Grand Slam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grand Slam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2017 Salı

En İyi Kim?


Bugün sizlere farklı bir şey hazırladım. Son 15 yıla damga vuran 3 büyük tenis efsanesinin (Federer - Nadal - Djokovic) kazandıkları Grand Slam'ler özelinde birkaç parametre ışığında belirlediğim puanlara göre bir sıralamaya dahil ettim kendilerini ve ortaya şöyle bir şey çıkmış oldu. Sonucu kafaya fazla takmamak lazım, zira daha önce de dediğim gibi bir Grand Slam şampiyonu, turnuva boyunca rakiplerinin kim olacağına kendisi karar veremez. Hem kim derdi, 2014 US Open finalini Cilic - Nishikori oynayacak diye?
İlk olarak şöyle başlayalım... Malumunuz Federer'in 19, Nadal'ın 16 ve Djokovic'in ise 12 Grand Slam şampiyonluğu var. Toplamda 47 Grand Slam şampiyonluğu ediyor ki, 2003 Wimbledon'dan günümüze 58 Grand Slam oynandığını düşündüğümüzde bu oran % 81 gibi korkunç bir rakama dönüşüyor. Üç büyük efsanenin böyle bir dominasyonu tarih boyunca görülmedi. Kaldı ki kazanamadıkları kalan 11 Grand Slam'in 5'inde yine en az bir BİG3 üyesi vardı.
Fazla kafaları dağıtmadan tekrar konumuza dönelim. BİG3'ün kazandığı 47 Grand Slam özelinde şöyle bir puanlama sistemine gideceğiz.
* Grand Slam'i kazanan raketin şampiyon olduğu turnuvada rakiplerinin dünya sıralamasındaki yerlerinin ortalamalarına göre :
0 - 20 arasına 5 PUAN
21 - 40 arasına 4 PUAN
41 - 60 arasına 3 PUAN
61 - 80 arasına 2 PUAN
81 - 100 arasına 1 PUAN
101 ve sonrasına PUAN YOK
* BİG3 kadar BİG4'ün de önemi tartışılmaz. Murray efendi, böylesine büyük üçlünün zamanına denk gelmeseydi şu an koleksiyonunun en az 3 katı kadar Grand Slam şampiyonluğu yaşayabilirdi. O, elinden geldiğince efsanelere direnç gösterdi ve toplamda 11 Grand Slam finali oynadı, hem de 10 tanesini bu üçlüye karşı. Grand Slam şampiyonları, BİG4 üyesi her rakibini yendiğinde 2'şer PUAN
* İlk 10 sırada yer alan tenisçileri yendiğinizde ekstradan 0,5 (YARIM) PUAN
* Önce yada sonra Grand Slam şampiyonluğu yaşamış tenisçilere karşı aldığınız her galibiyete 1 PUAN
......................
Puanlama bitti. Şimdi kalemi kağıdı, hesap makinesini elimize aldık ve şöyle bir sonuç çıktı ortaya... (Umarım yanlış yapmamışımdır)
Grand Slam puanlarının derecelerini de şöyle izah edelim :
RUTİN : 5 puan ve daha aşağısı
ORTALAMA : 5,5 - 7,5 puan arası
İYİ : 8 - 10,5 puan arası
MÜKEMMEL : 11 ve üzeri

Novak Djokovic, bu puanlama sisteminde kazandığı 12 Grand Slam özelinde ortalama 9,08 puan tutturarak birinci olurken; Rafael Nadal da 7,84 ortalama ile ikinci sırada. Roger Federer ise 7,08 ile üçüncü sırada.
Bu puanlama sisteminde Djokovic'in en zorlu kazandığı (en çok puan aldığı) Grand Slam 2011 AUS OPEN (11,5) olurken, en rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam ise 2011 WİMBLEDON (6,5) oldu. Novak, hiçbir Grand Slam zaferinde 6,5 puanın altına düşmedi. Malum, biraz da devir farkı!
Gelelim Nadal'a... En zorlu kazandığı (en çok puan aldığı) Grand Slam 2007 ROLAND GARROS (12,0) ve hemen ardından 2006 ROLAND GARROS (11,0) olurken; en rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam ise 2010 ROLAND GARROS (1,5) oldu. Ayrıca Nadal'ın son Grand Slam şampiyonluğu olan US OPEN'dan da sadece 3 puan aldığını ekleyelim.
Son olarak Federer'e bakalım. İlk iki rakibine oranla özellikle 4-5 yıl farklı rakiplerle oynayan Fedex, en zorlu kazandığı Grand Slam'i (en çok puan aldığı) 2007 ve 2012'deki WİMBLEDON'larda (11,0) yaşadı. En rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam zaferi ise 2006 AUS OPEN (3,5) olarak kayıtlara geçti.
Yukarıdaki Grand Slam puanlarına bağlı olan derecelere tekrar dönersek... RUTİN olarak adlandırdığımız sınıfta 5 Grand Slam şampiyonluğu var ki, bunların 3'ü Federer, 2'si Nadal'ın. Djokovic'in hiç RUTİN zaferi yok. ORTALAMA olarak değerlendirdiğimiz Grand Slam şampiyonluklarında Federer'in 9, Nadal'ın 5, Djokovic'in ise 2 zaferi var. İYİ olan derecede ise Djokovic'in 9, Nadal'ın 7, Federer'in de 5 şampiyonluğu var. Son olarak MÜKEMMEL kategorisinde ise Nadal ve Federer'in 2, Djokovic'in ise 1 zaferi var.
SON BİLGİ : Bu zamana kadar 30 Grand Slam finalinde BİG4 oynadı. Nadal - Murray finali hariç hepsi oynandı. En çok finali Nadal - Federer (9 kez) oynarken; 7 kez Murray - Djokovic, 7 kez Djokovic - Nadal, 4 kez Federer - Djokovic ve 3 kez de Federer - Murray finalde karşılaştılar. 2010 US OPEN ile 2013 AUS OPEN arasında yer alan 10 finalin tamamını BİG4 oynadı ve tenis tarihinin en rekabetçi ve zevkli yıllarına imza attılar.

İşte böyle dostlar. Ben puanladım, sizler de okudunuz. Aslında bu puanlama, bizlere somut ve kesin hiçbir sonuç vermiyor. Ben sadece sayıları sevdiğim için boş zamanımda böyle bir şeyler yaptım. Okuyanlara teşekkürler, yorumları alabilirim :)

22 Haziran 2017 Perşembe

Toprağın Kitabını Yazan Adam : NADAL

Öyle güçlü bir karakteri yazmak çok da kolay değil aslında. Yaşadığı sakatlıklar, şanssızlıklar sonrası hem de 30’unu devirmiş, bir yerde tenis kariyerinin dörtte üçünü bitirmiş olmasına rağmen, böylesine güçlü dönebilmeyi kelimelere dökmek oldukça zor. Öncelikle Nadal’ın bu başarısını anlamak için onu izlemeniz, jest mimiklerine dikkat etmeniz ve oyunun her alanındaki heyecanını, başarıya olan açlığını gözlerinizle görmeniz, hissetmeniz gerekiyor. Eğer bunu yaptıysanız, devam edelim.

2017 yılı Nadal için Avustralya Açık’a ısınma mahiyetinde Brisbane’de başladı ve çeyrek finalde Raonic’e kaybetti. Kariyerinde sadece bir kez kazandığı Avustralya Açık’a geldiğinde ise kimse ondan şampiyonluk beklemiyordu. Djokovic ve Murray ağır favorilerdendi. Kazandıkça ritmini bulan Nadal; finale kadar yürüdüğü muazzam yürüyüşte Zverev, Monfils, Raonic ve Dimitrov gibi üst düzey tüm raketleri saf dışı bırakarak finalde herkesin kaç yıldır beklediği FEDAL finalini bizlere yaşattı. Nadal, aynı zamanda 2014 Roland Garros şampiyonluğundan bu yana ilk kez bir Grand Slam finali oynayacaktı.  Son derece epik bir mücadeleye sahne olan maçı Federer’e karşı 5 set ile kaybetti ama ilerisi için çok net bir mesajı da herkese vermiş oldu : “Hazır olun, Nadal bundan sonra daha güçlü gelecek!”. 1 ay sonra Meksika’da finalde Querrey’e finalde kaybetse de Amerika’daki Masters turnuvalarına tam anlamıyla hazırdı artık. 

FEDAL finallerinin tadı damağımızda kalmıştı ki, İndian Wells hemen imdadımıza yetişmişti. Bu defa 4.turda birbirlerine rakip oldular. Federer, Avustralya Açık’ın aksine rahat kazandı ve akabinde zaten şampiyon oldu. Tarihin en büyük ezeli rekabetlerinden biri olan rakibi Federer’in 6 aylık sakatlığı sonrası böylesine efsanevi geri dönüşü şüphesiz Nadal için de büyük bir ilham kaynağı oldu. Toprak sezonu öncesi son büyük turnuvada Miami Açık’ta Federer’le bir kez daha finalde karşılaşması ve set kazanamadan kaybetmesi biraz gardını düşürmüş gibi görünse de artık Nadal, hedeflerine emin adımlarla ilerliyordu. İki ayda üç kez Federer’e yenilmesi belki onun kariyerinde ilk defa olan bir durumdu ama onun dilinde hep aynı sözler vardı : “Ben oyunumu geliştirmeye çalışıyorum ve sürekli finaller oynamak istiyorum.”
Miami ile beraber sert zemin sezonu bitmiş, Nisan ayı gelmişti. Takvimin üçüncü, sezonun ilk toprak Masters turnuvası olan Monte Carlo’da herkes Nadal’ın performansını merakla bekliyordu. Gelmiş geçmiş en iyi toprak oyuncusu olduğu herkesin malumuydu ama üst üste kaybedilen finaller sonrası nasıl bir reaksiyon vereceği yine de bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyordu. Hep daha iyisi için çalışmaya devam eden ve her katıldığı turnuvada daha güçlü bir karakter koymayı tenis felsefesi olarak gören Nadal, inanılmaz geçecek toprak sezonunda ilk kupasını Fransa’da Monte Carlo’da vatandaşı Ramos Vinolas karşısında kazandığında erişilmesi güç bir rekoru da beraberinde getiriyordu. Monte Carlo’da toplamda 10.şampiyonluktu bu. Halka devam edecek ve hemen akabinde Barcelona Açık’ta kariyerinin belki de en rahat şampiyonluğuna hiçbir maçta set kaybetmeden ulaşacak (finalde Dominic Thiem’i yendi) ve mabedinde kazandığı kupanın toplam sayısı yine 10 (on) olacaktı. Barcelona Açık; Nadal’ın aynı zamanda toplamda 18. kez ATP500 Masters şampiyonluğu olmuştu.

On gün sonra bu defa Madrid Open’da zaman zaman kulağındaki ağrıların oyununa müdahale etmesine rağmen önce yarı finalde Djokovic’i eleyip ‘head to head’ kısmında rakibine olan 3 yıllık galibiyet özlemini sonlandıracak ve finalde bir kez daha Thiem karşısında kazanarak şampiyon olduğunda her yerde “The King of Clay” sözleri yankılanacaktı. Nadal kısa zamanda üçleme yaptığı toprak zeminde (kariyerinde ilk kez Monte Carlo – Barcelona – Madrid’i aynı takvim yılında kazandı) sınırları zorlamaya başlamıştı. Madrid’deki zaferle beraber  İspanyol raket ATP1000 Masters turnuvalarında 30.kez şampiyon olup bu kategoride Djokovic ile yarışta eşitliği yakalamıştı. Şimdi sıradaki hedef Roma Masters idi ve hazırlıklar hemen başlamıştı. 

Roland Garros öncesi son büyük turnuva olan Roma Masters’da daha önce 7 kez şampiyon olmuş Nadal, hep daha fazlasını istediği için bu turnuvaya da ara vermeksizin katıldı. Vücudu ritim bulmuştu bulmasına ama sadece 25 günde çıktığı ve kazandığı üst üste 15 maç, 31 yaşına gelmiş bir tenisçiyi doğal olarak yormuştu. Buna aldırış etmeden, formunun zirvesinde olmanın verdiği özgüvenle Roma’da Almagro ve Sock’u geçse de çeyrek finalde, son 20 günde 3.kez karşılaşacağı ve geleceğin en önemli raketlerinden birisi olarak kabul edilen Dominic Thiem’e bu defa kaybedecekti. Bu elenme onun için fazlasıyla hayırlı bir gelişmeydi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi fazlasıyla yorulan bedeni, Roland Garros öncesi bir hayli dinlenmeye zaman bulacak ve en güçlü haliyle Fransa’da 10.kupasına kavuşmanın hayali ile çalışmalarına devam edecekti.
2017 yılına dünya sıralamasında 9 numarada giren Nadal, Mayıs ayı sonunda 4 numaraya kadar yükseldi. Wawrinka ile aralarında sadece 70 puanlık bir fark kaldı. Söz konusu dönemde 5 ayda 36 galibiyet, 6 mağlubiyet ile 86% başarı yüzdesi ve 6 finalde kazanılan 3 şampiyonluk. Sezonun geri kalanı için muazzam istatistikler bunlar. Mağlubiyetlerin 3’ü Federer’den, kalanları ise Raonic, Querrey ve Thiem’den. Toprak zeminde toplamda 52 şampiyonlukla bu alanda tarihin en iyisi. Monte Carlo ve Barcelona’da 10’ar şampiyonlukla açık dönemde bir turnuvayı en çok kazanan isim. Tenise yeni başlamışcasına çok çalışıyor, oyununu geliştiriyor, her şeyden önce mutlu ve işini çok seviyor.

Toprağın kitabını binbir zahmetle ve azimle yazan Rafael Nadal, 1 ayda toprak sezonunu adeta tek başına domine etti. Bu kitabı okumayan, bilmeyen ve göz ardı edenler çok şeyi kaybediyorlar. Çünkü Nadal sonrası toprak zeminde böyle uzun bir dominasyon ve 50’nin üzerinde şampiyonluklara şahit olmamız pek olası görünmüyor. O, kazandıkça canavara dönüşen anlayışı ile Roland Garros’un da hala en büyük favorisi konumunda. Evet Djokovic, formunu artırdı, Thiem ciddi bir tehdit olduğunu sürekli finaller oynayarak zaten gösterdi. Murray ve Wawrinka tekrar bir çıkış için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaklar. Belki sürpriz bir isim de şampiyon olabilir ama tam 9 kez bu kupayı ısırmış birisi olarak Nadal’ı yenmek için o gün fazlasıyla ekstra bir performans gösterilmesi şart!

