Djokovic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Djokovic etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2017 Salı

En İyi Kim?


Bugün sizlere farklı bir şey hazırladım. Son 15 yıla damga vuran 3 büyük tenis efsanesinin (Federer - Nadal - Djokovic) kazandıkları Grand Slam'ler özelinde birkaç parametre ışığında belirlediğim puanlara göre bir sıralamaya dahil ettim kendilerini ve ortaya şöyle bir şey çıkmış oldu. Sonucu kafaya fazla takmamak lazım, zira daha önce de dediğim gibi bir Grand Slam şampiyonu, turnuva boyunca rakiplerinin kim olacağına kendisi karar veremez. Hem kim derdi, 2014 US Open finalini Cilic - Nishikori oynayacak diye?
İlk olarak şöyle başlayalım... Malumunuz Federer'in 19, Nadal'ın 16 ve Djokovic'in ise 12 Grand Slam şampiyonluğu var. Toplamda 47 Grand Slam şampiyonluğu ediyor ki, 2003 Wimbledon'dan günümüze 58 Grand Slam oynandığını düşündüğümüzde bu oran % 81 gibi korkunç bir rakama dönüşüyor. Üç büyük efsanenin böyle bir dominasyonu tarih boyunca görülmedi. Kaldı ki kazanamadıkları kalan 11 Grand Slam'in 5'inde yine en az bir BİG3 üyesi vardı.
Fazla kafaları dağıtmadan tekrar konumuza dönelim. BİG3'ün kazandığı 47 Grand Slam özelinde şöyle bir puanlama sistemine gideceğiz.
* Grand Slam'i kazanan raketin şampiyon olduğu turnuvada rakiplerinin dünya sıralamasındaki yerlerinin ortalamalarına göre :
0 - 20 arasına 5 PUAN
21 - 40 arasına 4 PUAN
41 - 60 arasına 3 PUAN
61 - 80 arasına 2 PUAN
81 - 100 arasına 1 PUAN
101 ve sonrasına PUAN YOK
* BİG3 kadar BİG4'ün de önemi tartışılmaz. Murray efendi, böylesine büyük üçlünün zamanına denk gelmeseydi şu an koleksiyonunun en az 3 katı kadar Grand Slam şampiyonluğu yaşayabilirdi. O, elinden geldiğince efsanelere direnç gösterdi ve toplamda 11 Grand Slam finali oynadı, hem de 10 tanesini bu üçlüye karşı. Grand Slam şampiyonları, BİG4 üyesi her rakibini yendiğinde 2'şer PUAN
* İlk 10 sırada yer alan tenisçileri yendiğinizde ekstradan 0,5 (YARIM) PUAN
* Önce yada sonra Grand Slam şampiyonluğu yaşamış tenisçilere karşı aldığınız her galibiyete 1 PUAN
......................
Puanlama bitti. Şimdi kalemi kağıdı, hesap makinesini elimize aldık ve şöyle bir sonuç çıktı ortaya... (Umarım yanlış yapmamışımdır)
Grand Slam puanlarının derecelerini de şöyle izah edelim :
RUTİN : 5 puan ve daha aşağısı
ORTALAMA : 5,5 - 7,5 puan arası
İYİ : 8 - 10,5 puan arası
MÜKEMMEL : 11 ve üzeri

Novak Djokovic, bu puanlama sisteminde kazandığı 12 Grand Slam özelinde ortalama 9,08 puan tutturarak birinci olurken; Rafael Nadal da 7,84 ortalama ile ikinci sırada. Roger Federer ise 7,08 ile üçüncü sırada.
Bu puanlama sisteminde Djokovic'in en zorlu kazandığı (en çok puan aldığı) Grand Slam 2011 AUS OPEN (11,5) olurken, en rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam ise 2011 WİMBLEDON (6,5) oldu. Novak, hiçbir Grand Slam zaferinde 6,5 puanın altına düşmedi. Malum, biraz da devir farkı!
Gelelim Nadal'a... En zorlu kazandığı (en çok puan aldığı) Grand Slam 2007 ROLAND GARROS (12,0) ve hemen ardından 2006 ROLAND GARROS (11,0) olurken; en rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam ise 2010 ROLAND GARROS (1,5) oldu. Ayrıca Nadal'ın son Grand Slam şampiyonluğu olan US OPEN'dan da sadece 3 puan aldığını ekleyelim.
Son olarak Federer'e bakalım. İlk iki rakibine oranla özellikle 4-5 yıl farklı rakiplerle oynayan Fedex, en zorlu kazandığı Grand Slam'i (en çok puan aldığı) 2007 ve 2012'deki WİMBLEDON'larda (11,0) yaşadı. En rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam zaferi ise 2006 AUS OPEN (3,5) olarak kayıtlara geçti.
Yukarıdaki Grand Slam puanlarına bağlı olan derecelere tekrar dönersek... RUTİN olarak adlandırdığımız sınıfta 5 Grand Slam şampiyonluğu var ki, bunların 3'ü Federer, 2'si Nadal'ın. Djokovic'in hiç RUTİN zaferi yok. ORTALAMA olarak değerlendirdiğimiz Grand Slam şampiyonluklarında Federer'in 9, Nadal'ın 5, Djokovic'in ise 2 zaferi var. İYİ olan derecede ise Djokovic'in 9, Nadal'ın 7, Federer'in de 5 şampiyonluğu var. Son olarak MÜKEMMEL kategorisinde ise Nadal ve Federer'in 2, Djokovic'in ise 1 zaferi var.
SON BİLGİ : Bu zamana kadar 30 Grand Slam finalinde BİG4 oynadı. Nadal - Murray finali hariç hepsi oynandı. En çok finali Nadal - Federer (9 kez) oynarken; 7 kez Murray - Djokovic, 7 kez Djokovic - Nadal, 4 kez Federer - Djokovic ve 3 kez de Federer - Murray finalde karşılaştılar. 2010 US OPEN ile 2013 AUS OPEN arasında yer alan 10 finalin tamamını BİG4 oynadı ve tenis tarihinin en rekabetçi ve zevkli yıllarına imza attılar.

İşte böyle dostlar. Ben puanladım, sizler de okudunuz. Aslında bu puanlama, bizlere somut ve kesin hiçbir sonuç vermiyor. Ben sadece sayıları sevdiğim için boş zamanımda böyle bir şeyler yaptım. Okuyanlara teşekkürler, yorumları alabilirim :)

22 Haziran 2017 Perşembe

Toprağın Kitabını Yazan Adam : NADAL

Öyle güçlü bir karakteri yazmak çok da kolay değil aslında. Yaşadığı sakatlıklar, şanssızlıklar sonrası hem de 30’unu devirmiş, bir yerde tenis kariyerinin dörtte üçünü bitirmiş olmasına rağmen, böylesine güçlü dönebilmeyi kelimelere dökmek oldukça zor. Öncelikle Nadal’ın bu başarısını anlamak için onu izlemeniz, jest mimiklerine dikkat etmeniz ve oyunun her alanındaki heyecanını, başarıya olan açlığını gözlerinizle görmeniz, hissetmeniz gerekiyor. Eğer bunu yaptıysanız, devam edelim.

2017 yılı Nadal için Avustralya Açık’a ısınma mahiyetinde Brisbane’de başladı ve çeyrek finalde Raonic’e kaybetti. Kariyerinde sadece bir kez kazandığı Avustralya Açık’a geldiğinde ise kimse ondan şampiyonluk beklemiyordu. Djokovic ve Murray ağır favorilerdendi. Kazandıkça ritmini bulan Nadal; finale kadar yürüdüğü muazzam yürüyüşte Zverev, Monfils, Raonic ve Dimitrov gibi üst düzey tüm raketleri saf dışı bırakarak finalde herkesin kaç yıldır beklediği FEDAL finalini bizlere yaşattı. Nadal, aynı zamanda 2014 Roland Garros şampiyonluğundan bu yana ilk kez bir Grand Slam finali oynayacaktı.  Son derece epik bir mücadeleye sahne olan maçı Federer’e karşı 5 set ile kaybetti ama ilerisi için çok net bir mesajı da herkese vermiş oldu : “Hazır olun, Nadal bundan sonra daha güçlü gelecek!”. 1 ay sonra Meksika’da finalde Querrey’e finalde kaybetse de Amerika’daki Masters turnuvalarına tam anlamıyla hazırdı artık. 

FEDAL finallerinin tadı damağımızda kalmıştı ki, İndian Wells hemen imdadımıza yetişmişti. Bu defa 4.turda birbirlerine rakip oldular. Federer, Avustralya Açık’ın aksine rahat kazandı ve akabinde zaten şampiyon oldu. Tarihin en büyük ezeli rekabetlerinden biri olan rakibi Federer’in 6 aylık sakatlığı sonrası böylesine efsanevi geri dönüşü şüphesiz Nadal için de büyük bir ilham kaynağı oldu. Toprak sezonu öncesi son büyük turnuvada Miami Açık’ta Federer’le bir kez daha finalde karşılaşması ve set kazanamadan kaybetmesi biraz gardını düşürmüş gibi görünse de artık Nadal, hedeflerine emin adımlarla ilerliyordu. İki ayda üç kez Federer’e yenilmesi belki onun kariyerinde ilk defa olan bir durumdu ama onun dilinde hep aynı sözler vardı : “Ben oyunumu geliştirmeye çalışıyorum ve sürekli finaller oynamak istiyorum.”
Miami ile beraber sert zemin sezonu bitmiş, Nisan ayı gelmişti. Takvimin üçüncü, sezonun ilk toprak Masters turnuvası olan Monte Carlo’da herkes Nadal’ın performansını merakla bekliyordu. Gelmiş geçmiş en iyi toprak oyuncusu olduğu herkesin malumuydu ama üst üste kaybedilen finaller sonrası nasıl bir reaksiyon vereceği yine de bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyordu. Hep daha iyisi için çalışmaya devam eden ve her katıldığı turnuvada daha güçlü bir karakter koymayı tenis felsefesi olarak gören Nadal, inanılmaz geçecek toprak sezonunda ilk kupasını Fransa’da Monte Carlo’da vatandaşı Ramos Vinolas karşısında kazandığında erişilmesi güç bir rekoru da beraberinde getiriyordu. Monte Carlo’da toplamda 10.şampiyonluktu bu. Halka devam edecek ve hemen akabinde Barcelona Açık’ta kariyerinin belki de en rahat şampiyonluğuna hiçbir maçta set kaybetmeden ulaşacak (finalde Dominic Thiem’i yendi) ve mabedinde kazandığı kupanın toplam sayısı yine 10 (on) olacaktı. Barcelona Açık; Nadal’ın aynı zamanda toplamda 18. kez ATP500 Masters şampiyonluğu olmuştu.

On gün sonra bu defa Madrid Open’da zaman zaman kulağındaki ağrıların oyununa müdahale etmesine rağmen önce yarı finalde Djokovic’i eleyip ‘head to head’ kısmında rakibine olan 3 yıllık galibiyet özlemini sonlandıracak ve finalde bir kez daha Thiem karşısında kazanarak şampiyon olduğunda her yerde “The King of Clay” sözleri yankılanacaktı. Nadal kısa zamanda üçleme yaptığı toprak zeminde (kariyerinde ilk kez Monte Carlo – Barcelona – Madrid’i aynı takvim yılında kazandı) sınırları zorlamaya başlamıştı. Madrid’deki zaferle beraber  İspanyol raket ATP1000 Masters turnuvalarında 30.kez şampiyon olup bu kategoride Djokovic ile yarışta eşitliği yakalamıştı. Şimdi sıradaki hedef Roma Masters idi ve hazırlıklar hemen başlamıştı. 

Roland Garros öncesi son büyük turnuva olan Roma Masters’da daha önce 7 kez şampiyon olmuş Nadal, hep daha fazlasını istediği için bu turnuvaya da ara vermeksizin katıldı. Vücudu ritim bulmuştu bulmasına ama sadece 25 günde çıktığı ve kazandığı üst üste 15 maç, 31 yaşına gelmiş bir tenisçiyi doğal olarak yormuştu. Buna aldırış etmeden, formunun zirvesinde olmanın verdiği özgüvenle Roma’da Almagro ve Sock’u geçse de çeyrek finalde, son 20 günde 3.kez karşılaşacağı ve geleceğin en önemli raketlerinden birisi olarak kabul edilen Dominic Thiem’e bu defa kaybedecekti. Bu elenme onun için fazlasıyla hayırlı bir gelişmeydi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi fazlasıyla yorulan bedeni, Roland Garros öncesi bir hayli dinlenmeye zaman bulacak ve en güçlü haliyle Fransa’da 10.kupasına kavuşmanın hayali ile çalışmalarına devam edecekti.
2017 yılına dünya sıralamasında 9 numarada giren Nadal, Mayıs ayı sonunda 4 numaraya kadar yükseldi. Wawrinka ile aralarında sadece 70 puanlık bir fark kaldı. Söz konusu dönemde 5 ayda 36 galibiyet, 6 mağlubiyet ile 86% başarı yüzdesi ve 6 finalde kazanılan 3 şampiyonluk. Sezonun geri kalanı için muazzam istatistikler bunlar. Mağlubiyetlerin 3’ü Federer’den, kalanları ise Raonic, Querrey ve Thiem’den. Toprak zeminde toplamda 52 şampiyonlukla bu alanda tarihin en iyisi. Monte Carlo ve Barcelona’da 10’ar şampiyonlukla açık dönemde bir turnuvayı en çok kazanan isim. Tenise yeni başlamışcasına çok çalışıyor, oyununu geliştiriyor, her şeyden önce mutlu ve işini çok seviyor.

Toprağın kitabını binbir zahmetle ve azimle yazan Rafael Nadal, 1 ayda toprak sezonunu adeta tek başına domine etti. Bu kitabı okumayan, bilmeyen ve göz ardı edenler çok şeyi kaybediyorlar. Çünkü Nadal sonrası toprak zeminde böyle uzun bir dominasyon ve 50’nin üzerinde şampiyonluklara şahit olmamız pek olası görünmüyor. O, kazandıkça canavara dönüşen anlayışı ile Roland Garros’un da hala en büyük favorisi konumunda. Evet Djokovic, formunu artırdı, Thiem ciddi bir tehdit olduğunu sürekli finaller oynayarak zaten gösterdi. Murray ve Wawrinka tekrar bir çıkış için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışacaklar. Belki sürpriz bir isim de şampiyon olabilir ama tam 9 kez bu kupayı ısırmış birisi olarak Nadal’ı yenmek için o gün fazlasıyla ekstra bir performans gösterilmesi şart!

*** Bu yazı, KORT dergisinin HAZİRAN sayısından alınmıştır.

22 Mart 2017 Çarşamba

ATP Masters1000 Turnuvaları


Tenis sporundaki en büyük organizasyon, herkesin malumu, Grand Slam turnuvalarıdır. Bunu, sezon sonu klasmandaki ilk 8 tenisçinin katıldığı ATP Dünya Turu Finalleri takip eder. Bu iki büyük organizasyondan sonraki en prestijli ve değerli turnuva ise Masters1000 şampiyonalarıdır ve katılımcılara, sıralamadaki yerleri adına yüksek puanlar ve beraberinde büyük maddi ödüller kazandırırlar. Gerçi profesyonel anlamda tenisçilerin paradan daha ziyade prestij, başarı ve şampiyonluklar peşinde olması daha mantıklı bir nedendir. 2007 yılına kadar çoğu Masters1000 turnuvaları beş set üzerinden oynanırdı ve haliyle yoğun olan takvimde tenisçileri de çok yorar ve sakatlanma risklerini artırırdı. 2007'deki yoğun itirazlardan sonra 3 set üzerinden oynanmaya başlanan Masters1000 turnuvaları, en üst düzeyde tenisçilerin katılımları ile beraber bir Grand Slam şampiyonası tadında devam etmektedir... ATP Masters1000 turnuvalarında bugüne kadar en çok şampiyonluk kazanan tenisçi 30 kez ile Novak Djokovic. Sırp raketi 28 şampiyonlukla Rafael Nadal, 26 ile Roger Federer takip ediyor. (03.04.2017 itibariyle) 

2016'nın ikinci yarısını sakatlığından dolayı pas geçen Roger Federer, 2017'ye rüya gibi bir başlangıç yaptı. Önce efsane finalde ezeli rakibi Rafael Nadal karşısında Avustralya Açık'ta kazanarak 18.Grand Slam şampiyonluğuna erişerek rekorunu geliştirirdi. Son olarak ise İndian Wells'teki Masters1000 zaferi ile 90. tekler şampiyonluğunu elde etti. Federer'in Masters1000 alanında kariyerinin 25. şampiyonluğunu kazandığı İndian Wells ile beraber ortaya enteresan bir istatistik daha çıktı.

FEDERER, AMERİKA'YI SEVİYOR...

Yandaki fotoğraftan da görebileceğiniz gibi Federer'in 25 adet Masters1000 şampiyonluğunun 16 tanesi, yani % 65'lik bölümü Amerika kıtasında gerçekleşti. Zaten 18 Grand Slam'inin 5 tanesini de Amerika Açık'tan elde ettiğini de hatırlatalım. Bu gerçekten de muazzam bir oran. Bir yıllık ATP sezonunda toplamda 9 adet Masters1000 turnuvası var ve bunların 4 tanesi (% 45) Amerika kıtasında. Bunlar; Cincinnati, İndian Wells, Miami ve Montreal. Çok ilginçtir ki, bu 4 turnuvanın da zeminleri serttir ve turnuvalar ikili şekilde ard arda oynanmaktadır. Yani geçen Pazar İndian Wells'te vatandaşı Wawrinka'yı yenerek şampiyon olan Federer, bu turnuvadan yalnızca 4 gün sonra Miami Masters'da da mücadele edecek. Bu yazı kaleme alınırken Miami Masters da başlamış bulunmakta ve Federer; Murray ve Djokovic'in olmadığı bu turnuvanın favori isimlerinden biri. Aynı şekilde bu yıl 7 Ağustos'ta Kanada'daki Montreal Masters'tan hemen sonraki haftada Cincinnati Masters'ın başlayacağını belirtelim. 

Federer'in 25 Masters1000 şampiyonluğunda Cincinnati ve İndian Wells'in önemi çok büyük. Toplam 25 şampiyonluğunun 12'si, yani neredeyse yarısı bu iki turnuvadan geldi. Sert zeminde en az çim zemindeki gibi iyi oynuyor ve yeni oyun tarzına, başta yeni denebilecek hocası İvan Ljubicic'in önderliğinde çabuk adapte oldu ve olumlu yansımalarını da kısa sürede görmeyi başardı.

ATP Masters1000 turnuvalarını kazanan tenisçiler
Hatırlatmakta fayda var. Daha önce Masters1000 kategorisinde yer alan Hamburg, 2009 yılında Masters500 seviyesine düşürüldü ve yerine sert zeminde oynanan Shanghai Masters eklendi. Böylelikle Avrupa ve Amerika kıtasından sonra ATP takvimine Asya kıtasından da bir Masters1000 turnuvası eklenmiş oldu. Shanghai Masters aynı zamanda, turnuva geliri en yüksek Masters şampiyonası niteliğinde. Turnuvanın başlangıç tarihi ise 8 Ekim.

4 tane ve ikili gruplarda üst üste sert zeminde oynanan Amerika kıtasındaki Masters1000 turnuvalarından sonra Avrupa'daki 4 turnuvaya da bir göz atalım. Sezonun Avrupa'daki ilk Masters1000 turnuvası 16 Nisan'da Monaco'daki Monte Carlo Masters. Toprak zeminde oynanacak olan bu turnuvanın bitmesinden 15 gün sonra ise önce 7 Mayıs'ta Madrid'de, hemen ardından 14 Mayıs'ta da Roma'da toprak zeminde Masters1000 turnuvaları oynanacak. Sezonun ikinci Grand Slam turnuvası olan Roland Garros'a (28 Mayıs'ta başlıyor) ön hazırlık anlamına gelen bu 2 Masters1000 turnuvası tenisçiler için önemli bir prova niteliğinde. Rafael Nadal'ın kazandığı 28 ATP Masters1000 turnuvasının 21 tanesinin (% 75) toprak zeminde alması, kendisine neden "toprağın kralı" denmesinin en önemli kanıtlarından. Ayrıca Nadal'ın 14 Grand Slam şampiyonluğunun 9 tanesi de Roland Garros'tadır. ATP takviminin en son Masters1000 turnuvası ise Ekim ayının sonunda başlayacak olan Paris Masters turnuvası ve sert zeminde oynanıyor.

Görüldüğü gibi; Federer'in Monte Carlo ve Roma'da... Nadal'ın Miami, Paris ve Shanghai'de... Djokovic'in Cincinnati'de... Murray'in ise İndian Wells ve Monte Carlo'da henüz şampiyonluğu bulunmuyor...

----> Ek olarak; 2008'den bu yana ATP Masters1000 turnuvalarının % 88'ini 4 raket kazandı. Djokovic 28, Nadal 19, Murray 14 ve Federer 12 kez şampiyon oldular.

*** Yazı, Miami Masters sonrası 3 Nisan 2017'de güncellenmiştir.

15 Mart 2017 Çarşamba

Tenis tarihinin en iyileri

Tenis sporunu tüm dünyaya sevdiren en ünlü tenisçileri, hoş bir müzik eşliğinde hatırlamak ister misiniz? Gözlerinizden bir film şeridi gibi geçecek olan fotoğraflarla ilgili mutlaka hatırlamak isteyeceğiniz anılarınız da olacaktır.

Videomuzda kimler yok ki? Yakın dönemin tenisçilerinden Federer, Nadal, Djokovic, Murray, Wawrinka, Serena, Sharapova, Hingis gibi isimlerin yanı sıra biraz daha eski dönemden Sampras, Becker, Graf, Seles gibi efsane isimler var. Daha da eskilere gittiğimizde ise Lendl, Evert, Navratilova gibi unutulmaz isimler bizleri karşılayacak.

Hazırsanız turumuza başlayalım.


Bu arada videoyu izledikten sonra kanalıma da abone olmayı unutmayın...

13 Şubat 2017 Pazartesi

Federer, 18 ve birkaç şey...


Tarihler 8 Temmuz 2012'yi gösterdiğinde Wimbledon'da 17.Grand Slam şampiyonluğuna erişen Federer, 31 yaşındaydı. 2017 Ocak ayında, yani tam 4,5 sene sonra Avustralya Açık'ta bir kez daha mutlu sona ulaştığında ise yıllardır süre gelen 'be18ive' tarihe karışmış, ekselansları 35,5 yaşında rekorunu bir sayı daha geliştirmişti. Hatta kendi deyimiyle "en anlamlı" şampiyonluğunu elde etmişti. Hayranları boş durur mu, hemen 'be19ive' etiketli paylaşımlara çoktan başladılar bile. Sonuçta 6 aylık zor bir sakatlığın ardından kortlara bir Grand Slam turnuvası ile dönmek, Nishikori ve Wawrinka gibi zor raketlerle 5'er setlik mücadeleler karşısında dahi vücut olarak üst seviyede reaksiyon göstermek ve sonunda finale yükselebilmek. What a final? diyenleri duyar gibiyim. Nadal, Federer'in 19 yıllık tenis kariyerinde en çok zorlandığı ve istatistiklerde en boynu bükük olduğu raket. Belki de iki efsane raketi son kez finalde görebileceğimiz anları iyi değerlendirmek ve tarihe sonuna kadar tanıklık etme adına biz ekran başındaydık ama ruhumuz, beynimiz hep Melbourne'deydi. Nadal'ın da eski şaşalı dönemlerine geri dönmek adına kazanması ve kendine güveni tekrar aşılaması gerekiyordu. Federer, 5.sete giden efsane maçta kazanan taraf olduğunda tenis sporundaki GOAT (Greatest Of All Time) tabiri, bu kez iyiden iyiye herkesin gönlüne kazınıyordu. Bu geri dönüşü, yani 4,5 yıl sonra bir Grand Slam kazanmayı ancak ve ancak tenisin en özel kişileri yada diğer anlamıyla tenisin en iyisi başarabilirdi belki de. Federer, maç önünde ve sonrasında ezeli rakibi Nadal'ın sonuna kadar hakkını veriyor ve bir kez daha şampiyonlukları ile elde ettiği sevgi ve saygıyı; ahlaklı ve mütevazi bir sporcu argümanları ile birleştirerek, rekabetin kelime anlamını gerçek manada tüm dünyaya öğretiyordu.

Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğu; teniste "Open Era", yani 'açık dönem' denilen 1968 ve sonrasında iki Grand Slam şampiyonluğu arasındaki en uzun zaman dilimlerinden biri oldu. 4,5 yıl aradan sonra bir Grand Slam kazanmanın onurunu yaşayan Federer'den önce hemen hemen aynı tecrübeyi yaşayan raketler ise 1975'te Arthur Ashe, 1996'da Boris Becker ve 2005'te Marat Safin. Bu raketler arasında sıralamadaki en büyük fark ise Federer'in bunu daha geç yaşta yapması oldu. Ashe 32, Becker 28 ve Safin ise 24 yaşında bu zaferlere ulaştılar. 'İki Grand Slam şampiyonluğu arası' mevzuunda günümüz raketlerinde Murray, geçen sene Wimbledon şampiyonluğu ile 3 yıllık Grand Slam açlığını giderirken; Djokovic 2011 Avustralya Açık'ta elde ettiği şampiyonlukla o da 3 yıl sonra yine aynı topraklarda bir Grand Slam şampiyonluğu yaşama başarısı göstermişti. Rafael Nadal ise en son kazandığı 2014 Roland Garros'tan bu yana bir Grand Slam kazanamıyor ve bu yıl 'ikinci evi' olan Roland Garros'ta kazanırsa 3 yıllık suskunluğunu bozmuş olacak.


2016 Wimbledon sonrası sakatlık sebebiyle sezonun geri kalanında maça çıkmayan Federer, geçen sezon sadece 7 turnuvaya katılabilmiş ve hiçbir şampiyonluk kazanamamıştı. 2016'da kariyer sezonunu geçiren Murray 17, dünya 2 numarası Djokovic yine 17, Wawrinka 21, Raonic 19, Nishikori 20, Nadal ise 16 turnuvada mücadele etmişti. 2017 Avustralya Açık şampiyonluğu başta Federer olmak üzere tüm dünyadaki tenis severler için büyük bir sürpriz olsa da işin içinde Federer olunca aslında her şeye biraz daha hazırlıklı olmamız gerektiğini bir kez daha görmüş olduk. Finalde FEDAL olunca da hafızalardan silinmeyecek bir sonu izlemiş olduk. 



İlk Grand Slam şampiyonluğuna, Nadal (19), Djokovic (21) gibi isimlerin aksine Federer, daha geç (22 yaş) ulaşsa da onun tenisi neredeyse tek başına domine etmesi ile (2004 - 2009) şimdilerde kırılması oldukça zor bir sayıya (18) ulaştı. 18 belki de bir gün kırılacaktır bilinmez ama tenis sporuna onun kadar derin etki bırakabilecek birisi olacak mı, işte orası muamma.

Federer'in Avustralya Açık zaferi ve Nadal'ın yıllar sonra dönüşü aynı zamanda modern teniste bir başka olguyu bizlere yansıtıyor. Daha önceki dönemlerde Grand Slam'lerde rekabetin boyutu daha geniş ve şampiyon isimlerin sayıları daha fazla iken, özellikle 2000 yılından bu yana rekabetin boyu da, genişliği de bir hayli kısaldı. 2005 yılından günümüze olan Grand Slam şampiyonluklarının % 80'in de ise sadece 3 ismin adı geçiyor : Federer, Nadal ve Djokovic. Bu 3 isim, belki de tenis tarihinin en iyi üç ismi. O yüzden izlemeye ve büyük bir tarihe tanıklık etmeye devam!

30 Aralık 2016 Cuma

Teniste 10 Altın Kural

Tenis sporu tüm dünyada fazlasıyla izleniyor ve bunca yıllık deneyimlerim ve tecrübelerime göre bu sporda başarıya götüren 10 anahtarı sizlerle paylaşmak istiyorum - Sizlerin de eklemek istedikleri olabilir -

Bu 10 anahtar doğru kullanıldığı vakit yeni Federer'ler, yeni Nadal'lar, yeni Djokovic ve Murray'lerin çıkması da olası. Genç jenerasyon bu konuda kesinlikle bu isimleri örnek almalı, hatta onları geçmek gibi bir hedefleri olmalı. Bu konuda nedense önümüzdeki 3-4 yılda fazla güvenim yok ama - umarım ben yanılırım - 2020'den itibaren tenis sporunun kabuk değiştireceğine ve yeni isimlerle rekabetin çok çeşitli olacağını düşünüyorum.

İŞTE 10 ALTIN KURAL :

Confıdence - Güven
Dıscıplıne - Disiplin
Network - İletişim
Patıence - Sabır
Focus - Odaklanma
Posıtıvıty - Olumlu düşünce
Sportmanshıp - Sportmen kişilik
Mentally - Zihinsel başarı
Strategy - Strateji 
Never gıve up - Asla pes etme
............................................
............................................
............................................

1 Aralık 2016 Perşembe

2001 - 2016 ATP Grand Slam Champions



Bir takvim yılı içerisinde tüm Grand Slam'leri kazanan, yani "takvim slami" yapan yok. Fakat Federer, bir takvim yılı içerisinde; 2006, 2007 ve 2009'da tüm Grand Slam'lerde final oynadı ve 12'de 8 şampiyonluk çıkardı. Bunu başaran diğer tenisçi ise 2015 yılındaki performansıyla Djokovic oldu, 4'te 3 şampiyonluk kazandı. Bir takvim yılı içerisindeki 4 finalin 3'ünde boy gösterenler ise; Djokovic (2011, 2012, 2013, 2016), Federer (2004, 2008), Nadal (2010, 2011) ve Murray (2016). Aktif tenisçiler arasında final / şampiyonluk başarı oranlarında ise Nadal, % 70 ile en ön sırada. Wawrinka ise bu kategoride tam bir istisna. Çünkü rakiplerine nazaran çok çok az sayıda final oynadı ve tamamını kazandı (3'te 3). Efsane tenisçi Pete Sampras ise kariyerindeki % 78'lik ortalamasıyla sanırım bu alanda daima zirvede olacak.

Tablolar ortada. 2017 yılı Murray - Djokovic ekseninde geçmesi mümkün. Peki bu ikili arasına kim yada kimler sızacak? İşte en merak ettiğimiz konu da bu. Kariyerinin sonunda Federer'den daha fazla Grand Slam finali oynama şansını bulabileceğini düşündüğüm Djokovic, bakalım 2017 yılı sonunda şampiyonluk sayısında Federer'e ne kadar daha yaklaşabilecek? Nadal, son bir sıçrama yapmak için pusuda. Federer ise son kez bir Grand Slam kazanmanın hedefinde. 

Bu arada Nadal bugün (05.12.2016) şunları söyledi : "Bu dönem iki iyi neslin bir araya geldiği bir geçiş dönemi. Federer, Murray, Djokovic ile muhteşem şeyler yaptık." Kesinlikle haklı. 2003 Temmuz'undan, 2016 sonuna kadar oynanan 54 Grand Slamin (108 finalist) 79'unda bu büyük 4 tenisçinin imzası yer aldı ki, bu da % 73 demek.

22 Kasım 2016 Salı

ATP World No 1 : Andy Murray


Geçen sene bu zamanlarda Federer'in yakın markajında ikinci sırada bulunan Andy Murray, muhteşem geçen 2016'nın ikinci yarısı ile beraber yeni dünya 1 numarası oldu. Britanyalı raketin bu başarısı kesinlikle tesadüfi değil. Zaten en büyük rakibi Novak da "Şüphesiz o, bu oyunun en iyisi ve birinciliği hak ediyor" demeçleriyle bu gerçeği kabullenmiş oldu. Djokovic'in 2016'nın ikinci yarısındaki düşüşünün sebebi olarak, onun takvim slami yapma adına Roland Garros'a aşırı motive olması ve bu hedefine ulaştıktan sonra kalan sezonda bir nevi hedefsiz kalmasını gösterebiliriz. Peki bundan sonrası ne olacak?

2016 Wimbledon sonrası, tenise ara veren ve sakatlığının geçmesini bekleyen Roger Federer, 2017 yılı ile beraber kortlara geri dönecek. 35,5 yaşında ve hali hazırda sıralamada 16.lığa kadar düştüğü için turnuvalarda güçlü isimlerle karşılaşacak ve bırakın Grand Slam kazanmayı, herhangi bir ATP 500 dahi kazanması gerçekten zor olacak. Nadal, bir türlü vites yükseltemediği ve nispeten hayal kırıklığına dönüşen 2016 sonrası, yeni yılda kendine ilk 4 sıra içerisinde yer bulabilecek mi? 'Makina' ayarlarına geri dönmek için büyük bir hırs yapmasını beklediğimiz Djokovic, tekrar dünya 1 numarası olabilecek mi? Federer'in 17 Grand Slam'ini geçebilme umutları için sağlam adımlar atabilecek mi? Andy Murray, 2003 yılından bu yana "Büyük 3'lü"nün hegomanyasındaki "dünya bir numarası" olmanın ağır yükünü kaldırabilecek ve ünvanını koruyabilecek mi? İstikrarsız görüntüsüne rağmen final maçlarında adeta "Hulk" tadı veren Wawrinka, yine ummadık bir anda Grand Slam kazanabilecek mi? Geçen sezon sonunda ilk 10 dışında kalıp bu sezon top 10'a çıkan Raonic, Cilic ve Thiem yükselişlerini 2017'de devam ettirebilecek mi? Nishikori, Kyrgios, Pouille ve hatta listede bulunmayan Zverev ve Del Potro sürpriz yapıp şampiyonluklar elde edebilecek mi?

2017 ATP takvimi umarım güzel geçer. Rekabet her zamankinden daha büyük ve keyifli olacak, bu belli...

7 Ekim 2016 Cuma

Tenis İllüstrasyonları

ROGER FEDERER : Zarafet, Akışkanlık, Hız, Doğruluk, Asalet
RAFAEL NADAL : Azim, Korkusuz, Kaslı, Gururlu
NOVAK DJOKOVİC : Elastikiyet, Esneklik, Uyumluluk, Çoklu tehdit, Rakibi boğma
ANDY MURRAY : Kuvvet, Cesaret, Mücadeleci, Patlayıcı
STAN WAWRİNKA : Kuvvet, Direnç, Mücadeleci, Cesur, Gözüpek
KEİ NİSHİKORİ : Zeka, Çevik, Girişkenlik, Mantık, Hassasiyet
JUAN MARTİN DEL POTRO : Sağlam, Dev, Çarpıcı, Zorlayıcı, Heybetli


KAYNAK : https://www.behance.net/gallery/43470997/Hidden-Beasts-Tennis-Series

21 Eylül 2016 Çarşamba

ATP - Head to head



Tenis dünyasının en önde gelen tenisçilerinin birbirleri ile olan rekabetlerindeki son durumları tablo haline getirdim. Tablodaki isimlerin sıraları ise son ATP sıralamasındaki yerlerine göre oluşturuldu. Kim kime karşı üstün, yada kimin şansı diğerine tutmuyor, görün bakalım...

Bu arada tabloya tıklayarak büyütebilirsiniz...

Son güncelleme : 21.09.2016

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Federer için yolun sonu mu?

İlk olarak sorunun cevabını vererek başlayalım : Hayır.  Peki neden? Tenis tarihinin en iyisi olan bir efsaneden, özellikle de tenis oynama keyfi hala en üst düzeyde olan bir isimden bahsediyoruz. Sayısız rekoru tarihe gömen, her kesimin büyük saygı duyduğu, katılamadığı her turnuvada eksikliği, turnuvanın genelinden daha fazla konuşulacak düzeyde olan bir sporcudan söz ediyoruz. 35 yaşına gelmiş ve son yıllarda bel ve diz sakatlığı yaşamış, hatta sakatlığının belki de zirve yaptığı 2016 yılında dahi 2 Grand Slam yarı finali oynamak kesinlikle büyük bir başarı. Gerçi adınız Federer olunca bu başarı mı, işte onu tam kestirmek zor.



Son Grand Slam şampiyonluğunu 2012 Wimbledon'da kazanan Federer, o zamandan beri 18.Grand Slam'in peşinden koşuyor. O yıldan bu yana oynadığı 3 Grand Slam finalinde de onu durdurabilen tek oyuncu vardı, o da Djokovic. Belki kazanılacak bir şampiyonluk sonrası kariyerine bile son verebilir. Federer için "18" rakamı kimilerine göre, kendisini bu alanda geçmesi en muhtemel tenisçi olan Djokovic karşısında farkı bir 'tık' daha açma isteği olarak da yorumlanabilir ama onu tanıyan ve sahadaki her hareketini, davranışını takip eden bizler için ise bu istek tamamen "bu yaşa rağmen tenisten aldığı zevkin hala doruklarda olmasının ve nihayetinde yeni şampiyonluklar yaşama içgüdüsü"nün kortlara yansımış hali olarak daha doğru bir şekilde yorumlanabilir. 

17 yıl sonra, bir diğer ifade ile 65 Grand Slam şampiyonasına üst üste katıldıktan sonra bu yıl Roland Garros ile bu seri son bulmuştu. Sakatlık kabusu hortlamıştı. Çok sevdiği Wimbledon'a dahi tam 'fit' bir şekilde girememişti. Herşeye rağmen kura şansının da yardımıyla yarı finale kadar gelmişti. Yarı finalde Kanadalı 'dev raket' Raonic karşısında setlerde 2-1 önde olmasına rağmen mental ve fizik anlamında vücudu daha fazla dayanamayınca (Raonic'in oyunu gerçekten harikaydı) "18 hedefi" yine ertelenmek zorunda kalmıştı. Oysa Wimbledon'u kazanmaması için hiçbir sebep yoktu. Düşünsenize Djokovic (3.turda elendi), Nadal (turnuvaya katılmadı) ve Wawrinka (2.turda elendi) gibi 'elit' isimlerden biri ile dahi eşleşmeden finale Murray'in karşısına çıkabilirdi ama bu tarihi fırsatı değerlendirememişti. Kaçan balık her zamankinden daha büyük olmuştu. Djokovic'in erkenden elendiği bu turnuvayı kazanmalıydı...

Wimbledon sonrası kariyerinin önemli eksiklerinden biri olan Olimpiyatlara katılıp katılmayacağı da belirsizliğini korurken, Federer'in 26 Temmuz'da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar tüm tenis severleri büyük bir üzüntünün içinde bırakmıştı. Artık kronikleşen diz sakatlığının sadece Rio Olimpiyatları için değil, çok istese de sezonun son Grand Slam'i olan Amerika Açık'tan da mahrum olmasına sebep olacağını belirten İsviçreli raket, 2017'ye kadar "yokum" mesajını vermişti. Ayrıca 2016 yılı, Federer'in kupa kazanmadığı tek yıl olarak da tarihe geçecekti.



Federer'in rakiplerine bakacak olursak; üst düzey diyebileceğimiz tüm rakipleri hemen hemen 30 yaş barajına dahil oldular. Djokovic, nam-ı diğer 'makine' son zamanlarda "yenilmesi mümkün değil, hem genç jenerasyon da umut vermiyor" tezini yalanlama peşinde koşuyor. Zira Novak, 2016'da makine görünümünden 'insan' profiline yakın bir performans ortaya koyuyor ve kariyerinin önemli eksikliği olan Roland Garros'u bu sezon elde etse de takibinde Wimbledon'da üçüncü turda ve Rio Olimpiyatları'nda daha ilk turda veda etti. Çoğu otorite tarafından 2017'nin sonunda Grand Slam şampiyonluğunda Federer'i geçmesi beklenen Djokovic'in yolu sanki biraz uzadı gibi görünüyor. Nadal ise toprak kort haricinde önemli bir başarı elde edemedi. Yine çoğu insanın "13" uğursuzluğuna inandığı bir dünyada onun uğursuzluğu ise "14". Mabedi olarak gördüğü Roland Garros'ta şampiyon olduğu 2014'ten bu yana herhangi bir Grand Slam finali dahi görememesi oldukça can sıkıcı. Wawrinka'nın herkesçe bilinen istikrarsız görüntüsü şu an kimse için bir tehdit teşkil etmiyor açıkçası. Geriye ise son zamanlarda oyununu müthiş geliştiren ve 2016'da adeta yeniden doğan Andy Murray kalıyor. İskoçyalı raket bu sezon oynanan üç Grand Slam'in tamamında final oynayarak, Wimbledon'u kazandı ve sezonun tartışmasız en formda raketi. Raonic ise bu listenin 'yaş ve gelişim' açısından en büyük tehditi konumunda.

Tekrar Federer'e geri dönersek... Federer için bir Grand Slam daha kazanmak gerçekten çok zor. Zaten herkes bu gerçeğin farkında. Kaldı ki 2017 yılına kadar tenis oynamayacak olan birisinin puanları da düşüşe geçecek ve ilk 8'in dışında kaldığı vakit, çok güçlü rakiplerle erken turlarda karşılaşmak zorunda kalacak. Misal 2009 Amerika Açık şampiyonu Del Potro (yarı final Nadal, finalde Federer), 2 yıllık sakatlık sürecinden önce ilk 10'da yer alırken, sakatlık dönüşü 150.sıraya kadar gerilemişti fakat deneyimli tenisçi kısa sürede eski günlerine geri dönüş sinyali verdi. Wimbledon'da Wawrinka'yı eleyen Arjantin'li raket, Rio Olimpiyatları'nda da ilk turda yenilmez denilen Djokovic'i set vermeden saf dışı bırakmıştı. Federer'in 2017 yılında kazanabileceği en muhtemel büyük turnuvalar, daha önce 7 kez kazandığı Wimbledon ve ikinci göz ağrısı Amerika Açık olacak ama o zamana dek köprünün altından akacak suyun rengi oldukça flu görünüyor. Tenis sporunun bu denli yayılması ve sevilmesi anlamında adeta kilometre taşı olan Federer'in 18.Grand Slam şampiyonluğunu kazanmasını ilk başta bende çok istiyorum ama doğru konuşmak gerekirse çok ama çok zor olan (sakatlık - yaşlılık) bu hedefe eğer bir gün ulaşabilirse LeBron James'in Golden State karşısında yazdığı efsane hikaye tadında bir son olabilir.


Federer, bugün 35 yaşında ve oldukça profesyonel bir sporcu. Hatta gelmiş geçmiş en büyük sporculardan, tarih yazıcılardan birisi. Kortları her daim tıklım tıklım dolduran Federer'in tenisi her şeyden çok sevmesi, başarısının kilit noktası. Zira sağlığını düşünerek bugün en önemli turnuvalardan dahi çekilebiliyor. Çünkü onun için kariyeri henüz bitmedi. Daha sağlam gelmek, daha güçlü olmak için en uygun zamanı bekliyor. Hala en üst düzey tenisçilerle rekabet edebiliyor. Bu yıl sonunda Amerika Açık'a katılmayı çok istedi fakat doktorları buna izin vermedi. Belki asla bir Grand Slam dahi kazanamayacak ama o hep turun, maçların içinde olacak, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Tahminimce 2018 sonunda tenis kariyerini bitirme karar alabilir. Açıkçası bundan önce bir tarih şimdilik beklemiyorum. Olmasın da zaten. Onu izlemek, sahada onu görmek, artık bir turnuva kazanmasından daha önemli. Çünkü artık az zamanı kaldı. Kaldı ki tahminimce 2018 yılında (o sezon sonu bitirme kararı alırsa) gideceği her turnuvada Kobe Bryant örneğinde olduğu gibi sürekli alkışlanarak, onore edilerek maçlarını tamamlayacağını düşünüyorum... 

17 Mayıs 2016 Salı

1 Ocak 2007 ATP Sıralaması


Şimdilerde Novak Djokovic'in 16 bin puanlarda açık ara birinci olduğu listeyi gözünüzün önüne getirin ve bu tabloya bir daha bakın. Evet bu liste konu başlığında da belirttiğim gibi 1 Ocak 2007 tarihine ait. Yani bu tarihlerde 'makine' Djokovic daha yeni tenis kortlarına 'merhaba' demiş ve bırakın Grand Slam kazanmayı, final yüzü dahi görememiş durumda. Bu tarihlerde en büyük başarısı ise 2006 Fransa Açık çeyrek finali ama bu başarısı dahi onu genç yaşta 16.sıraya kadar yükseltimiş durumda. 2007 yılında ise Roland Garros ve Wimbledon'da yarı final oynayıp, Amerika Açık'ta finalde Federer'e kaybedince yıl sonunda 3.sıraya kadar yükselecek bir Djokovic olacak... 

Federer ise malum o yıllarda sürekli Grand Slam'ler kazanmaya alışık olduğu için açık ara zirvede yer alıyor. 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Roger Federer, çıktığı 10 Grand Slam'den 9'unu kazanmayı başarmış. Malumunuz tek mağlubiyet, 2006 Roland Garros finali ve tabii ki şampiyon Rafael Nadal. Nadal o dönemlerde Federer ile olan özel rekabetinin henüz ilk dönemlerinde olmasına rağmen yine de açık ara 2.sırada ve bu liste açıklandığı vakitlerde sadece 3 Grand Slam finaline çıkmış, 2 kez Roland Garros'tan zaferle ayrılmış, diğerinde Wimbledon'da ekselansları Federer'e boyun eğmişti. Fakat Nadal, bundan sonra muazzam bir seriye başlayacak ve takiben 8 yılda 17 Grand Slam finali oynayacak ve 12 şampiyonluk daha elde edecek...

Yukarıdaki ATP listesinde dikkat çeken diğer isimler ise son yıllarda sıklıkla ilk 10'da görmeye alışık olduğumuz Berdych, Ferrer ve Murray de kendilerine alt sıralardan yer bulmuşlar. Listeye sığmayan bir diğer İsviçreli raket Stanislas Wawrinka'nın da 30.sırada olduğunu belirtmekte fayda var. 

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Djokovic yenilmez mi?


İlk olarak şu teşhisi koyalım : Djokovic ne yaparsa yapsın, bir türlü yaranamıyor. Belki geçmişinde kendisinin de pişman olacağını düşündüğüm; maçları yarıda bırakması, oyunu yavaşlatması ve aldığı sağlık molaları gibi tepki çeken hareketleri dışında, tenis tarihinin en büyük rekabetlerinden birine sahne olan Federer ve Nadal'ın gölgesinde başarıları nispeten daha az gündeme getirilip, hatta zaman zaman ikinci sayfalara taşınsa da o rekorları birer birer kırmaya, adını da en iyilerin olduğu listede üst sıralara yazmaya devam ediyor. Federer'in 17 Grand Slam şampiyonluğuna karşı 11 ile (en yakın rakibi 14 ile Nadal olsa da) bunu kırabilecek potansiyeller listesinde 1 numarada olan Sırp tenisçi, kortun tamamına yayılan enerjisi ve izleyicilerin biraz maçı izledikten sonra "tamam bu maçta cepte" diyebileceği bir ortamı tüm dünyaya ispatladı. Son yıllarda en çok karşılaştırıldığı Federer ve Nadal'ı "head to head"te de (ikili rekabette) geçti ve psikolojik üstünlük artık Nole'da. Gerçi bu satırları yazarken 'head to head' konusunda Djokovic'in neredeyse tüm vasat üstü tenisçilere karşı üstünlük kurduğunu da ekleyelim. Tenis tarihinin en estetik vuruş ustası Federer de, tenis tarihinin en savaşçı ismi Nadal da onu yenmek için biliyorlar ki, o gün oldukça fazla ekstra işler yapmaları gerek. Sonuçta karşılarında bir makine var ve bu makinenin sekteye uğramasını beklemek bir yana, sizler için herşeyin yolunda gitmesinin yanı sıra seviyenizin de en üst noktada olması şart. Bunu son yıllarda belki de tek başaran 2015 Roland Garros'ta Stan Wawrinka olmuştu. Ne var ki İsviçreli, o seviyeye bir türlü tekrar ulaşamadı, çünkü o seviyeler büyük ölçüde istikrara endeksli ve bu kıstas için Wawrinka örnek bir model asla olamadı.


Novak Djokovic'in son 2 yılda sürekli beşinci viteste devam eden tenis hayatında en başta da belirttiğim gibi tüm dünya tarafından yeteri kadar takdir görmemesi, başarılarının sessiz bir şekilde haber olması onu asla yolundan döndürmedi. Federer ve Nadal ile oynadığı maçlarda, seyircilerin neredeyse tamamının onları desteklediği ortamlara zamanla o kadar alıştı ki, bunu kendi içinde (aklıyla) çözümledi ve negatif görünen ortamı pasifize ederek yenilmesi çok güç bir makineye dönüşüverdi. Final maçlarını, final puanlarını, final setlerini çok daha büyük oynuyor Novak. 2016 Avustralya Açık yarı finalinde herkesin "Acaba bu defa Federer, Djokovic'i yenip 18.Grand Slam hayaline yaklaşacak mı?" diye sorduğu bir ortamda öylesine iki set oynamıştı ki, adeta ekselanslarına nefes bile aldırmadan sadece 3 oyun vererek 2-0'ı bulup maçı neredeyse orada bitirmişti. Federer demişken, tenis tarihine yön verecek kadar büyük olan efsanenin ilerlemiş yaşına rağmen 2014'ten bu yana oynadığı büyük oyunla bugün Grand Slam sayısını 20'ye çıkartamamasının baş sorumlusu yine tahmin ettiğiniz gibi Novak Djokovic'ten başkası değil (2 Wimbledon finali, 1 Amerika Açık finali ve 1 Avustralya Açık yarı finali).


Djokovic eskiye nazaran çok değişti. İlk başta kendine çok iyi baktı. Hayatının tüm merkezine tenisi koydu. Tamamen tenis odaklı hayat felsefesi ile yoğurduğu kariyerinin zirvesinde ve dünya 1 numarasından da uzun yıllar inecek gibi görünmüyor. Hem eskiye nazaran daha pozitif ve gerek kort içinde gerekse de kort dışında daha eğlenceli bir Djokovic var. Çoğu zaman esprili videolarda onu görmek mümkün. Ayrıca Federer ve Nadal hakkında konuşurken de gayet üsluplu ve rakiplerinin her zaman hakkını veren, övgü dolu sözler kullanıyor. Evet tüm dünyada her sporcunun yükseliş ve parlak dönemi kadar gerileme dönemi de oluyor ve olacaktır ama Novak için bu kısır döngünün gelme olasılığı şimdilik biraz daha uzun sürecek gibi görünüyor. Zira onun seviyesine yaklaşacak tenisçi sayısının az oluşu da onu daha bir güçlü kılıyor. Son zamanlarda Nadal, savaşçı kimliği ve şampiyonluklara olan özlemine ek olarak toprak kort sezonunda büyük bir çıkışa geçti ama onun Djokovic seviyesine gelmesi için birkaç turnuva daha kazanması ve gelecek özgüveni ile beraber en başta da Novak'ı mağlup etmesi gerekiyor. Zaten hali hazırda 35'ine gelmiş ve 1-2 sene içerisinde muhtemelen efsane kariyerini bitirmek zorunda kalacak olan Federer'in Novak için bir tehdit olmasının eskiye nazaran daha da zor olduğu gün gibi gerçek. Kariyerinde sadece 2 Grand Slam şampiyonluğu bulunan ve final maçlarında çoğu zaman boynu bükük ayrılan Murray ise yine Grand Slam finalleri oynayacaktır ama bu alanda Novak'a olan zaafını yenmesi biraz zor olacak.

Novak Djokovic'in tenis dünyasında geldiği seviye gerçekten insan üstü. En inanılmaz puanları alırken soğukkanlı ve istikrarı, seviyesi bir 'tık' bile düşmüyor. Seyirci tahrikinden etkilenmiyor, profesyonelce sadece rakibine odaklanıyor ve ciddiyeti asla elden bırakmıyor. Kortun tümüne yayılan bedeni, esnekliği, hızı her zaman en üst seviyede. Hatta ve hatta bazen basit hatalar yaptığında biz ekran başında oldukça şaşırabiliyoruz. Rakiplerinin neredeyse tamamının "ne yapsam olmuyor, çünkü çok güçlü" serzenişlerinin yüz ifadelerinden net bir şekilde algılayabildiğimiz bir ortamda, hak ettiği saygıyı, itibarı ve desteği beklemek onun da hakkı. Kariyerinin en büyük eksikliği olan Roland Garros için ise çok istekli ve kendi adıma onun mutlaka bu turnuvayı birgün kazanacağını düşünüyorum. O yıl, bu yıl mı olur bilmem ama o kupayı kaldırıp sevinçten ağlayacağı günlerin oldukça yakın olduğunu hissediyorum.


Roger Federer'i tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi yapan sadece kazandığı şampiyonluklar değil. Korttaki asil duruşu, adeta tenis topu ile olan aşkın herkesin kalplerinde bıraktığı derin etki. Estetik ve zerafetin akıl ile birleşmesinin son evrede çift taraflı aşka dönüşmesi gibi bir durum aslında Federer'in bizlere yansıyan görüntüsü. Bu sayede dünyada gittiği her ülkede en büyük desteği, saygıyı görüyor, çünkü insanların hep görmek istediği - bir yerde sanat - görsel şöleni sunuyor. Djokovic de durum biraz farklı. Federer gibi başarısının çıkış yolu AKIL gibi görünüyor ama Sırp tenisçiyi son yılların en iyisi yapan temel etken ise asla sinirli olmayan soğukkanlı yapısı ve lakabı olarak bilinen 'makine'nin keskinliğine bürünen istikrarlı ve şaşmaz çizgisi. Kort içinde bedeni öyle seri işliyor ki, bir o tarafa bir bu tarafa esnediği ve inanılmaz gibi görünen puanları alması hep bu kusursuz işleyen makinenin ezberlenmiş görüntüsünden başka birşey değil. 3 setlik maçlarda kimi zaman ufak tefek sekteye uğrasa da makine 2016'da da yine güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Djokovic yenilmez mi? Tabii ki hayır ama onu yenmek için o gün rakibinin 'Optimus Prime' seviyesine çıkması şart!





27 Ocak 2016 Çarşamba

Değişim...

Dünya dönüyor, dünya değişiyor. Spor dallarındaki rekabette doğal olarak yer değiştiriyor. Sonuçta hep aynı takımların hem kendi liglerinde hem de Avrupa / Dünya arenasında başarılı olması, sürekli zirveye oynaması tüm spor severleri sıkan ve ekrandan soğutan bir manzara. Modası eskiyen yada çağın gereksinimlerine göre hareket edip kendini yenilemeyenlerin bu acımasız dünyada yeri yok maalesef. Yeri var ama son sıralarda. Aynı zamanda bu değişim, yeni kahramanları da beraberinde sunuyor spor endüstrisine...

Futbolda Premier Lig'deki değişim tüm dünyaya örnek teşkil ediyor. Ranieri yönetimindeki Leicester City'nin haftalardır zirvede yer alması, Manchester Unıted'ın Sir Alex Ferguson sonrası yaşadığı travmaların üç yıldır devam etmesi, Chelsea'nin 'otobüs'ünün artık sırrının çözülmesi sonrası baş aşağı gitmesi ile beraber en başta, son şampiyonluğunu 12 sene önce alan Arsenal'in ve Arap sermayesi ile son yıllarda sürekli ilk 2'nin müdavimi olan Manchester City'nin iştahını kabartmış durumda. Bununla beraber dünyanın en iyi beş teknik direktöründen biri olan Klopp'u takımın başına getiren Liverpool'un da gözle görülür çıkışıyla önümüzdeki yıllardan itibaren ciddi bir şampiyonluk adayı olacağı gerçeğini de sadece tahminden ibaret görmemeliyiz. Ayrıca gol krallığı listesinin ilk 3 sırasında, uzun yıllar sonra Premier Lig'in ünlü bir takımında oynamayan Vardy, Lukaku ve İghalo'nun yer alması ayrı bir güzellik. Mesut Özil'in asist rekorunu kıracağı (çok az kaldı) bu sezonda Leicester'ın da bir şekilde sezon sonu kendisini ilk 4'e atarak Şampiyonlar Ligi tecrübesini yaşayacağını düşünüyorum. Kısacası futbolun beşiğinde güzel gelişmeler oluyor.

La Liga, Bundesliga ve Lig 1'de ise bir değişiklik yok. Şampiyon olacak takım aday sayıları oldukça kısır ve hep aynı döngüde devam ediyor. PSG'nin 22 hafta sonunda 21 puan farkla lider olması o ülke futbolunun izlenebilirlik seviyesini 0'a indiriyor maalesef (Gerçi Zlatan var, yoksa hayatta izlenmez). Serie A'da ise sezona ilk 6 maçta aldığı 5 puanla başlayıp, Napoli, İnter, Roma ve Fiorentina gibi takımların alıp başlarını gitmesine sebep olan Juventus'un, 22.haftasına girilen ligde son 11 maçını üstüste kazanması ile tekrar şampiyonluğun bir numaralı adayı olduğunu görüyoruz. Rakiplerinden bir tek Napoli'nin kendisini zorlayabileceğini düşündüğümüz Çizme'de sezon sonu yine Zebra'lar ipi göğüsleyecektir, büyük bir aksilik olmazsa...

Basketbolda en üst mertebe olan NBA'deki değişim, herkesin dilinde. Michael Jordan sonrası bayrağı devralan Kobe Bryant'ın bunu uzun yıllar başarı ile devam ettirdikten sonra 2010 yılından itibaren bu ünvanı LeBron James'e vermesinin ardından geçen sezon çok güçlü bir giriş yaparak tüm hesapları altüst edip parmağına yüzüğünü takan Stephen Curry'nin bu sezondan itibaren bu bayrağı güçlü bir şekilde ele alacağı (kimilerine göre aldığı) gerçeği de değişimin en güzel örneklerinden. Kadro bozulmazsa önümüzdeki 2-3 yıl daha Golden State Warriors'un sürekli finaller oynayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Euro League'de başta Fenerbahçe'nin Obradovic önderliğinde yaptıkları ve tüm Avrupa'nın asla eşleşmek istemediği bir takım haline gelmesi de tüm dünyada yaşanan değişimlerin güçlü örneklerinden biri. Keza sürekli başarıların ve zirvenin baş adayları olan Real Madrid ve Olimpiakos'un da eski güçlerinden uzak performansları, artık yavaş yavaş milatlarının dolduğunu ve derhal kan değişimi yapmalarının (kadro - taktik vb.) geldiğini gösteriyor.

Tenis dünyası ise bu değişimin bir türlü değiştiremediği spor dallarından birisi. Erkek tenisini yıllardır domine eden 34,5 yaşındaki Federer'in hala Grand Slam'lerde en kötü yarı final oynadığı bir ortamda genç nesilin ne kadar da etkisiz kaldığını görüyoruz. Tenisin 'makina'sı Djokovic'in bu alanda kendisini en çok zorlaması beklenen Nadal'ın sakatlık sonrası bozulan formu, psikolojik ve mental anlamda yetersizliği (güç, hız vb.), Wawrinka'nın istikrarsız ve savruk görüntüsü, Murray'in ise bir türlü finallerin adamı olamaması sebebiyle kendisine meydan okuyacak tek kişinin yaşlı kurt Federer olmasından dolayı nasıl da bu alanda açık ara 1 numara kaldığı gerçeğini de net bir şekilde okuyabiliyoruz. Kadınlarda da durum farklı değil. Federer'den sadece 1 ay küçük olan Serena Williams hala tüm üst düzey turnuvalarda baş favori ve önüne geleni süpürüyor. Bu anlamda Djokovic gibi adeta bir makina düzeninde işliyor ve fiziğini yeteneği ile birleştirip tüm genç tenisçilerin korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Djokovic'in üst düzey çoğu turnuvada finallerde rakibi birçok kez Federer olurken, Serena'nın rakiplerinin sürekli farklılık göstermesi tenis dünyasının en büyük değişkenliği olsa gerek...

18 Eylül 2015 Cuma

Tenisi hiç bırakma e mi?


Nadal ve Djokovic şöyle dursun, sen bir başkasın... Asaletin, oyun içindeki jest mimiklerin, tavrın, gittiğin her kortta seyircilerin neredeyse tamamının tek yürek destek vermesi, kırdığın bütün rekorlar ve daha fazlasıyla hiç yaşlanmıyorsun, yaşlanmayacaksın...

Belki de 40 yaşına kadar oynayacaksın da. Oyna zaten, oyna ki seni daha yeni tanıyacak jenerasyonlar da seni izlesinler, hayran kalsınlar. 35'ine dayanmış biri olarak hala üst üste Grand Slam finalleri oynuyorsun ya, işte bunu ileride Rafael ve Novak yapabilecekler mi? İşte buna pek inanmıyorum.

Zaten tenis demek Federer demek, aynen basketbol demek Michael Jordan demek gibi birşey aslında. Onun maçını izlediğinizde aldığınız his, enerji kesinlikle diğerlerinden çok öte bir yerde. Bunların hiçbiri tesadüf değil ve olamaz da...

18.Grand Slam'ini kazanana dek tenis oynamaya devam et Roger... Bu yolda belki de en büyük engel Djokovic ama olsun, bir gün o da olacak. Sonuna kadar destekçiniz...

GO ROGER...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR