Mourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Mayıs 2016 Pazartesi
Bir Peri Masalı : Atletico Madrid
2015 - 2016 sezonu La Liga'da,
38 maç 28 galibiyet, 4 beraberlik, 6 mağlubiyet...
28 galibiyetin 10 tanesi (0,36 ort.) 1-0'lık skorla alındı...
Lig sonunda topladığı 91 puan ile şampiyon olan Barcelona toplamda 112 gol (2,95 ort.), 90 puanla 2.sıralara abone olan Real Madrid 110 gol (2,89 ort.) atarken, ligi 88 puanla üçüncü sonlandıran Atletico Madrid sadece ve sadece 63 gol atabildi (1,66 ort.). Zaten Simeone'li Atletico Madrid, bir sezonda en fazla golü şampiyon oldukları 2013 - 2014 sezonunda 77 gol ile atmıştı...
38 maçın 24'ünde gol dahi yemediler. Oblak'ın sezonun en iyi kalecisi seçilmesinin hiçbir şekilde sürpriz olmadığı bu dönemde toplamda yedikleri 18 gol ile (0,47 ort.), 1993 - 1994 sezonunda Deportivo'ya ait olan 18 gollük rekoru da egale ettiler. Şampiyon Barcelona bu dönemde 29 gol (0,76 ort.), ligi ikinci sırada bitiren Real Madrid ise 34 gol (0,89 ort.) yedi.
6 mağlubiyetin tamamı tek farkla alındı, hiçbir zaman 2 farklı kaybetmediler. Mağlubiyetlerin 2 tanesini Barcelona'ya (ikisi de 2-1) karşı alırlarken, diğerleri Villarreal (1-0), Malaga (1-0) ve S.Gijon (2-1) ve Barcelona'nın şampiyon olması neredeyse kesinleşen saatlerde ligden düşen Levante (2-1, son dakikada golü) deplasmanları...
38 maç sonunda yenemediği takımlar; Barcelona ve Villarreal...
Ezeli rekabet halinde olduğu Real Madrid'den 2 maçta 4 puan alırlarken, 90 dakikalık maçlar üzerinden Galacticos ile oynadıkları (Şampiyonlar Ligi finali hariç) son 12 maçta sadece 1 kez boyun eğdiler, 5'ini kazandılar... Barcelona'yı Şampiyonlar Ligi'nde 3 yıl arayla 2 kez çeyrek finalde eleyip, ikisinde de finale kaldılar.
Atletico Madrid, ligde 38 maçın hiçbirinde kalesinde 2'den fazla gol görmezken, 7 karşılaşmada 3 ve bir karşılaşmada 5 gol atarak fazla gösterişe ve showa dönüştürmeden maçlarını kazanma yoluna girdi...
23 maçının skoru, iddaa tabiriyle ALT sonuçlanırken, 15 maçı ÜST oldu.
.....................
Şampiyonlar Ligi'nde;
Diego Simeone'nin bir anlamda çoğu zaman şoför koltuğunda idare ettiği otobüsü, finale gelene kadar oynadıkları 12 karşılaşmada toplam 16 gol attılar (1,33 ort.), filelerinde ise sadece 7 gol gördüler (0,58 ort.) ve 2009 - 2010 sezonunda İnter ile final maçı dahil olmak üzere 13 maçta 9 gol yiyen Mourinho'nun o ünlü otobüsünü dahi geride bıraktılar. Ayrıca A.Madrid, şampiyonlar liginde oynadığı 12 karşılaşmanın 8'inde (0,67) kalelerini gole kapatmayı başararak erişilmesi zor bir rekora imza attı...
Şampiyonlar Ligi'nde final yolculuğuna kadar 12 maç, 6 takım demek ve Atletico Madrid'e 3 takım gol atabildi. Benfica (3), Barcelona ve Bayern Münih (2'şer kez)...
Toplamda 6 içsaha maçında sadece Benfica'dan gol yedi ve bu aynı zamanda Atletico'nun Şampiyonlar Ligi'nde bu sezon aldığı ilk ve tek yenilgisi oldu (1-2)...
Normal sürelerde gol atamadığı tek takım gruplar sonrası ikinci turda eşleştiği PSV Eindhoven. İki maçta 0-0 sona ermiş ve penaltılarla tur atlayan Madrid temsilcisi olmuştu...
Dünyanın 3 futbol 'dev'inden ikisi olan Barcelona ve Bayern Münih'i eleyip finale çıkmak için şanstan öte bir deneyime ve taktik anlayışa sahip olmanız gerekiyor. Tam da burada önemli bir parantez açmak lazım, zira A.Madrid her sene takımda sivrilen minimum 2-3 futbolcunun satışına rağmen Simeone'nin bitmek bilmeyen enerjisi ve heyecanı ile takıma kattığı o özel formüle edilmiş 'ruh'un bu peri masalında çok büyük bir rolü var...
Genel olarak...
Evet artık futbolda savunma yapmak da bir sanat olarak görünebilir. Yunanistan'ın Euro 2004'teki şampiyonluğu, Mourinho'nun Chelsea'sinin park halindeki otobüsü ile kazandığı onlarca kupa elbette ilk akla gelenler arasında. Aynı zamanda her tez, antitezini doğurur. Sonuçta nasıl ki bir zamanlar tiki - takalar ortalığı kasıp kavururken, bir süre sonra onu alt edecek formüller üzerinde defalarca kafa patlatan zihniyetlerin futbolda başarı için değişik taktik şekilleri üzerinde yoğunlaşacağı da muhakkaktı. Kuşkusuz şu an dünyanın en saygın teknik direktörü olan Diego Simeone'nin bu noktada elindeki malzemenin haddini bilerek harmanlaştırdığı savunma ağırlıklı taktiği ile son 3 yılda 2 Şampiyonlar Ligi Finali ve 'dev' bütçeleri ile Barcelona ve Real Madrid'in hegomanyasındaki La Liga'da son 4 sezonda bir kez şampiyonluk, üç kez de üçüncülük yakalamasını sıradan bir şeymiş gibi göstermeye kimsenin hakkı yok. En başta da kendimin. Her ne kadar hücum futbolunu ve göze hoş gelen estetik ve pozisyon ağırlıklı takımları ve taktikleri sevsem de Mourinho'nun öncülük ettiği savunma futbolu stratejisi ve Simeone'nin üzerine yeni güncellemeler yaparak takımına kattığı hava, parolası 'sabır' olan oyun anlayışı, futbolculara her maç aynı konsantrasyonla kendinden büyük 'dev'lere karşı algılattığı "asla kolay lokma olmayan" tavrı ile en büyük övgüyü tüm kamuoyundan almaları gerekiyor...
Bugün belki, henüz daha PSV Eindhoven ile oynanan ikinci tur rövanş karşılaşmasında, Vicente Calderon'da 58.dakikada önce Locadia'nın topu direkte patlamasa, ardından De Jong'un boş kale yerine Filipe Luis'in kafasına topu çarptırmasa belki de bu peri masalı başlamadan bitecekti. Ya da Bayern Münih yarı final rövanş karşılaşmasında 35.dakikada Müller o penaltı vuruşunda maç boyu mükemmel oynayan Oblak'ı avlayabilse, tabeladaki 2-0'dan sonra 'Cholo' lakaplı Simeone'nin işi hiçte kolay olmayacak ve bu özverili futbollarının final ile taçlandırılması belki de mümkün olmayacaktı...
Son 11 yılda 8 yarı final oynayan Barcelona, son 7 yılda 6 kez yarı final oynayan Bayern Münih ve son 6 yılın tamamında yarı final oynayan Real Madrid'in okey masasına artık dördüncü geldi diyebiliriz. Elindeki malzemeyi değerleme, işleme ve parlatma yeteneği en üst seviyede olan 'duvar örme ustası' Simeone ve Atletico Madrid okey masasında bakalım daha hangi özel maceraları ile unutulmaz maçlara imza atacaklar?
Teknik direktörlük deneyiminde ilk Avrupa serüvenine 2011 - 2012 sezonunun devre arasında Catania ile çıkan Simeone, Atletico Madrid ile olan başarısını büyük ölçüde Catania'daki tecrübesine bağlıyor. "Catania, gerçek bir öğrenme eğrisi oldu ve zorluklarla baş edebilme ve cesaretini tamamen oradan alıp, Atletico'ya uyarladım" derken de Çizme'de yaşadıklarının, şimdiki başarılarının anahtarı olduğunu belirtiyor. Kim bilir belki bir gün futbolculuk dönemlerini yaşadığı Lazio veya İnter'in başına da geçebilir...
...........................................
Şampiyonlar Ligi finalini bekleyemeden bu yazıyı yazdım. İlginçtir; Guardiola'yı Şampiyonlar Ligi'nde eleyen her takım o sezon şampiyon olmuş. 2010'da yarı finalde Barca'yı eleyen İnter, Mourinho ile kupaya uzandı. 2012'de yine yarı finalde Guardiola'nın Barca'sını bu defa Di Matteo'nun Chelsea'si dize getirip kupayı müzesine götürdü. 2014'te Real Madrid ve 2015'te Barcelona ise Pep'in Bayern Münih'ini yarı finalde geçip en büyük kupaya sahip olmuşlardı. 2016'da ise bu defa Simeone'nin Atletico'su "yarı final özürlü" Guardiola'yı mat edip finalde Galacticos'un rakibi oldu. Tarih tekerrürleri sever. Sizce?
27 Ocak 2015 Salı
Onlar da Futbolcuydu...
Mourinho'nun açık sözlü ve hazır cevap kimliğinin en güzel örneklerinden biri olan ve kendisi gibi geçmişinde profesyonel futbolcu olarak görev yapmayan, orjinali Arrigo Sacchi'ye ait olan tarihe geçen o unutulmaz sözünü de hatırlamak lazım :
"Teknik direktör olmak için önce futbolcu olmak gerektiğini söylüyorlar. Peki jokey olmak için de önce at mı olmak gerekiyor?" (Gayet mantıklı bir söylem)
***
Şu an ki dönemde aktif olarak teknik direktörlük görevlerini devam ettiren bazı hocaların futbolculuk dönemlerine gidelim istedim. Onları bir de bu yönleriyle görüp değerlendirelim. Yani teknolojinin bu kadar hayatın ve futbolun içinde yer almadığı, çimlerin bu kadar kaliteli, tribünlerin bu kadar konforlu olmadığı, kah siyah - beyaz kah renkli o günleri hatırlamak ve o zamanın futbolcularının hangi zor şartlardan zirveye geldiklerini de iyi analiz etmek lazım.
Şüphesiz dönemin en iyi kariyere sahip olan teknik adamı Pep Guardiola ve onun hem futbolculuk döneminde hem de teknik adamlık boyutunda Barcelona ile yakaladığı başarılar inanılmaz seviyelerde. Yine İtalyan kurt teknik adam Fabio Capello da son 20 yılın en başarılı hocalarından sadece biri. Milan, Chelsea, PSG derken Real Madrid ile de saygı duyulacak kariyere sahip olan bir diğer İtalyan Carlo Ancelotti de diğer misafirlerimizden olacak.
Mourinho'nun hocası taktik dehası Van Gaal ve ele avuca sığmaz Alman Bernd Schuster de bu satırlarda konuğumuz olacak. "Kim daha iyi?" sorusunda Pele'nin baş muhatabı olan Maradona'yı da tabii ki unutmayacağız. Schuster ile Maradona'yı aynı fotoğrafta görünce ise "vay be" diyeceksiniz. Yeni yükselen isimler Montella, Koeman ve Simeone'yi de tabii ki ekleyeceğiz. Bir dönem yolu ülkemizden de geçen Mancini ve Souness'ın aynı karede görünce eminim ki duygulanacaksınız...
O zaman lafı fazla uzatmadan nostalji turumuza başlayalım. Şimdiden iyi seyirler...
![]() |
Klinsmann (Bayern Münih) & Guardiola (Barcelona) |
![]() |
Bernd Schuster (Barcelona) |
![]() |
Klinsmann (Almanya) |
![]() |
Carlo Ancelotti (Roma) |
![]() |
Laudrup (Barcelona) |
![]() |
Beckenbauer 1972 |
![]() |
Dunga (Brezilya) |
![]() |
Ronald Koeman |
![]() |
Louis Van Gaal (Sparta Rotterdam) |
![]() |
Maradona (Boca Juniors) |
![]() |
Stoichkov & Mourinho (Barcelona) |
![]() |
Torres & Simeone (A.Madrid) |
![]() |
Montella & Totti (Roma) |
![]() |
Mancini - Vialli - Souness (Sampdoria) |
![]() |
Maradona & Schuster |
![]() |
Dino Zoff & Fabio Capello |
Etiketler:
Ancelotti,
Capello,
Dünyanın en iyi teknik direktörü kim,
Galeri,
Guardiola,
Koeman,
Mourinho,
Nostaljik Futbol,
Simeone,
Ünlü teknik direktörler,
Van Gaal
7 Mayıs 2014 Çarşamba
The end : Liverpool
Bazen bir fotoğraf karesi herşeyi anlatır...
Fazla söze gerek kalmaz...
Kelimeler kifayetsiz kalır...
Tüm dünyada büyük bir taraftar kitlesine sahip olan Liverpool'un şampiyonluğa en fazla yaklaştığı ve sonuna kadar hakettiği sezonda bu hedefine ulaşamaması herkesi üzdü, hatta ağlattı bile...
Suarez ve Sturridge'in kariyer sezonlarının Premier Lig Şampiyonluğu tacı ile taçlandırılamamasından, takımın 100 gol barajına gelmesine kadar tüm emeklerin neticesi ise lig ikinciliği oldu. Mourinho'nun otobüsü onlara pahalıya mal oldu, şampiyonluk treni tam da işte o maçta kaçtı.
Herkes onların şampiyon olmasını istiyordu, olmadı. Belki önümüzdeki sezon daha bir üstüne koyarak giderler. Yeter ki bu arzulu, istekli ve tüm dünyayı etkileyen coşkulu futbolları devam etsin. Herşeye rağmen teşekkürler Liverpool, teşekkürler Brendan Rodgers...
Mevcut düzende tek kazanımları ise Gerrard ve askerlerinin 4 sezon sonra tekrar Şampiyonlar Ligi'nde yer alması olacak...
.... ve son olarak YOU'LL NEVER WALK ALONE...
twitter.com/serdarsozkesen
7 Mart 2014 Cuma
Varane - Chelsea ve 2014 Dünya Kupası...
Teknik adamların kulüp değiştirdiklerinde, bir önceki takımından futbolcu aldıklarını / istediklerini biliyoruz. Geçmiş dönemde Carvalho'yu Ada'dan Madrid'e getiren, İnter'in başındayken ise Lampard'ı çok isteyip de alamayan Mourinho şimdilerde Madrid döneminde son senesinde sıklıkla şans verdiği 21 yaşındaki Fransız savunmacı Raphael Varane üzerinde yoğunlaşmış durumda...
Gerek John Terry'nin yaşlanması, gerek de David Luiz'in geleceğinin belirsiz olması ile savunmanın göbeğinde kısa vadede büyük sorunlar yaşayacağını bilen deneyimli çalıştırıcı gözünü geleceğin en iyi savunmacısı dediği Fransız oyuncuya dikti. Mourinho'nun artık genç ve daha iddialı bir kadroyla yoluna devam edeceğini biliyoruz. Eto'o transferi malum, sadece forvet almak için yapılan bir transferdi. Halihazırda Schürrle, Oscar, Hazard, Salah, Willian, Matic gibi önümüzdeki 5-6 seneye damga vuracak potansiyeli elinde bulunduran Jose, Varane hamlesiyle de şüphesiz savunmayı garanti altına almayı düşünüyor.
Özellikle 2014 Dünya Kupası'nda daha fazla kendisini izleyeceğimiz ve biraz da rüştünü ispatlama olarak algılayacağımız büyük bir sınavdan geçecek Varane'nin sanırım kariyeri için en önemli tarihler, geçen sezon İspanya Kupası yarı finalinde El Clasico'lardaki performansı olsa gerek. Hatırlanacağı gibi iki maçta da birer gol atan Fransız yetenek, takımının finale uzanmasında büyük rol oynamıştı. Şimdi ise Haziran ayında düzenlenecek Dünya Kupası'ndaki performansı onun geleceğine ışık tutacak. Mourinho ise bu transferi Dünya Kupası'ndan önce gerçekleştirmek istiyor. Eğer Dünya Kupası'nda yıldızı daha bir parlarsa onu alması için her zamankinden daha fazla bir miktarı (şu an ki piyasa değeri 20-25 milyon euro) gözden çıkarması gerekecek.
Galacticos, onu satar mı bilemeyiz. Mantık kuralları içinde satmaması gerekir. Lakin, onlar için de savunma tandeminde fazla bir alternatif yok. Pepe ve Ramos'un sakat ya da cezalı olduğu dönemde elinde sadece Arbeloa kalacak olan Madrid'in bu transfere onay vermesi halinde kesinlikle kendisinin de bu bölgeye transfer yapması şart olacak. Bu transfer için Mourinho'nun elini güçlendirecek tek ayrıntı ise Ancelotti'nin Varane'nin yeteneklerine tam olarak güvenmemesi ve ona çok az şans vermesi olarak görünüyor.
Rafael Varane demişken onun da içinde bulunduğu 1990 - 1993 doğumlu altın jenerasyonu için ilk kez katılacakları 2014 Dünya Kupası muazzam bir deneyim olacak. Neymar, Oscar, Isco, Icardi, Koke, Hazard, İnsigne, Lucas, Schürrle, Henderson, Pogba, Wilshere, Lamela, Götze, Destro, İlkay gibi futbolcuların en enerjik oldukları bu dönemde gösterecekleri performanslar tüm dünyanın ilgisini ve dikkatini çekecek düzeyde olacak.
twitter.com/serdarsozkesen
Gerek John Terry'nin yaşlanması, gerek de David Luiz'in geleceğinin belirsiz olması ile savunmanın göbeğinde kısa vadede büyük sorunlar yaşayacağını bilen deneyimli çalıştırıcı gözünü geleceğin en iyi savunmacısı dediği Fransız oyuncuya dikti. Mourinho'nun artık genç ve daha iddialı bir kadroyla yoluna devam edeceğini biliyoruz. Eto'o transferi malum, sadece forvet almak için yapılan bir transferdi. Halihazırda Schürrle, Oscar, Hazard, Salah, Willian, Matic gibi önümüzdeki 5-6 seneye damga vuracak potansiyeli elinde bulunduran Jose, Varane hamlesiyle de şüphesiz savunmayı garanti altına almayı düşünüyor.
Özellikle 2014 Dünya Kupası'nda daha fazla kendisini izleyeceğimiz ve biraz da rüştünü ispatlama olarak algılayacağımız büyük bir sınavdan geçecek Varane'nin sanırım kariyeri için en önemli tarihler, geçen sezon İspanya Kupası yarı finalinde El Clasico'lardaki performansı olsa gerek. Hatırlanacağı gibi iki maçta da birer gol atan Fransız yetenek, takımının finale uzanmasında büyük rol oynamıştı. Şimdi ise Haziran ayında düzenlenecek Dünya Kupası'ndaki performansı onun geleceğine ışık tutacak. Mourinho ise bu transferi Dünya Kupası'ndan önce gerçekleştirmek istiyor. Eğer Dünya Kupası'nda yıldızı daha bir parlarsa onu alması için her zamankinden daha fazla bir miktarı (şu an ki piyasa değeri 20-25 milyon euro) gözden çıkarması gerekecek.
Galacticos, onu satar mı bilemeyiz. Mantık kuralları içinde satmaması gerekir. Lakin, onlar için de savunma tandeminde fazla bir alternatif yok. Pepe ve Ramos'un sakat ya da cezalı olduğu dönemde elinde sadece Arbeloa kalacak olan Madrid'in bu transfere onay vermesi halinde kesinlikle kendisinin de bu bölgeye transfer yapması şart olacak. Bu transfer için Mourinho'nun elini güçlendirecek tek ayrıntı ise Ancelotti'nin Varane'nin yeteneklerine tam olarak güvenmemesi ve ona çok az şans vermesi olarak görünüyor.
Rafael Varane demişken onun da içinde bulunduğu 1990 - 1993 doğumlu altın jenerasyonu için ilk kez katılacakları 2014 Dünya Kupası muazzam bir deneyim olacak. Neymar, Oscar, Isco, Icardi, Koke, Hazard, İnsigne, Lucas, Schürrle, Henderson, Pogba, Wilshere, Lamela, Götze, Destro, İlkay gibi futbolcuların en enerjik oldukları bu dönemde gösterecekleri performanslar tüm dünyanın ilgisini ve dikkatini çekecek düzeyde olacak.
twitter.com/serdarsozkesen
6 Temmuz 2013 Cumartesi
Huzurlarınızda 'Yeni Ronaldo' Bruma...
Portekizlilerin en son yeteneği. Sanırım bayrağı Cristiano Ronaldo'dan devralacak son bayraktar. Sporting Lizbon'un Dünya Futbolu'na sunmuş olduğu sayısız yıldızdan sadece biri Bruma... En son kendisini ülkemizdeki U20 Dünya Futbol Şampiyonası'nda tanıma fırsatımız oldu. Çabukluğu, bilek hareketleri, hızı ve yeteneği abisi Cristiano Ronaldo'nun neredeyse aynısı. Tek farkı sanırım ten rengi :)
Daha önce Pepe, Danny Alves, Hugo Viana, Quaresma, Veleso, Ronaldo, Nani, Moutinho gibi isimleri genç denecek yaşta büyük takımlara satarak kasasını dolduran Sporting Lizbon akademisinin 2013 yılında dünya futboluna armağan ettiği son yıldız futbolcu Armindo Tué Na Bangna Bruma... Adı şimdilik herkesin dilinde ama esas patlamayı Lizbon sınırlarının dışına çıkacağı an yapacağını herkes biliyor.
Ekim ayında henüz 19 yaşını dolduracak bu yıldız adayı futbolcuyu en başta vatandaşı Jose Mourinho'nun da çok istediğini biliyoruz. Bir diğer "para devi" Manchester City'de onun için fırsat kollayanlar arasında. Lizbon ekibinin fiyat artırma yöntemine başvurarak oyuncusunu en yüksek fiyattan elinden çıkaracağına kimsenin şüphesi yok. En geç Temmuz sonuna kadar Bruma'nın yeni takımını öğrenmiş oluruz.
Futbolun yeni yüzlere ihtiyacı var ve Bruma, Ronaldo abisi gibi muazzam yeteneklere ve çok yönlü bir futbol anlayışına sahip. Hem forvet hem de orta sahada kanatlarda oynayabilen futbolcunun en az 10 seneye damga vuracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ayrıca Bruma, henüz 18 yaşını bitirmemiş bir futbolcu olarak son derece güçlü bir fiziğe sahip. Bu özelliğiyle dahi yaşıtlarına nazaran kendisini birkaç adım önde görmemize sebep oluyor...
Aşağıdaki videoyu izleyin ve Bruma ile Ronaldo arasında benzerlikler varmı, bir görün bakalım. Bu arada videoda 2.10 dk. dan itibaren Gil Vicente maçında henüz ilk dakikada attığı gole bayıldım, bilmem sizler ne düşünürsünüz?
twitter/serdarsozkesen
Daha önce Pepe, Danny Alves, Hugo Viana, Quaresma, Veleso, Ronaldo, Nani, Moutinho gibi isimleri genç denecek yaşta büyük takımlara satarak kasasını dolduran Sporting Lizbon akademisinin 2013 yılında dünya futboluna armağan ettiği son yıldız futbolcu Armindo Tué Na Bangna Bruma... Adı şimdilik herkesin dilinde ama esas patlamayı Lizbon sınırlarının dışına çıkacağı an yapacağını herkes biliyor.
Ekim ayında henüz 19 yaşını dolduracak bu yıldız adayı futbolcuyu en başta vatandaşı Jose Mourinho'nun da çok istediğini biliyoruz. Bir diğer "para devi" Manchester City'de onun için fırsat kollayanlar arasında. Lizbon ekibinin fiyat artırma yöntemine başvurarak oyuncusunu en yüksek fiyattan elinden çıkaracağına kimsenin şüphesi yok. En geç Temmuz sonuna kadar Bruma'nın yeni takımını öğrenmiş oluruz.
Futbolun yeni yüzlere ihtiyacı var ve Bruma, Ronaldo abisi gibi muazzam yeteneklere ve çok yönlü bir futbol anlayışına sahip. Hem forvet hem de orta sahada kanatlarda oynayabilen futbolcunun en az 10 seneye damga vuracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ayrıca Bruma, henüz 18 yaşını bitirmemiş bir futbolcu olarak son derece güçlü bir fiziğe sahip. Bu özelliğiyle dahi yaşıtlarına nazaran kendisini birkaç adım önde görmemize sebep oluyor...
Aşağıdaki videoyu izleyin ve Bruma ile Ronaldo arasında benzerlikler varmı, bir görün bakalım. Bu arada videoda 2.10 dk. dan itibaren Gil Vicente maçında henüz ilk dakikada attığı gole bayıldım, bilmem sizler ne düşünürsünüz?
twitter/serdarsozkesen
25 Mart 2013 Pazartesi
Futbolun Mizahi Yönü - 4
"Futbol, asla sadece futbol demek değildir" prensibiyle yola çıkalı 1,5 yıldan fazla zaman geçmiş...
twitter.com/serdarsozkesen
Amacım; futbolun maalesef çoğu zaman ön plana çıkardığı kavga, polemik, düşmanlık, kin ve nefret gibi duygularını kenara ittirip insanlara futbol sayesinde tebessüm ettiren, farklı konulara dikkat çektirip futbolu sadece skor için değil herşeyiyle sevmek ve sevdirmek için paylaşımlarıma devam ediyorum...
Futbolun Mizahi Yönü başlığı adı altında yaklaşık olarak 1,5 aydır devam ettirdiğim serinin dördüncüsü ile tekrar buradayım. Daha önceki 3 bölümümüzü kaçıranlar için :
Şimdiden iyi seyirler dilerim :))
![]() |
Son 2 sezonda Mesut'un tek başına Xavi + İniesta'dan daha fazla asist yapması... |
![]() |
![]() |
Ünlü futbolcuların çocukluk halleri... |
![]() |
Barcelona'nın hücumu ve savunması arasındaki bariz fark... |
![]() |
Real Madrid için geride olduğu maçlarda 4 dakika yetiyor, baksanıza :)) |
![]() |
Zlatan ve 'lanetli' kariyeri :) |
19 Mart 2013 Salı
Geçmişini Arayanlar : Kaka ve Torres...
Her yıldız futbolcunun inişli çıkışlı zamanları olmuştur. Önemli olan futbolcu için, bu iniş çıkış zamanlarındaki sayısal farklara bağlı performans düşüklüğünün çok fazla olmaması. Zira bu fark fazla olduğunda çok dikkat çekmekte ve futbolcunun popülerliği, değeri gibi unsurlar da beraberinde bir hayli azalmakta.
Bu girişteki tanıma sanırım en iyi şekilde, son yıllarda Kaka ve Torres 'cuk' diye oturuyor...
Kaka'nın Milan'da geçirdiği muhteşem 6 sezonun ardından İspanyol devi Real Madrid forması altında geçirdiği 3,5 sezonluk vasat performansı sonucunda kulüpten satılışı bile gündeme gelmişti...
Milan'daki muazzam futbolu ve golleri ile o zamanlar dünyanın en iyi 3 futbolcusundan biri olarak kabul edilen Brezilya'lı hücum oyuncusu, Galacticos'a gittiği ilk yıldan itibaren İtalya günlerini aratacak bir performans sergileyerek çoğu zaman Mourinho'nun ilk 11 oyuncusu olarak düşünmediği ve yedek kulübesine mahkum ettiği bir futbolcu olarak hafızalardaki yerini aldı...
Torres ise A.Madrid forması ile fazlasıyla dikkat çeken performansı sonrası Ada yolunu tutup Liverpool taraftarı önünde sergilediği 3,5 sezondaki süper istatistiklerinin ardından bir diğer İngiliz büyüğü Chelsea ile geçirdiği 2 sezonda geçmiş performansının yarısına dahi ulaşamayarak tam anlamıyla hayal kırıklığı yarattı...
Torres, her ne kadar bu sezon 7 farklı kupada da gol atmayı başaran tek futbolcu ünvanını da alsa genel anlamdaki kötü performansıyla (attığı gol sayısıyla) ne Chelsea taraftarını memnun edebildi ne de tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği oyuncular listesinde kendine yer bulabildi...
twitter.com/serdarsozkesen
14 Mayıs 2012 Pazartesi
İSTİSNAİ FUTBOL...
2011-2012 sezonu için en genel yorumun başına “Fazlasıyla
İstisnai bir Futbol Sezonu” koyabiliriz. Türk Futbolu için 3 Temmuz’la başlayan karanlık süreç, tüm gerilimi ile
nihayete erdi ve üzerimizden büyük bir yük kalktı. Sezon başında dahi saçma
sapan bir uygulama olduğunu tüm kamuoyunun söz birliği edercesine vurguladığı
SÜPER FİNAL de ‘İstisnai Sezon’un en gereksiz meyvesiydi…
Hatasıyla, doğrusuyla, olaylarıyla, gerilimleriyle, futbolun
siyasetle olan ilişkileriyle bir sezonu daha bitirirken, istisnai sezon
benzetmemi tüm Avrupa Futbolu için birkaç gözlemimle örneklendirmek istiyorum :
- Galatasaray, hem normal sezonunu hem de başından sonuna kadar nahoş görüntülere sahne olan SÜPER FİNAL denen uygulamayı lider bitirip ŞAMPİYON oldu. Bu noktada her futbolseverin önce Galatasaray’ı, sonra da son haftaya kadar yarıştan kopmayan Fenerbahçe’yi tebrik etmesi gerektiğini düşünüyorum…
- Süper Final, ülkemiz için bir sürprizdi ve istemediğimiz bir şekilde sonlanırken, UEFA Avrupa Ligi’ne gidecek son takımı belirlemesi gereken Süper Final 4.sü ile Avrupa Ligi 5.si arasında oynanması gereken play off maçı da oynanamadı. Malumunuz Bursaspor Türkiye Kupası finalisti olduğu için direkt UEFA biletini aldı ve ‘Süper Final Avrupa Ligi’ni de 5.sırada tamamlayınca Beşiktaş da play off oynamadan UEFA vizesini almış oldu…
- 1974’te kurulan Montpellier takımı, Rene Girard yönetiminde sezona çok iyi başladılar ve çizgilerini hiç bozmadılar, takım oyununu sahaya en iyi şekilde yansıttılar, Lyon – Marsilya – PSG- Lille gibi kendilerinden güçlü kadrolar karşısında hiç korkmadılar… Sözkonusu 4 Fransız Dev’iyle oynadığı 8 karşılaşmadan 16 puan çıkardılar ve ‘şampiyonluk büyük maçlarda alınan puanlarla belli olur' sözünün karşılığını layıkıyla yerine getirdiler. Ve şimdilerde son haftasına girilen ligde en yakın rakibi PSG’nin 3 puan üzerindeler ve son maçta ligden düşmesi kesinleşen Auxerre deplasmanında alacakları 1 puanla tarihlerinde İLK DEFA ŞAMPİYONLUK sevinci yaşayacaklar.
- Hafızam beni yanıltmıyorsa Avrupa’nın en büyük 5 liginde son 15 yılda namağlup bir tek Arsenal'i hatırlıyorum 2004 yılında. ‘Uzay takımı’ olarak lanse edilen Barcelona dahi bu sezon 3 kez mağlubiyet yaşadı. Şampiyon takımlardan Real Madrid 2 kez, Dortmund 3 kez, M.City 5 kez, şampiyon olması beklenen Montpellier ise toplamda 6 kez sahadan puansız ayrılmıştı… Evet bir namağlup şampiyon var : JUVENTUS… 38 haftalık zorlu lig maratonunda 23 galibiyet ve 15 beraberlik alarak Milan’ın 4 puan önünde şampiyon olan Juventus takımı ayrı bir tebriği hak ediyor. Ayrıca 38 maçta yedikleri sadece 20 gol de (maç başı 0,52) bu büyük başarılarını taçlandırıyor…
- Barcelona hegomanyası sonunda BİTTİ… Hem La Liga’yı hem de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmasına ve en azından finallerinde görmeye alıştığımız ve hala DÜNYANIN EN İYİ TAKIMI olarak lanse edilen Katalanlar için iyi bir sezon olmadı. Lig şampiyonluğunu ezeli rakibi Real Madrid'e kaptıran Barca, Şampiyonlar Ligi’nde de yarı finalde Chelsea karşısında elenmekten kurtulamadı… Tek teselli ise Messi’nin bir sezonda atılan en çok gole ulaşması (69) oldu…
- DORTMUND EFSANESİ… Klopp bu başarının baş mimarı. Göreve geldiği 2008 tarihinden itibaren Dortmund’un sadece ‘adının’ kaldığı bir ortamda adeta ‘uyuyan dev’i ayağa kaldırdı. En büyük rakibi Bayern Münih’i son 2 sezonda toplam 5 maçta da mağlup etti. 2 defa üst üste Bundesliga şampiyonluğu yaşadı ve son olarak Almanya Kupası’nda Bayern’e 5 attı…
- Arda ve A.Madrid. Müthiş ikili… Avrupa’daki gururlarımızdan Arda Turan’ın sezon başında transfer olduğu A.Madrid ile ilk yılında UEFA Kupası’nı kazanması da hem kendisi için hem de bizler için büyük bir mutluluk oldu. Kuşkusuz bu büyük başarı da dünyanın en iyi 3 golcüsünden biri olduğuna inandığım Falcao’nun da büyük bir rolü vardı…
- ve Sarı Denizaltılar KÜME DÜŞTÜ!!! Nilmar, Rossi, Cani, Senna gibi yıldızların olduğu Villarreal kendi kaderini kendi çizdi ve son haftada sahasında ağırladığı A.Madrid’e kaybedince ikinci lige düştü. Daha geçen sezon UEFA Yarı Finali, 3 sezon önce de Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali oynayan takımın bu noktaya gelmesi futbolseverler için büyük bir ‘şok’ oldu. Şüphesiz bu hazin vedayı sonuna kadar hakettiler. İşin daha da garip tarafı, ‘B’ takımlarının mücadele ettiği ikinci ligden de düştüler. Kural gereği bir takımın hem ‘A’ hem de ‘B’ takımı aynı ligde oynayamadığı için ‘B’ takımları da 3.lige düşmüş oldu…
- Sezona Frank de Boer ile kötü bir başlangıç yapan ve 13.haftaya gelindiğinde lider Alkmaar’ın 14 puan gerisinde kalınca hiçbir otorite Ajax'ın şampiyon olacağına ihtimal vermiyordu. 14.haftadan lig bitimine kadar oynadığı 21 maçın 18 tanesini kazanıp sadece 2 tanesini kaybeden Ajax, küçük çaplı bir mucizeye imza attı ve bu süreçte PSV’ye 7, Alkmaar’a 11, Twente’ye de 16 puan fark atarak üst üste 2.şampiyonluğunu yaşadı…
- Almanya’da Köln KÜME DÜŞTÜ!!! Podolski’nin takımı da kendi sonunu kendi hazırlayanlardan… Sezon başından sonuna kadar düşme potasının içinden bir türlü kurtulamayan Köln, ligde oynadığı son 9 maçtan sadece 2 puan çıkartınca 4 sezon aradan sonra tekrar Bundesliga II’nin yolunu tuttu…
- PARAYLA SAADET sonunda oldu… M.City, büyük dış güçler ile sonunda muradına erdi. Arap sermayesi ile büyük yıldızları büyük paralara tranfer eden Mancini’nin M.City’si tarihe geçecek bir final ile tam 44 yıl sonra şampiyonluk sevinci yaşadı. 90+2 ve 90+4’te buldukları 2 golle QPR takımını 3-2 mağlup eden Mavi – Beyazlılar MANU – Chelsea – Arsenal hegomanyasına SON vererek şampiyon oldu…
- ve MOURİNHO… Dünyanın bence en iyi teknik direktörü… 4 farklı ülkede lig şampiyonluğu… Porto – Chelsea – İnter ve şimdi de Real Madrid… Sadece bu istatistik bile onun değerini kat be kat artırıyor. Kaldı ki bu takımlardan ikisi ile de ( İnter - Porto) Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Onu tartışmaya bile gerek yok…
- BAYERN MÜNİH’den söz etmezsek olmaz. Klasik bir kupa takımı… Katıldığı her turnuvada sonuna kadar giden ve en kötü çeyrek final oynama başarısı gösteren, disiplin ve başarının ÖN ADI… Son 11 sezonda Avrupa’da 1 şampiyonluk, 2 Final, 1 Yarı Final ve 3 Çeyrek Final… “Daha ne olsun” sözünün ‘cuk’ diye oturduğu takım ve yukarıda yazdığım 2 finalin biri de bu sezon şampiyonluğa dönüşebilir. 19 Mayıs’ta kendi mabetlerinde Chelsea ile Avrupa’nın en büyüğü olmak için karşılaşacaklar…
- Bayern demişken Chelsea de mutlak konuşulmalı. Villas Boas ile yaşanan acı tecrübe sonrası göreve getirilen Di Matteo ve Şampiyonlar Ligi’nde finale uzanan fantastik yolculuk... Ligi şampiyon M.City’nin tam 25 puan gerisinde 6.sırada tamamlayınca önümüzdeki sezon için tek umutları Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu oldu. Bir diğer Premier Lig takımı olan Tottenham ligi 4.sırada bitirdi ve normal olarak Ş.Ligi vizesini aldı. Fakat İngiltere’den 4 takımın bu bileti almaya hakkı olacağı için eğer Chelsea, Şampiyonlar Ligi’ni kazanırsa kendisi direkt turnuvaya katılım hakkı elde edeceği için Tottenham, Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyecek. O yüzden 19 Mayıs gecesi tüm Tottenham’cılar Bayern’li :)
- YEŞİL SAHALARDAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI... Son 15 yılın en iyi 4-5 santrforundan biri olduğunu düşündüğüm Hollanda'lı efsane oyuncu Ruud van Nistelrooy'da futbolu bıraktığını açıkladı. En son Malaga forması giyen büyük golcü hem Manchester Unıted hem de Real Madrid formaları ile gol kralı olmuştu...
- ve Raul Gonzalez… Nistelrooy gibi son 15 yılın en büyük efsanelerinden en akıllara gelinesi olanlarından (ne cümleydi ya :D)… Real Madrid ile yaşadığı 16 sezon sonunda Schalke’ye giden efsane oyuncunun bu sezon sonu biten sözleşmesinin ardından Katar’ın El Sadd takımına transfer olacağı açıklandı. Onun gibi bir dünya yıldızına bir futbolsever ve Raul hayranı olarak da kariyerine yakışmadığını da eklemeliyim…
Bendeki İSTİSNALAR ve ÖNE ÇIKANLAR bunlardı. Sizlerin de eklemek istedikleri varsa yorumlarınızı beklerim...
Bundan tam 6 ay önce kaleme aldığım yazıya da dikkat çekmek istiyorum. O zamanlardan Montpellier - Juventus - Dortmund - Papiss Cisse - Mourinho - Barcelona - M.City gibi konuşulacak önemli maddeleri o zamandan görüp yazmıştım...
http://www.serdarilefutbol.blogspot.com/2011/12/avrupadan-futbol-manzaralar-01122011.html
Bundan tam 6 ay önce kaleme aldığım yazıya da dikkat çekmek istiyorum. O zamanlardan Montpellier - Juventus - Dortmund - Papiss Cisse - Mourinho - Barcelona - M.City gibi konuşulacak önemli maddeleri o zamandan görüp yazmıştım...
http://www.serdarilefutbol.blogspot.com/2011/12/avrupadan-futbol-manzaralar-01122011.html
twitter @serdarsozkesen
9 Aralık 2011 Cuma
EL CLASİCO (10.12.2011)
El Classico'da Real Madrid, Bernabeu'da son galibiyetini 2007-2008 sezonunda Schuster ile Riijkard'lı Barcelona karşısında 4-1'lik skorla almıştı. O zamanki gollerin üçünü şu anda takımda olmayan Raul - Robben ve Nistelrooy atmıştı...
Sonrasındaki 3 sezonda ise Guardiola'yı takımın başına getiren Barcelona, 2008-2009'da 6-2'lik sansasyonel galibiyet ve 2009-2010'da da rakibini 2-0'la yenerek gövde gösterisi yapmıştı... Geçen sezon ise takımın başına gelen Mourinho ile Bernabeu'da oynanan maç karşılıklı penaltı golleri sonucunda 1-1'lik skorla sonuçlanmıştı...
TAHMİNİM :
Malum Türkiye'de bu maça TEK MAÇ oynanabiliyor... Benim tahminim, bu maçı Barcelona'nın kaybetmeyeceği yönünde... Sanırım Real Madrid'in bu sezon, Barcelona'dan daha iyi bir form grafiği yakaladığını belirtmeme gerek yok ama kadrosundaki futbolcuların kreatif özelliklerinin Real Madrid'e oranla daha iyi olduğuna inandığım Barcelona'nın Xavi - İniesta - Messi ile beraber oynarlarsa Pedro - Fabregas - Villa ile beraber Real Madrid savunmasını oldukça zorlayacağını ve gol yada goller bulacağını düşünüyorum...
Real Madrid kazanırsa, tüm dünyanın ortak görüşü olarak şampiyonluğu taaa şimdiden % 80 oranında garantileyecek ( Daha 23 hafta var )... Ben bu maçı tekli kuponumda 02 çifte şans olarak değerlendireceğim... Ayrıca direkt Barcelona galibiyetini de güzel orandan alternatiflerime alacağım... İki takımın da goller bulacağını düşünüyorum... Mourinho ve takımının kazanma azmi kadar Barcelona'lı futbolcuların da aradaki 6 puanlık farkı azaltmak için yada korumak için verecekleri mücadelenin üst seviyelerde olacağını düşünüyorum... Skor tahminim ise 1-2...
Sonrasındaki 3 sezonda ise Guardiola'yı takımın başına getiren Barcelona, 2008-2009'da 6-2'lik sansasyonel galibiyet ve 2009-2010'da da rakibini 2-0'la yenerek gövde gösterisi yapmıştı... Geçen sezon ise takımın başına gelen Mourinho ile Bernabeu'da oynanan maç karşılıklı penaltı golleri sonucunda 1-1'lik skorla sonuçlanmıştı...
TAHMİNİM :
Malum Türkiye'de bu maça TEK MAÇ oynanabiliyor... Benim tahminim, bu maçı Barcelona'nın kaybetmeyeceği yönünde... Sanırım Real Madrid'in bu sezon, Barcelona'dan daha iyi bir form grafiği yakaladığını belirtmeme gerek yok ama kadrosundaki futbolcuların kreatif özelliklerinin Real Madrid'e oranla daha iyi olduğuna inandığım Barcelona'nın Xavi - İniesta - Messi ile beraber oynarlarsa Pedro - Fabregas - Villa ile beraber Real Madrid savunmasını oldukça zorlayacağını ve gol yada goller bulacağını düşünüyorum...
Real Madrid kazanırsa, tüm dünyanın ortak görüşü olarak şampiyonluğu taaa şimdiden % 80 oranında garantileyecek ( Daha 23 hafta var )... Ben bu maçı tekli kuponumda 02 çifte şans olarak değerlendireceğim... Ayrıca direkt Barcelona galibiyetini de güzel orandan alternatiflerime alacağım... İki takımın da goller bulacağını düşünüyorum... Mourinho ve takımının kazanma azmi kadar Barcelona'lı futbolcuların da aradaki 6 puanlık farkı azaltmak için yada korumak için verecekleri mücadelenin üst seviyelerde olacağını düşünüyorum... Skor tahminim ise 1-2...
1 Aralık 2011 Perşembe
Avrupa'dan Futbol Manzaraları - 01.12.2011
01.12.2011 itibariyle kendi objektifimden Avrupa Futbolu ile ilgili gözlemlerim :
SAKAT BİR YILDIZ : SCHWEİNSTEİGER
2 Kasım’daki Napoli maçında sakatlanan yıldız ortasaha oyuncusunun yokluğunda Bayern Münih; ligde Augsburg’u zorla 2-1 yenerken, Dortmund ve Mainz’a ise yenildi ve ligde bir anda kendisine 3.sırada yer bulabildi. Barcelona için Xavi ne anlam ifade ediyorsa Bayern içinde Bastian aynı durumda. Takımını hem defansif hem de ofansif anlamda çok iyi yöneten oyuncunun sakatlığı ilk yarının sonuna kadar sürecek. Bu süreçte Bayern yine zorlanmaya devam edecek. Zaten üstüste gelen puan kayıplarıyla beraber liderliği de Dortmund’a kaptırdılar…
- - MANCHESTER CİTY… ACABA?
2000’li yılların başında Abramovich, Chelsea kulübünü İngiltere’de ve Avrupa’da şampiyonluk için satın almıştı. İlk yıllarda sekteye uğrayan bu hedeflerinde Ranieri ile başarılı olamayınca Porto ile harika işler yapan Mourinho’yu başa getirmişler ve 2005 ve 2006 da üstüste 2 yıl İngiltere’de şampiyonluk sevinci yaşamıştı. Sonuçta Chelsea, artık tüm dünyanın tanıdığı büyük kulüpler sınıfına geçmiş ve Avrupa’da da şampiyonluk yaşayamasa da son 7 yılda 1 final, 3 yarı final bir de çeyrek final görerek üst düzey bir performans göstermişti. Aynı yoldan ilerleyen bir diğer İngiliz M.City ise Arap sermayesi ile 3 yıldır birşeyler yapmaya çalışıyor ve en ciddi atılımı geçen sezon ligi ilk 4’te tamamlayarak şampiyonlar ligi bileti almasıyla yaptı. İlk şampiyonlar ligi deneyiminde ise maalesef sınıfı geçemedi. Napoli ve Bayern ile aynı gruba düşen City, son maçlar öncesinde rakibi Napoli’nin hatasını bekleyecek. Premier Lig’de ise fırtına gibi esen Mancini’nin öğrencileri 13 haftası geride kalan ligde namağlup ve sadece 2 beraberlikle en yakın rakibi MANU’nun 5 puan önünde. Fakat bu başarı ve konsantrasyon yüksekliği bakalım sezon sonuna kadar devam edecek mi? Benim öngörüm, usta teknik adam Mancini’nin elindeki bu kadroyla – ki bence tüm zamanların en iyi M.City takımı – son ana kadar MANU ile beraber yarışın içinde olacağıdır…
ÇERİBAŞININ DİBE VURUŞU
“Çeribaşı” nı herkes bilir. Lucescu’dan bahsedelim biraz. Takımı Shaktar Donetsk’i tüm Avrupa’ya tanıtan, 2009 da UEFA Kupası’nı müzesine götürerek büyük ün yapan Lucescu… Bu sezon şansını şampiyonlar liginde deneyen Ukrayna takımı; Apoel, Porto ve Zenit ile aynı gruba düşmüştü. 5 haftası geride kalan ligde sadece 2 beraberlik alarak büyük bir hayal kırıklığı yaratan Luce’nin takımı bununla da kalmayıp grubu son sırada bitirmeyi garantiledi ve UEFA’ya bile gidemeden evine dönmüş olacak. Bu son, şüphesiz deneyimli teknik adamın CV’sinde çok kötü bir görüntü olarak kalacak…
BİR DÜŞ HİKAYESİ : MONTPELLİER
Fransa’nın sıradan takımlarındandır Montpellier. Rene Girard yönetimindeki takım, geçen sezon ligi 14. sırada bitirirken düşme potasının sadece 3 puan üstündeydi. Bu sezonda ise sanki takıma sihirli bir değnek dedi. Bu sezon lige de süper bir başlangıç tapan mütevazi takım, son 6 maçta 5 galibiyet bir beraberlik alarak çıtayı iyice yukarılara çekti ve son haftalarda düşüşe geçen PSG’den liderliği de puan farkıyla (3) aldı. Kuşkusuz bu olağanüstü performanslarının altında takımın hücum ayağındaki Olivier Giroud’un müthiş performansı yatıyor. Yıldız golcü bu sezon ligde 14 maçta attığı 11 golle de gol krallığında zirvede. Ayrıca Fransa Ligi’nin genel gol sorununun tersine takımın ligde oynadığı 15 maçın 10 tanesi ÜST skorlarla sonuçlandı. Bakalım Montpellier takımının geçen sezonunun tam aksine yaşadığı düş hikayesi daha ne kadar sürecek bilmem ama takımın ciddi ciddi Avrupa Kupalarına katılma hedefi var. Kaldıki Lyon, Marsilya, Bordeaux gibi takımların da formsuz olduklarını düşünürsek neden olmasın demek lazım…
İSİMSİZ KAHRAMAN : CİSSE
Bu arada Bayern’in Bundesliga’da ses getiren futbolcuları her sezon yüksek bonservis bedeli ile satın aldığını herkes biliyor. Geçmişte, Neuer, Ballack, Ze Roberto, Lucio, Gomez, van Buyten, Luiz Gustavo, Klose transferlerini hatırlarız. Şimdi de geçen sezondan beri Bundesliga’da üst düzey işler yapan Freiburg’lu Papiss Cisse (Senegal) için nabız yoklayan Alman devinin transferi en geç devre arasında gerçekleştireceği konuşuluyor. Cisse, Bundesliga’da bir sezonda en çok gol atan (22) Afrikalı futbolcu konumunda…
ÇARESİZLİK : VİLLAS BOAS
Hocası Mourinho’yu takip ediyor Villas Boas. Portekizli teknik adam ilk Portekiz dışı deneyiminde Chelsea gibi zor bir kulübün başına gelmiş ve kendisinden de beklentiler bir hayli fazlaydı. Genç teknik direktör, şu ana kadar gelinen noktada ise fazlasıyla başarısız durumda. Ligde 13 maçta aldığı 4 mağlubiyet belki çok önemsenmeyebilir – ki Mourinho hiçbir zaman bir sezonda bile bu kadar fazla yenilgi almadı – ama yenilgilerin Stamford Bridge ayağındaki Arsenal (3-5) ve Liverpool (1-2) ile gerçekleşmiş olması da bir o kadar başarısızlıktı. Ezeli rakipleri MANU karşısında da 0 çeken Chelsea, Carling Cup’ta da yine sahasında Liverpool’a teslim olmuş, şampiyonlar liginde ise bir üst tura çıkmak için son maçta sahasında Valencia karşısında mutlak kazanmak zorunda. Neresinden bakarsanız bakın Boas ve Chelsea sınıfta kalmıştır ve kritik Valencia maçını kaybeder ve Premier Lig’de Aralık ayında oynayacakları M.City, Tottenham ve Newcastle karşılaşmalarından kötü sonuçlarla ayrılırsa Abramovich’in ivedilikle Boas için bir karar vermesi gerekecek. Tahminim devre arasında Boas ayrılacaktır…
KARİZMA, BAŞARI… JOSE MOURİNHO
Geçen sezon La Liga’ya ısınan Portekizli teknik adam, bu sezon geçen sezonun üstüne çok şey kattı ve Barcelona’nın da kısa aralıklarla yaşadığı form düşüklüğünden faydalanıp rakibinin 6 puan üstünde liderliği ele geçirdi. 13 haftada sadece 3. ve 4. haftalarda 3 günde kaybedilen 5 puan ve kalan 11 galibiyetin 9’u son 9 maçta. Bir dozer makinesi gibi önüne geleni ezip geçen bir takım. Makinenin en önemli parçası Ronaldo… Diğer parçalar da bir o kadar etkili. Higuain, Benzema, Mesut ve diğerleri… Bu sezon Galacticos’u yenmek çok zor olacak. İçeride dışarıda rakip tanımayan ve rakiplerine beş defa 4, iki kere 6 ve bir kere de 7 gol atan Mourinho’nun istatistikleri alt üst eden takımı için kamuoyu ve otoriteler şampiyonluğu bu sezon Barcelona’dan alacağı yönünde görüş belirtiyorlar. Tanıdığımız Jose de sonuna kadar şampiyonluk için herşeyi yapacaktır. 2 hafta sonraki El Classico maçı da bir o kadar önemli bir kıstas olacak bu hedef için. O maçta maçı daha çok kazanması gereken takım Barca olacak ve o maçı izlemekte büyük keyif olacak…
APOEL MUCİZESİ
Rum temsilcisi Apoel tarihinde ilk defa şampiyonlar ligi arenasında boy gösteriyor. Grubunda, bu zor lig için oldukça deneyimli Porto, Shaktar ve Zenit takımlarının içerisinde tek hedefleri grup 3. olup UEFA Avrupa Ligi’ne kalmaktı. Maçların seyri öyle geliştiki, Apoel takımı bir anda rakiplerinin formsuzluğu ve konsantre kayıplarıyla beraber ilginç bir manzara aldı. Sahasındaki 2 maçı da kazanıp, deplasmandaki 3 maçta da dirençli bir savunma ve başarılı bir takım futbolu örneği gösteren Rum takımı, son maçlar öncesinde gruptan çıkmayı dahi garantiledi. Lucescu gibi Avrupa deneyimi yüksek bir teknik adamın takımı olan Shaktar’a Ukrayna’da yenilmeyen, Porto gibi bu kupayı daha önce müzesine götürmüş ve kadro olarak kendisinden açık ara önde olan takım karşısında 2 maçta 4 puan alan Apoel’de hiçbir futbolcuyu belki de hiçbirimiz tanımıyor. Benim kadrolarını incelediğimde tek tanıdığım isim ise bir zamanlar müptelası olduğum CM (Championship Manager) oyununda da favori kalecilerimden biri olan Yunan kaleci Dionisis Chiotis’ti. Yunan kaleci gerçekten de bir zamanların gelecek vadeden kalecilerinden biriydi ve kariyerinin sonlarında Apoel’e transfer olmuştu…
MUHTEŞEM GERİ DÖNÜŞ : DORTMUND
Jurgen Kloppe, çok başarılı bir teknik adam. Gençliği, futbol görüşü ve mantalitesi çok çok iyi. Takımı Dortmund’u geçen sezon şampiyon yaparken bunu sonuna kadar haketmişti. Geçen sezondan takımın beyni Nuri Şahin’i kaybeden Kloppe, şüphesiz alt yapıdan çıkardığı Mario Götze’ye çok güveniyordu. Sezona istediği gibi başlayamayan ve en büyük rakibi Bayern Münih’in de tam tersine olağanüstü başlamasıyla beraber şampiyonluk için kendilerine pek şans tanınmıyordu. İlk 6 haftalık süreçte 3 mağlubiyet alan Dortmund, bundan sonra gaza çok iyi basıp 8 maçın 7 tanesini kazanınca herşey tersine döndü ve Bayern’in de dikkatsizliğinden ve form düşüklüğünden faydalanıp zirveyi ele geçirdi. Bu başarılarını takımın golcüsü Barrios’un zamansız sakatlanması da etkilemedi. Zira Barrios, bu sezon ligde sadece 1 kez ilk 11 çıkarken golü dahi yoktu. Halbuki geçen sezon ligdeki gol sayısı 16 idi. Bu sezon ise takımın hücum gücündeki en önemli isim Barrios’un yokluğunda ligde 9 gol atan Polonya’lı Lewandowski. Ayrıca geleceğin starı 19’luk Götze de attığı 5 golle takım için önemli bir katkı yaptı. Tanıdığım Kloppe, şampiyonluğu Bayern ile son haftaya kadar kovalar ve şampiyon olmaması için de hiçbir sebep yok…
BEKLENİLMEYEN PERFORMANS : JUVENTUS
Yıllardır Serie A’da istediği başarıları gösteremeyen Juventus için bu sezon harika geçiyor. Ligde geride kalan 12 haftada alınan 7 galibiyet ve hiç yenilgi yüzü görmemeleri de savunmada ve hücumda ne kadar dengeli olduklarının birer göstergesi. Son Napoli deplasmanında dahi ilk yarıyı 2-0 geride kapamalarına rağmen oyun disiplininden kopmadan maçı 3-3 ile bitirmeleri müthiş bir azim ve geri dönüş gösterisiydi. Şahsen Juventus’un bu göz alıcı performansından oldukça etkilenmiş durumdayım. İnter ve Lazio gibi zor deplasmanlardan 3 puanla dönen ve Milan’ı da sahasında yenen Juve, şampiyonluğun da 1 numaralı adayı. Takımın bu yüksek form ritmine ulaşmasındaki en büyük gerçeklerden biri de takımın bu sezon sadece ligde mücadele etmesi. Milan ve İnter gibi Avrupa Kupalarında mücadele etmiyorlar ve bu onlar için çok büyük bir avantaj teşkil ediyor. Ama bu yüksek form düzeylerinin de hep böyle devam etmeyeceği de bir o kadar aşikar. Milan, Lazio ve hatta Udınese’nin de her daim zirve yolunda rakiplerini yalnız bırakmayacaklarını düşünüyorum…
PEP’İN ÖĞRENCİLERİ YOKSA MAÇ MI SEÇİYOR ?
Barcelona, hala dünyanın en iyi takımı konumunda belki ama bu sezon istikrarı bir türlü yakalayamadılar. Milan gibi bir devi İtalya’da hem de 3 gol atarak yeniyorlar, takibinde Getafe gibi bir deplasmanda gol dahi atamayıp kaybediyorlar. Bu sezon üstüste 3 galibiyetten fazla bir seri yakalamayarak en büyük rakibi Real Madrid’in puan olarak da gerisinde kaldılar. Özellikle deplasmanlarda skor olarak beklentilerin altında alan Katalan ekibinde acaba futbolcular maç mı seçiyor diyesi geliyor insanların. Nou Camp’ta gol atamadıkları Sevilla maçı haricinde rakiplerine 3’ten aşağı atmayan ve 3 defa da 5-0 gibi şov skorları elde eden yıldızlar topluluğu takımın, zorluk derecesi çok fazla olmayan deplasmanlarda ise oldukça zorlandığını belirtmeliyiz. İşte burada Guardiola’nın da yetersizliği kanaatimce devreye giriyor. Takımını Mourinho kadar yönetemediğini de eklemeliyim. Ayrıca David Villa’nın da ligde attığı 5 golle de hayal kırıklığı yarattığını da söylemeliyiz. Sonuçta Barcelona’nın bir an önce Pep yönetiminde işin ciddiyetine varıp üstüste maç kazanıp iyi bir seri yakalaması şart. Aksi halde olası bir El Classico mağlubiyetinden sonra fark iyice açılabilir ve geri dönüş de bir hayli zorlaşır…
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GİBİ TAKIM
Geçenlerde Arsenal lig maçında sahasında Fulham ile karşılaşmış ve maç 1-1 tamamlanmıştı. Arsenal’in 90 dakika boyunca forma giyen 14 oyuncusunun tamamının farklı ülkelerden olduğu gerçeği ise oldukça fazla dikkat çekti. Tam 14 futbolcu ve herbiri farklı ülkeden. Bu gerçekten de rekor oldu sanırım. Almanya, Polonya, Fas, Brezilya, İngiliz, Rus, Fildişi Sahili, Hollanda, Kamerun, İsviçre, Belçika, Galler, İspanya ve Fransa’dan birer futbolcu oynatan Arsene Wenger’i tebrik ediyorum. Ayrıca ayrı bir tebrik de takımın ligin başındaki olumsuz tablodan sıyrılıp ligde son 6 maçın 5’ini kazanıp Chelsea’nin sadece 2 puan gerisine kadar gelmesine…
Türkiye Spor Toto Süper Ligi için analizlerim ise önümüzdeki hafta yine burada olacak...
Twitter adresim : https://twitter.com/#!/serdarsozkesen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR
-
Aşağı yukarı 22-23 yıldır futbolu yakından takip ederim ve sürekli içindeyim. Bazı anlar vardır yıllar geçse de asla unutulmaz. Nesilden nes...
-
Yeri geldiğinde küçük çaplı takımınıza büyük başarılar sığdırıp kariyerimize unutulmaz şampiyonluklar kazandıran takımınızın kilit oyuncular...
-
Aralık 2019’da ortaya çıkan ve etkisi yavaş yavaş tüm dünyaya yayılan koronavirüs salgını, binlerce insanın canına mâl olurken, NBA ...
-
Tüm dünya genelinde futbol ve basketboldan sonra en fazla izlenen, en fazla sponsoru olan, reklam ve pazarlama alanında çok önemli rakamla...
-
"O Şampiyonlar Ligi kupasını istiyorum. Bu son senem. Ronaldo ve arkadaşları kağıt üstünde bizden daha iyi olabilir ama bu sene her ş...