*** Bu yazı, KORT dergisinin HAZİRAN sayısından alınmıştır.

24 Mayıs 2017 Çarşamba

30 yaş şampiyonu Djokovic

Novak Djokovic, pek çoklarına göre tenis tarihinin en iyi üçüncü oyuncusu. Mükemmel devam eden kariyerinde hala bu kategoride ikinci, hatta birinci olma şansı var. Bu yazı kaleme alınırken Nole, iki gün önce 30 yaşına girdi. Sırp tenisçi aynı zamanda bir süredir boşta olması sebebiyle yeni koçu Andre Agassi'yi de doğum gününden bir gün önce kamuoyuna açıkladı. Bu da yetmezmiş gibi Djokovic, 5 yıldır sponsoru olan Uniqlo ile yollarını ayırıp Lacoste ile anlaşmaya vardı. 30 yaşına girerken Roma Masters'ta finalde Zverev'e kaybetse de yeni koç + yeni sponsor ile Roland Garros'a hazırlanmaya başladı bile. 

Tenis tarihinin en iyisi Roger Federer'in 36 yaşına girmesine yaklaşık iki ay kaldığını düşünürsek, kalan kariyerinde oynayacağı maximum iki yıl daha var gibi. Onun yerinde başka bir isim olsa belki bu kadar uzun süre fit kalıp hala kariyerine devam ediyor olamazdı. Zaten Federer gibi sporcuları en üst seviyede tutan başarının sırrı da bu olsa gerek : Kendilerine iyi bakıyorlar, işlerine büyük saygı duyuyorlar ve tüm bunları severek yapıyorlar. Sevmek demişken geçenlerde Nick Kyrgios'un "tenisi sevip sevmediğime emin değilim" açıklaması dahi Avustralyalı raketin kariyerinde nasıl gel-gitler yaşadığını göstermesi açısından önemli bir ayrıntı olsa gerek.

Federer'deki bu profesyonel anlayışın aynısı Nadal ve Djokovic'de de var. Nadal yaşadığı sakatlıklara aldırış etmeden turun sürekli içinde kalmak için fazlasıyla mücadele verdi. Hep daha iyisi için savaştı. Bitti denilen anlarda küllerinden daha güçlü doğarak geri dönmeyi başardı. Keza Murray de, tarihin en büyük üç tenisçisi ile aynı döneme gelen kariyerinde elinden gelenin en iyisini yaparak iki kez olimpiyat şampiyonluğu kazandı. Birçok üst düzey turnuvada kupalar kaldırdı ve o da nihayet dünya 1 numarası koltuğuna oturmayı başardı.

Tekrar Djokovic'e dönelim. Novak; Andy'den 1 hafta, Nadal'dan ise 1 yaş küçük. Federer ile aralarında hemen hemen 6 yaş fark var. Djokovic'in doğum günü şerefine; bu büyük dört tenisçi için hepsinin 30 yaşına ayak bastıklarında kariyerlerinde ne tür başarılar elde ettiklerine göz atalım istedim ve bununla ilgili küçük bir araştırma yaparak bunu tabloya döktüm. Tabloda birçok parametre var. Bu tablo 'kim daha iyi' kısmından öte, 'The Big Four'a neden böyle dendiğinin kanıtı gibi adeta.

Yine de her biri 30 yaşındayken hangisi genel anlamda daha iyi diye sorarsanız, ben az bir farkla Djokovic derim. Ya sizler?

13 Şubat 2017 Pazartesi

Federer, 18 ve birkaç şey...


Tarihler 8 Temmuz 2012'yi gösterdiğinde Wimbledon'da 17.Grand Slam şampiyonluğuna erişen Federer, 31 yaşındaydı. 2017 Ocak ayında, yani tam 4,5 sene sonra Avustralya Açık'ta bir kez daha mutlu sona ulaştığında ise yıllardır süre gelen 'be18ive' tarihe karışmış, ekselansları 35,5 yaşında rekorunu bir sayı daha geliştirmişti. Hatta kendi deyimiyle "en anlamlı" şampiyonluğunu elde etmişti. Hayranları boş durur mu, hemen 'be19ive' etiketli paylaşımlara çoktan başladılar bile. Sonuçta 6 aylık zor bir sakatlığın ardından kortlara bir Grand Slam turnuvası ile dönmek, Nishikori ve Wawrinka gibi zor raketlerle 5'er setlik mücadeleler karşısında dahi vücut olarak üst seviyede reaksiyon göstermek ve sonunda finale yükselebilmek. What a final? diyenleri duyar gibiyim. Nadal, Federer'in 19 yıllık tenis kariyerinde en çok zorlandığı ve istatistiklerde en boynu bükük olduğu raket. Belki de iki efsane raketi son kez finalde görebileceğimiz anları iyi değerlendirmek ve tarihe sonuna kadar tanıklık etme adına biz ekran başındaydık ama ruhumuz, beynimiz hep Melbourne'deydi. Nadal'ın da eski şaşalı dönemlerine geri dönmek adına kazanması ve kendine güveni tekrar aşılaması gerekiyordu. Federer, 5.sete giden efsane maçta kazanan taraf olduğunda tenis sporundaki GOAT (Greatest Of All Time) tabiri, bu kez iyiden iyiye herkesin gönlüne kazınıyordu. Bu geri dönüşü, yani 4,5 yıl sonra bir Grand Slam kazanmayı ancak ve ancak tenisin en özel kişileri yada diğer anlamıyla tenisin en iyisi başarabilirdi belki de. Federer, maç önünde ve sonrasında ezeli rakibi Nadal'ın sonuna kadar hakkını veriyor ve bir kez daha şampiyonlukları ile elde ettiği sevgi ve saygıyı; ahlaklı ve mütevazi bir sporcu argümanları ile birleştirerek, rekabetin kelime anlamını gerçek manada tüm dünyaya öğretiyordu.

Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğu; teniste "Open Era", yani 'açık dönem' denilen 1968 ve sonrasında iki Grand Slam şampiyonluğu arasındaki en uzun zaman dilimlerinden biri oldu. 4,5 yıl aradan sonra bir Grand Slam kazanmanın onurunu yaşayan Federer'den önce hemen hemen aynı tecrübeyi yaşayan raketler ise 1975'te Arthur Ashe, 1996'da Boris Becker ve 2005'te Marat Safin. Bu raketler arasında sıralamadaki en büyük fark ise Federer'in bunu daha geç yaşta yapması oldu. Ashe 32, Becker 28 ve Safin ise 24 yaşında bu zaferlere ulaştılar. 'İki Grand Slam şampiyonluğu arası' mevzuunda günümüz raketlerinde Murray, geçen sene Wimbledon şampiyonluğu ile 3 yıllık Grand Slam açlığını giderirken; Djokovic 2011 Avustralya Açık'ta elde ettiği şampiyonlukla o da 3 yıl sonra yine aynı topraklarda bir Grand Slam şampiyonluğu yaşama başarısı göstermişti. Rafael Nadal ise en son kazandığı 2014 Roland Garros'tan bu yana bir Grand Slam kazanamıyor ve bu yıl 'ikinci evi' olan Roland Garros'ta kazanırsa 3 yıllık suskunluğunu bozmuş olacak.


2016 Wimbledon sonrası sakatlık sebebiyle sezonun geri kalanında maça çıkmayan Federer, geçen sezon sadece 7 turnuvaya katılabilmiş ve hiçbir şampiyonluk kazanamamıştı. 2016'da kariyer sezonunu geçiren Murray 17, dünya 2 numarası Djokovic yine 17, Wawrinka 21, Raonic 19, Nishikori 20, Nadal ise 16 turnuvada mücadele etmişti. 2017 Avustralya Açık şampiyonluğu başta Federer olmak üzere tüm dünyadaki tenis severler için büyük bir sürpriz olsa da işin içinde Federer olunca aslında her şeye biraz daha hazırlıklı olmamız gerektiğini bir kez daha görmüş olduk. Finalde FEDAL olunca da hafızalardan silinmeyecek bir sonu izlemiş olduk. 



İlk Grand Slam şampiyonluğuna, Nadal (19), Djokovic (21) gibi isimlerin aksine Federer, daha geç (22 yaş) ulaşsa da onun tenisi neredeyse tek başına domine etmesi ile (2004 - 2009) şimdilerde kırılması oldukça zor bir sayıya (18) ulaştı. 18 belki de bir gün kırılacaktır bilinmez ama tenis sporuna onun kadar derin etki bırakabilecek birisi olacak mı, işte orası muamma.

Federer'in Avustralya Açık zaferi ve Nadal'ın yıllar sonra dönüşü aynı zamanda modern teniste bir başka olguyu bizlere yansıtıyor. Daha önceki dönemlerde Grand Slam'lerde rekabetin boyutu daha geniş ve şampiyon isimlerin sayıları daha fazla iken, özellikle 2000 yılından bu yana rekabetin boyu da, genişliği de bir hayli kısaldı. 2005 yılından günümüze olan Grand Slam şampiyonluklarının % 80'in de ise sadece 3 ismin adı geçiyor : Federer, Nadal ve Djokovic. Bu 3 isim, belki de tenis tarihinin en iyi üç ismi. O yüzden izlemeye ve büyük bir tarihe tanıklık etmeye devam!

30 Ocak 2017 Pazartesi

Federer Olmak

"Federer, yıllanmış bir şarap misali; içtikçe içesiniz, izledikçe izleyesiniz geliyor. Federer, sevgiliye okunan bir şiir misali, her okunduğunda sizi değişik dünyalara götürüyor, sizi sizden alıyor. Federer, bir tür bağımlılık durumu sanki; asla vazgeçemiyor ve daima kalitenin, en iyinin yanında olduğunuzu hissediyorsunuz. Peki Federer olmak nasıl bir duygudur acaba? Bunu, onu ilk gördüğümde mutlaka soracağım!"

.............................................................................................................


Bazen sadece iyi olmak yetmez. İşinizde iyi olduğunuz kadar, onu severek de yapmalısınız. Hatta bu noktada Konfüçyüs'ün "Sevdiğiniz işi yapın ve hayatınızın tek bir günü bile çalışmış olmazsınız" sözünü de hatırlayarak 'aşk ve tutku ile yapılmış işlerin bizleri sürekli başarıya, en ulaşılmaza götüreceği' gerçeğini de ezberlerimize ekleyelim. 

Roger Federer... İlhamını, tutku ve aşktan alan İsviçreli raket; tenis sporuna yüklediği derin anlamlar, kattığı evrensel dokunuşlar ve tarif edemeyeceğimiz güzellikte birçok argümanı ile sadece 21.yüzyılın değil, tarihin gelmiş geçmiş en iyi tenisçisi pozisyonunda. "Yedisinde neyse yetmişinde de odur" sözünün gerçek hayatta birebir yansımasıdır onun muazzam kariyeri. Dünyanın dört bir yanında bu derece sevilmesi, takdir edilmesi ve sürekli zirveye oynayan sağlam karakteri onu her daim finallerin, kupaların ve başarıların ortak paydasında buluşturdu. 


Başarılı iş = Tutku + Sevgi + Aşk

Bugün internetten iki üç dakikanızı almayacak şekilde Federer'in kazandığı başarıları okuyabilir ve kendisine kısa sürede mest olabilirsiniz. O ise 19 yıllık tenis kariyerinde bir an olsun az ile yetinmedi, her olumsuz durumda sabretti ve çok çalışıp, yukarıdaki 'başarılı iş' formülüne sonuna kadar bağlı kalıp engelleri bir bir aştı. 'Tarihin en iyisi' öyle bir çırpıda söylenen, kişiyle özdeşleştirilen basit bir elbise değil. Bilakis o elbisenin ağırlığı diğerlerine benzemez, taşıması da oldukça güçtür ve giyildiğinde de nesilden nesile aynı duyguları yansıtması gerekir. 2017 yılındaki Federer, ilk Grand Slam şampiyonluğunu aldığı 2003 yılındaki gibi ruhu genç ve işine büyük saygı duyuyor. İşine asla küsmüyor, sonuç ne olursa olsun hedefinden bir adım dahi olsa geri adım atmıyor ve içindeki o sonsuz kazanma dürtüsü ile daima en ulaşılmaza koşuyor. Tutku, aşk ve bağlılık işte böyle bir şey...

Tenisin 'ekselansları' ünvanını GOAT kişiliği ile özdeşleştiren Federer için hiçbir şeyin asla imkansız olmadığı gerçeğini daha dün Avustralya Açık finalinde ezeli rakibi Rafael Nadal karşısında kazandığı Grand Slam şampiyonluğundan net bir şekilde anladık. 3 farklı slamde en az 5 kez şampiyonluk elde eden tek tenisçi olarak da tarihe bir kez daha geçti Federer. 6 aylık sakatlığının ardından katıldığı ilk ciddi turnuvada çeyrek final dahi görmesi başarı sayılacakken, finale kadar yürüyüp, üç kez 5 setlik maçlar oynayıp, 'Top 10' kategorisindeki 4 ismi birden yenerek, kariyerinin 18. Grand Slam şampiyonluğunu kazanması ve buna 35,5 yaşında ulaşması, bu satırları yazan ve okuyanlar için takdir ötesi bir iştir. 5.sette 3-1 geriden gelip, 5-0'lık seri ile seti 6-3 kazanıp şampiyon olmanın anlamını bazen kelimeler ve rakamlar dahi doğru şekilde karşılayamaz, izah edemez.

Büyük bir kupa koleksiyoncusu olan Federer için bu saatten sonra "Artık yaşlandı, bırakmalı, daha Grand Slam kazanamaz" gibi söylemlerin son bulduğu da aşikar. Federer'in içinde yanan ateş (tutku), daha doğrusu gençlik iksiri, onu en zor yollardan hayata döndürdü ve kısa zamanda en ulaşılmaz hedeflere götürdü. Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğu için tam 4,5 sene beklediği ve o zaman dilimi içerisinde onu 3 kez bu yoldan döndüren kişi Djokovic'den başkası değildi. Bundan sonra da başta Djokovic olmak üzere, büyük bir savaşçı ve asla pes etmeyen kişiliği ile Nadal, daha güçlü dönmesi beklenen Murray ile rekabete sonuna kadar devam edecektir Roger.

'bel18ve' den 'bel19ve'lere gelen süreçte , neredeyse imkansızı başardı ve tenis tarihindeki adını daha kalın puntolarla yazdırdı.
Sürekli en iyisini istemek, eleştiriler karşısında yolunuzdan dönmemek, tutku ile içinizde büyüttüğünüz ve yaşattığınız gençlik iksiri ile hangi spor dalı olursa olsun başarı kaçınılmaz bir gerçektir. Aynen Michael Jordan, Muhammed Ali, Usain Bolt ve Michael Phelps'in daha önce bunu birçok kez yaptığı gibi. 

Paolo Maldini, Ryan Giggs, Francesco Totti, Andrea Pirlo, Frank Lampard, Gianluigi Buffon ve bu yazıyı okuyanlara da buradan selamlarımı yolluyorum...


2017 Avustralya Açık finali - Federer & Nadal

25 Ocak 2017 Çarşamba

Tek kelime : Fedal, Fedal, Fedal

Büyük bir tutku, 
örnek yaşantı, 
sağlam duruş, 
mütevazi kimlikleri ve 
ödün vermedikleri 
'winner' karakterleri ile 
tüm dünyada 
tenisin en sevilen iki ismi. 

Avustralya Açık'ta
finalde karşılaşmanız 
çoğumuzun isteği 
ama bunun garantisi yok. 

Hatta bu olasılık, bir daha ki 
Grand Slam'lerde 
yaşanmayabilir de. 
Tadını çıkarmak lazım 
bu heyecanın. 

Kim kazansa da fark etmez, 
tenisin kazanacağı kesin...

Öyleyse bugün,
her zamankinden 
daha fazla bağırmalıyız :

Fedal, Fedal, Fedal diye...

22 Kasım 2016 Salı

ATP World No 1 : Andy Murray


Geçen sene bu zamanlarda Federer'in yakın markajında ikinci sırada bulunan Andy Murray, muhteşem geçen 2016'nın ikinci yarısı ile beraber yeni dünya 1 numarası oldu. Britanyalı raketin bu başarısı kesinlikle tesadüfi değil. Zaten en büyük rakibi Novak da "Şüphesiz o, bu oyunun en iyisi ve birinciliği hak ediyor" demeçleriyle bu gerçeği kabullenmiş oldu. Djokovic'in 2016'nın ikinci yarısındaki düşüşünün sebebi olarak, onun takvim slami yapma adına Roland Garros'a aşırı motive olması ve bu hedefine ulaştıktan sonra kalan sezonda bir nevi hedefsiz kalmasını gösterebiliriz. Peki bundan sonrası ne olacak?

2016 Wimbledon sonrası, tenise ara veren ve sakatlığının geçmesini bekleyen Roger Federer, 2017 yılı ile beraber kortlara geri dönecek. 35,5 yaşında ve hali hazırda sıralamada 16.lığa kadar düştüğü için turnuvalarda güçlü isimlerle karşılaşacak ve bırakın Grand Slam kazanmayı, herhangi bir ATP 500 dahi kazanması gerçekten zor olacak. Nadal, bir türlü vites yükseltemediği ve nispeten hayal kırıklığına dönüşen 2016 sonrası, yeni yılda kendine ilk 4 sıra içerisinde yer bulabilecek mi? 'Makina' ayarlarına geri dönmek için büyük bir hırs yapmasını beklediğimiz Djokovic, tekrar dünya 1 numarası olabilecek mi? Federer'in 17 Grand Slam'ini geçebilme umutları için sağlam adımlar atabilecek mi? Andy Murray, 2003 yılından bu yana "Büyük 3'lü"nün hegomanyasındaki "dünya bir numarası" olmanın ağır yükünü kaldırabilecek ve ünvanını koruyabilecek mi? İstikrarsız görüntüsüne rağmen final maçlarında adeta "Hulk" tadı veren Wawrinka, yine ummadık bir anda Grand Slam kazanabilecek mi? Geçen sezon sonunda ilk 10 dışında kalıp bu sezon top 10'a çıkan Raonic, Cilic ve Thiem yükselişlerini 2017'de devam ettirebilecek mi? Nishikori, Kyrgios, Pouille ve hatta listede bulunmayan Zverev ve Del Potro sürpriz yapıp şampiyonluklar elde edebilecek mi?

2017 ATP takvimi umarım güzel geçer. Rekabet her zamankinden daha büyük ve keyifli olacak, bu belli...

7 Ekim 2016 Cuma

Tenis İllüstrasyonları

ROGER FEDERER : Zarafet, Akışkanlık, Hız, Doğruluk, Asalet
RAFAEL NADAL : Azim, Korkusuz, Kaslı, Gururlu
NOVAK DJOKOVİC : Elastikiyet, Esneklik, Uyumluluk, Çoklu tehdit, Rakibi boğma
ANDY MURRAY : Kuvvet, Cesaret, Mücadeleci, Patlayıcı
STAN WAWRİNKA : Kuvvet, Direnç, Mücadeleci, Cesur, Gözüpek
KEİ NİSHİKORİ : Zeka, Çevik, Girişkenlik, Mantık, Hassasiyet
JUAN MARTİN DEL POTRO : Sağlam, Dev, Çarpıcı, Zorlayıcı, Heybetli


KAYNAK : https://www.behance.net/gallery/43470997/Hidden-Beasts-Tennis-Series

21 Eylül 2016 Çarşamba

ATP - Head to head



Tenis dünyasının en önde gelen tenisçilerinin birbirleri ile olan rekabetlerindeki son durumları tablo haline getirdim. Tablodaki isimlerin sıraları ise son ATP sıralamasındaki yerlerine göre oluşturuldu. Kim kime karşı üstün, yada kimin şansı diğerine tutmuyor, görün bakalım...

Bu arada tabloya tıklayarak büyütebilirsiniz...

Son güncelleme : 21.09.2016

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Federer için yolun sonu mu?

İlk olarak sorunun cevabını vererek başlayalım : Hayır.  Peki neden? Tenis tarihinin en iyisi olan bir efsaneden, özellikle de tenis oynama keyfi hala en üst düzeyde olan bir isimden bahsediyoruz. Sayısız rekoru tarihe gömen, her kesimin büyük saygı duyduğu, katılamadığı her turnuvada eksikliği, turnuvanın genelinden daha fazla konuşulacak düzeyde olan bir sporcudan söz ediyoruz. 35 yaşına gelmiş ve son yıllarda bel ve diz sakatlığı yaşamış, hatta sakatlığının belki de zirve yaptığı 2016 yılında dahi 2 Grand Slam yarı finali oynamak kesinlikle büyük bir başarı. Gerçi adınız Federer olunca bu başarı mı, işte onu tam kestirmek zor.



Son Grand Slam şampiyonluğunu 2012 Wimbledon'da kazanan Federer, o zamandan beri 18.Grand Slam'in peşinden koşuyor. O yıldan bu yana oynadığı 3 Grand Slam finalinde de onu durdurabilen tek oyuncu vardı, o da Djokovic. Belki kazanılacak bir şampiyonluk sonrası kariyerine bile son verebilir. Federer için "18" rakamı kimilerine göre, kendisini bu alanda geçmesi en muhtemel tenisçi olan Djokovic karşısında farkı bir 'tık' daha açma isteği olarak da yorumlanabilir ama onu tanıyan ve sahadaki her hareketini, davranışını takip eden bizler için ise bu istek tamamen "bu yaşa rağmen tenisten aldığı zevkin hala doruklarda olmasının ve nihayetinde yeni şampiyonluklar yaşama içgüdüsü"nün kortlara yansımış hali olarak daha doğru bir şekilde yorumlanabilir. 

17 yıl sonra, bir diğer ifade ile 65 Grand Slam şampiyonasına üst üste katıldıktan sonra bu yıl Roland Garros ile bu seri son bulmuştu. Sakatlık kabusu hortlamıştı. Çok sevdiği Wimbledon'a dahi tam 'fit' bir şekilde girememişti. Herşeye rağmen kura şansının da yardımıyla yarı finale kadar gelmişti. Yarı finalde Kanadalı 'dev raket' Raonic karşısında setlerde 2-1 önde olmasına rağmen mental ve fizik anlamında vücudu daha fazla dayanamayınca (Raonic'in oyunu gerçekten harikaydı) "18 hedefi" yine ertelenmek zorunda kalmıştı. Oysa Wimbledon'u kazanmaması için hiçbir sebep yoktu. Düşünsenize Djokovic (3.turda elendi), Nadal (turnuvaya katılmadı) ve Wawrinka (2.turda elendi) gibi 'elit' isimlerden biri ile dahi eşleşmeden finale Murray'in karşısına çıkabilirdi ama bu tarihi fırsatı değerlendirememişti. Kaçan balık her zamankinden daha büyük olmuştu. Djokovic'in erkenden elendiği bu turnuvayı kazanmalıydı...

Wimbledon sonrası kariyerinin önemli eksiklerinden biri olan Olimpiyatlara katılıp katılmayacağı da belirsizliğini korurken, Federer'in 26 Temmuz'da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar tüm tenis severleri büyük bir üzüntünün içinde bırakmıştı. Artık kronikleşen diz sakatlığının sadece Rio Olimpiyatları için değil, çok istese de sezonun son Grand Slam'i olan Amerika Açık'tan da mahrum olmasına sebep olacağını belirten İsviçreli raket, 2017'ye kadar "yokum" mesajını vermişti. Ayrıca 2016 yılı, Federer'in kupa kazanmadığı tek yıl olarak da tarihe geçecekti.



Federer'in rakiplerine bakacak olursak; üst düzey diyebileceğimiz tüm rakipleri hemen hemen 30 yaş barajına dahil oldular. Djokovic, nam-ı diğer 'makine' son zamanlarda "yenilmesi mümkün değil, hem genç jenerasyon da umut vermiyor" tezini yalanlama peşinde koşuyor. Zira Novak, 2016'da makine görünümünden 'insan' profiline yakın bir performans ortaya koyuyor ve kariyerinin önemli eksikliği olan Roland Garros'u bu sezon elde etse de takibinde Wimbledon'da üçüncü turda ve Rio Olimpiyatları'nda daha ilk turda veda etti. Çoğu otorite tarafından 2017'nin sonunda Grand Slam şampiyonluğunda Federer'i geçmesi beklenen Djokovic'in yolu sanki biraz uzadı gibi görünüyor. Nadal ise toprak kort haricinde önemli bir başarı elde edemedi. Yine çoğu insanın "13" uğursuzluğuna inandığı bir dünyada onun uğursuzluğu ise "14". Mabedi olarak gördüğü Roland Garros'ta şampiyon olduğu 2014'ten bu yana herhangi bir Grand Slam finali dahi görememesi oldukça can sıkıcı. Wawrinka'nın herkesçe bilinen istikrarsız görüntüsü şu an kimse için bir tehdit teşkil etmiyor açıkçası. Geriye ise son zamanlarda oyununu müthiş geliştiren ve 2016'da adeta yeniden doğan Andy Murray kalıyor. İskoçyalı raket bu sezon oynanan üç Grand Slam'in tamamında final oynayarak, Wimbledon'u kazandı ve sezonun tartışmasız en formda raketi. Raonic ise bu listenin 'yaş ve gelişim' açısından en büyük tehditi konumunda.

Tekrar Federer'e geri dönersek... Federer için bir Grand Slam daha kazanmak gerçekten çok zor. Zaten herkes bu gerçeğin farkında. Kaldı ki 2017 yılına kadar tenis oynamayacak olan birisinin puanları da düşüşe geçecek ve ilk 8'in dışında kaldığı vakit, çok güçlü rakiplerle erken turlarda karşılaşmak zorunda kalacak. Misal 2009 Amerika Açık şampiyonu Del Potro (yarı final Nadal, finalde Federer), 2 yıllık sakatlık sürecinden önce ilk 10'da yer alırken, sakatlık dönüşü 150.sıraya kadar gerilemişti fakat deneyimli tenisçi kısa sürede eski günlerine geri dönüş sinyali verdi. Wimbledon'da Wawrinka'yı eleyen Arjantin'li raket, Rio Olimpiyatları'nda da ilk turda yenilmez denilen Djokovic'i set vermeden saf dışı bırakmıştı. Federer'in 2017 yılında kazanabileceği en muhtemel büyük turnuvalar, daha önce 7 kez kazandığı Wimbledon ve ikinci göz ağrısı Amerika Açık olacak ama o zamana dek köprünün altından akacak suyun rengi oldukça flu görünüyor. Tenis sporunun bu denli yayılması ve sevilmesi anlamında adeta kilometre taşı olan Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğunu kazanmasını ilk başta bende çok istiyorum ama doğru konuşmak gerekirse çok ama çok zor olan (sakatlık - yaşlılık) bu hedefe eğer bir gün ulaşabilirse LeBron James'in Golden State karşısında yazdığı efsane hikaye tadında bir son olabilir.


Federer, bugün 35 yaşında ve oldukça profesyonel bir sporcu. Hatta gelmiş geçmiş en büyük sporculardan, tarih yazıcılardan birisi. Kortları her daim tıklım tıklım dolduran Federer'in tenisi her şeyden çok sevmesi, başarısının kilit noktası. Zira sağlığını düşünerek bugün en önemli turnuvalardan dahi çekilebiliyor. Çünkü onun için kariyeri henüz bitmedi. Daha sağlam gelmek, daha güçlü olmak için en uygun zamanı bekliyor. Hala en üst düzey tenisçilerle rekabet edebiliyor. Bu yıl sonunda Amerika Açık'a katılmayı çok istedi fakat doktorları buna izin vermedi. Belki asla bir Grand Slam dahi kazanamayacak ama o hep turun, maçların içinde olacak, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Tahminimce 2018 sonunda tenis kariyerini bitirme karar alabilir. Açıkçası bundan önce bir tarih şimdilik beklemiyorum. Olmasın da zaten. Onu izlemek, sahada onu görmek, artık bir turnuva kazanmasından daha önemli. Çünkü artık az zamanı kaldı. Kaldı ki tahminimce 2018 yılında (o sezon sonu bitirme kararı alırsa) gideceği her turnuvada Kobe Bryant örneğinde olduğu gibi sürekli alkışlanarak, onore edilerek maçlarını tamamlayacağını düşünüyorum... 

21 Haziran 2016 Salı

2016 Wimbledon

WİMBLEDON = ROGER FEDERER 

... diyerek sözümüze başlayalım. Evet Grand Slam turnuvalarının en prestijlisi olan Wimbledon'da bugüne kadar tam 10 kez final oynayıp bunların 7 tanesini kazanan (Pete Sampras ile beraber bu alanda zirvede) bir isimden söz ediyoruz. Ayrıca son iki final olan 2014'te 33, 2015'te ise 34 yaşında olmasına rağmen hala final oynayabilecek düzeyde bir efsane, Federer. Sözkonusu 2 finalde de 'makina' Djokovic'e kaybetti. 2014 finali en unutulmaz finallerden biriydi. Novak 3-2 kazandı ama Federer ile arasındaki 6 yaş farkın verdiği fiziki dayanıklılık ve mental yorgunluk maçın son setinde bariz bir şekilde hissedilmişti. Final setinde Djokovic 5-4 öndeyken servis atan Federer, basit hatalar yapmış ve son olarak fileyi geçemeyerek kupayı Novak'a vermişti. O turnuvada Federer final maçı da dahil (son anlar hariç) inanılmaz agresif ve istekliydi. Çeyrek finalde Wawrinka ve yarı finalde de Raonic'i eleyerek gelmişti. 2015 Finalinde ise bir yaş daha yaşlanan vücudu ile Djokovic'den yalnızca 1 set alabilmişti.

Son 10 Wimbledon finalinin tamamında Big Four (Büyük dörtlü) olarak adlandırılan Federer- Nadal - Djokovic - Murray'den ikisi yer aldı. Belki de en unutulmaz Wimbledon finali ise 2008'deki 4 saat 48 dakika süren ve Nadal'ın Federer'i 3-2 ile geçtiği maçta yaşandı. İzlemeyenler mutlaka izlesinler (Maç sayısında Federer yine fileye takıldı). Bu epik final, Nadal'ın aynı zamanda ilk Wimbledon şampiyonluğu olurken, Federer'in de üst üste 6.kez bu turnuvayı kazanmasına engel olmuştu. Favorilere geçmeden önce daha önce Wimbledon'u 2 kez kazanan Rafael Nadal'ın sakatlık dolayısıyla turnuvaya katılamayacağını belirtelim. Nadal ayrıca geçen sene henüz ikinci turda Dustin Brown'a elenmişti. Nadal için en erken geri dönüşün ve nihai hedefin olimpiyatlar olacağını (5-21 Ağustos) kestirmek zor değil.


Bir haftadan daha az bir zaman sonra başlayacak olan Wimbledon için baş favori, son yıllarda alışık olduğumuz şekilde tenisin 1 numarası Novak Djokovic. Bu sene takvim slami yapmak için büyük bir iştahı olan Sırp raket ara ara sendeler pozisyonda olmasına rağmen yine de en zor yenilebilecek raket konumunda. Novak daha önce Wimbledon'da 4 finalde 3 şampiyonluk çıkartma başarısı gösterdi. Rakiplerinin onu yenmesi için o gün en ekstra işleri yapmaları şart görünüyor. Djoker'den sonra 2 numaralı favori ise tartışmasız bir şekilde Andy Murray. Roland Garros'ta ilk kez bu sene finale çıkan Britanyalı raket kendi oyununu fazlasıyla geliştirdi, seviye atladı. Ayrıca an itibariyle Novak'ı yenmesi en muhtemel raket olarak görünüyor. 1 kez Wimbledon'u kazanan Murray, geçen sene yine yarı finalde Federer'e kaybetmişti. 2 sene aradan sonra tekrar beraber çalışmak için anlaştığı İvan Lendl'ın ayağının tozuyla "Djokovic'in takvim slami yapmaması için buradayım" şeklinde verdiği iddialı demeç sonrası Murray bakalım neler yapacak? Federer ise hem çim kortta her daim iyi olması ve hem de turnuvanın Wimbledon olması münasebetiyle bence 3. favori konumunda. Fakat bu favori durumu her turdaki rakibine göre değişkenlik gösterecektir. Çünkü Federer'i yenmek artık eskisi kadar zor değil. Zaten ekselansları Wimbledon öncesinde iki çim turnuvasında da (Stuttgart ve Halle) final göremedi. Yaşlılık ve bunun en büyük artçı sarsıntısı olan sakatlığının kendisi için en büyük engel olduğu İsviçreli için 18.Grand Slam şampiyonluğu kelimenin tam anlamıyla 'bıçak sırtı'.

Kendime göre belirlediğim 4 numaralı favorim; 2014'te yarı final oynayan Kanadalı 'dev' Milos Raonic. Wimbledon'u daha önce 3 kez kazanan John McEnroe gibi bir efsanenin çalıştırdığı Raonic, her zamankinden daha iddialı hazırlandı bu turnuvaya. Daha sonra ise 5 numarada Stanislas Wawrinka geliyor. Üst üste 2 yıldır çeyrek finalde elense de eğer istikrarını ve konsantrasyonunu bozmazsa Stan en az yarı final görebilir. İlk 5 isimden sonra sırayla favorilerim; Nick Kyrgios, bu senenin en formda isimlerinden 22'lik Dominic Thiem ve son olarak "yüzüp yüzüp kuyruğunda boğulan" Kei Nishikori..."Sürpriz" kategorisinde yer alan Tsonga, Dimitrov, Cilic, Berdych gibi isimlere ise açıkçası hiç şans vermiyorum.

Wimbledon aynı zamanda yeşil ve beyaz renklerini temsil eder. Yeşil bir zeminde beyaz ritüeline uygun olarak korta çıkan tenisçilerden bakalım hangi isim 10 Temmuz'da şampiyon olacak? Gerçi 10 Temmuz'da Avrupa Futbol Şampiyonası final maçı da var. Euro 2016 finali Türkiye saatiyle akşam 22:00'da olacak. Wimbledon finali ise geçen sezon gibi olursa 16:15 gibi başlar ve 5 set sürerse tahminle 20:00'a kadar sürer. Sonuçta iki finalin birbiri ile çakışma şansı yok, rahat olabilirsiniz :)


30 Ekim 2015 Cuma

Tenisin Serena't Kraliçesi

Kadın tenisinde 2000'li yıllardan önceki aşağı yukarı son 20 yıla denk gelen 1980 ve sonrasında sadece 2 tenisçiyi konuştu tüm dünya. Martina Navratilova ve Steffi Graf. Martina daha yaşlı olan taraftı ama oldukça başarılıydı ve kariyerine 18 Grand Slam şampiyonluğu sığdırdı. Onun kariyerinin son yıllarında ise Alman efsanesi Steffi Graf çıktı ve 22 Grand Slam ile o zaman için erişilmesi güç bir rekora imza attı. 2000'li yıllarda bu iki büyük ismin ardından kimler yerlerini devralacak, bayrağı kim taşıyacak sorusu yeni yeni soruluyorken bir Amerikalı çıktı sahneye ve o günden beri tenis sadece onun tekelinde 15 yıldır süregelmekte.



Kimden bahsettiğimi tabii ki hemen anladınız. Serena Williams. 34 yaşında olmasına rağmen hala 20 yaşındakilere taş çıkartacak kadar dev bir performansın sahibi. İlk Grand Slam şampiyonluğuna 1999 yılında ablası Venüs'e karşı Wimbledon'da kazanan Serena, 25 Grand Slam finalinden 21'ini kazanabilecek muazzam bir istatistiğe sahip. Boyuna göre (1,75 cm) fazla olan kilolarına rağmen (70 kg.) bunu sorun etmeyip, bu açığını tenisi domine etmesini sağlayacağı zengin argümanlarla kapatan yetenekli tenisçi sayısız rekorlar, başarılar, şampiyonluklar yaşadı. Ama bunlardan daha da önemlisi belki de dünya sıralamasında kendisine rakip olacak tüm üst düzey tenisçiler karşısındaki ezici üstünlüğü...

2015 YILI PERFORMANSI

2015 Serena Williams için muazzam başladı. Avustralya Açık, Roland Garros derken sıra tarihin en prestijli turnuvası olan Wimbledon'a gelmişti. Şüphesiz Serena için belki de kariyerinin en hak edilmiş, en görkemli ve en anlamlı şampiyonluğunu Londra'da alacaktı. Dördüncü turda kariyerinde kendisini en çok zorlayan ablası Venüs Williams'ı geçtikten sonra çeyrek finalde Victoria Azarenka'yı 2-1 ile eledi ve yarı finalde Maria Sharapova ile eşleşti. Rus tenisçiyi birçok kez yendiği gibi set vermeden geçti ve finalde son yılların yükselen değeri Garbine Muguruza ile karşılaştı. Şampiyon olmayı kafasına koyan Serena, iki set sonunda İspanyol raketi saf dışı bıraktı ve üst düzey dört tenisçiyi birden üstüste yenerek açık dönemde en yaşlı Grand Slam şampiyonluğunu kazanan kadın tenisçi olarak tarihe adını altın harflerle yazdırdı.

21 Grand Slam şampiyonluğu ile birçoklarına göre tarihin en iyisi olduğu kanaatine varılan Steffi Graf'ın 22 şampiyonluğunu egale etme zamanı gelmişti. Amerika Açık onun için büyük bir şanstı ve çok formdaydı. İlk üç turda kayda değer rakiplerle oynamayan Serena, dördüncü turda Madison Keys'i 6-3'lük setlerle geçince çeyrek finalde ablası ile eşleşti ve bir set vermesine rağmen final setini iyi oynayarak yarı finale kaldı. Şampiyonluk maçına sadece bir engel kalmıştı ve rakip Roberta Vinci idi. Rakibi karşısında ilk seti rahatlıkla almasına rağmen daha sonraki setlerde birer kez servisini kırdıran Williams, 6-4 ile ikinci ve üçüncü setleri kaybedince 'kariyer slam' yapma şansını da tepmiş oldu.  2015'teki ilk 3 Grand Slam'i kazanması, rakiplerine kortları dar etmesi, bir canavar edasıyla durdurulması çok zor bir makinaya dönüşerek geldiği Amerika'da sezonu 'Serena Slam' (4 Grand Slam'i tek bir sezonda kazanma) ile bitirme hayaline erişemeyen Serena, turnuva sonrası sezonun kalan 3 ayında (Ekim, Kasım, Aralık) içinde Çin Açık ve WTA Finalleri gibi üst düzey organizasyonlara katılmama kararı aldı ve zaten açık ara yer aldığı birincilik koltuğunda dinlenerek 2016'da kortlara döneceğini belirtti.



SERENA WİLLİAMS - MARİA SHARAPOVA REKABETİ (!)

Rakiplerinin kalan dönemde Serena'nın olmadığı turnuvalarda rahat olacakları kesin. Öyle ki, tenisin yaşayan efsanesi 34'lük Serena'nın sıralamadaki rakiplerinden üstün olmadığı tek bir tenisçi dahi yok. Ezici ve bir o kadar acımasız serilerinden en muzdarip tenisçi ise güzelliğini, herkesin beğendiği fiziği ile birleştiren ve Serena ile en çok karşılaşan üç tenisçiden biri olan Rus tenisçi Maria Sharapova. Uzun süre Serena'nın ardında dünya iki numarası olarak kalan ve toplamda 5 Grand Slam şampiyonluğu bulunan Sharapova, Serena Williams ile çıktığı 20 mücadelede sadece 2 galibiyet elde edebildi. İşin Maria için daha da kötü olan tarafı ise bu iki galibiyeti 2004 yılında yani 17 yaşındayden alması. Rekabetin özeti; Serena Williams tam 17 maçtır Masha'yı yeniyor ve toplamda 18-2 gibi eşi görülmemiş bir üstünlüğü var. Sharapova'nın, kaybettiği 18 maçta rakibinden sadece 3 kez set kazanabilmesi dahi onun ne denli çaresiz kaldığının özeti gibi. Tenis tarihinde sıralamada bu kadar birbirlerine yakın olan tenisçilerin birbirleriyle karşılaştıkları maçlarda bu denli bir üstünlüğü hiç olmadı desek yeridir. Diğer yandan Sharapova'nın bugün sadece 5 Grand Slam şampiyonluğu varsa ve bu sayının daha fazla olmamasının tek sebebi yine Serena'dır. Williams ayrıca Grand Slam finallerinde Masha'ya karşı 4-1'lik üstünlük sağladı.

Serena - Sharapova rekabeti (!) sonrası Amerikalı tenisçinin hazır 2015 yılını şimdiden bitirmesi münasebetiyle diğer üst düzey tenisçiler ile olan rekabetlerini de incelediğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor :




Tablo sonrası sanırım hepinizin ağzı açık kaldı. Serena'yı rakipleri karşısında bu kadar başarılı yapan ilk husus, üstün fizik gücü. Rakiplerine nazaran mental gücünü ve dayanıklılığını yeteneği ile birleştirip, onlara "Ne yapsam da yenemeyeceğim" mesajını vermeye zorluyor. Sonrası zaten çorap söküğü gibi geliyor ve rakibinin düşen gardı sonrası bitirici forehand ve voleleri ile maçı kopartıyor. Belki fizik gücü ile kazanan tenisçi olması ile bazı kesimlere göre itici gelebiliyor ama sonuç odaklı yaklaşımda çoğunlukla kazanan hep o oluyor.

İnanılmaz servis atıyor ve ilerlemiş yaşına rağmen oyundan kolay kolay kopmuyor. Maçlardaki konsantrasyonunu kendi deyimiyle içinden şarkı söyleyerek sağlıyor. Maç içerisinde kendi kendine bir nevi serenat yapan Williams, şarkı söylemeyi kestiği zaman maç içerisinde kırılma anları yaşadığını belirtiyor. Hep daha iyisi için çalışıyor, kondisyonunu korumak için ekstra olarak boks, bisiklet gibi alternatif sporlarla uğraşıyor. İşini profesyonelce yapıyor, herkes gibi kaybetmeyi hiç sevmiyor ve bir nevi erkek tenisinin gelmiş geçmiş en iyisi Roger Federer gibi üst düzey performansına devam ediyor. Tarihin en çok Grand Slam kazanan bayan tenisçisi olmaması için ise hiçbir sebep yok.

Şimdilerde tenisi ara vermesiyle beraber özellikle sosyal medyada ve İnstagram üzerinden birçok paylaşım yapıyor. Ne diyelim; dinlenecek, güç toplayacak ve 2016'da yine durdurulamayacak, kortlarda serena't yapmaya devam edecek...



SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR