1 Aralık 2016 Perşembe

2001 - 2016 ATP Grand Slam Champions



Bir takvim yılı içerisinde tüm Grand Slam'leri kazanan, yani "takvim slami" yapan yok. Fakat Federer, bir takvim yılı içerisinde; 2006, 2007 ve 2009'da tüm Grand Slam'lerde final oynadı ve 12'de 8 şampiyonluk çıkardı. Bunu başaran diğer tenisçi ise 2015 yılındaki performansıyla Djokovic oldu, 4'te 3 şampiyonluk kazandı. Bir takvim yılı içerisindeki 4 finalin 3'ünde boy gösterenler ise; Djokovic (2011, 2012, 2013, 2016), Federer (2004, 2008), Nadal (2010, 2011) ve Murray (2016). Aktif tenisçiler arasında final / şampiyonluk başarı oranlarında ise Nadal, % 70 ile en ön sırada. Wawrinka ise bu kategoride tam bir istisna. Çünkü rakiplerine nazaran çok çok az sayıda final oynadı ve tamamını kazandı (3'te 3). Efsane tenisçi Pete Sampras ise kariyerindeki % 78'lik ortalamasıyla sanırım bu alanda daima zirvede olacak.

Tablolar ortada. 2017 yılı Murray - Djokovic ekseninde geçmesi mümkün. Peki bu ikili arasına kim yada kimler sızacak? İşte en merak ettiğimiz konu da bu. Kariyerinin sonunda Federer'den daha fazla Grand Slam finali oynama şansını bulabileceğini düşündüğüm Djokovic, bakalım 2017 yılı sonunda şampiyonluk sayısında Federer'e ne kadar daha yaklaşabilecek? Nadal, son bir sıçrama yapmak için pusuda. Federer ise son kez bir Grand Slam kazanmanın hedefinde. 

Bu arada Nadal bugün (05.12.2016) şunları söyledi : "Bu dönem iki iyi neslin bir araya geldiği bir geçiş dönemi. Federer, Murray, Djokovic ile muhteşem şeyler yaptık." Kesinlikle haklı. 2003 Temmuz'undan, 2016 sonuna kadar oynanan 54 Grand Slamin (108 finalist) 79'unda bu büyük 4 tenisçinin imzası yer aldı ki, bu da % 73 demek.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Hayat, futboldan büyüktür!

Chapecoense... Koskoca bir futbol takımı, uçağın düşmesi sonucu yok oluyor. Şimdi tüm dünya, başta kulüpler ve futbolcular, yaraları sarmak adına Brezilya kulübüne maddi destek sağlamak için yarış içerisinde.

Kweuke... Bir futbolcunun eşi, trafik kazası geçiriyor ve karnındaki 8 aylık ikiz bebekleri ölüyor. Rizesporlu golcünün eşi de komada, aile için büyük bir yıkım.

Adana, Aladağ... Bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 12 tane kız çocuğu en kötü ölüm şekillerinden birisi ile yanarak ölüyor... Geriye ise gözü yaşlı birçok aile ve sevenleri.

Yukarıdaki 3 ölüm haberi de 'bir gün' içerisinde oldu. Her ölüm zordur ve ölüm de hayatın en büyük parçasıdır. Acı her yerde aynı. Dili, dini, ırkı yok. Zamanı geldiğinde hepimizin de tadacağı gibi...

Her zaman demişimdir; "Hayat, futboldan daha büyüktür" diye. Futbol dediğin büyük bir heyecan ama hayatınızın önüne geçirdiğiniz vakit, fazlasıyla sevimsiz bir hal alıyor. Arkadaşlarınızla kavgalı oluyorsunuz, iş ve aile yaşantınızda mutsuz oluyorsunuz ve daha bir sürü şey. Hiçbir şeye olurundan fazla değer vermeyin. Taraftar olun ama holigan olmayın. Böyle olursanız, hayatı ıskalarsınız, iğneyi en çok kendinize batırırsınız. En önemlisi de insanlıktan çıkarsınız.

Haftasonu önemli bir derbi maçı var : Fenerbahçe - Beşiktaş. Kim kazanırsa kazansın arkadaş, aman birileri ölmesin de...


28 Kasım 2016 Pazartesi

Ronaldinho'yu çizmek...

Ona tam doyamadık, orası kesin. Tüm zamanların en yetenekli oyuncularından birisi olduğu konusunda da hemfikiriz. Fakat 30'undan sonra gözümüzün önünden ayrılmasına, kendini bu denli unutturmak istemesine bir anlam veremedik. 2001 ila 2007 yılları arasındaki altın jenerasyonun en iyi 3 isminden birisiydi Ronaldinho. 'Futbolun kaybolan dahi'si, şimdilerde futbolu ha bıraktı ha bırakacak ama onun yeri başka.

Aşağıda ise Ronaldinho'yu adeta taparcasına çok seven, onun gelmiş geçmiş en iyi futbolcu olduğuna inanan ve onu hep güler yüzüyle hatırlamamız gerektiğini düşünen başarılı bir ressamın, bir suluboya kağıdı üzerinde sadece tükenmez kalem ile onun resmini yaptığı videoyu izleyeceksiniz. Ressam, öylesine bir Ronaldinho hayranı ki, eserinde onun tüm jest ve mimiklerine kadar aynısını yapmayı başarmış. Bu inanılmaz yeteneğin bir o kadar inanılmaz videosu ve Ronaldinho ile sizleri baş başa bırakıyorum...




Bu arada yakın zamanda bir Ronaldinho yazısı hiçte fena olmaz :)

25 Kasım 2016 Cuma

"Yaz kızım" : Dortmund 8-4 Legia


Bundan böyle 22 Kasım'a gelindiğinde tüm sosyal medya hesaplarında ve spor sitelerinde  "One years ago today" yada "Tarihte bugün" ve benzeri başlıklı haberler yazılacak. Bizde tarihe not düşelim : Dortmund, bir şampiyonlar ligi grup maçında kendi sahasında Legia Varşova'yı 8-4 gibi tarihi bir skorla mağlup etti. Bu aynı zamanda Şampiyonlar Ligi tarihinde bir maçta atılan en fazla gol anlamına geliyordu. Bu alanda rekor daha önce 8-3'lük Monaco - Deportivo maçına aitti. Bu fantastik skorun yakın tarihte geçilmesi de fazlasıyla zor görünüyor.

Uzun sakatlık dönemi sonrası sahalara bu maç ile dönen Dortmund'un yıldızı Marco Reus, hat-trick yaparken, Nuri Şahin de 19.şampiyonlar ligi maçında ilk kez ağları (göğüsü ile olsa da) sarsmayı başardı. Her bakımdan 'büyük bir istisna' olan karşılaşmada 10 ila 24. dakikalar arasında tam 5 gol atıldı. Dakikalar 32'yi gösterdiğinde ise tabelada 5-2 yazıyordu. Dortmund'un gol makinası Aubameyang bu maçta dinlendirilmeyip, son 20 dakika değil de 90 dakika oynasa kaç gol atardı? Tahmin bile edemiyorum. Mario Götze ve Emre Mor kulübede otururken, Andre Schürrle de ayıp olmasın diye son 20 dakika oynadı.

Son olarak; Legia'nın, Signal İduna Park'ta tam 4 gol atması mı tuhaf, yoksa Dortmund'un 8 gol birden atması mı ilginç? Buna da siz karar verin...

24 Kasım 2016 Perşembe

Come Back : Beşiktaş 3-3 Benfica

Henüz dakikalar 30'u gösterdiğinde tabelada yazan 3-0'ı gördüğümde aklıma 2005'te İstanbul'da oynanan Milan - Liverpool Şampiyonlar Ligi finali geldi bir an. İlk yarı bir final maçının aksine 3-0 bitince, kimse Liverpool'un oradan epik bir şekilde geri dönüş yapacağını düşünmemişti. Gerrard ve arkadaşları, karşılarında o gece tarihin en iyi Milan kadrolarından birisi olsa da kısa zamanda maçı beraberliğe getirip, oradan penaltılarla ülkemizden "en büyük kupa" ile ayrılmıştı. Tüm bunlar gözlerimden bir film şeridi geçtiği anda çoktan ilk yarı bitmişti. Benfica, kalemize çektiği 3 isabetli şutta 3-0'ı yakalamış ve bir yerde artık maçı bitirmişti. Ekran başında maçı takip edenlerin % 90'ının böyle düşündüğüne eminim, en başta da kendim. Atiba kötü olunca, sanırım takımın diğer kalanı da kötü oluyordu.


Fakat böyle düşünmeyen bir topluluk vardı. Vodafone Arena'daki 40 bin kişi ilk yarının sonunda futbolcuları tribünlere çağırarak, onları motive etti. Son yıllarda ilk yarısını 3-0 yenik kapattığın bir maçta taraftarının hala maç 0-0 gibi davranıp, hep bir ağızdan bağırarak takımına destek vermesini garipsedim önce. Hatta bu desteği o kadar abarttılar ki, adeta maç  11'e 11 değil, 12'ye 11 oynanmaya başladı. Cenk Tosun harika ötesi, jeneriklik bir vole ile tabelayı nihayet değiştirdiğinde dakikalar 58'i gösteriyordu. İleride derin izler bırakacak, 'efsane' statüsüne girecek olan maçlarda hep böyle güzel goller atılmış ve takım adına ilk kıvılcım yakılmıştır. Uzatmalarla beraber daha 35 dakika vardı, bir umut işte. Yenilgiye baş kaldıran tribünlerle beraber Quaresma, Cenk Tosun ve Aboubakar daha motiveydi ikinci yarı. Takım öyle hırslı oynuyordu ki, tempo da artmaya başlamıştı. Ataklar sağlı sollu geliyordu ama beklenen gol galiba gecikecekti biraz. Umutlar yavaş yavaş tükenmeye başlamıştı ki, o penaltı anı geldi ve gözlerimizdeki umudu iyice artırdı. Q7 golü attığında, artık kalan 10 dakikada maçı bile kazanabileceğimizi düşünmeye başladık. Maçın yıldızı Quaresma, soldan yaptığı ortada Aboubakar golü attığında sadece Vodafone Arena değil, ekran başında izleyen milyonların evinde aynı çığlık atıldı : Goooooooollllllllllllllllll...

Evet gol, bal gibi gol. Dakika 88 ve skor 3-3. 11 sene önce Liverpool'un yaptığını bu defa Beşiktaş yapıyordu. Cehennemden cennete büyük bir çığlık yükseliyordu. "Come back" kavramını ve gururunu bu defa yine İstanbul'da bir takım yaşıyordu ve bu Beşiktaş'tı. "Zafer; asla vazgeçmeyenlerin ve inananlarındır" sözünün tam da birebir yaşanmış halini tüm dünyaya izlettirdi Şenol Güneş ve takımı. Kulüpler sıralamasında bugün kendisine 9.sırada yer bulup, bu kategoride Arsenal, Man. City, Man. Unıted, Sevilla gibi takımların üzerindeki böylesine karakterli bir takım olan Benfica karşısında muhteşem ve tarihi bir geri dönüş yapmak son derece önemli bir zafer. Yenilgiyi asla kabullenmeyen, sahada canını dişine takan, seyircisiyle beraber adeta 12.adam haline gelen Beşiktaş, ilk yarıda yaptığı hataların bedelini ikinci yarı fazlasıyla ödetti ve gruptan çıkma yolunda büyük bir avantaj sağladı. İkinci yarıdaki özverili futbol, beraberinde Beşiktaş'ın bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde en fazla isabetli pas yaptığı maçı oynamasını sağladı (511)

Beşiktaş, bu zafer ile beraber ülke futbolu adına çıtayı yükseltmiş ve en başından beri "en büyük arzum Şampiyonlar Ligi" diyen bir teknik adamıyla da bu başarıyı sonuna kadar hak etmiştir. Beşiktaş, devler liginde efsane maçlar oynamaya devam ediyor. San Paolo'da Napoli galibiyeti ve üzerine Benfica karşısında 3-0'dan 3-3'e masalsı geri dönüş. 

Bundan 1 ay önce twitter hesabımdan, Beşiktaş Vodafone Arena'da lig maçlarında yenilmez demiştim. O yazdıklarıma bir ek yapmak lazım sanırım : Beşiktaş, "Vodafone Arena" adındaki futbolcusuyla bu statta Avrupa'da dahi maç kaybetmez!



Bir İstanbul harikası : Beşiktaş 3-3 Benfica...

22 Kasım 2016 Salı

ATP World No 1 : Andy Murray


Geçen sene bu zamanlarda Federer'in yakın markajında ikinci sırada bulunan Andy Murray, muhteşem geçen 2016'nın ikinci yarısı ile beraber yeni dünya 1 numarası oldu. Britanyalı raketin bu başarısı kesinlikle tesadüfi değil. Zaten en büyük rakibi Novak da "Şüphesiz o, bu oyunun en iyisi ve birinciliği hak ediyor" demeçleriyle bu gerçeği kabullenmiş oldu. Djokovic'in 2016'nın ikinci yarısındaki düşüşünün sebebi olarak, onun takvim slami yapma adına Roland Garros'a aşırı motive olması ve bu hedefine ulaştıktan sonra kalan sezonda bir nevi hedefsiz kalmasını gösterebiliriz. Peki bundan sonrası ne olacak?

2016 Wimbledon sonrası, tenise ara veren ve sakatlığının geçmesini bekleyen Roger Federer, 2017 yılı ile beraber kortlara geri dönecek. 35,5 yaşında ve hali hazırda sıralamada 16.lığa kadar düştüğü için turnuvalarda güçlü isimlerle karşılaşacak ve bırakın Grand Slam kazanmayı, herhangi bir ATP 500 dahi kazanması gerçekten zor olacak. Nadal, bir türlü vites yükseltemediği ve nispeten hayal kırıklığına dönüşen 2016 sonrası, yeni yılda kendine ilk 4 sıra içerisinde yer bulabilecek mi? 'Makina' ayarlarına geri dönmek için büyük bir hırs yapmasını beklediğimiz Djokovic, tekrar dünya 1 numarası olabilecek mi? Federer'in 17 Grand Slam'ini geçebilme umutları için sağlam adımlar atabilecek mi? Andy Murray, 2003 yılından bu yana "Büyük 3'lü"nün hegomanyasındaki "dünya bir numarası" olmanın ağır yükünü kaldırabilecek ve ünvanını koruyabilecek mi? İstikrarsız görüntüsüne rağmen final maçlarında adeta "Hulk" tadı veren Wawrinka, yine ummadık bir anda Grand Slam kazanabilecek mi? Geçen sezon sonunda ilk 10 dışında kalıp bu sezon top 10'a çıkan Raonic, Cilic ve Thiem yükselişlerini 2017'de devam ettirebilecek mi? Nishikori, Kyrgios, Pouille ve hatta listede bulunmayan Zverev ve Del Potro sürpriz yapıp şampiyonluklar elde edebilecek mi?

2017 ATP takvimi umarım güzel geçer. Rekabet her zamankinden daha büyük ve keyifli olacak, bu belli...

21 Kasım 2016 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray / Z Raporu

Ülkemizin en büyük derbi maçını geride bıraktık. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de elde ettiği seri 18 maça çıktı ve Galatasaray bir kez daha 2-0'lık sonucun ardından sahadan boynu bükük ayrıldı. Van Persie biri penaltıdan attığı iki golle yıldızlaşırken, G.Saray'ın isteksiz ve sonucu kabul eden futbolu dikkat çekti.

İşte 18 maddelik Z raporu :

1 - Kadıköy'de son galibiyetini 22 Aralık 1999 yılında alan Galatasaray, geride kalan 17 maçta sadece 4 beraberlik çıkartabildi. Sözkonusu 17 maçın sadece 13 dakikasında G.Saray önde olan taraf olmayı başarabildi.

2 - Fenerbahçe, maçın her iki yarısında da kaleye 1'er isabetli şut çekerken ikisi de gol oldu. Buna karşılık G.Saray'ın, 90 dakika boyunca attığı isabetli şut sayısı sadece 1. (Bruma)

3 - Kadıköy'de bu sezon ilk defa bir maç kapalı gişe oynanırken, maçı 44.754 biletli seyirci izledi ve bu sezonun en yüksek rakamına ulaşıldı.

4 - Galatasaray'ın bu maçı kaybetmesinde, oynadığı kötü futbolun ve ruhsuzluğun büyük etkisi vardı. Fakat bunun da altında yatan 'Kadıköy sendromu'ndan başka birşey değil. Yani "ne yapsam da kazanamam" çaresizliğinin sahaya yansımış hali.

5 - Fenerbahçe, ezerek kazanmadı. Rakibinden daha fazla galibiyete inandı, savaştı ve kazandı. Derbi kalitesi vasat düzeyine dahi ulaşamadı.

6 - Yedinci hafta sonunda rakibinden 8 puan farkla önde olan G.Saray, sonrasındaki 4 maçta aldığı 3 mağlubiyetle bugün 11 hafta sonunda F.Bahçe'nin 1 puan gerisinde. 



7 - Çok değil daha 1 ay öncesine kadar 'Riekerink Bey' olarak atılan sloganlar, şimdilerde 'Riekerink istifa'lara kadar geldi. Hollandalı deneyimsiz hocanın maç içerisindeki taktik ve oyuncu dizilişleri, değişiklikleri hep hataydı. Balık baştan kokar. G.Saray'ın teknik adam başarısızlığının altında yine kulübün vizyonsuzluğu yatıyor. Böyle yönetime böyle hoca!

8 - Pereira'nın arkasında bıraktığı enkaz karşısında ilk başlarda bocalasa da, tecrübesiyle sistemi belirleyip taşları yerine oturtan ve Van Persie gibi sürekli "hazır değil, güçsüz" eleştirilerine kulak tıkayıp, oyuncusunu tekrar 'birinci sınıf golcü' mertebesine ulaştıran ve en başta da takıma 'winner' karakterini tekrar kazandıran Advocaat, galibiyetin baş mimarı.

9 - Riekerink, aynı zamanda Kadıköy'de galibiyet yüzü göremeyen 9.teknik direktör olarak tarihe geçti. Daha önce sırasıyla; Lucescu, Hagi, Gerets, Feldkamp, Skibbe, Rijkaard, Mancini, Hamza Hamzaoğlu da bu tecrübeyi yaşadı.

10 - Volkan Demirel, Kadıköy'de oynanan maçlarda ne G.Saray'a, ne de Beşiktaş'a karşı henüz yenilgi yüzü görmedi. G.Saray'a karşı 15 maça çıkan tecrübeli eldiven, bu maçların 10 tanesinde kazanan taraf oldu. Volkan, belki de çıktığı en rahat G.Saray maçını oynadı.

11 - Fenerbahçe, Kasım aylarını seviyor. 2011 yılından bu yana Kasım aylarında oynadığı 19 maçın sadece 5 tanesinde beraberlik alırken, kalan tüm maçları kazanmayı başardı.

12 - Eren Derdiyok, Cavanda, De Jong, Tolga Ciğerci, Serdar Aziz, Skrtel, Neustaedter ve Aatıf kariyerlerinde ilk defa Fenerbahçe - Galatasaray derbisine çıktılar.

13 - F.Bahçe Lens olmadan da maç kazanmasını bildi. Daha önce Lens'in oynamadığı 4 maçta da galibiyet yüzü görememişlerdi. (3B, 1M)

14 - G.Saray ayrıca, sezonun en kötü futbolunu oynamasının yanı sıra, bir maçta ceza alanında en az topla buluşan takım oldu. (2)

15 - Muslera, bu sezon kalesine isabet eden şutların % 75'ini kurtarırken, bu maçta kalesini bulan iki şutta da çaresiz kaldı.

16 - Maçın hakemi Cüneyt Çakır, 8 kez sarı kartını kullanırken, bunların 6 tanesinde G.Saraylı futbolcuları cezalandırdı. İki takımın da beğenisini alamayan Çakır, genel itibariyle çoğu zaman yaptığının aksine - maç sonucuna etki etmeden - iyi bir maç yönetti diyebiliriz.

17 - Tam 5 yıl sonra deplasman yasağının kalkmasıyla, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolseverler, maçı beraber izleme şansı buldular.

18 - Bu galibiyetle F.Bahçe puanını 21 puana çıkartırken, G.Saray 20 puanda kaldı. Beşiktaş ise 27 puanda. İki hafta sonra oynanacak Fenerbahçe - Beşiktaş maçının önemi bir kat daha arttı. O maçın sonucu, ligin şeklini değiştirebilir.

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR