Dikkatli bakıldığında çoğunu tanıyacağınızdan eminim ama bazılarında fazlasıyla zorlanacağınızı düşünüyorum. Yeşil sahaların yıldız futbolcularının çocukluk zamanlarına gidelim istedim bugün. Şampiyonlar Ligi şampiyonu olanından tutun da Dünya Kupası şampiyonu olana kadar fazlasıyla ünlü ve bir o kadar da yıldız futbolcular bunlar. Hazırsanız turumuza başlayalım. Küçük bir kopya vereyim. Galerinin yarısı, başında "İ" harfi olan ülkelerin futbolcularına ait. Ayrıca başında "A" harfi olan ülkeler de az değil. En aşağıda yorum kısmında galeri hakkındaki görüşlerinizi paylaşabilir, sorularınızı sorabilirsiniz :)
22 + 1 kareden en az 15 tanesini doğru tahmin ettiysen sorun yok. 15'ten sonrası senin için büyük bir + ve bilgili olduğun kadar dikkatli bir futbolsever olduğunu gösterir. 20+ ise buyrun gelin, çay içelim, sohbet edelim :)
Tarihler 8 Temmuz 2012'yi gösterdiğinde Wimbledon'da 17.Grand Slam şampiyonluğuna erişen Federer, 31 yaşındaydı. 2017 Ocak ayında, yani tam 4,5 sene sonra Avustralya Açık'ta bir kez daha mutlu sona ulaştığında ise yıllardır süre gelen 'be18ive' tarihe karışmış, ekselansları 35,5 yaşında rekorunu bir sayı daha geliştirmişti. Hatta kendi deyimiyle "en anlamlı" şampiyonluğunu elde etmişti. Hayranları boş durur mu, hemen 'be19ive' etiketli paylaşımlara çoktan başladılar bile. Sonuçta 6 aylık zor bir sakatlığın ardından kortlara bir Grand Slam turnuvası ile dönmek, Nishikori ve Wawrinka gibi zor raketlerle 5'er setlik mücadeleler karşısında dahi vücut olarak üst seviyede reaksiyon göstermek ve sonunda finale yükselebilmek. What a final? diyenleri duyar gibiyim. Nadal, Federer'in 19 yıllık tenis kariyerinde en çok zorlandığı ve istatistiklerde en boynu bükük olduğu raket. Belki de iki efsane raketi son kez finalde görebileceğimiz anları iyi değerlendirmek ve tarihe sonuna kadar tanıklık etme adına biz ekran başındaydık ama ruhumuz, beynimiz hep Melbourne'deydi. Nadal'ın da eski şaşalı dönemlerine geri dönmek adına kazanması ve kendine güveni tekrar aşılaması gerekiyordu. Federer, 5.sete giden efsane maçta kazanan taraf olduğunda tenis sporundaki GOAT (Greatest Of All Time) tabiri, bu kez iyiden iyiye herkesin gönlüne kazınıyordu. Bu geri dönüşü, yani 4,5 yıl sonra bir Grand Slam kazanmayı ancak ve ancak tenisin en özel kişileri yada diğer anlamıyla tenisin en iyisi başarabilirdi belki de. Federer, maç önünde ve sonrasında ezeli rakibi Nadal'ın sonuna kadar hakkını veriyor ve bir kez daha şampiyonlukları ile elde ettiği sevgi ve saygıyı; ahlaklı ve mütevazi bir sporcu argümanları ile birleştirerek, rekabetin kelime anlamını gerçek manada tüm dünyaya öğretiyordu.
Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğu; teniste "Open Era", yani 'açık dönem' denilen 1968 ve sonrasında iki Grand Slam şampiyonluğu arasındaki en uzun zaman dilimlerinden biri oldu. 4,5 yıl aradan sonra bir Grand Slam kazanmanın onurunu yaşayan Federer'den önce hemen hemen aynı tecrübeyi yaşayan raketler ise 1975'te Arthur Ashe, 1996'da Boris Becker ve 2005'te Marat Safin. Bu raketler arasında sıralamadaki en büyük fark ise Federer'in bunu daha geç yaşta yapması oldu. Ashe 32, Becker 28 ve Safin ise 24 yaşında bu zaferlere ulaştılar. 'İki Grand Slam şampiyonluğu arası' mevzuunda günümüz raketlerinde Murray, geçen sene Wimbledon şampiyonluğu ile 3 yıllık Grand Slam açlığını giderirken; Djokovic 2011 Avustralya Açık'ta elde ettiği şampiyonlukla o da 3 yıl sonra yine aynı topraklarda bir Grand Slam şampiyonluğu yaşama başarısı göstermişti. Rafael Nadal ise en son kazandığı 2014 Roland Garros'tan bu yana bir Grand Slam kazanamıyor ve bu yıl 'ikinci evi' olan Roland Garros'ta kazanırsa 3 yıllık suskunluğunu bozmuş olacak.
2016 Wimbledon sonrası sakatlık sebebiyle sezonun geri kalanında maça çıkmayan Federer, geçen sezon sadece 7 turnuvaya katılabilmiş ve hiçbir şampiyonluk kazanamamıştı. 2016'da kariyer sezonunu geçiren Murray 17, dünya 2 numarası Djokovic yine 17, Wawrinka 21, Raonic 19, Nishikori 20, Nadal ise 16 turnuvada mücadele etmişti. 2017 Avustralya Açık şampiyonluğu başta Federer olmak üzere tüm dünyadaki tenis severler için büyük bir sürpriz olsa da işin içinde Federer olunca aslında her şeye biraz daha hazırlıklı olmamız gerektiğini bir kez daha görmüş olduk. Finalde FEDAL olunca da hafızalardan silinmeyecek bir sonu izlemiş olduk.
İlk Grand Slam şampiyonluğuna, Nadal (19), Djokovic (21) gibi isimlerin aksine Federer, daha geç (22 yaş) ulaşsa da onun tenisi neredeyse tek başına domine etmesi ile (2004 - 2009) şimdilerde kırılması oldukça zor bir sayıya (18) ulaştı. 18 belki de bir gün kırılacaktır bilinmez ama tenis sporuna onun kadar derin etki bırakabilecek birisi olacak mı, işte orası muamma.
Federer'in Avustralya Açık zaferi ve Nadal'ın yıllar sonra dönüşü aynı zamanda modern teniste bir başka olguyu bizlere yansıtıyor. Daha önceki dönemlerde Grand Slam'lerde rekabetin boyutu daha geniş ve şampiyon isimlerin sayıları daha fazla iken, özellikle 2000 yılından bu yana rekabetin boyu da, genişliği de bir hayli kısaldı. 2005 yılından günümüze olan Grand Slam şampiyonluklarının % 80'in de ise sadece 3 ismin adı geçiyor : Federer, Nadal ve Djokovic. Bu 3 isim, belki de tenis tarihinin en iyi üç ismi. O yüzden izlemeye ve büyük bir tarihe tanıklık etmeye devam!
Altın ayakkabı : 1. Miroslav Klose (5), 2. Hernan Crespo (3), 3. Ronaldo Lima (3)
Asist Kralı : Juan Roman Riquelme (4)
Altın Top : 1. Zinedine Zidane 2. Fabio Cannavaro 3. Andrea Pirlo
Yashin Ödülü : Gianluigi Buffon
En iyi genç oyuncu : Lukas Podolski
Gol sayısı : 64 maç, 147 gol (ort. 2,30)
All Star kadrosu 23 kişiden oluştu ve ikinci tur maçlarından sonraki performanslara göre belirlendi :
Kaleci : Gianluigi Buffon, Jens Lehmann, Ricardo
Defans : Roberto Ayala, John Terry, Lillian Thuram, Philipp Lahm, Fabio Cannavaro, Gianluca Zambrotta, Ricardo Carvalho
Orta saha : Ze Roberto, Patrick Vieira, Zinedine Vieira, Michael Ballack, Andrea Pirlo, Gennaro Gattuso, Francesco Totti, Luis Figo, Maniche
Forvet : Hernan Crespo, Miroslav Klose, Thierry Henry, Luca Toni
Biz ne yazarsak yazalım, 2006 Dünya Kupası; final maçında önce panenka panaltısı ile gol atan, daha sonra Materazzi'yle yaşadığı söz düellosunda kendisine kafa atıp kırmızı kartla oyundan atılan ve bu aynı zamanda aktif futbolculuk kariyerindeki son maçı olan Zidane ekseninde yazılıp çizilecektir.
*** Hadi şimdi Dünya Kupası defterlerinizi çıkarın ve etiketleme işlemine başlayın. Eksiği olanlar, benden temin edebilirler :))))
Zlatan için imkansız diye bir şey asla yok. 35 yaşında hala Manchester Unıted gibi bir takım ile Premier Lig gibi en üst düzey ligde, bu satırlar yazılırken 33 maçta 20 gol atmayı başardı bile. Gelelim Zlatan'ın insan aklının sınırlarını zorlayan o gollerine. Aynı zamanda eski bir tekvandocu olan İbrahimovic'in, Kasım 2012'de İngiltere ile oynadıkları hazırlık maçında attığı fantastik röveşata golü, tüm zamanların en iyi gollerinden biri olarak anılmaya devam edecek. Akıl, yetenek, cesaret, hayal gücü, doğru zamanlama gibi birçok momentumu saniyeler içerisinde eşleştirip o vuruşu Zlatan'dan başkası yapamazdı demek, hiçte yanlış olmaz. Bu unutulmaz gol, kendisine 2013 yılında FIFA Puskas ödülünün de sahibi ünvanını getirdi. Zlatan 4-2 kazandıkları bu maçta gollerin tamamına imza attığında 30 yaşındaydı ve futbolun en olgun çağındaydı. Zlatan daha önce; * 2013 yılında PSG forması ile Anderlecht deplasmanında yaklaşık 30 metreden gelişine öyle bir füze göndermişti ki, kaleci Kaminski sadece jenerik olsun diye uçabilmişti. Zlatan ayrıca o maçta 4 gol birden atmış ve Şampiyonlar Ligi tarihine geçmişti. ** 2004 yılında İtalya ile oynadıkları Avrupa Şampiyonası grup maçında 85.dakikasına 1-0 yenik girdiklerinde kullanılan köşe atışında yaşanan karambolde seken topa, Buffon'un rahatsız etmesine rağmen havada kaleye sırtı dönük biçimde topuk vuruşu ile inanılmaz bir gole imza atmıştı. Bu vuruş becerisini, dünyada ondan başkası deneyemezdi ve yapamazdı. o gol aynı zamanda İsveç'i bir anlamda Euro 2004'te çeyrek finale çıakrtan goldü. *** 2009 yılı İnter - Fiorentina maçı. İnter frikik kazanıyor. Kalede Sebastian Frey var ki, Çizme'nin son 15 yıldaki en iyi 5 kalecisinden biridir. Kaleye 32 metre uzaklık var. Topun başında İbrahimovic. Frey, iki kişilik baraj kurdurur. Zlatan bir anda Frey'in sağ üst tarafına öyle bir bazuka gönderir ki, Ümit Aktan'ın dediği gibi "Şımaykıl değil, bütün maykıllar gelse o golü oradan alamazdı". İnter, o sezon sonunda şampiyon olmuştu. **** Zlatan'ın tüm dünyada tanınmasına vesile olan gol, 22 Ağustos 2004 imzalı Ajax - Breda maçından. O zaman 22 yaşında olan İsveçli yetenek, 5 oyuncuyu ipe dizip öylesine bir gol atıyordu ki herkesi kendisine hayran bırakıyor ve Eurosport tarafından "Yılın golü" seçiliyordu. Artık Zlatanmania zamanı gelmişti. Yukarıda sadece 5 golünü yazdık ama sizlerin de bildiği gibi bu tarz o kadar çok golü var ki, satırlar yetmez. Sizler de yoruma onun en çok sevdiğiniz golünü yazabilirsiniz...
"Federer, yıllanmış bir şarap misali; içtikçe içesiniz, izledikçe izleyesiniz geliyor. Federer, sevgiliye okunan bir şiir misali, her okunduğunda sizi değişik dünyalara götürüyor, sizi sizden alıyor. Federer, bir tür bağımlılık durumu sanki; asla vazgeçemiyor ve daima kalitenin, en iyinin yanında olduğunuzu hissediyorsunuz. Peki Federer olmak nasıl bir duygudur acaba? Bunu, onu ilk gördüğümde mutlaka soracağım!"
Bazen sadece iyi olmak yetmez. İşinizde iyi olduğunuz kadar, onu severek de yapmalısınız. Hatta bu noktada Konfüçyüs'ün "Sevdiğiniz işi yapın ve hayatınızın tek bir günü bile çalışmış olmazsınız" sözünü de hatırlayarak 'aşk ve tutku ile yapılmış işlerin bizleri sürekli başarıya, en ulaşılmaza götüreceği' gerçeğini de ezberlerimize ekleyelim. Roger Federer... İlhamını, tutku ve aşktan alan İsviçreli raket; tenis sporuna yüklediği derin anlamlar, kattığı evrensel dokunuşlar ve tarif edemeyeceğimiz güzellikte birçok argümanı ile sadece 21.yüzyılın değil, tarihin gelmiş geçmiş en iyi tenisçisi pozisyonunda. "Yedisinde neyse yetmişinde de odur" sözünün gerçek hayatta birebir yansımasıdır onun muazzam kariyeri. Dünyanın dört bir yanında bu derece sevilmesi, takdir edilmesi ve sürekli zirveye oynayan sağlam karakteri onu her daim finallerin, kupaların ve başarıların ortak paydasında buluşturdu.
Başarılı iş = Tutku + Sevgi + Aşk
Bugün internetten iki üç dakikanızı almayacak şekilde Federer'in kazandığı başarıları okuyabilir ve kendisine kısa sürede mest olabilirsiniz. O ise 19 yıllık tenis kariyerinde bir an olsun az ile yetinmedi, her olumsuz durumda sabretti ve çok çalışıp, yukarıdaki 'başarılı iş' formülüne sonuna kadar bağlı kalıp engelleri bir bir aştı. 'Tarihin en iyisi' öyle bir çırpıda söylenen, kişiyle özdeşleştirilen basit bir elbise değil. Bilakis o elbisenin ağırlığı diğerlerine benzemez, taşıması da oldukça güçtür ve giyildiğinde de nesilden nesile aynı duyguları yansıtması gerekir. 2017 yılındaki Federer, ilk Grand Slam şampiyonluğunu aldığı 2003 yılındaki gibi ruhu genç ve işine büyük saygı duyuyor. İşine asla küsmüyor, sonuç ne olursa olsun hedefinden bir adım dahi olsa geri adım atmıyor ve içindeki o sonsuz kazanma dürtüsü ile daima en ulaşılmaza koşuyor. Tutku, aşk ve bağlılık işte böyle bir şey...
Tenisin 'ekselansları' ünvanını GOAT kişiliği ile özdeşleştiren Federer için hiçbir şeyin asla imkansız olmadığı gerçeğini daha dün Avustralya Açık finalinde ezeli rakibi Rafael Nadal karşısında kazandığı Grand Slam şampiyonluğundan net bir şekilde anladık. 3 farklı slamde en az 5 kez şampiyonluk elde eden tek tenisçi olarak da tarihe bir kez daha geçti Federer. 6 aylık sakatlığının ardından katıldığı ilk ciddi turnuvada çeyrek final dahi görmesi başarı sayılacakken, finale kadar yürüyüp, üç kez 5 setlik maçlar oynayıp, 'Top 10' kategorisindeki 4 ismi birden yenerek, kariyerinin 18. Grand Slam şampiyonluğunu kazanması ve buna 35,5 yaşında ulaşması, bu satırları yazan ve okuyanlar için takdir ötesi bir iştir. 5.sette 3-1 geriden gelip, 5-0'lık seri ile seti 6-3 kazanıp şampiyon olmanın anlamını bazen kelimeler ve rakamlar dahi doğru şekilde karşılayamaz, izah edemez.
Büyük bir kupa koleksiyoncusu olan Federer için bu saatten sonra "Artık yaşlandı, bırakmalı, daha Grand Slam kazanamaz" gibi söylemlerin son bulduğu da aşikar. Federer'in içinde yanan ateş (tutku), daha doğrusu gençlik iksiri, onu en zor yollardan hayata döndürdü ve kısa zamanda en ulaşılmaz hedeflere götürdü. Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğu için tam 4,5 sene beklediği ve o zaman dilimi içerisinde onu 3 kez bu yoldan döndüren kişi Djokovic'den başkası değildi. Bundan sonra da başta Djokovic olmak üzere, büyük bir savaşçı ve asla pes etmeyen kişiliği ile Nadal, daha güçlü dönmesi beklenen Murray ile rekabete sonuna kadar devam edecektir Roger.
'bel18ve' den 'bel19ve'lere gelen süreçte Federer, neredeyse imkansızı başardı ve tenis tarihindeki adını daha kalın puntolarla yazdırdı.
Sürekli en iyisini istemek, eleştiriler karşısında yolunuzdan dönmemek, tutku ile içinizde büyüttüğünüz ve yaşattığınız gençlik iksiri ile hangi spor dalı olursa olsun başarı kaçınılmaz bir gerçektir. Aynen Michael Jordan, Muhammed Ali, Usain Bolt ve Michael Phelps'in daha önce bunu birçok kez yaptığı gibi. Paolo Maldini, Ryan Giggs, Francesco Totti, Andrea Pirlo, Frank Lampard, Gianluigi Buffon ve bu yazıyı okuyanlara da buradan selamlarımı yolluyorum...
Sonumuz böyle mi olacaktı? Belki de çalkantılı futbol kariyerinde onu en iyi anlatacak söz dizesi; "Hızlı yaşadı, genç öldü". 'Başarılı' denecek futbol kariyerinin bu denli kısa sürmesi; saha dışındaki uygunsuz hareketleri ve yaşantısının sonucuydu belki de. Genç yaşta dağıttı sofrayı, şişeleri, ne varsa. Hem de yeterince doymadan, doyurmadan... Gece hayatı, antrenman firarları ve bünyesine fazla gelen yorucu maç trafiği, tez ayrılığı kaçınılmaz kıldı. Brezilyalıları motive etmek, yönetmek zordur. Bir çocuk gibi ilgi beklerler, çiçeğin sulanıp ömrünün uzaması gibi, sürekli sulanmak isterler. Sezen Aksu'nun "Seni pamuklara sarmalar sararım. Ne bedel isterim, ne hesap sorarım" dizelerinde olduğu gibilerdir aslında. Barcelona sonrası Milan'da eski günlerine geri döner dedik, olmadı. O çiçek soldu ve kendini unutturmak için elinden geleni yaptı adeta. Halbuki; onun gibi izleyenleri adeta büyüleyen, ekran başında hop oturup kaldıran, bire birde rakibinin belinden su almak için türlü numaralar deneyen bir futbol cambazı, sempatik, ele avuca sığmaz değildi kimse. Kısacası o, herkesten farklıydı. "Rivaldo sonrası, Messi öncesi Barcelona"sına sınıf atlatan, saha içerisinde birçok jenerik hareket, çalım ve gol üreten, aynı anda hem hız hem de teknik, yetenek silahlarını kusursuz bir biçimde senkronize eden bir futbol sihirbazıydı adeta. Kelimeler dahi kitleniyor çoğu zaman, onu tarif ederken...
Real Madrid başkanı Florentino Perez'in "O çirkin ve forması satmaz" diyerek veto ettiği Ronaldinho için yıllar sonra; "Scout ekibimiz Ronaldinho'yu önerdi ama biz daha yakışıklısı olan Beckham'ı aldık. Roni ve Barca kupaları bir bir toplarken, biz ise oldukça fazla para kazandık" dedirtecek kadar büyük bir starsın sen işte. Futbolda kısa zamanda zirveye çıkıp da, bu denli baş aşağı düşen bir futbolcuyu neredeyse görmedik desek yeridir. Şöhretin bedeli, şöhretin getirdiği servetle ödenemiyor maalesef. 30'una geldiğinde bir anlamda futbol hayatı bitmişti, son demlerini yaşadığı belliydi. Artık Avrupa kıtası onu bir daha göremeyecekti. Hem zaten Avrupa'da Messi ve Ronaldo fırtınası esiyordu ama bilenler, asla unutamayanlar seni özlüyordu. Sen ise... Doğduğun memlekette bir o yana, bir bu yana savrulurken, Meksika semalarına bile gittin de, Türkiye'ye bir türlü gelemedin ya, işte buna yanarız biz de... Bugün 37 yaşına girmenin arefesinde ve aktif olarak futbolu tamamen bırakma eşiğinde olan Ronaldinho; ardında birçok anıyı götürecek belki ama tarih kitapları onu hep en özel kategoride yazacak. "Tek kişilik futbol sanatı" kavramını modern futbolda akıllara kazıyan ve Messi gibi bir efsanenin doğmasına ön ayak olan Ronaldinho'suz futbol, gerçekten öksüz kalacak.