UCL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UCL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Aralık 2017 Perşembe
Tarihi Başarı : Beşiktaş Namağlup Lider!
Şampiyonlar Ligi gibi dünyanın kulüpler düzeyindeki en büyük futbol turnuvası olan bir platformda, grupta 6 maç sonunda namağlup lider çıkacaksınız. Bu bir Türk takımı için fazlasıyla lüks bir durum. Bu da yetmiyormuş gibi bir de; grupta en çok puan toplayan Türk takımı (14), grubu lider tamamlayan ilk Türk takımı, grupta en çok gol atan Türk takımı (11), grupta en çok galibiyet alan Türk takımı (4) gibi apoletleri de beraberinde alarak herkesin imrendiği bir takım olacaksınız.
Şenol Güneş, Beşiktaş'a geldiği ilk günden bu yana takıma oynattığı karakterli futbol, ruh ve motivasyonla bu başarının baş mimarı oldu. Vardar ve Ostersunds gibi takımlara elenen F.Bahçe ve G.Saray'ın ülke puanına katkı sunamadığı bir ortamda tek başına direndi Avrupa'nın süper güçlerine. Kadro kalitesi ve derinliği ile bu başarıyı sonuna kadar hak eden Beşiktaş bugün; Cenk Tosun, Quaresma, Babel, Negredo, Medel, Pepe, Adriano, Lens, Gökhan Gönül gibi kariyerleri yüksek profilli futbolcularının yanı sıra Talisca, Tosic, Fabri, Oğuzhan, Tolgay ve Atiba gibi her an hazır ve fit oyuncu grubu ile adını son 16'ya yazdırmayı başardı. Bu da yetmezmiş gibi, ligimizin ikincisinin katılacağı iki ön eleme sayısını bire indirmenin kapısını sonuna kadar açtı.
Messi, Ronaldo, James, Hazard, Kane, Pogba, Buffon, De Bruyne, Coutinho, Neymar gibi dünya yıldızlarının olduğu bir fotoğraf karesinde Quaresma'lı Beşiktaş'ta var artık ve bundan sonra bu tarz karelerin içerisinde daha sıklıkla göreceğimiz bir Beşiktaş'ın geleceğini düşünüyorum. Beşiktaş, Şenol Güneş ile beraber son 3 yılda katettiği yolla bir 'Şampiyonlar Ligi takımı' olduğunu dosta düşmana net bir şekilde gösterdi ve sistemi, oyuncu havuzu, yönetimi ve teknik ekibi ile uzun yıllar Şampiyonlar Ligi'nin müdavimi olacağının işaretlerini sonuna kadar verdi. Avrupa'da kulüpler sıralamasında sezona 43.sırada başlayan Beşiktaş, grup maçları sonunda 22.sıraya kadar yükseldi.
Türk takımlarının yıllardır kabusu olan deplasman fobisi karşısında, grupta oynadığı 3 dış saha maçını da alnının akı ile kazanarak tarihe geçen Beşiktaş, sıradaki rakibini beklerken, şunu net bir şekilde Avrupa'ya gösterdi : Savulun, Türkler geliyor!
Keşke... Şenol Güneş, İstanbul'a daha önce, misal 10 sene evvel gelebilseydi, Türk takımlarının Avrupa'daki sesi daha gür çıkardı ve bugün daha farklı şeyler konuşurduk...
21 Mayıs 2017 Pazar
Buffon or Zidane?
Del Piero mu, Raul mu?
Montero mu, Hierro mu?
Trezeguet mi, Morientes mi?
Nedved mi, Figo mu?
Davids mi? Makelele mi?
Zambrotta mı, Salgado mu?
Tacchinardi mi, Guti mi?
Pessotto mu, Roberto Carlos mu?
Thuram mı, Helguera mı?
Camoranesi mi, McManaman mı?
Marcello Lippi mi, Vicente del Bosque mi?
...
..
Son olarak; Buffon mu, Casillas mı? diyeceğim ama Buffon 39 yaşında hala kalede.
O yüzden soruyu şöyle sormak lazım :
Buffon mu, Zidane mı?
Montero mu, Hierro mu?
Trezeguet mi, Morientes mi?
Nedved mi, Figo mu?
Davids mi? Makelele mi?
Zambrotta mı, Salgado mu?
Tacchinardi mi, Guti mi?
Pessotto mu, Roberto Carlos mu?
Thuram mı, Helguera mı?
Camoranesi mi, McManaman mı?
Marcello Lippi mi, Vicente del Bosque mi?
...
..
Son olarak; Buffon mu, Casillas mı? diyeceğim ama Buffon 39 yaşında hala kalede.
O yüzden soruyu şöyle sormak lazım :
Buffon mu, Zidane mı?
Dev randevu, dev final 3 Haziran'da Cardiff City'de.
6 Mart 2017 Pazartesi
Champions League classic : Barcelona - PSG
Bir Şampiyonlar Ligi klasiği haline gelen Barcelona - PSG karşılaşmalarının tarihsel sürecinde bakalım hangi görüntüler videomuza takılmış? İbrahimovic'ten Xavi'ye, Messi'den Lavezzi'ye, Puyol'dan David Luiz'e, Suarez'den Neymar, Cavani, Beckham'a kadar kimler var kimler?
O zaman daha fazla beklemeden videomuza geçelim. Videoyu izledikten sonra kanalımıza abone olabilir; futbol, basketbol ve tenis alanında en son videoları herkesten önce izleyebilirsiniz.
İyi seyirler...
2 Mart 2017 Perşembe
Champions League classic: Arsenal - Bayern Munich
Youtube kanalımın da aktif olması ile beraber, bundan böyle bu tarz videolar daha fazla hazırlayacağım. Özellikle Şampiyonlar Ligi eşleşmelerindeki takımların geçmiş maçlarını daha kaliteli fotoğraflar, müzikler ve kompozisyon eşliğinde sizlerin beğenisine sunacağım. Böylelikle geçmişte güzel bir yolculuk yapmış, efsane futbolcuları da anmış olacağız. Sizler de beğenmeniz halinde kanalıma abone olabilir, yeni videoları herkesten önce izleyebilirsiniz diyelim ve Arsenal - Bayern Münih maçlarını gelin hep beraber tekrar hatırlayalım.
22 Aralık 2016 Perşembe
2016'nın En İyisi : Zidane
Başarılı futbolculuk döneminden sonra teknik direktörlük koltuğunda herkes aynı başarıyı tekrarlayamaz. Yakın dönemde Maradona başta olmak üzere Gheorghe Hagi, Van Basten, Zico (kısmen) gibi isimlerin bu kategorideki olumsuz geçmişlerini hepimiz biliyoruz.
Bu konuda özellikle genç sayılacak jenerasyonun oldukça başarılı olduğunu görmekteyiz. Luis Enrique (46), Zinedine Zidane (44), Pep Guardiola (46), Diego Simeone (46) ve Antonie Conte (47) ilk akla gelen isimler. Gerçi Zidane harici hiçbiri futbolculuk kariyerlerinde büyük bir yıldız değillerdi.
Zinedine Zidane, 2015 - 2016 sezonunun devre arasında apar topar gönderilen Rafael Benitez'den bayrağı devraldığında kimse ondan bu kadar kısa zamanda büyük işler beklemiyordu. Daha önce 2 yıl boyunca Ancelotti'nin yardımcılığını yapan ve takımdaki futbolcularla kaynaşan, yeteneklerini bilen ve her şeyden öte futbolun dinamitlerine sonuna kadar hakim olan karakteri ile tüm zorlukların üstesinden gelmeyi başardı. Real Madrid'in başındaki ilk maçına 9 Ocak 2016'da Deportivo karşısında çıkan Zidane, 5 aylık teknik direktörlük macerasında La Liga'yı ezeli rakibi Barcelona'nın sadece 1 puan gerisinde ikinci sırada tamamladı ama onu 2016 yılının en başarılı 3 teknik adamından biri yapacak başarıyı ise Avrupa'nın kulüpler bazındaki en büyük kupasında elde etti; Şampiyonlar Ligi'nde...
Ligin ikinci yarısında Benitez'den görevi aldığında 20 La Liga maçı onu bekliyordu ve son 12'si üst üste olmakla beraber bu maçların 17'sini kazandı, sadece Atletico Madrid'e kaybetti, Barcelona'yı ise Nou Camp'ta dize getirmeyi başardı. Şampiyonlar Ligi'nde ise ikinci turda Roma'yı rahat geçti, çeyrek finalde ise kura şansının da yardımıyla Wolfsburg ile eşleşti. İlk maçta rakibinden ummadık bir tokat yese de (2-0), Bernabeu'da Cristiano Ronaldo'su ile (3-0) yarı finale uzandı. Bu defa rakip Manchester City oldu ve iki maç sonunda toplamda 1-0'lık skorla finalde Simeone'nin Atletico Madrid'i ile eşleşti. Madrid'in kırmızıları, çeyrek finalde Barcelona'yı, yarı finalde de Bayern Münih'i eleyerek bir anlamda Zidane'ın final yoluna kadar nispeten rahat gitmesini sağlamıştı. Final maçı beklenildiği gibi zor ve çetin geçerken maç uzatmalara ve sonrasında penaltılara kaldı. Zidane, sadece 5 ay sonunda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu başarısı elde ederken Real Madrid bu kupayı 12. kez müzesine götürdü.
2016 - 2017 sezonuna başlarken UEFA Süper Kupa maçında Sevilla ile oynadılar. 90+ gollerin adamı Ramos yine aynı dakikada sahneye çıkıp maçı uzatmalara götürdü ve Carvajal bu defa 119'da attı ve Zidane'a ikinci kupasını kazandırdı. Aktif futbol yaşantısında devrinin uzun süre en iyi 10 numarası olan Zidane, rüya gibi bir kariyer başlangıcı yapmıştı ve artık tüm manşetleri süslüyordu. Zizu, geçen sezon yarım bıraktığı işi tamamlamak adına La Liga'ya beklentilerin üstünde bir giriş yaptı. Fransız teknik adam, lige iyi başlangıç yapmanın şampiyonluk yolundaki en büyük işaretlerden biri olacağını çok iyi biliyordu. An itibariyle 16 haftası geride kalan ligde, Nou Camp'ta El Clasico ve Vicento Calderon'da Atletico derbisi oynamış olmasına rağmen namağlup bir şekilde Barcelona'nın 3 puan önünde ilk yarıyı tamamladı, hem de bir maçı eksik olmasına rağmen. Ayrıca bir maçının eksik olmasına sebep olacak FIFA Dünya Kulüpler Kupası'nı da koleksiyonuna eklemeyi başardı (bir takvim yılı içerisinde 3.kupa)
2016 - 2017 sezonunda toplamda oynadığı 25 maçta da yenilgi yüzü görmeyen bir takımın hocası Zinedine Zidane. Takımını çok iyi tanıyan, oyunu iyi okuyabilen, futbolculuk hünerlerini teknik adamlık koltuğunda da başarılı bir şekilde harmanlayan bir futbol dahisi kendisi. Leicester City'i sürpriz bir şekilde Premier Lig şampiyonu yapan Claudio Ranieri ve Portekiz'i Avrupa Şampiyonu yapan Fernando Santos ile beraber 2016 yılının en iyi 3 teknik adamından birisi olan Zidane, bu alanda "en iyi" ödülünü alır mı bilinmez ama benim oyum şahsen kendisine. Sonucu hep beraber bekleyip göreceğiz.
Bu konuda özellikle genç sayılacak jenerasyonun oldukça başarılı olduğunu görmekteyiz. Luis Enrique (46), Zinedine Zidane (44), Pep Guardiola (46), Diego Simeone (46) ve Antonie Conte (47) ilk akla gelen isimler. Gerçi Zidane harici hiçbiri futbolculuk kariyerlerinde büyük bir yıldız değillerdi.
Zinedine Zidane, 2015 - 2016 sezonunun devre arasında apar topar gönderilen Rafael Benitez'den bayrağı devraldığında kimse ondan bu kadar kısa zamanda büyük işler beklemiyordu. Daha önce 2 yıl boyunca Ancelotti'nin yardımcılığını yapan ve takımdaki futbolcularla kaynaşan, yeteneklerini bilen ve her şeyden öte futbolun dinamitlerine sonuna kadar hakim olan karakteri ile tüm zorlukların üstesinden gelmeyi başardı. Real Madrid'in başındaki ilk maçına 9 Ocak 2016'da Deportivo karşısında çıkan Zidane, 5 aylık teknik direktörlük macerasında La Liga'yı ezeli rakibi Barcelona'nın sadece 1 puan gerisinde ikinci sırada tamamladı ama onu 2016 yılının en başarılı 3 teknik adamından biri yapacak başarıyı ise Avrupa'nın kulüpler bazındaki en büyük kupasında elde etti; Şampiyonlar Ligi'nde...

2016 - 2017 sezonuna başlarken UEFA Süper Kupa maçında Sevilla ile oynadılar. 90+ gollerin adamı Ramos yine aynı dakikada sahneye çıkıp maçı uzatmalara götürdü ve Carvajal bu defa 119'da attı ve Zidane'a ikinci kupasını kazandırdı. Aktif futbol yaşantısında devrinin uzun süre en iyi 10 numarası olan Zidane, rüya gibi bir kariyer başlangıcı yapmıştı ve artık tüm manşetleri süslüyordu. Zizu, geçen sezon yarım bıraktığı işi tamamlamak adına La Liga'ya beklentilerin üstünde bir giriş yaptı. Fransız teknik adam, lige iyi başlangıç yapmanın şampiyonluk yolundaki en büyük işaretlerden biri olacağını çok iyi biliyordu. An itibariyle 16 haftası geride kalan ligde, Nou Camp'ta El Clasico ve Vicento Calderon'da Atletico derbisi oynamış olmasına rağmen namağlup bir şekilde Barcelona'nın 3 puan önünde ilk yarıyı tamamladı, hem de bir maçı eksik olmasına rağmen. Ayrıca bir maçının eksik olmasına sebep olacak FIFA Dünya Kulüpler Kupası'nı da koleksiyonuna eklemeyi başardı (bir takvim yılı içerisinde 3.kupa)
2016 - 2017 sezonunda toplamda oynadığı 25 maçta da yenilgi yüzü görmeyen bir takımın hocası Zinedine Zidane. Takımını çok iyi tanıyan, oyunu iyi okuyabilen, futbolculuk hünerlerini teknik adamlık koltuğunda da başarılı bir şekilde harmanlayan bir futbol dahisi kendisi. Leicester City'i sürpriz bir şekilde Premier Lig şampiyonu yapan Claudio Ranieri ve Portekiz'i Avrupa Şampiyonu yapan Fernando Santos ile beraber 2016 yılının en iyi 3 teknik adamından birisi olan Zidane, bu alanda "en iyi" ödülünü alır mı bilinmez ama benim oyum şahsen kendisine. Sonucu hep beraber bekleyip göreceğiz.
25 Kasım 2016 Cuma
"Yaz kızım" : Dortmund 8-4 Legia
Bundan böyle 22 Kasım'a gelindiğinde tüm sosyal medya hesaplarında ve spor sitelerinde "One years ago today" yada "Tarihte bugün" ve benzeri başlıklı haberler yazılacak. Bizde tarihe not düşelim : Dortmund, bir şampiyonlar ligi grup maçında kendi sahasında Legia Varşova'yı 8-4 gibi tarihi bir skorla mağlup etti. Bu aynı zamanda Şampiyonlar Ligi tarihinde bir maçta atılan en fazla gol anlamına geliyordu. Bu alanda rekor daha önce 8-3'lük Monaco - Deportivo maçına aitti. Bu fantastik skorun yakın tarihte geçilmesi de fazlasıyla zor görünüyor.
Uzun sakatlık dönemi sonrası sahalara bu maç ile dönen Dortmund'un yıldızı Marco Reus, hat-trick yaparken, Nuri Şahin de 19.şampiyonlar ligi maçında ilk kez ağları (göğüsü ile olsa da) sarsmayı başardı. Her bakımdan 'büyük bir istisna' olan karşılaşmada 10 ila 24. dakikalar arasında tam 5 gol atıldı. Dakikalar 32'yi gösterdiğinde ise tabelada 5-2 yazıyordu. Dortmund'un gol makinası Aubameyang bu maçta dinlendirilmeyip, son 20 dakika değil de 90 dakika oynasa kaç gol atardı? Tahmin bile edemiyorum. Mario Götze ve Emre Mor kulübede otururken, Andre Schürrle de ayıp olmasın diye son 20 dakika oynadı.
Son olarak; Legia'nın, Signal İduna Park'ta tam 4 gol atması mı tuhaf, yoksa Dortmund'un 8 gol birden atması mı ilginç? Buna da siz karar verin...
24 Kasım 2016 Perşembe
Come Back : Beşiktaş 3-3 Benfica
Henüz dakikalar 30'u gösterdiğinde tabelada yazan 3-0'ı gördüğümde aklıma 2005'te İstanbul'da oynanan Milan - Liverpool Şampiyonlar Ligi finali geldi bir an. İlk yarı bir final maçının aksine 3-0 bitince, kimse Liverpool'un oradan epik bir şekilde geri dönüş yapacağını düşünmemişti. Gerrard ve arkadaşları, karşılarında o gece tarihin en iyi Milan kadrolarından birisi olsa da kısa zamanda maçı beraberliğe getirip, oradan penaltılarla ülkemizden "en büyük kupa" ile ayrılmıştı. Tüm bunlar gözlerimden bir film şeridi geçtiği anda çoktan ilk yarı bitmişti. Benfica, kalemize çektiği 3 isabetli şutta 3-0'ı yakalamış ve bir yerde artık maçı bitirmişti. Ekran başında maçı takip edenlerin % 90'ının böyle düşündüğüne eminim, en başta da kendim. Atiba kötü olunca, sanırım takımın diğer kalanı da kötü oluyordu.
Fakat böyle düşünmeyen bir topluluk vardı. Vodafone Arena'daki 40 bin kişi ilk yarının sonunda futbolcuları tribünlere çağırarak, onları motive etti. Son yıllarda ilk yarısını 3-0 yenik kapattığın bir maçta taraftarının hala maç 0-0 gibi davranıp, hep bir ağızdan bağırarak takımına destek vermesini garipsedim önce. Hatta bu desteği o kadar abarttılar ki, adeta maç 11'e 11 değil, 12'ye 11 oynanmaya başladı. Cenk Tosun harika ötesi, jeneriklik bir vole ile tabelayı nihayet değiştirdiğinde dakikalar 58'i gösteriyordu. İleride derin izler bırakacak, 'efsane' statüsüne girecek olan maçlarda hep böyle güzel goller atılmış ve takım adına ilk kıvılcım yakılmıştır. Uzatmalarla beraber daha 35 dakika vardı, bir umut işte. Yenilgiye baş kaldıran tribünlerle beraber Quaresma, Cenk Tosun ve Aboubakar daha motiveydi ikinci yarı. Takım öyle hırslı oynuyordu ki, tempo da artmaya başlamıştı. Ataklar sağlı sollu geliyordu ama beklenen gol galiba gecikecekti biraz. Umutlar yavaş yavaş tükenmeye başlamıştı ki, o penaltı anı geldi ve gözlerimizdeki umudu iyice artırdı. Q7 golü attığında, artık kalan 10 dakikada maçı bile kazanabileceğimizi düşünmeye başladık. Maçın yıldızı Quaresma, soldan yaptığı ortada Aboubakar golü attığında sadece Vodafone Arena değil, ekran başında izleyen milyonların evinde aynı çığlık atıldı : Goooooooollllllllllllllllll...
Evet gol, bal gibi gol. Dakika 88 ve skor 3-3. 11 sene önce Liverpool'un yaptığını bu defa Beşiktaş yapıyordu. Cehennemden cennete büyük bir çığlık yükseliyordu. "Come back" kavramını ve gururunu bu defa yine İstanbul'da bir takım yaşıyordu ve bu Beşiktaş'tı. "Zafer; asla vazgeçmeyenlerin ve inananlarındır" sözünün tam da birebir yaşanmış halini tüm dünyaya izlettirdi Şenol Güneş ve takımı. Kulüpler sıralamasında bugün kendisine 9.sırada yer bulup, bu kategoride Arsenal, Man. City, Man. Unıted, Sevilla gibi takımların üzerindeki böylesine karakterli bir takım olan Benfica karşısında muhteşem ve tarihi bir geri dönüş yapmak son derece önemli bir zafer. Yenilgiyi asla kabullenmeyen, sahada canını dişine takan, seyircisiyle beraber adeta 12.adam haline gelen Beşiktaş, ilk yarıda yaptığı hataların bedelini ikinci yarı fazlasıyla ödetti ve gruptan çıkma yolunda büyük bir avantaj sağladı. İkinci yarıdaki özverili futbol, beraberinde Beşiktaş'ın bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde en fazla isabetli pas yaptığı maçı oynamasını sağladı (511)
Beşiktaş, bu zafer ile beraber ülke futbolu adına çıtayı yükseltmiş ve en başından beri "en büyük arzum Şampiyonlar Ligi" diyen bir teknik adamıyla da bu başarıyı sonuna kadar hak etmiştir. Beşiktaş, devler liginde efsane maçlar oynamaya devam ediyor. San Paolo'da Napoli galibiyeti ve üzerine Benfica karşısında 3-0'dan 3-3'e masalsı geri dönüş.
Bundan 1 ay önce twitter hesabımdan, Beşiktaş Vodafone Arena'da lig maçlarında yenilmez demiştim. O yazdıklarıma bir ek yapmak lazım sanırım : Beşiktaş, "Vodafone Arena" adındaki futbolcusuyla bu statta Avrupa'da dahi maç kaybetmez!
Fakat böyle düşünmeyen bir topluluk vardı. Vodafone Arena'daki 40 bin kişi ilk yarının sonunda futbolcuları tribünlere çağırarak, onları motive etti. Son yıllarda ilk yarısını 3-0 yenik kapattığın bir maçta taraftarının hala maç 0-0 gibi davranıp, hep bir ağızdan bağırarak takımına destek vermesini garipsedim önce. Hatta bu desteği o kadar abarttılar ki, adeta maç 11'e 11 değil, 12'ye 11 oynanmaya başladı. Cenk Tosun harika ötesi, jeneriklik bir vole ile tabelayı nihayet değiştirdiğinde dakikalar 58'i gösteriyordu. İleride derin izler bırakacak, 'efsane' statüsüne girecek olan maçlarda hep böyle güzel goller atılmış ve takım adına ilk kıvılcım yakılmıştır. Uzatmalarla beraber daha 35 dakika vardı, bir umut işte. Yenilgiye baş kaldıran tribünlerle beraber Quaresma, Cenk Tosun ve Aboubakar daha motiveydi ikinci yarı. Takım öyle hırslı oynuyordu ki, tempo da artmaya başlamıştı. Ataklar sağlı sollu geliyordu ama beklenen gol galiba gecikecekti biraz. Umutlar yavaş yavaş tükenmeye başlamıştı ki, o penaltı anı geldi ve gözlerimizdeki umudu iyice artırdı. Q7 golü attığında, artık kalan 10 dakikada maçı bile kazanabileceğimizi düşünmeye başladık. Maçın yıldızı Quaresma, soldan yaptığı ortada Aboubakar golü attığında sadece Vodafone Arena değil, ekran başında izleyen milyonların evinde aynı çığlık atıldı : Goooooooollllllllllllllllll...
Evet gol, bal gibi gol. Dakika 88 ve skor 3-3. 11 sene önce Liverpool'un yaptığını bu defa Beşiktaş yapıyordu. Cehennemden cennete büyük bir çığlık yükseliyordu. "Come back" kavramını ve gururunu bu defa yine İstanbul'da bir takım yaşıyordu ve bu Beşiktaş'tı. "Zafer; asla vazgeçmeyenlerin ve inananlarındır" sözünün tam da birebir yaşanmış halini tüm dünyaya izlettirdi Şenol Güneş ve takımı. Kulüpler sıralamasında bugün kendisine 9.sırada yer bulup, bu kategoride Arsenal, Man. City, Man. Unıted, Sevilla gibi takımların üzerindeki böylesine karakterli bir takım olan Benfica karşısında muhteşem ve tarihi bir geri dönüş yapmak son derece önemli bir zafer. Yenilgiyi asla kabullenmeyen, sahada canını dişine takan, seyircisiyle beraber adeta 12.adam haline gelen Beşiktaş, ilk yarıda yaptığı hataların bedelini ikinci yarı fazlasıyla ödetti ve gruptan çıkma yolunda büyük bir avantaj sağladı. İkinci yarıdaki özverili futbol, beraberinde Beşiktaş'ın bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde en fazla isabetli pas yaptığı maçı oynamasını sağladı (511)
Beşiktaş, bu zafer ile beraber ülke futbolu adına çıtayı yükseltmiş ve en başından beri "en büyük arzum Şampiyonlar Ligi" diyen bir teknik adamıyla da bu başarıyı sonuna kadar hak etmiştir. Beşiktaş, devler liginde efsane maçlar oynamaya devam ediyor. San Paolo'da Napoli galibiyeti ve üzerine Benfica karşısında 3-0'dan 3-3'e masalsı geri dönüş.
Bundan 1 ay önce twitter hesabımdan, Beşiktaş Vodafone Arena'da lig maçlarında yenilmez demiştim. O yazdıklarıma bir ek yapmak lazım sanırım : Beşiktaş, "Vodafone Arena" adındaki futbolcusuyla bu statta Avrupa'da dahi maç kaybetmez!
Bir İstanbul harikası : Beşiktaş 3-3 Benfica...
10 Ağustos 2016 Çarşamba
Şampiyonlar Ligi Kitapçığı (1955 - 2016)
Büyük tutkumuz Şampiyonlar Ligi 2016 - 2017 sezonunu açmaya çok az kaldı. Dünyanın kulüpler bazındaki bu en büyük ve prestijli organizasyonunda çeşitli istatistiksel veriler hazırladım. Adeta mini bir kitapçık görünümündeki bu bilgiler 1955'ten bu zamana kadar 61 yıllık rekabeti özetliyor. Tüm zamanların şampiyonlarından finalistlerine, en çok gol atan ve en çok forma giyen futbolculardan, çalıştığı takımlarla en çok maça çıkan teknik direktörlere... En çok maç yöneten hakemlerden, en farklı skorlar ve daha fazlasını tablolar halinde aşağıda bulabilirsiniz.
Son olarak 61 yıllık rekabetin puan durumunu da ekledik. Galibiyete 2, beraberliğe 1 puan verilerek oluşturulan puan durumu da oldukça dikkat çekici.
![]() |
En çok maça çıkan teknik direktörler |
![]() |
En farklı skorlar |

![]() |
En fazla maç yöneten hakemler |
![]() |
En çok çeyrek finale çıkan takımlar |
![]() |
En çok yarı finale çıkan takımlar |
![]() |
Part : Sezon sayısı Titles : Şampiyonluk sayısı Pld : Oynadığı maç sayısı F : Attığı gol sayısı A : Yediği gol sayısı |
10 Aralık 2015 Perşembe
Şampiyonlar Ligi golcüleri
Prestij, önem, marka değeri ve takip edilebilirlik düzeyinde dünyanın en büyük futbol organizasyonları sıralamasında belki de adını en üst sıraya yazabileceğimiz Şampiyonlar Ligi'nde (1992'den bu yana) kimler geldi, kimler geçti... Uzun yıllar en çok gol atan futbolcular listesinde adı hep en üst sırada yer alan Raul Gonzalez'in çoktan hükümdarlığı sona ermiş, futbolun iki prensi Ronaldo ve Messi tahtın yeni varisleri olmuş ve rakipleri ile olan arayı da bir daha kapatılmamak şartıyla sonuna kadar açmışlardı. Bu ara kapanmaz diyorum çünkü hem gelen yeni nesil genç futbolcular hem de listede arkalarından gelenlerin bu sayıları görme şansları hiç mi hiç yok.
Afaki bir tahminle Ronaldo ve Messi'nin toplamda değil 100'ü, 130'lara kadar rahatça ulaşacaklarını öngörmek oldukça sığ bir tahmin olsa gerek. Zira ikisinin de bir sezonda rahatlıkla 15 golü atacak potansiyellerini göz önüne aldığımızda + Ronaldo'nun en az 4, Messi'nin de en az 6 sezon daha üst düzey futbol oynayacaklarını düşündüğümüzde rekorların bir daha asla kırılamayacak düzeye geleceğini görebiliyoruz. Hal böyleyken, yani ilk 2 sıranın yerlerinin belli olduğu bu alanda, önümüzdeki 5-6 yıl içinde yani Ronaldo ve Messi'nin aktif futbolculuk hayatlarının bitme noktasına geldiği anlarda kimlerin listede onların ardından geleceklerini tahmin etmek de çok zor olmayacaktır.
İlk 10 listede yer alan ve aktif futbolculuk kariyerleri çoktan biten Nistelrooy, Henry, Shevchenko, İnzaghi ve Avrupa'ya gelmesi zor olan, gelse de bu saatten sonra gol atması sürpriz olan Drogba'nın 3-4 yıl içerisinde ilk 10'un dışında kalma riskleri ihtimaller dahilinde. Sadece Raul'un 71 gol ile ilk 10'un dışında kalması imkansıza yakın görünüyor. Peki bu isimlerin yerlerine TOP 10'a kimler girebilir? İşte cevapları...
İlk olarak bu listede yer almak için üst düzey yeteneklerinizin olmasının yanısıra her sene Şampiyonlar Ligi'ne katılan ve en az çeyrek final - yarı final oynayabilen bir takımda olmanız gerekiyor. Düz mantıkla ne kadar çok maç - o kadar gol demektir. Bu kıstaslara 'cuk' diye oturan 3 tane takım var : Real Madrid - Bayern Münih ve Barcelona... Bu bağlamda TOP 10 listesine girmesi an meselesi olan ve potansiyelleri göz önüne bulundurulduğunda en az Ronaldo - Messi kadar efektif olan Thomas Müller (33 gol) ve Robert Lewandowski'nin (30 gol) en sağlam adaylar arasında olduklarını görüyoruz. Basit bir tahminle iki futbolcu da 30 yaşlarına geldiklerinde (3-4 sene sonra) gol sayılarını 45-55 aralığında bir seviyeye çekmeleri olası. Diğer yandan Karim Benzema'nın bu denli üst sıralarda olmasını sağlayan Galacticos kariyerinin devam etmesi durumunda en geç 2 sezon içinde yani 30 yaşına geldiğinde bir diğer Real Madrid'li Raul'un ardından 4. sıraya gelmesi aşikar olacak. Messi ve Ronaldo ile beraber son 10 yılın en değerli 3. oyuncusu olan, fakat kariyerinde bir kez olsun Şampiyonlar Ligi yüzüğü takamayan Zlatan İbrahimovic ise kariyerinin sonunda maksimum 50-55 gol aralığında kalabilir ki, 3-4 sezon geçse de bu rakam kendisinin TOP 10 listesinin içerisinde kalmasına yetecektir...
Şampiyonlar Ligi'nin en çok gol atan futbolcuları listesinde henüz esamesi fazla okunmasa da; Neymar'ın da henüz 24 yaşında olması ve Barcelona'dan hiç ayrılmayacağı gerçeğiyle sezon başına atacağı minimum 10 gol ile şu an 16 olan gol sayısını 100'lerin üzerine çıkartıp Ronaldo ve Messi'nin ardından Thomas Müller ile beraber 3. ve 4.lük basamağına çıkacağını da tahmin ediyorum.
Tüm bu olasılıkların üzerine; TOP 10'un ardından gelen golcülerin attıkları güncel gol sayılarını ve genel anlamda tüm golcülerin kariyerlerinin sonlarına geldiklerinde Şampiyonlar Ligi'nde kaç gol atacaklarını tahmin edip ortaya şöyle bir tablo çıkardım :
Sizin yukarıdaki tablodan farklı tahminleriniz varsa (olmazsa zaten olmaz) yorum köşesine yazabilirsiniz...
Afaki bir tahminle Ronaldo ve Messi'nin toplamda değil 100'ü, 130'lara kadar rahatça ulaşacaklarını öngörmek oldukça sığ bir tahmin olsa gerek. Zira ikisinin de bir sezonda rahatlıkla 15 golü atacak potansiyellerini göz önüne aldığımızda + Ronaldo'nun en az 4, Messi'nin de en az 6 sezon daha üst düzey futbol oynayacaklarını düşündüğümüzde rekorların bir daha asla kırılamayacak düzeye geleceğini görebiliyoruz. Hal böyleyken, yani ilk 2 sıranın yerlerinin belli olduğu bu alanda, önümüzdeki 5-6 yıl içinde yani Ronaldo ve Messi'nin aktif futbolculuk hayatlarının bitme noktasına geldiği anlarda kimlerin listede onların ardından geleceklerini tahmin etmek de çok zor olmayacaktır.
İlk 10 listede yer alan ve aktif futbolculuk kariyerleri çoktan biten Nistelrooy, Henry, Shevchenko, İnzaghi ve Avrupa'ya gelmesi zor olan, gelse de bu saatten sonra gol atması sürpriz olan Drogba'nın 3-4 yıl içerisinde ilk 10'un dışında kalma riskleri ihtimaller dahilinde. Sadece Raul'un 71 gol ile ilk 10'un dışında kalması imkansıza yakın görünüyor. Peki bu isimlerin yerlerine TOP 10'a kimler girebilir? İşte cevapları...
İlk olarak bu listede yer almak için üst düzey yeteneklerinizin olmasının yanısıra her sene Şampiyonlar Ligi'ne katılan ve en az çeyrek final - yarı final oynayabilen bir takımda olmanız gerekiyor. Düz mantıkla ne kadar çok maç - o kadar gol demektir. Bu kıstaslara 'cuk' diye oturan 3 tane takım var : Real Madrid - Bayern Münih ve Barcelona... Bu bağlamda TOP 10 listesine girmesi an meselesi olan ve potansiyelleri göz önüne bulundurulduğunda en az Ronaldo - Messi kadar efektif olan Thomas Müller (33 gol) ve Robert Lewandowski'nin (30 gol) en sağlam adaylar arasında olduklarını görüyoruz. Basit bir tahminle iki futbolcu da 30 yaşlarına geldiklerinde (3-4 sene sonra) gol sayılarını 45-55 aralığında bir seviyeye çekmeleri olası. Diğer yandan Karim Benzema'nın bu denli üst sıralarda olmasını sağlayan Galacticos kariyerinin devam etmesi durumunda en geç 2 sezon içinde yani 30 yaşına geldiğinde bir diğer Real Madrid'li Raul'un ardından 4. sıraya gelmesi aşikar olacak. Messi ve Ronaldo ile beraber son 10 yılın en değerli 3. oyuncusu olan, fakat kariyerinde bir kez olsun Şampiyonlar Ligi yüzüğü takamayan Zlatan İbrahimovic ise kariyerinin sonunda maksimum 50-55 gol aralığında kalabilir ki, 3-4 sezon geçse de bu rakam kendisinin TOP 10 listesinin içerisinde kalmasına yetecektir...
Şampiyonlar Ligi'nin en çok gol atan futbolcuları listesinde henüz esamesi fazla okunmasa da; Neymar'ın da henüz 24 yaşında olması ve Barcelona'dan hiç ayrılmayacağı gerçeğiyle sezon başına atacağı minimum 10 gol ile şu an 16 olan gol sayısını 100'lerin üzerine çıkartıp Ronaldo ve Messi'nin ardından Thomas Müller ile beraber 3. ve 4.lük basamağına çıkacağını da tahmin ediyorum.
Tüm bu olasılıkların üzerine; TOP 10'un ardından gelen golcülerin attıkları güncel gol sayılarını ve genel anlamda tüm golcülerin kariyerlerinin sonlarına geldiklerinde Şampiyonlar Ligi'nde kaç gol atacaklarını tahmin edip ortaya şöyle bir tablo çıkardım :
Sizin yukarıdaki tablodan farklı tahminleriniz varsa (olmazsa zaten olmaz) yorum köşesine yazabilirsiniz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR
-
Aşağı yukarı 22-23 yıldır futbolu yakından takip ederim ve sürekli içindeyim. Bazı anlar vardır yıllar geçse de asla unutulmaz. Nesilden nes...
-
Yeri geldiğinde küçük çaplı takımınıza büyük başarılar sığdırıp kariyerimize unutulmaz şampiyonluklar kazandıran takımınızın kilit oyuncular...
-
Aralık 2019’da ortaya çıkan ve etkisi yavaş yavaş tüm dünyaya yayılan koronavirüs salgını, binlerce insanın canına mâl olurken, NBA ...
-
Tüm dünya genelinde futbol ve basketboldan sonra en fazla izlenen, en fazla sponsoru olan, reklam ve pazarlama alanında çok önemli rakamla...
-
"O Şampiyonlar Ligi kupasını istiyorum. Bu son senem. Ronaldo ve arkadaşları kağıt üstünde bizden daha iyi olabilir ama bu sene her ş...