27 Eylül 2016 Salı

The GOAT


The GOAT yani "Greatest off All Time" 

O sadece dünyanın gelmiş geçmiş basketbolcusu değil, o aynı zamanda spor tarihinin en büyük sporcularından birisi. Farklı ve yayınlanmamış fotoğraflarını buldukça yine buradan paylaşırım. Efsaneye selam olsun...

21 Eylül 2016 Çarşamba

ATP - Head to head



Tenis dünyasının en önde gelen tenisçilerinin birbirleri ile olan rekabetlerindeki son durumları tablo haline getirdim. Tablodaki isimlerin sıraları ise son ATP sıralamasındaki yerlerine göre oluşturuldu. Kim kime karşı üstün, yada kimin şansı diğerine tutmuyor, görün bakalım...

Bu arada tabloya tıklayarak büyütebilirsiniz...

Son güncelleme : 21.09.2016

14 Eylül 2016 Çarşamba

Federer'in 'Mercedes' Reklamı

Federer'in tenis tarihinin en iyisi olduğu gerçeği hala gün gibi ortada. Bunu tüm tenis otoriteleri, eski ünlü tenisçiler ve tüm dünyadaki taraftarların büyük çoğunluğu kabul ediyor. Bu yazı yazılana kadar da onu geçebilmesi en muhtemel kişi olan Novak Djokovic, Grand Slam'ler özelinde Federer karşısında 17-12 geride bulunuyor. 'Gelmiş geçmiş en iyi tenisçi' söz dizesi sadece kişinin en çok Grand Slam kazanması ile alakalı değildir ve olamaz da. Seyirci üzerindeki enerji ve etkisi, tenis sporuna kattığı anlam ve getirdiği yenilikler gibi donelerle biraz daha açabiliriz bu konuyu. Federer, komple bir sporcu kimliğiyle; dominant özelliği, fiziki görünüm, jest mimikler, kort içinde ve dışındaki asil duruş ve vuruş teknikleri gibi daha birçok silahı ile tenisin tüm dünyada izlenebilirlik ve saygınlığını en üst seviyeye taşıyan bir raket. İşte bu yüzden komple bir sporcu ve muhtemelen sadece tenis sporunun değil gelmiş geçmiş en büyük sporculardan birisi.

Federer'in 2016 yılının ne kadar kabus bir şekilde geçtiğini belirtmemize sanırım gerek yok. Diz sakatlığı sonrası neredeyse sezonun yarısından fazlasında kortlara giremeyen, girdiği maçlarda da ilk 10'daki hiçbir tenisçi karşısında galibiyet alamayan, Fransa ve ABD gibi iki büyük Grand Slam'i kaçıran bir Federer izlemek zorunda kaldık. "Tekrar dönebilir mi?" sorularının her an akılların köşesinde olduğu ve çoğu insanın bu soruyu cevaplamak istemediği bir ortamda kendisi, birkaç yıl daha tenis oynamak istediğini belirterek hayranlarını ve sevenlerini bir an olsun rahatlattı. 

Federer, uluslararası bir marka. Kariyeri boyunca yaptıkları, yaşattıkları ile kimselere mazhar olmayan 'elit' bir yıldız kümesi gibi. Her insan gibi o da fani sonuçta fakat ondaki yetenek, estetik, karizma, winner vb. ne derseniz deyin (ben kısaca 'ışık' diyorum) sanki diğer tenisçilerde yok. Bazı tenisçilerde hepsinden biraz var ama ondaki ışık herkeslerden farklı. Bu 'ışık' mevzuu sadece birkaç sporcuda var. Misal ilk aklıma gelenlerden; Michael Jordan'da, Muhammed Ali'de, Usain Bolt'ta, Michael Phelps'de var. Bu 'ışık' her fanide olduğu gibi Federer'de de birgün nihayete erecek ve son bulacak. Bunu nasıl kabul edeceğiz? Nasıl alışacağız bilmem ama bu gerçekle karşı karşıya geleceğimiz günler oldukça yakın artık.



Gelelim Federer'in bundan yaklaşık olarak 3 hafta önce oynadığı reklam filmine. Mercedes markası böylesine efsanevi raket için öyle bir reklam ve konu bulmuş ki, bunun için Federer'i çok iyi tanımak ve analiz etmek gerekiyor. Bu konuda Mercedes, Federer'e bir anlamda hakkını vermiş ve izleyicinin kafasına kazımak istediği "Yıllar geçtikçe eskimeyecek" sloganını oldukça başarılı bir şekilde Federer üzerinden gerçek hayata yansıtmış. Sizler de videoyu izlerken fazlasıyla kahkaha atacağınıza eminim. Siyah beyaz olarak haber yapılan bir bantta; Federer elinde tahta bir raket, üzerinde örgüden bir kazak ile karşımıza çıkıyor ve bir 'dük' ile tokalaşıyor. Ardından efsane raket Rod Laver ile maç yapıyor. Sonrasında çok kazanan bir tenisçi olduğu için üstü açık kırmızı bir araba ile Eyfel Kulesi'nin önünde sarışın güzel bir bayanla geziyor. Bir diğer efsane raket John McEnroe'yi anımsatan korttaki hırçın halleri ile bizleri şaşırtmaya devam ediyor. O dönemin objelerinden olsa gerek, çıplak fotoğrafları da es geçmiyor tabii ki.

Reklamda Federer'in yıllar geçtikçe her devirde tenis oynadığı ve asla modası geçmeyen adam imajı vurgulanırken; bunu biraz abartı ile birleştirip işin mizahına kaçıyorlar. Çünkü Mercedes alan insanlar, günlük modanın değil, bir geleneğin parçası olduklarına inanmak istiyorlar ve bu konuda bu reklam, tam da hedefini vuruyor açıkçası. Federer'in kendine has bilgelik kokan gülümsemesi, zarafeti ve klası ise gözlerden kaçmıyor ki, piyasa değerinin sonsuza dek süreceği gerçeği net bir şekilde ekranlara yansıtılıyor.

"Dönemler başlar ve biter. Ancak Federer, her zaman Federer olarak kalacak ve bir Mercedes her zaman güzel görünecek..."



Federer, sadece tenis tarihinin en iyisi değil, daha da fazlası. O, sporun bir insana verdiği kendini aşma potansiyelinin yaşayan bir simgesi artık... 

26 Ağustos 2016 Cuma

Manchester şehri, kırmızı mı yoksa mavi mi olacak?


Premier Lig, hiç bu kadar rekabetçi bir atmosfere bürünmemişti. Dünyanın en kaliteli ve mücadeleci ligi olan Premier Lig, 2016 - 2017 sezonuna tam bir 'kurtlar sofrası' havasında giriyor. Geçen sezon Leicester City'nin sürpriz bir şekilde şampiyon olduğu ligde bu sezonun en büyük iki şampiyonluk adayı da Manchester şehrinin takımları. Yani Manchester Unıted ve Manchester City. Favori olmalarının en büyük sebeplerinden biri, iki takımı da dünyaca ünlü iki büyük teknik adamın çalıştırıyor olması; Mourinho ve Guardiola. Son yıllarda teknik direktörlük anlamında en çok karşılaştırılan ve müthiş bir rekabete sahne olan Barcelona - Real Madrid düellolarından sonra seri, şimdi Ada'ya taşındı. Manchester şehri, sezon sonunda ya kırmızı ya da maviye boyanacak. 

Bugünkü Chelsea'nin inşasını ta 2004'te büyük bir azimle başlatan, askerleri ile ün salan takımı ile sayısız başarıya uzanan ve şimdilerde kendisini tekrar diriltmek adına Manchester diyarına göç eden, Sir Alex Ferguson'un mirasına sadık kalarak, onları yeniden zirveye çıkarmaya ant içen Jose Mourinho... Barcelona ve Bayern Münih ile gerçek anlamda en üst düzeyde futbol oynatıp, kendi felsefesini her gittiği takıma oturtan kimliği ile dünyanın en yetenekli teknik direktörü olan Pep Guardiola, bu sezon Manchester City ile tam anlamıyla rüştünü ispatlama çabasında olacak...

"Kurtlar sofrası dediniz ama şampiyonluk sadece iki takım arasında geçer dediniz". Bu biraz çelişki değil midir? diye soruyor olabilirsiniz. İki büyük favori bu takımlar ama Premier Lig'de her takım, her takımı yenebilecek potansiyelde ve şampiyonluğu zorlayacak en az 4-5 takım daha elbette var. Fakat bu takımların son düzlükte nefeslerinin yetme şansları az. Bunda da en büyük pay, kadrolarının Manchester takımlarına nazaran daha dar rotasyonda olması. Kimler peki onlar? Liverpool, Arsenal, Chelsea ve Tottenham... Bunların dışında son şampiyon Leicester City, büyüklerin belalısı WestHam Unıted ve yine şampiyonluğa oynayan takımları her daim zorlayan Southampton da, en ufak dalgınlığınızla son düzlükte yumruğu yiyebileceğiniz ligin önemli takımlarından bazıları. 



Bir anlamda "Taht savaşları"nı andıran bir görüntü var aslında ve Ranieri'den sonra yeni tahtın sahibi için dünyanın en iyi ve saygın teknik direktörleri kıyasıya bir yarışa girecekler. Mourinho ve Guardiola'dan başka, Juventus ve İtalya Milli Takımı ile birçok başarıya ulaşan Antonio Conte ile Chelsea; ilk senesinde Premier Lig'de dar kadrosu ile fena iş çıkarmayan ve bu sezon daha da iddialı olacağı beklenen Klopp ile Liverpool; dördüncülük ünvanı ile nam salan ama bu sezon hedeflerinin "ilk 3" olması beklenen, 20 yıldır başında olduğu Wenger ile Arsenal; Tottenham'a sınıf atlatan, geçen sezon son 4 haftada şampiyonluğa havlu atan, yenilikçi hoca Pochettino ve geçtiğimiz sezonun şampiyonu Leicester City'i rüyalar alemine götüren Ranieri ile Premier Lig, bu sezon tüm beklentileri karşılayacak düzeyde görünüyor. Futbolun beşiği, bu sezon hiç durmadan sürekli sallanacak, bu çok net.

Manchester'a "Kral yada prens olmak için değil 'tanrı' olmak için geldim" diyen Zlatan İbrahimovic ve "dünyanın en pahalı futbolcusu" apoletini alan Paul Pogba gibi olağanüstü transferlerinin üzerine Henrikh Mkhitaryan ve Eric Bailly gibi yetenekleri ekleyen Manchester Unıted... John Stones, Leroy Sane, Gabriel Jesus gibi gelecek vaad eden futbolculara dünyanın parasını akıtan ve tecrübeli İlkay Gündoğan, Nolito ve Bravo takviyeleri ile tam bir canavara dönüşen Manchester City... Zaten yurtdışı bahis sitelerinde şampiyonluk oranlarında da (26.08.2016 itibariyle) 2,60 oranı ile M.City baş favori olarak görünürken, 3,80 oran ile M.Unıted ikinci sırada. 5,50 oranı ile Chelsea, bu iki takımı takip ederken Arsenal, Tottenham ve Liverpool'un şampiyonluk oranları 12 ila 13 arasında değişkenlik gösteriyor. Leicester City'i unuttum sanmayın, oranı 60!

O zaman soruyu tekrar soralım :

2016 - 2017 sezonu sonunda Manchester şehri; kırmızıya mı boyanacak? yoksa maviye mi? 

Hayır hayır, şampiyonluk yine sürpriz bir takıma mı gidecek yoksa?

24 Ağustos 2016 Çarşamba

2016 - 2017 "Hakemlere saygı" sezonu olsun!

Maç kaybedersin, ilk olarak hakeme sallarsın. Rakibin maç kazanır, "hakem sayesinde" dersin. Ya penaltını vermez, ya rakibin oyuncusunu atmamıştır yada ofsayttan gol yemişsindir. Artık küfür kıyamettir, ancak böyle rahatlarsın. Zaten onlar insan değiller, robot olmalılar değil mi? Misal 5 cm'lik ofsaytı bile görmeliler, futbolcunun içindeki iyi yada kötü huyu anında görüp hissedip 2 saniye içinde karar vermeliler. Maçı mümkün mertebe "sıfır hata" ile bitirmeli, eğer hata yapacaklarsa da bizim 'lehimize' yapmalılar. Hem "zaten bizim takımı geçmişte çok doğramışlardı, şimdi biraz da bize çalışsınlar" anlayışı değil mi?


Yukarıdaki bölüm, bir taraftarın gözünden yaşanan olaylardı. Bir de sahadaki futbolcuların gözünden bakmak lazım 'hakem' anlayışına. Hakemi kandırmaya yönelik hareket yapar, faul beklerler. Kendileri faul yapınca "ben ne yaptım ki hocam" serzenişleri. En ufak pozisyonda hakeme itiraz ederler, hakemi etkilemeye çalışırlar. Sahada hiçbir şekilde hakeme yardım etmek istemezler. Hakem 'tek başına' maçtaki her ayrıntıya hakim olmak zorundadır. Gözünden asla hiçbirşey kaçmamalıdır.  

Hakemlerin herşeyden önce bizler gibi İNSAN olduğu gerçeğini kabul etmek ve tüm dünya genelinde hakemlerin neredeyse aynı standartlarda maç yönettiklerini anlamalıyız. Bugün dünyanın en zor ligi kabul edilen Premier Lig'de de inanılmaz hakem hataları yapılıyor, Keza; Dünya Kupası'nda da, Şampiyonlar Ligi'nde de. Bugünün 'elit' hakemleri arasındaki Victor Kassai, Marc Clattenburg, Nicola Rizzoli gibi hakemler de çoğu zaman eleştirilerin hedefindeki isimlerden olabiliyor. Hakemleri baskı altına almak, "falanca hakemi bizim maçlara istemiyoruz" anlayışı, her başarısızlığı örtbas etme çabasından öte geçemeyen çaresiz davranışlardan sadece biri. 

Empati yapın mesela. Kendinizi hakem olarak hayal edin ve misal Fenerbahçe - Galatasaray maçında bulun kendinizi. 50 bin taraftarın gürültüsü eşliğinde ekranlardan milyonlarca kişi sizin ağzınızdan çıkacak bir düdüğe bakıyor. O düdüğü çaldığınız vakit, birileri üzülüyor, diğer taraf seviniyor. 5 dakika sonra üzülen seviniyor, sevinen sizi suçluyor, hatta küfrediyor. Bu kısır döngü her maç devam ediyor. Maçlardan sonra, oynanan maç yerine günlerce siz konuşuluyorsunuz ve bir süre sonra sokağa çıkarken dahi telaşlanıyorsunuz. Tüm bunları düşününce insanın meslek olarak HAKEM olası gelmiyor. Zaten ülkemizde hakem de yetişmiyor artık. Cüneyt Çakır dışında Avrupa'ya hakem ihraç edemiyoruz. Onun dahi tüm bu zorlu şartlardan arınarak, Avrupa'da fazlasıyla zorlu maçlarda düdük çalması bizler için tek gurur kaynağı.

Mesleğini en uç profesyonel derecede yaşayan futbolcuların hakemler konusunda ne kadar itiyatlı davrandıkları gerçeğinde aklıma ilk olarak Ryan Giggs, Raul Gonzalez ve Andres İniesta gelir. Kariyerinde Manchester Unıted ile 953 maça çıkan Giggs ve bir Real Madrid efsanesi olan Raul kariyerleri boyunca hiç kırmızı kart görmediler. Andres İniesta da 14 yıl formasını giydiği Barcelona formasıyla toplamda sadece 50 civarı sarı kart görürken hiç kırmızı kart görmedi. Yeri gelmişken; hakemler konusunda dünyaca ünlü ortasaha futbolcusu İniesta'nın, herkesin algılayacağı ve biraz düşününce tereddütsüz bir şekilde ÇOK DOĞRU diye kabul edeceği sözlere uzanalım...



MUHABİR : Çoğu pozisyonda ayağınıza darbe alıyorsunuz, fakat faul verilmiyor. Neden hakeme hiç itirazınız olmuyor?

ANDRES İNİESTA : Hakem kararını verdikten sonra değiştiremez. Nasıl ben dahil hayatını futbola vermiş futbolcular, kendi kalesine gol atıp, hatalı pas verebiliyorsa, hayatını bu yola vermiş bir hakemde hata yapabilir. Ben pas hatası yaptığım zaman, takım arkadaşlarım bana itiraz ediyor mu? O zaman benim de hakeme itiraz etme hakkım yok!

İşte bu yüzden tüm dünyada 2016 - 2017 sezonu, aynı zamanda "Hakemlere saygı sezonu" olsun. Bir şeyleri değiştirmek adına, hakemleri korumak ve bu gerçeğe dikkat çekmek adına hakemleri daha az konuşacağımız sezon, bu sezon olsun. Her zamankinden daha fazla onlara değer verelim, hatalarıyla, yanlışlarıyla onları kabul edelim. Hakemler kolay yetişmiyor ve onlarda birer insan. Sadece bu gerçekleri dahi doğru şekilde idrak edersek, taraftarlığımız da olgunlaşır, futbol kültürümüz de, ülke futbolu da...

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Futbolu bırakma Zlatan!


Zlatan 'ilk'leri sever. Gittiği takımlarda ilk maçlarında devamlı gol atan, sıradışı bir golcü. Ajax ile ilk Şampiyonlar Ligi maçında Lyon'a, İnter forması ile ilk lig maçında Fiorentina'ya, Juventus forması ile ilk lig maçında Brescia'ya, Barcelona forması ile ilk lig maçında S.Gijon'a, PSG forması ile ilk lig maçında Lorient'e ve son olarak Manchester Unıted forması ile ilk lig maçında Bournemouth ağlarını sarstı. 35 yaşına sadece 2 ay kalmasına rağmen dinamik, istekli, kazanmaya odaklı ve 'en iyi'si için devamlı sonsuz bir motivasyonla donanmış bir 'futbol tanrısı' adeta.

Son 15 yılda kazandığı 13 lig şampiyonluğu dahi aslında onu anlatmak için yeterli bir neden gibi görünse de eksik olanları da biz tamamlamaya çalışalım. Adı, şampiyonluklarla özdeşleşmiş ve dünya futbol tarihinin en yetenekli 10 santrforundan birisi kesinlikle. Gittiği her takıma enerji veren, kulübü bir - iki seviye yukarı çeken lider bir futbolcu. "Bazen sadece kendi bildiğinizi okuyarak dünya yıldızı olabilirsiniz". İbrahimovic, tam da bu sözün baş muhatabı ve bu konuda eşsiz bir yere sahip. Kimselere benzemediğini ve taklit etmediğini her fırsatta yenileyen İsveçli golcü, sivri dili ve egosu ile bazen itici gibi görünse de bunun tek bir sebebi var : ÖZGÜVEN... Daima daha fazlasını isteyen Zlatan, bunu sadece kendine has sonsuz özgüveni ile birleştirip meslektaşlarından net bir şekilde ayrılıyor. İsveç Milli takımını bu sezon bıraktı, zaten orada elinden gelenin en iyisini yaptı ve attığı gol sayısı ile rekor kırdı. Bu rekoru kim kırar? yada biz görür müyüz, orası meçhul.

Muazzam kariyerindeki belki de en büyük eksiklik Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Aslında dünya futbol tarihine büyük damga vurmuş bazı futbolcular gibi, o da bu konuda biraz şanssız. Totti, Buffon, Nedved, Bergkamp, Nistelrooy gibi futbolcular da Şampiyonlar Ligi'ni kazanamayan süper starlardan bazıları. 2016 - 2017 sezonunda Zlatan, aslında garip bir karar vererek, yıllar sonra Şampiyonlar Ligi'nden uzak kalmayı kabul ederek, Avrupa'da hiç alışık olmadığı Perşembe'leri sahne alma riskini göze alarak Manchester Unıted'a transfer oldu. Belki Premier Lig treni için son bir bilet şansı kalmıştı ve Hollanda, İtalya, İspanya, Fransa derken en büyük ve zor halka diye bilinen İngiltere'de futbol oynamak ve orada da şampiyon olmak için Ada'ya gitmeye karar verdi. Bu sezonu Premier Lig şampiyonu olarak tamamlayıp, aktif ve sürdürülebilir büyüleyici performansını son bir şekilde izleyebileceğimizi düşündüğüm 2017 - 2018 sezonunda ise Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmak için mücadele edecek Zlatan. Şampiyonluk yolunda Manchester City, Chelsea, Liverpool ve Arsenal ile oldukça zorlu bir maratona girecek ve inanın ilerlemiş yaşı onun için hiçbir şekilde engel değil. O daima, herkesle, her takımla, her futbolcuyla rekabete ve savaşa hayır. Kaybetme düşüncesi onun genlerinde yok.

Sir Alex Ferguson sonrası 'kırmızı' olan rengi adeta 'mor'a dönen Manchester Unıted, küllerinden doğması için Zlatan'ın performansı oldukça belirleyici olacak. Manu'yu yeniden ait olduğu 'elit' kategoriye dahil etmek için Mourinho ile beraber sıkı sıkıya çalışacaklarını kestirmek hiçte zor değil. Jose Mourinho'nun bu sezon UEFA Ligi'nden çok Premier Lig şampiyonluğuna odaklanacağını düşündüğümüzde Zlatan'ın bu sezon ligde minimum 25 gol atabileceğini öngörmek çok da şaşırtıcı olmayacak. Daha ayağının tozuyla Leicester City ile oynanan Community Shield kupasında attığı golle kulübüne ilk kupasını kazandırdı bile.

Messi ve Ronaldo belki hala en popüler ve yetenekli futbolcular ama Zlatan, hiçbir kategoriye girmeyen marjinal sınıfı, havası, özgüveni, kazanma arzusu, fantastik golleri ile umarım birkaç yıl daha futbola devam eder. En büyük idolü her fırsatta açıkladığı Brezilyalı Ronaldo ama Zlatan, onu çoktan gölgede bıraktı bile. Onun için alınacak daha çok kupa var. Maraton uzun ve zor. Sen zaten bunları seversin. Futbolu bırakma Zlatan! Sonuna kadar arkandayız İbrakadabra...

- Birgün futbolu bıraktığında futbol dünyası o kadar büyük bir değeri kaybedecek ki... Belki 'yas' bile ilan edilebilir. Kendimden biliyorum, ben kesinlikle ağlarım, tutamam kendimi. İtiraf ediyorum... Zlatan bitti dediği an büyük bir marka, tarihteki yerini alacak. Kimse onun gibi olamayacak. Onun sahtesi bile çıkmadı piyasaya, çıkamaz da. O, "tamam" dediğinde topuk golleri öksüz kalacak, fantastik gollerin sayısı azalacak, Youtube'da attığı goller izlenme rekoru kıracak. - 

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi Kitapçığı (1955 - 2016)

Büyük tutkumuz Şampiyonlar Ligi 2016 - 2017 sezonunu açmaya çok az kaldı. Dünyanın kulüpler bazındaki bu en büyük ve prestijli organizasyonunda çeşitli istatistiksel veriler hazırladım. Adeta mini bir kitapçık görünümündeki bu bilgiler 1955'ten bu zamana kadar 61 yıllık rekabeti özetliyor. Tüm zamanların şampiyonlarından finalistlerine, en çok gol atan ve en çok forma giyen futbolculardan, çalıştığı takımlarla en çok maça çıkan teknik direktörlere... En çok maç yöneten hakemlerden, en farklı skorlar ve daha fazlasını tablolar halinde aşağıda bulabilirsiniz. 

Son olarak 61 yıllık rekabetin puan durumunu da ekledik. Galibiyete 2, beraberliğe 1 puan verilerek oluşturulan puan durumu da oldukça dikkat çekici.






































En çok maça çıkan teknik direktörler
En farklı skorlar


























En fazla maç yöneten hakemler



























En çok çeyrek finale çıkan takımlar
En çok yarı finale çıkan takımlar


Part : Sezon sayısı Titles : Şampiyonluk sayısı Pld : Oynadığı maç sayısı
F : Attığı gol sayısı A : Yediği gol sayısı

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR