Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2016 Salı

Buffon'dan Donnarumma'ya...

2008 yazına gidelim. Juventus ikinci lige düşürülüp tekrar Serie A'ya çıkmış ve ligi 3.sırada bitirmişti. Bu hiçte küçümsenecek bir başarı değildi. Travma, yerini 'eski günlere dönüşün sinyallerine' bırakmıştı. Buffon 30 yaşındaydı ve hala formdaydı. Pek çoklarına göre dünyanın en iyi kalecisiydi. Neuer tehditi henüz dillendirilmemişti. Küme düşmelerine rağmen gemisini terk etmeyen birkaç kişiden birisiydi. Tekrar eskisi gibi Serie A'da başarılar, şampiyonluklar yaşamak istiyordu.

Ada'da ise Manchester City, Arap sermayesinin kulübü satın alması ile beraber, yeniden yapılanma arayışlarında kim var, kim yok transfer ediyordu. Başarısız geçen sezonun ardından; Shay Given, Zabaleta, De Jong, Bellamy, Kompany, Robinho, Jo ve Shaun Wright - Phillips gibi oyunculara 100 milyon sterlinin üzerinde para harcadıktan sonra sıra kaleci transferine gelmişti. 32'lik Given ve 21'lik genç Joe Hart'tan daha sağlam bir eldivene ihtiyaçları vardı. Buffon'u almak istediler. Yıllık 15 milyon euro karşılığı 5 yıllık kontrat önerdiler. Buffon o zamanlar Juventus'tan 5 milyon euro kazanıyordu ve maaşı birden 3 kat artacaktı. City, bonservis için Juventus'un kapısını ise tam tamına 75 milyon euro'dan çalacaktı. Bu inanılmaz teklifi ne Buffon ne de Juventus kabul etmedi. "İkinci lige düştüğümüzde gelen teklifleri kabul etmedim, şimdi neden takımımı yalnız bırakayım" diyen Buffon 16 yıldır Juventus'ta ve artık o takımın vazgeçilmezi, hatta heykeli dikilecek düzeyde ve Serie A tarihinin gördüğü en iyi 3 kaleciden birisi...


Şimdilerde ise Guardiola'nın City'si, kaleci transferi için yine gözünü çizmeye dikti ve bu defa da Buffon'un tek varisi olan bir diğer "Gianluigi", Milan'ın 17,5 yaşındaki lise öğrencisi Donnarumma'yı transfer etmek istiyor. Her ne kadar bu sezon başında kaleye eski Barca'lı Bravo'yu alsa da Pep, uzun yıllar kaleyi sağlam bir isme, yani geleceğin en büyük kalecisi olarak yorumlanan genç Donna'ya emanet etmek istiyor ve Maviler, kasasından 50 milyon euro'yu dahi feda etmeye hazır. Milan ile ilk resmi maçına 25.10.2015'te yani 16,5 yaşında çıkan Donnarumma, o zamandan günümüze tam 45 maça çıktı ve sessiz ve sakin bir şekilde yoluna dolu dizgin devam ediyor. Her fırsatta "çok büyük bir kulüpteyim ve burada emekli olmak istiyorum" dese de, zaman ne gösterir bilinmez. Real Madrid, Barcelona, Ada kulüpleri, Alman 'dev'leri her zaman cazip olacak seçeneklerden biri olacaktır.

Ayrıca Donanrumma'nın kontratı Haziran 2018'de sona erecek. Milan'ın en geç bu sezon sonunda genç kaleci ile kontrat yenilemesi gerekecek. Yoksa??? 'Kaçan balık büyük olur' derler...

15 Ocak 2015 Perşembe

Bol Şans Wilfried Bony...

MANCHESTER CİTY...

2008 yılında Arap Şeyhi Sheikh Monsour bin Zayed Al Nahyan'ın kulübü satın almasıyla Avrupa'nın elit takımları arasına katılan Manchester City, geçen 6 yıllık süreçte 2 kez Premier Lig Şampiyonluğu yaşadı. Bir türlü gelmeyen Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'nun getirdiği başarısızlık bir yana, bu kupada çeyrek final yüzü dahi göremeyerek tam bir hayal kırıklığı yaşadılar. Buna rağmen Ada'da her sezon şampiyonluk yarışının müdavimi oldular ve neredeyse her sezon kulüp sahibinin saçtığı paralarla büyük yıldızları satın aldılar.

Transfer konusunda Almanya'da Bayern Münih modelini örnek alan City, neredeyse her sezon Premier Lig'de sivrilen golcü futbolculara adeta bir servet harcayarak takıma kattı ve çoğundan da büyük zarara uğradı. Satın aldığı futbolculardan hem bir sonraki satış hem de kulübe katkı anlamında istediği verimi alamayan Manchester City'nin Premier Lig'de çok gol atan futbolcuları bir bir kadroya katmasından başka diğer ülkelerdeki yıldız futbolcuları da çoğu zaman transfer ettiğini de eklemeliyiz. Zira kulübün sahibinde bol para olunca neredeyse alamayacağınız futbolcu da olmuyor..


Premier Lig'de şüphesiz 2014'ün en dikkat çekici golcüsü Swansea forması altında 1,5 yılda 35 gol atma başarısı gösteren ve rüştünü fazlasıyla ispatlayan Wilfried Bony ve M.City de bu fırsatı kaçırmayarak potansiyeli yüksek Fildişili santrforu renklerine bağladı.

Devre arasında yapılan transferin takıma yarardan çok zarara uğrattığı düşüncesi, bize öğretilen ve aslında hiçte yanlış olmayan bir futbol klişesidir malum. İşte tam da bu anda tam 28 milyon Sterlin karşılığında 2015'in başında yapılan transferin ilham kaynağı ise tabii ki takımda var olan golcülerin sık sık sakatlığa uğraması. Bu arada City'nin Premier Lig'de çok gol atan futbolcuları bir bir kadroya katmasından başka diğer ülkelerdeki yıldız futbolcuları da çoğu zaman transfer ettiğini de eklemeliyiz. Zira kulübün sahibinde bol para olunca neredeyse alamayacağınız futbolcu da olmuyor. Tabii ki Messi ve Ronaldo hariç :)


Takımın 2008'den 2015'e kadar olan Arap sermayeli döneminde ilk yıllara nazaran son yıllarda daha az transfer yaptığını da net bir şekilde görebiliyoruz. Teknik direktör anlamında ise bu oran daha bir azalıyor. 6 yıllık süreçte sadece 3 teknik adamla çalışan City'nin şüphesiz Avrupa'nın elit takımlarından birisi olmasının en büyük mimarı da Roberto Mancini. Zira Mancini 4 sezon başında kaldığı takıma tam 42 yıl sonra efsane bir sezon sonrası şampiyonluk sevinci yaşattı. Mancini'nin altyapısını kurduğu sistemde Manuel Pellegrini ise daha sağlam adımlar attı ve geldiği ilk sezon takımını şampiyon yaparken bu sezonun devre arasında da Chelsea ile beraber şampiyonluğun en net 2 favorisinden biri konumunda...

İşte Arapların Manchester City'sinin sezon sezon aldığı ve fayda - maliyet analizinde sınıfta kaldığı işte o liste :

2008 - 2009  Jo (Brezilya) CSKA Moskova'dan 18 milyon sterlin
                      Robinho (Brezilya) Real Madrid'den 32,5 milyon sterlin
                      Craig Bellamy (Galler) Westham Unıted'dan 14 milyon sterlin

2009 - 2010  Emmanuel Adebayor (Togo) Arsenal'den 29 milyon euro
                      Roque Santa Cruz (Paraguay) Blackburn Rovers'tan 18 milyon sterlin
                      Carlos Tevez (Arjantin) Manchester Unıted'dan 25,5 milyon sterlin

2010 - 2011  Mario Balotelli (İtalya) İnter'den 28 milyon euro
                      Edin Dzeko (Bosna) Wolfsburg'dan 32,5 milyon euro

2011 - 2012  Sergio Aguero (Arjantin) Atletico Madrid'den 38 milyon sterlin

2012 - 2013  Scott Sinclair (İngiltere) Swansea'den 8 milyon sterlin

2013 - 2014  Stevan Jovetic (Karadağ) Fiorentina'dan 28 milyon sterlin
                      Alvaro Negredo (İspanya) Sevilla'dan 20 milyon sterlin

2014 - 2015  Wilfried Bony (Fildişi Sahili) Swansea'den 28 milyon sterlin

Yukarıda Bony hariç listedeki futbolcuların verimlik yüzdesinde; 100 üzerinden 95'le oynayan Aguero; 80 ile oynayan Dzeko ve yine son 2 yılındaki hayal kırıklığı sebebiyle 80 ile verim sağlayan Tevez haricinde Manchester City'nin, genel olarak golcü transferi anlamda karnesi kırıklarla dolu (50 puanın üzerine çıkan başka bir performans olmadı).

Wilfried Bony'nin CV'sinde bir başka dikkat çeken istatistiği ise; Swansea forması altında 1,5 sezon boyunca M.City'e 3, Liverpool'a 2, M.Unıted ve Arsenal'e de 1'er gol attığı gerçeği. 

  Tam 1 sene önce 01.01.2014'te oynanan Swansea - M.City mücadelesi                      

26 yaşındaki Bony, kendisi gibi bundan 4 sene önce devre arasında takıma gelip harika işler yapan takım arkadaşı Dzeko gibi bakalım Manchester City'de başarılı olabilecek mi? Hep beraber bekleyip göreceğiz...

12 Mart 2012 Pazartesi

Gizli Yetenekliler...

Kimleri transfer etmedik ki Türkiye’ye? Yıllarca Nistelrooy, Shevchenko, Robinho, Ronaldinho, Forlan, Reyes vb… Hiçbirisi gelmedi, gelmek istemedi. Güzel bir hayaldi ama ‘bazen paradan da önemli şeyler var’ cümlesinin ispatı gibiydi yaşananlar…  Bu dünya yıldızlarının ülkemize gelmemesine çok üzüldüğümü söyleyemem ama asıl beni üzen basiretsiz yöneticilerimizin ve büyük kulüplerimizin itibar etmeyerek sadece “desinler” zihniyetiyle açtıkları ‘futbolcu izleme komitesi’nin (scout) kenarda duran yıldız oyunculardan habersiz olmaları…

Küçük misyonlarındaki (kafalarındaki) düşünce;  tribünleri ayağa kaldıracak oyuncular alınacak, tribünler bu sayede dolacak, yönetime kocaman bir  ‘aferin’ denilecek ve herhangi bir başarısızlıkta “daha ne yapalım, yıldız oyuncuları getirdik ya” denilecek ve günü kurtarmak için, tanınmışlığı fazla ve genel olarak da ‘yaşlı’ statüsünde oyuncuların peşlerinde günlerce dolanılacak, menajerleri zengin edilecek…


( Bu yazı, Türkiye'nin en çok okunan spor sitesi www.sporx.com da 13 Mart 2012 tarihi itibariyle HAFTANIN BLOG YAZISI seçilmiştir. http://my.sporx.com/blog/gizli-yeteneklilerSXBLQ13243SXQ?1 ) 


Türkiye’ye aslında son 15 yılda önemli yıldız oyuncular geldi. Hagi, Hoojdonk, Ortega, Anelka, Ricardinho, Guti, Roberto Carlos, Quaresma, Anderson, Carew sadece bazıları… Genel görünüm ise hiç değişmedi. Sadece para için ülkemizi seçen yıldız oyuncular takımlarına istenilen katkıları maalesef veremediler…

Kendi gözlemlerime dayanarak, Türkiye’de keşke 3 büyükler alsaydı yada en azından peşlerinden koşsaydı diyebileceğim birkaç futbolcu var. Bu oyuncular, ülkelerinde yada yurtdışında fazlasıyla gol atmış, tecrübeleri yüksek yada genç yaştayken ‘geleceğin yetenekleri’ arasında gösteriliyor fakat bazen doku ve uyum uyuşmazlığından dolayı kulüplerinde yeteri kadar şans bulamıyorlar ve törpüleniyordu. Alınacak futbolcuların illa dünya yıldızı olmalarına gerek yok. CV’sine bakılıpta oyuncu tercihleri pekala yapılabilir yada denenebilir. Söyleyeceğim oyuncuların CV’lerinde, ‘goal machine’ (gol makinesi) yada ‘patlamaya hazır bomba, fakat patlamayı yapacak takım arıyor’ gibi cümleler de yer alıyordu. Yeri gelmişken hemen örnek vereyim : Gekas… Hemen kendisini belli etti.. Bursa’nın alıp sonra geri gönderdiği Kenny Miller da kaliteli bir kumaş olduğunu herkese göstermişti.

İşte bu tarz seçtiğim, bence ‘yıldız oyuncular’…

Claudio Pizarro (34)…  Uzun uzadıya geçmişini yazacak değilim. Kalitesini Bundesliga çok iyi özetliyor. Bayern Münih’te 6 sezonda attığı 84 gol var ve sırf bu istatistiği için bile alınabilir bir forvet. Bayern deneyiminden sonra kısa süreli Chelsea tecrübesi yaşayan Peru’lu oyuncu kendisine ilk Avrupa yolunu açan Bremen’in yolunu tuttu ve geride kalan 3,5 yılda kulübünde 83 gol gibi inanılmaz bir rakama ulaştı. Pizarro, 2 sezon öncesine kadar Almeida ile beraber oynamıştı.  34 yaşındaki oyuncu, 30’lu yaşlarda pekala Türkiye’nin yolunu tutabilirdi ve ülkemizde de müthiş bitirici tekniğiyle leblebi gibi gol atabilirdi…



Robbie Keane (32)… Premier League’nin en iyi forvetlerinden. Leeds, Tottenham, Liverpool kariyerleri var. Bir dönem kiralık olarak Celtic’de forma giydi. 18 maçta 16 gol attı ve İskoçya’da ‘yılın futbolcusu’ oldu. Tottenham formasıyla 97 gol attı. Bu sezon başı Amerika’ya Los Angeles takımına transfer oldu. Ligler bitince devre arasında Aston Villa ile kiralık olarak anlaştı ve hemen 7 maçta 3 gol attı. Gerekli para ve ilgi verilseydi belki de Türkiye’de de gollerini sıralayacaktı…

Santa Cruz (31)… Bir Bayern çıkışlı oyuncu daha. Forma giymesi gereken yıllarda Pizarro, Makaay, Toni gibi isimlerin ardında genel olarak yedek kalan yıldız oyuncu daha fazla dayanamayarak 2007 de Blackburn’ün yolunu tuttu. Orada gösterdiği (56 maç 23 gol) performansla M.City gibi para babasının dikkatini çekti ve 18 milyon paund gibi astronomik bir bedelle yeni takımına transfer oldu. City ekibinde yeteri kadar şans bulamayıp kendini gösteremeyen Paraguay’lı, bu sezon başı Betis’in yolunu tuttu. Sanırım Türkiye’deki 3 büyüklerin Real Betis’ten daha büyük takımlar olduğunu söylememize bile gerek yok…

Bojinov (26)… Belki biraz sorunlu belki de aradığı ortamı bir türlü bulamayan Bulgar forvet… Otoriteler patlamaya hazır bir yetenek dediler. Fiorentina’da biraz sivrildi ve daha 21 yaşında kendisini M.City’nin formasını giyerken buldu. Orada da tutunamayıp Parma ve son olarak S.Lizbon’da top koşturdu. Hala 26 yaşında olan hızlı ve yetenekli golcü, gerekli patlamayı yapacağı kulübü belki de hala arıyor…



Di Viao (36)… Becerikli ve fırsatçı İtalyan golcü… Onun işi sadece gol atmak. Kısa süreli Lazio ve Parma deneyimlerinden sonra 2002’de Juventus gibi bir 'dev'e transfer olan golcü, 2 sezonda 25 gole imza attı ve sezon sonu Valencia ile anlaştı. Oraya fazla alışamayınca bir dönem kiralık Monaco tecrübesi yaşadı ve sonra tekrar İtalya’ya geri döndü. 3,5 yıldır Bologna’da top koşturan futbolun veteran golcüsü, kulübüyle şu an 64 gol barajına ulaşmış durumda. Kendisini Valencia deneyiminden sonra (2004 yılında) pekala getirebilirdik diye düşünüyorum…

Maxi Lopez (28)… Championship Manager oynayanlar kendisini çok iyi tanır. 2001 yılında River Plate forması giymeye başladıktan sonra kendisini hızlı bir şekilde geliştiren Arjantinli golcü, kısa sürede scoutların dikkatini çekiyor ve bir anda 2004 yılında Katalan ekibi Barcelona ile anlaşıyordu. Tüm otoritelerin çok şey beklediği golcü oyuncu, yeteneklerini gösterecek ortamı burada bulamıyor ve sırasıyla Mallorca, FC Moscow ve Gremio deneyimleri yaşıyordu. Fakat şu bir gerçekti: Yetenekleri tartışılmazdı, sadece yetenekleriyle örtüşecek kulübü bulamıyordu ama Türkiye’dekiler ondan da habersizdi. 2009 da Catania ile anlaşan Tangocu, 2,5 sezonda 26 gol kaydetti. Bu sezonun devre arasında bir büyük dev Milan’da kiralık olarak oynamak üzere anlaştı…

Miccoli (33)… Bir diğer büyük İtalyan golcü… Kilolu olarak bilinen oyuncu kısa mesafede oldukça etkili sprintlere sahip ve büyük maçları çok seven bir futbolcu. O da Di Viao gibi kısa süreli bir Juventus tecrübesi yaşadıktan sonra Fiorentina ve Benfica arası mekik dokudu. Fakat son olarak 2007’de ülkesindeki Palermo’da karar kıldı. Kulübünde 4,5 yılda 66 gol atarak bir hayli başarılı bir performans gösterdi. Sadece İnter’e son 3 yılda 8 gol attı. Benfica macerasından sonra iyi bir rakamla Türkiye sınırlarına girebilirdi…



Cavenaghi (29)… Bir diğer River Plate çıkışlı golcü… İlk Avrupa tecrübesini Spartak Moskova ile yaşayan golcü daha sonra Bordeaux ile anlaştı. Fransız ekibinde 4 sezonda 40 gol kaydetti. Kısa süreli kiralık olarak Mallorca’da top koşturan Arjantinli orada da boş durmadı ve 13 maçta 6 gol atma başarısı gösterdi. Şimdilerde tekrar futbola başladığı River Plate takımına geri dönen golcünün keşke Türkiye’den de yolu geçseydi…

Fred (29)… Brezilya’lı golcü… Lyon ile kendisine Avrupa kapılarını açan futbolcu burada 3,5 yıl top koşturdu ve 39 golle vasatın üstünde bir performans gösterdi. Daha sonra kulübüyle anlaşamayan yıldız oyuncu henüz 26 yaşındayken ülkesinin yolunu tuttu ve Fluminense ile anlaştı. 3 yıldır burada olan Fred, 41 golü buldu bile. Lyon tecrübesi sonrası maksimum 10 milyon Euro bedelle göz koyulabilirdi…

twitter @serdarsozkesen 

9 Şubat 2012 Perşembe

Shaqiri ve Bayern Münih Üzerine...

.. ve Shaqiri Bayern Münih’de…

Galatasaray’ın uzun süre gündeminde yer alan Xherdan Shaqiri, kulübü Basel ile beraber tercihini Alman devinden yana kullanarak 2012-2013 sezonundan itibaren başlayacak olan 4 yıllık kontratla sözleşme imzaladı. Hem de 9 milyon Euro garanti para + 3 milyon Euro özel anlaşma gereği… Tabiki transferin ardında İsviçre’nin teknik direktörlüğünü de yapan ve aynı zamanda Bayern Münih’i 2001 yılında şampiyonlar ligi şampiyonluğuna ulaştıran kurt hoca Ottmar Hitzfeld’in de rolü olduğu biliniyor…


Shaqiri transferinin Bayern’e ne kadar faydalı olup olamayacağını önümüzdeki sezondan itibaren net bir şekilde göreceğiz ama ben bu transferi Bayern’in son yıllarda kadrosuna ‘Gelecek vaadeden bir yıldız’ olarak dahil ettiği ve bir türlü beklenen patlamayı yapamayan transferleriyle sentezlemeye çalışacağım…

Ali Karimi… İran futbolunun 2000’li yıllardan sonra yetiştirdiği belki de en büyük yetenek… Bayern Münih’in efsane oyuncularından Mehmet Scholl artık 35 yaşındaydı ve belki de son sezonunu yaşıyordu. Eskisi gibi koşamıyor ve performansı iyi değildi. Onun gibi forvet arkasından gol pasları verecek ve kreatif özellikleri yüksek bir oyuncu almak için Al Ahli takımından Ali Karimi 2005-2006 sezonunda transfer edildi. Kendisinden beklenen misyonu itibariyle yükü ağırdı… 2 sezonunu geçirdiği Almanya macerasında ise maalesef pek akıllarda kalacak bir futbolcu olamadı ve istatistiklerine de 20’si ilk 11 olmak üzere 38 maç ve sadece 4 gol yazdırabildi. Sonrasında ise Quatar takımına transfer olan oyuncu, şu an futbol yaşantısını ülkesindeki futbola başladığı Persepolis takımında sürdürüyor…


Marcell Jansen… Almanların son yıllarda yetiştirdiği ve direkt A milli takımda da banko oynaması beklenen hem sol bek hem sol açık oynayabilen çok yönlü bir futbolcu. M.Gladbach’taki performansıyla Bayern’in sol kanatına ‘aranan kan’ gözüyle bakılıyordu. 20 yaşında Alman devine 9 milyon Euro bedelle dahil olan Jansen, ilk ve tek sezonunda takımın kadro genişliği olarak dar bir yapıda olmasından da faydalanarak 23’ü ilk 11 olmak üzere 25 kez forma giyerek aslında hiç de kötü bir performans sergilemedi… Ertesi sezon ise Hamburg’a 8 milyon euroya transfer olan genç Alman oyuncu hala bu kulüpte…

Jose Ernesto Sosa… Arjantin’in Estudiantes takımından 2007 yılında 10 milyon Euro karşılığında transfer edilen oyuncu, Mehmet Scholl’ün emekliliği sonrası Ribery ile beraber hücumda yaratıcı oyuncu eksikliğine merhem olması ümidiyle kendisine kadroda yer buldu. Bayern’e geldiğinde henüz 22 yaşındaydı ve ‘Avrupa’da patlama yapması beklenen yıldız’ adaylarından sadece biriydi… Sahadaki duruşuyla hiçbir zaman güven vermeyen ve oldukça da güçsüz görünen fizik yapısıyla hep eleştirilerin odağı oldu ve kısmen yaşadığı sakatlıklar sonrasında da kendisine fazla şans bulamadı. 3 sezon Almanya’da kalan Arjantinli, Bayern formasıyla toplam 40 maça çıktı ve bunların sadece 18’in de ilk 11 de adı okundu ve toplamda 2 gol atarak İtalya’da Napoli’nin yolunu tuttu… Burada da beklenen performansı ( 31 maç / 11 kez ilk 11 / 1 gol ) gösteremeyince bu sezon başı Ukrayna’nın Metalist Kharkiv takımına transfer oldu…

Alexander Baumjohann… Futbola Schalke’de başlayıp M.Gladbach’da yıldızı parladı ve kısa zamanda ‘Bundesliga’da herkesin konuştuğu futbolcuyu transfer eden’ anlayışıyla nam salan Bayern Münih’in de dikkatini çekti ve 2009-2010 sezonunda Bawyera takımına büyük umutlarla geçti… 22 yaşında Almanya’nın ve en büyük kulübünde forma giymek mi onu çok heyecanlandırdı yada yeteneklerini gösterecek zamanı mı bulamadı bilinmez ama sadece 3 maç oynadığı kulüpten hemen devre arasında futbola başladığı Schalke takımına transfer olarak tam anlamıyla ardından ‘fos transfer’ dedirtti…

Tüm bunlar ışığında Shaqiri’nin omuzundaki yük hiç de hafif değil. İlk defa bir majör ligde oynayacak olması onun için bir dezavantaj olarak görünebilir ama daha 20 yaşında ve üstün oyun zekası, çevikliği, hızı ve hırsıyla beraber takımdaki eski günlerini aratan Robben ve Ribery için de ciddi bir tehdit olacak gibi görünüyor. Kaldı ki Bayern'in kapalı savunmalara karşı bazen ne kadar çok zorlandığı düşünüldüğünde takımın onun varlığına ihtiyacı olduğu da net bir şekilde görünüyor... Bundan sonrasında ise İsviçreli oyuncu mutlaka yukarıda örneklerini verdiğim futbolcular gibi olmamak ve unutulmamak adına çok çalışması gerekecek… Ne diyelim artık? Kimbilir belki de seneye ‘Shaqiri senesi’ yaşayabiliriz.

.................................................

https://twitter.com/#!/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR