiyle ayırmaya yetiyor. Bu alanda onu en çok zorlayacak isim ise kanımca en yakın takipçisi Nadal (14) değil, son yılların terminatörü Novak Djokovic (9) olacak. Sırp tenisçi inanılmaz formda ve karşısına kim gelirse gelsin ezip geçiyor. Kariyerinin tek eksiği Roland Garros'u bir gün mutlaka kazanmasını beklediğim Novak, önümüzdeki 3 yıla daha tek başına damga vurmaya devam edecektir. (An itibariyle son 20 Grand Slam'in 15'inde final oynadı). Fizik gücünü akıl ve yeteneğiyle birleştiren Djokovic'in ardından gelecek genç nesilin de bir hayli kötü olması onun kariyeri boyunca en az 15 Grand Slam şampiyonluğunu göreceğini işaret ediyor. Bu alanda Nadal'ın bitmek bilmeyen sakatlıkları sonrası bir türlü form tutturamaması da Sırp tenisçinin işini bir hayli kolaylaştırıyor. Peki Djokovic'i kim durdurabilir? Murray, Wawrinka ya da sürpriz bir isim mi? Hayır hayır inanın çok zor. Terminatör durmayacaktır...

Tekrar gelelim tenis tarihinin yaşayan efsanesine... Federer, Wimbledon ve Amerika Açık'ı 5'er kez üstüste kazanarak belki de kimselerin kazanamayacağı muazzam bir istatistiğe sahip. Wimbledon'da ise toplamda 10 kez final oynayıp 7 kez mutlu sona ulaştı. (2 Djokovic - 1 Nadal) Bu sene yolu İstanbul'dan da geçti ve gelmişken bir kupa da burada kazandı. 291 ile en fazla Grand Slam maçı kazanan yine o (en yakın aktif tenisçi Djokovic - 200). Federer'e "çim kortların efendisi" derken kendisi gibi bir diğer efsane tenisçi Pete Sampras da Wimbledon'u 7 kez kazanmış fakat aynı başarıyı toprakta gösterememiştir. Sampras kariyeri boyunca 14 Grand Slam kazanmasına rağmen Roland Garros'ta bir kez dahi şampiyon olamamıştır. Federer ise 5 kez final oynamasına rağmen bu alanda sadece 1 kez mutlu sona ulaştı. Kalan 4 finalde de malum toprağın efendisi Nadal'a boyun eğdi... Çimde iyi olan toprakta kötü, toprakta iyi olan (Nadal - Fransa Açık 9) çimde kötü (Nadal - Wimbledon 2) anlayacağınız.

Federer'i gelmiş geçmiş en büyük tenisçi yapan sadece yukarıda anlattıklarım değil, rakipleri ile olan maçlarında onu izleyenlere daima en iyi olanın kazandığına inandırması. Yani Federer, misal Djokovic gibi, hatta bir dönem Nadal gibi rakiplerini korkutarak, baskı altına alarak değil, daima 'iyi' oynayarak yeniyor. Sadece iyi oynamakla kalmıyor tenisin görsel yanına da çok güzel dokundurmalar yapıyor. Sempatikliği, korttaki duruşu, seyircilerle olan iletişimi ile her daim tenis sporunun 2000'li yıllarda yaptığı büyük atağın en büyük patronu...


Onu anlatmak için satırlar yetmez. Tek bildiğim; onun asla yaşlanmadığı, dünyanın neresine giderse gitsin herkes tarafından çok sevildiği ve ondan tek istediğim; gözlerindeki başarıya aç ifadenin asla bitmemesi...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR