Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2017 Pazartesi

Taraftarlar


Taraftarlar...

Futbolda en çok sömürülen ve soyulan kitle, taraftardır.

Neden mi?

* Gerçekler hiçbir zaman taraftara tam olarak anlatılmaz.

* Yönetim ve futbolcular başarısız iken, hala taraftara seslenip, maça gelmeleri istenir.

* Kulüp yanlış yönetilip borç batağına saplandığında, taraftarlardan kulübe maddi destek beklenir. Forma ve benzeri ürünleri satın almaları istenir.

* Soğukta, karda, kışta yollarda, tribünlerde her türlü cefayı yine taraftar çeker.

* Yöneticilerin yediği her türlü haltı yine ilk olarak taraftar öder. Taraftar sabreder ama unutmaz. Gidişat ve sistem düzelmez ise, yeri geldiğinde tepkisini en ağır şekilde ortaya koyar.

* Taraftar, takımın hep on ikinci adamıdır ama onlar da başarı ister, doğru vaatler ister, arkalarında duran güçlü yönetim, ruhu ile mücadele eden futbolcular ister. Oğlu, kardeşi yaşındaki futbolcuların milyon dolarları götürdüğü bu fazlasıyla abartılmış ortamda, kendilerinden daha fazla 'yürek' isterler.

* Taraftar, maç günü; "Bugün günlerden ....." deyip büyük bir enerji ile stada koşar. İki saat boyunca kah derdini unutmak için, kah moral depolamak için tribünde yerini alır. Tuttuğu, gönül verdiği, ömrünü harcadığı takımına destek için hep ordadır zaten. 

* Taraftar, verdiği paranın hakkını bekler. Taraftar, takımı kaybetse de takımını satmaz, yarı yolda bırakmaz. 

....................................................................................

Hiçbir şey karşılıksız değil ve bu saatten sonra seni kandıran, sömüren, susturan, gaza getiren kişi yada kişilere karşı artık sesini yükselt, gözünü aç ve tuzağa düşme!

* Bu yazı, herhangi bir takım için değil; Türkiye'deki taraftarların genel kimliğine göre kaleme alınmıştır. - 

*** Bu yazı, Serdar Sözkesen'in www.futbolarti.com da yayınladığı yazıdan alıntı içermektedir... 

9 Ocak 2017 Pazartesi

2017 Sport Calendar

2017 yılında Futbol, Basketbol, Tenis ve Formula 1 spor dalları arasında dikkat çeken spor organizasyonlarına bir göz atalım. Şimdiden planınızı yapın ve tatil programınızı ayarlayın derim.

14 Ocak - 5 Şubat : Afrika Futbol Şampiyonası

16 - 29 Ocak : Tenis - Avustralya Açık - Grand Slam tenis turnuvası

17 Ocak : Golden State - Cleveland Cavaliers NBA basketbol karşılaşması

14 - 15 ve 21 - 22 Şubat : Şampiyonlar Ligi ikinci tur maçları

16 Şubat : UEFA Avrupa Ligi üçüncü tur maçları

23 Şubat : UEFA Avrupa Ligi üçüncü tur rövanş maçları

26 Şubat : Galatasaray - Beşiktaş futbol karşılaşması 

7 - 8 ve 14 - 15 Mart : Şampiyonlar Ligi ikinci tur rövanş maçları



9 Mart : UEFA Avrupa Ligi dördüncü tur maçları

16 Mart : UEFA Avrupa Ligi dördüncü tur rövanş maçları

22 Mart : Almanya - İngiltere futbol hazırlık maçı

26 Mart : Formula 1 - Avustralya Grand Prix, Melbourne

9 Nisan : Formula 1 - Çin Grand Prix, Shanghai

11 - 12 Nisan : Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçları

13 Nisan : UEFA Avrupa Ligi çeyrek final ilk maçları

16 Nisan : Formula 1 - Bahreyn Grand Prix

16 Nisan : Galatasaray - Fenrbahçe futbol karşılaşması

18 - 19 Nisan : Şampiyonlar Ligi çeyrek final rövanş maçları

20 Nisan : UEFA Avrupa Ligi çeyrek final rövanş maçları

23 Nisan : Real Madrid - Barcelona - El Clasico futbol karşılaşması

30 Nisan : Formula 1 - Rusya Grand Prix, Sochi

30 Nisan : Beşiktaş - Fenerbahçe futbol karşılaşması

2 - 3 Mayıs : Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçları

4 Mayıs : UEFA Avrupa Ligi yarı final ilk maçları

9 - 10 Mayıs : Şampiyonlar Ligi yarı final rövanş maçları

11 Mayıs : UEFA Avrupa Ligi yarı final rövanş maçları

14 Mayıs : Formula 1 - İspanya Grand Prix

19 - 21 Mayıs : Basketbol - EuroLeague Final Four, İstanbul

24 Mayıs : UEFA Avrupa Ligi Final, Stockholm

28 Mayıs : Formula 1 - Monaco Grand Prix



29 Mayıs - 11 Haziran : Tenis - Fransa Açık (Roland Garros) Grand Slam turnuvası

1 Haziran : Futbol - Bayanlar Şampiyonlar Ligi Final, Cardiff

3 Haziran : Futbol - Şampiyonlar Ligi Final, Cardiff

11 Haziran : Formula 1 - Kanada Grand Prix, Montreal

13 Haziran : Fransa - İngiltere futbol hazırlık maçı


17 Haziran - 2 Temmuz : Futbol - Konfederasyon Kupası, Rusya

25 Haziran : Formula 1 - Azerbaycan Grand Prix, Bakü

3 - 16 Temmuz : Tenis - Wimbledon Grand Slam turnuvası

9 Temmuz : Formula 1 - Avusturya Grand Prix, Spielberg

16 Temmuz : Formula 1 - İngiltere Grand Prix, Silverstone

16 Temmuz - 6 Ağustos : Futbol - 2017 Avrupa Bayanlar Şampiyonası, Hollanda

30 Temmuz : Formula 1 - Macaristan Grand Prix, Budapeşte

27 Ağustos : Formula 1 - Belçika Grand Prix

28 Ağustos - 10 Eylül : Tenis - Amerika Açık Grand Slam tenis turnuvası

31 Ağustos : Fransa - Hollanda, Dünya Kupası grup eleme maçı



31 Ağustos - 17 Eylül : Basketbol - Avrupa Şampiyonası. Ev sahipleri Türkiye, Finlandiya, İsrail ve Romanya

2 Eylül : İspanya - İtalya, Dünya Kupası grup eleme maçı

3 Eylül : Formula 1 - İtalya Grand Prix, Monza

17 Eylül : Formula 1 - Singapur Grand Prix

1 Ekim : Formula 1 - Malezya Grand Prix, Sepang

8 Ekim : Formula 1 - Japonya Grand Prix, Suzuka

22 Ekim : Formula 1 - Amerika Grand Prix, Austin

23 - 29 Ekim : Tenis - WTA Finalleri, Singapur

29 Ekim : Formula 1 - Meksika Grand Prix, Mexico City

12 Kasım : Formula 1 - Brezilya Grand Prix, Sao Paulo

12 - 19 Kasım : Tenis - ATP Finalleri, Londra

24 - 26 Kasım : Tenis - Davis Cup final

26 Kasım : Formula 1 - Abu Dhabi Grand Prix



30 Kasım 2016 Çarşamba

Hayat, futboldan büyüktür!

Chapecoense... Koskoca bir futbol takımı, uçağın düşmesi sonucu yok oluyor. Şimdi tüm dünya, başta kulüpler ve futbolcular, yaraları sarmak adına Brezilya kulübüne maddi destek sağlamak için yarış içerisinde.

Kweuke... Bir futbolcunun eşi, trafik kazası geçiriyor ve karnındaki 8 aylık ikiz bebekleri ölüyor. Rizesporlu golcünün eşi de komada, aile için büyük bir yıkım.

Adana, Aladağ... Bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 12 tane kız çocuğu en kötü ölüm şekillerinden birisi ile yanarak ölüyor... Geriye ise gözü yaşlı birçok aile ve sevenleri.

Yukarıdaki 3 ölüm haberi de 'bir gün' içerisinde oldu. Her ölüm zordur ve ölüm de hayatın en büyük parçasıdır. Acı her yerde aynı. Dili, dini, ırkı yok. Zamanı geldiğinde hepimizin de tadacağı gibi...

Her zaman demişimdir; "Hayat, futboldan daha büyüktür" diye. Futbol dediğin büyük bir heyecan ama hayatınızın önüne geçirdiğiniz vakit, fazlasıyla sevimsiz bir hal alıyor. Arkadaşlarınızla kavgalı oluyorsunuz, iş ve aile yaşantınızda mutsuz oluyorsunuz ve daha bir sürü şey. Hiçbir şeye olurundan fazla değer vermeyin. Taraftar olun ama holigan olmayın. Böyle olursanız, hayatı ıskalarsınız, iğneyi en çok kendinize batırırsınız. En önemlisi de insanlıktan çıkarsınız.

Haftasonu önemli bir derbi maçı var : Fenerbahçe - Beşiktaş. Kim kazanırsa kazansın arkadaş, aman birileri ölmesin de...


24 Ağustos 2016 Çarşamba

2016 - 2017 "Hakemlere saygı" sezonu olsun!

Maç kaybedersin, ilk olarak hakeme sallarsın. Rakibin maç kazanır, "hakem sayesinde" dersin. Ya penaltını vermez, ya rakibin oyuncusunu atmamıştır yada ofsayttan gol yemişsindir. Artık küfür kıyamettir, ancak böyle rahatlarsın. Zaten onlar insan değiller, robot olmalılar değil mi? Misal 5 cm'lik ofsaytı bile görmeliler, futbolcunun içindeki iyi yada kötü huyu anında görüp hissedip 2 saniye içinde karar vermeliler. Maçı mümkün mertebe "sıfır hata" ile bitirmeli, eğer hata yapacaklarsa da bizim 'lehimize' yapmalılar. Hem "zaten bizim takımı geçmişte çok doğramışlardı, şimdi biraz da bize çalışsınlar" anlayışı değil mi?


Yukarıdaki bölüm, bir taraftarın gözünden yaşanan olaylardı. Bir de sahadaki futbolcuların gözünden bakmak lazım 'hakem' anlayışına. Hakemi kandırmaya yönelik hareket yapar, faul beklerler. Kendileri faul yapınca "ben ne yaptım ki hocam" serzenişleri. En ufak pozisyonda hakeme itiraz ederler, hakemi etkilemeye çalışırlar. Sahada hiçbir şekilde hakeme yardım etmek istemezler. Hakem 'tek başına' maçtaki her ayrıntıya hakim olmak zorundadır. Gözünden asla hiçbirşey kaçmamalıdır.  

Hakemlerin herşeyden önce bizler gibi İNSAN olduğu gerçeğini kabul etmek ve tüm dünya genelinde hakemlerin neredeyse aynı standartlarda maç yönettiklerini anlamalıyız. Bugün dünyanın en zor ligi kabul edilen Premier Lig'de de inanılmaz hakem hataları yapılıyor, Keza; Dünya Kupası'nda da, Şampiyonlar Ligi'nde de. Bugünün 'elit' hakemleri arasındaki Victor Kassai, Marc Clattenburg, Nicola Rizzoli gibi hakemler de çoğu zaman eleştirilerin hedefindeki isimlerden olabiliyor. Hakemleri baskı altına almak, "falanca hakemi bizim maçlara istemiyoruz" anlayışı, her başarısızlığı örtbas etme çabasından öte geçemeyen çaresiz davranışlardan sadece biri. 

Empati yapın mesela. Kendinizi hakem olarak hayal edin ve misal Fenerbahçe - Galatasaray maçında bulun kendinizi. 50 bin taraftarın gürültüsü eşliğinde ekranlardan milyonlarca kişi sizin ağzınızdan çıkacak bir düdüğe bakıyor. O düdüğü çaldığınız vakit, birileri üzülüyor, diğer taraf seviniyor. 5 dakika sonra üzülen seviniyor, sevinen sizi suçluyor, hatta küfrediyor. Bu kısır döngü her maç devam ediyor. Maçlardan sonra, oynanan maç yerine günlerce siz konuşuluyorsunuz ve bir süre sonra sokağa çıkarken dahi telaşlanıyorsunuz. Tüm bunları düşününce insanın meslek olarak HAKEM olası gelmiyor. Zaten ülkemizde hakem de yetişmiyor artık. Cüneyt Çakır dışında Avrupa'ya hakem ihraç edemiyoruz. Onun dahi tüm bu zorlu şartlardan arınarak, Avrupa'da fazlasıyla zorlu maçlarda düdük çalması bizler için tek gurur kaynağı.

Mesleğini en uç profesyonel derecede yaşayan futbolcuların hakemler konusunda ne kadar itiyatlı davrandıkları gerçeğinde aklıma ilk olarak Ryan Giggs, Raul Gonzalez ve Andres İniesta gelir. Kariyerinde Manchester Unıted ile 953 maça çıkan Giggs ve bir Real Madrid efsanesi olan Raul kariyerleri boyunca hiç kırmızı kart görmediler. Andres İniesta da 14 yıl formasını giydiği Barcelona formasıyla toplamda sadece 50 civarı sarı kart görürken hiç kırmızı kart görmedi. Yeri gelmişken; hakemler konusunda dünyaca ünlü ortasaha futbolcusu İniesta'nın, herkesin algılayacağı ve biraz düşününce tereddütsüz bir şekilde ÇOK DOĞRU diye kabul edeceği sözlere uzanalım...



MUHABİR : Çoğu pozisyonda ayağınıza darbe alıyorsunuz, fakat faul verilmiyor. Neden hakeme hiç itirazınız olmuyor?

ANDRES İNİESTA : Hakem kararını verdikten sonra değiştiremez. Nasıl ben dahil hayatını futbola vermiş futbolcular, kendi kalesine gol atıp, hatalı pas verebiliyorsa, hayatını bu yola vermiş bir hakemde hata yapabilir. Ben pas hatası yaptığım zaman, takım arkadaşlarım bana itiraz ediyor mu? O zaman benim de hakeme itiraz etme hakkım yok!

İşte bu yüzden tüm dünyada 2016 - 2017 sezonu, aynı zamanda "Hakemlere saygı sezonu" olsun. Bir şeyleri değiştirmek adına, hakemleri korumak ve bu gerçeğe dikkat çekmek adına hakemleri daha az konuşacağımız sezon, bu sezon olsun. Her zamankinden daha fazla onlara değer verelim, hatalarıyla, yanlışlarıyla onları kabul edelim. Hakemler kolay yetişmiyor ve onlarda birer insan. Sadece bu gerçekleri dahi doğru şekilde idrak edersek, taraftarlığımız da olgunlaşır, futbol kültürümüz de, ülke futbolu da...

14 Haziran 2016 Salı

EURO 2016


Euro 2016 sonrasında yazılarıma kaldığım yerden devam edeceğim. Biraz ara herkese iyi gelir :) Sizler de bu büyük futbol yıldızlarını izlemeye devam edin, keyif almaya bakın.

Herkese iyi tatiller...

..............................................

After Euro 2016, I will continue my writing. A break is good for everyone :) You can also keep track of this great football stars, look to enjoy.

Have a good holiday ...

To be continued...

22 Mayıs 2016 Pazar

Slaven Bilic 2015 - 2016























Slaven Bilic ne ilginç adam. Türkiye'de Beşiktaş'la 2 yıl boyunca Fenerbahçe ve Galatasaray'ı hiç yenemedi ve bu yüzden çok eleştirildi. Belki de derbi kazanamadığı için takımını şampiyon da yapamadı. Fakat WestHam Unıted ile ilk Premier Ligi tecrübesinde tam anlamıyla kurtlar sofrası denilen yerde ligin en iyi futbol oynayan takımları karşısında inanılmaz sonuçlar aldı.

WestHam Unıted'ın da içinde bulunduğu ve Manchester Unıted, Manchester City, Chelsea, Tottenham, Arsenal, Liverpool ve sezonu şampiyon bitiren Leicester City'nin olduğu bir Premier Lig düşündüğümüzde oluşacak puan durumunu yukarıdaki fotoğrafta görüyorsunuz. Bilic, 8 takımlı bu ligde oynadığı 14 karşılaşmada topladığı 26 puanla şampiyon oluyor. Bu net bir şekilde Bilic'in takımının büyük maçlarda ne kadar konsantre ve başarılı olduğunu gösteriyor. Yani Beşiktaş'taki performansının tam zıttı bir karakter ve oyun anlayışı. Sezonu şampiyon olarak tamamlayan Leicester City'nin, "mini lig'de" WestHam'dan 5 puan az alsa da sezon sonunda Bilic'in takımına tam 19 puan fark atmasının tek sebebi ise kendi sikletindeki rakiplere puan kaptırmaması. Bir diğer ifadeyle, Bilic'in "Anadolu takımları"na olan düşük mücadelesi ve bir yerde ekibini konsantre edememesi sebebiyle sezonu UEFA Avrupa Ligi başarısı ile tamamlayabildi (Man. Unıted FA Cup'ı kazandığı için). Aynı şekilde WestHam Unıted, 8 takımlı ligde Man. City'den tam 16 puan fazla toplasa da yıl sonunda rakibinden 4 puan geride ligi bitirip 7.likle yetindi. Son olarak Slaven Bilic'in takımının sezon genelinde en çok berabere kalan 3 takımdan birisi olması da Şampiyonlar Ligi bileti alamamasının başlıca sebeplerinden biri oldu.

Sözkonusu 8 takımın oluşturduğu ligde takımlar birbirleriyle çok enteresan maçlara ve sonuçlara imza attılar. Bu ilginç detaylar elbet sizlerin de şaşırmanıza yol açacaktır diye düşünüyorum...

* Man. Unıted, Liverpool'u iki maçta da yendi.
* Arsenal, Leicester'ı iki maçta da yendi.
* Chelsea, Arsenal'i iki maçta da yendi.
* Tottenham, Man. City'i iki maçta da yendi.
* Liverpool, Man. City'i iki maçta da yendi.
* Man. City, Chelsea'yi iki maçta da yendi.
* WestHam, Liverpool'u iki maçta da yendi.
* 8 takımdan sadece Leicester, bir rakibini iki maçta birden yenemedi.

TEBESSÜM.. Açıkçası yukarıdaki istatistikler, biraz da aşçı - uşak esprisini hatırlattı gibi :)

* WestHam, 7 takımdan sadece Leicester'ı yenemedi (1B, 1M)
* Man. City, 7 takımdan sadece Chelsea'yi yenebildi (2G, 4B)
* Chelsea, 7 takımdan sadece Arsenal'i yenebildi (2G, 6B)
* WestHam, 8 takım arasında tüm rakiplerinden puan toplayan tek takım.
* Arsenal, 7 takım arasında sadece Chelsea'den puan alamadı.
* Leicester, sezon boyu sadece 3 mağlubiyet alırken 2 tanesini Arsenal'e karşı aldı (diğeri Liverpool)
* 8 takımlı rekabette WestHam, Leicester'den 5 puan fazla toplarken, sezon sonunda 
rakibinin tam 19 puan gerisinde kaldı.
* WestHam, ligde 17 takımdan da puan alan tek takım.

Sonuç olarak; Slaven Bilic ve WestHam Unıted başarılı bir sezon geçirmiştir ve 2-3 takviye ile önümüzdeki sezon ligi yine ilk 7 içerisinde rahatlıkla bitirebileceği tahmininde bulunmak, hiçte iyimser bir bakış açısı olmasa gerek...

- Bu arada en üstteki fotoğrafı tıkladığınızda büyüyecek, yazılar daha bir belirgenleşecek ve hatta bilgisayarınıza güzel bir duvar kağıdı dahi olacaktır :) - 

22 Mart 2016 Salı

Spor Yapmak Lüks Değil, Bir Alışkanlık Olmalı!

Belki daha önce hiç spor yapmadınız, belki başlayıp bıraktınız… Belki de, sporun bir lüks olduğunu düşünüyorsunuz. Sizi rahatlatarak başlayayım: Spor, kesinlikle bir lüks değil. Doğru spor türünü seçerseniz, çok pahalı malzemeler almanıza gerek yok. Bütçenizin rahatça karşılayabileceği miktarlarla, dilediğiniz spora başlamak mümkün. Spor herkes için bir zorunluluk ve bu durum geliriniz ile sosyal statünüzden etkilenmiyor: Vücudunuz, egzersize ihtiyaç duyuyor. Peki, ilk defa başlayacak olanlar için en uygun sporlar hangileri? Bir soru daha: Zaten spor yapıyor ve başka bir spor türünü de denemek istiyorsanız, hangisini seçmelisiniz? Sizler için her iki sorunun cevabını da içeren bir liste hazırladım.


•    Futbol    : Futbol sporunu tanıtmaya gerek yok, ülkemizde zaten yeterince tanınıyor ve seviliyor. Sanılanın aksine sadece bacakları çalıştıran bir spor değil bu; futbol sırasında vücudun tamamı çalışıyor ve şekle giriyor. Belki şaşıracaksınız ama, mekik çekerek bir türlü kurtulamadığınız göbeğinize futbol sayesinde elveda deyip, “six-pack” denen karın kaslarına bile sahip olabilirsiniz! Futbol, yapılması çok kolay bir spor, zira neredeyse hiçbir ön şart gerektirmiyor. İhtiyacınız olan futbol malzemeleri, sadece bir adet meşin toptan (ve biraz açık alandan) ibaret. Eşofmanlarınızı giymeyi de unutmayın! Ustalaştıkça, krampontekmelik ve baldırlık gibi diğer futbol malzemeleri de işin içine girecek elbette – ama başlamak için bir top dışında hiçbir şeye ihtiyacınız yok. (Halı sahada oynuyorsanız, krampon yerine halı saha ayakkabısı kullanmanızı tavsiye ederim.)
 Kimlere Hitap Ediyor?     - Yeni Başlayanlara  
    - Başka bir spor denemek isteyenler
 Malzeme İhtiyacı     Top, Krampon


•    Fitness        : Adını şimdiye kadar çokça duyduğunuz fitness, aslında hiç de karmaşık bir spor değil. Fit vücut sahibi olmak için en uygun spor olan fitness, sizden başka neredeyse hiçbir malzemeye ihtiyaç duymuyor! Rahat hissedilen bir şeyler giymek, Fitness hareketlerine başlamak için yeterli. Fitness hareketleri çeşitli ve diğer pek çok spor türünden esinleniyor; örneğin şınav çekip 100 metre koşmak, squat hareketleri yapmak ve hatta sadece basit bir yürüyüş dahi fitness içerisinde değerlendirilebiliyor. Kısacası, daha sağlıklı ve daha fit bir vücut için yapılabilecek tüm hareketler, fitness sporu bünyesine giriyor.

 Kimlere Hitap Ediyor?        - Yeni Başlayanlara
 Malzeme İhtiyacı         Fitness tişörtü 



•    Bisiklet        : Bisiklet modelleri sadece çocuklar için değil, büyüklere de hitap ediyor. En az koşu kadar kolay ve faydalı bir spor olan bisiklet, kalça ve bacaklarınızı başka hiçbir spor türünün yapamayacağı ölçüde çalıştırıyor ve biçime sokuyor. Üstelik farklı bisiklet modelleri sayesinde, istediğiniz her yerde bu sporu yapabilmeniz mümkün. İster bir dağ bisikleti alın ve kendinizi doğaya bırakın, isterseniz de işe gidip gelirken kullanın – bisiklet, sizi otomobillere ve toplu taşımaya mahkûm olmaktan kurtarıyor!

Kimlere Hitap Ediyor?       -Yeni Başlayanlara
     - Başka bir spor denemek isteyenlere
Malzeme İhtiyacı       Dağ Bisikleti


•    Koşu    : Koşmanın faydaları saymakla bitmiyor: Vücudunuzu forma sokuyor, kan basıncınızı düzenliyor, akciğer kapasitenizi artırıyor ve özellikle kalça bölgesindeki inatçı yağları kolayca eritiyor. Üstelik herkes kolayca yapabiliyor: Koşu, yediden yetmişe tüm yaş gruplarına hitap ediyor. İhtiyacınız olan tek malzeme sağlam bir ayakkabı ve mümkünse düz bir zemin – rahat edebilmeniz için, koşu ayakkabısı kullanmanızı öneririm. Yavaş bir tempoda başlayıp, zaman geçtikçe hem hızınızı ve hem de mesafenizi artırın, etkilerini görmeye hemen başlayacaksınız.

 Kimlere Hitap Ediyor?    - Yeni Başlayanlara
 Malzeme İhtiyacı     Koşu Ayakkabısı


•    Outdoor Sporları    : Hem doğayla baş başa olmak ve hem de spor yapmak için en uygun çözüm, outdoor sporları. Doğa yürüyüşü yapmak için hiçbir malzemeye ihtiyacınız yok; doğanın kendisinden başka! Sadece rotanızı belirlemeniz yeterli, sonrasında her anı keyifli bir yürüyüş sizi bekliyor. Rahat edebilmek ve daha da uzun yürüyebilmek için, trekking ayakkabısı kullanmanızı tavsiye ederim. Bildiğiniz bölgelerde başlayıp, deneyim kazandıkça aynı sporu yapan gruplara katılmanızı öneririm. Outdoor sporları ve doğa yürüyüşü, aynı zamanda sosyalleşmenizi de sağlıyor.
Kimlere Hitap Ediyor?  - Yeni Başlayanlara
Malzeme İhtiyacı  - Outdoor Ayakkabı

Peki, gerek bu sporlar, gerekse de diğerleri için ihtiyaç duyacağınız malzemeleri nereden almalı? Decathlon işte tam da bu noktada devreye giriyor. Avantajlı fiyatları ve uygun alışveriş koşulları, tüm mağazalarında ve web sitelerinde sizleri bekliyor!

Bir boomads advertorial içeriğidir.

10 Mart 2016 Perşembe

'Snapsports' nedir?


Yukarıdaki fotoğraf karesi Hindistan'daki bir okuldan. Adı; Indraprastha International School...

Karmaşık bir düzende, hiçte alışık olmadığımız bu sahada 4 farklı spor dalını yapabilmek mümkün. Geleneksel spor sahalarının aksine modüler bir sistemde; basketbol, badminton, tenis ve voleybol sporlarını yapabileceğiniz bu ortamda başka bir saha aramanıza gerek kalmıyor. Böylelikle özellikle çocukların erken yaşlarda hangi spor dalına eğilimli olduklarına rahatlıkla karar verebileceğiniz bir mekan yaratmış oluyorsunuz. Böyle modüler bir sahayı sadece okullarda değil, birçok ebeveyn kendi evlerinin bahçelerine pekala yaptırabilirler. Çocuklarınızın güvenle arkadaşları ile beraber tek bir spor dalına bağlı kalmadan birçok sporu aynı anda yapabileceği bu ortamda vücudunuzu ve dolayısıyla sağlığınıza çok önemli artılar kazandırmış oluyorsunuz.

Çok amaçlı spor sahalarına uygun şekilde altyapısı kurulan ve son yıllarda adını "Snapsports" ile tüm dünyaya duyuran bir sistem var. Bu sistem ile beraber, birçok spor dalını aynı sahada oynayabilmek için zemine özel kaplamalar getirildi ve bu sayede emsalsiz top kontrolü ve performansı oluşturuldu. Darbeleri hafifletmek adına ekstra hafifletici özel teknolojiler kullanılarak sporcu sağlığı en üst seviyeye getirildi. Yüzey kaplamalar, normal kauçuk kaplamadan daha hafif bir şekilde dizayn edildi ve çok kısa sürede monte edilebiliyor. Snapsports uygulamasını veren Türkiye'de de çeşitli şirketler var.

İşte yurtdışındaki Snapsports uygulamalarından bir tanesinin videosuyla sizleri başbaşa bırakıyorum :


25 Şubat 2016 Perşembe

Jordan - Federer - Messi ve 'Efsane' terimi...

"Efsane", "unutulmaz", "önemli spor adamı", "süper yıldız" gibi kavramların aslında en önemli özelliği, daha doğrusu bu kelimeleri herkesin rahatça ağzından söyleyebilmesine sebep olan ana düşünce; o kişinin yaptığı spor dalına yüklediği anlam ve spor dalını nerelere taşıdığı ile alakalıdır. Tüm bunların yansıması ile beraber bir kahraman, bir idol olmasıdır, kendisinden sonra gelecek olan neslin onu rol model olarak kabul edip, gelişiminde ondan ilham almasıdır.



Şöyle ki; nasıl Michael Jordan oynadığı inanılmaz basketbol ve yaşadığı şampiyonluklarla efsane olup, NBA ligini dünyanın en çok takip edilen ve izlenen basketbol ligi yapıp, basketbol sporunun tüm dünyadaki popülaritesini artırmasına önayak olduysa, yazının başındaki tüm kelimeleri onun adının önüne rahatça yazabiliriz. Jordan, bir rol model oldu ve ondan sonrasında basketbol, tüm dünyada futboldan sonra en çok takip edilen ve sevilen ikinci spor dalı oldu ve kısa zamanda tüm kitlelere yayılarak, kendi içindeki süper yıldızların sayılarını artırarak günümüze kadar geldi. Jordan'ın zamanında yıldız yok muydu? Tabii ki vardı ama bugün, sayıları her zamankinden fazla arttı ve bu yıldızların çoğunun idolü hep majesteleri Michael Jordan oldu. Şimdilerin yıldız denilen çoğu basketbolcusu da zamanla ya onu taklit etti ya da ondan ilham alarak kariyerlerinde başarılı oldular. Jordan sonrası tüm basketbolcuların en formda zamanlarında sürekli Jordan ile karşılaştırılmaları dahi onun basketbolun hangi noktasında olduğunu net bir şekilde açıklıyor. Kobe, Lebron yada diğerleri... Hepsinde sanki biraz Jordan var...



Teknoloji bu kadar hayatımızda yer etmemişken, tenis dünyasında 90'larda Steffi Graf, Monica Seles, Martina Hingis, Andre Agassi, Boris Becker, Pete Sampras rüzgarları esiyor ve tenis sporunu biraz daha elit bir kesim takip ediyordu. Gençler daha çok futbolu takip ediyor, Milan'a, Real Madrid'e, Manchester Unıted'a, Juventus'a ilgi duyarken, basketbolda Jordan sonrası bayrağı kim devralacak tartışması sürerken, o da ne? 2000'li yılların başlarında bir İsviçreli çıkıyor ve tenisin kitabını yeniden yazmaya ant içmişcesine mücadele ediyor ve kısa zamanda tüm dünyanın ilgisini çekiyordu. Adı : Roger Federer... Tüm otoritelerin ve tenis severlerin büyük bir çoğunluğuna göre "tenis sporunun gelmiş geçmiş en iyisi" olarak gösterilen Federer, kısa zamanda korttaki duruşu, oyun zekası, yeteneği ve aldığı onlarca şampiyonluklarla kırılmadık rekor bırakmayarak tenis sporunun en üst mertebesine ulaştı. Jordan gibi o da belirli süre sonra yaşlandı ve bayrağı devretme zamanı geldi. Nadal ve sonrasında tek tabanca Djokovic kaldı ve onlar da tenis sporunun değerinin artmasına büyük katkılar verdiler ama hiçbiri bir Federer etkisi kadar domine edici bir sinerji oluşturamadılar. Bugün hala dünyanın herhangi bir ülkesinde ve kiminle karşılaşıyorsa karşılaşsın, korttakilerin büyük çoğunluğu hala onun kazanmasını istiyorsa zaten bu 'etki' yada 'domine edici' kelimelerinin karşılığını bulmak çok da zor olmuyor...



Son olarak futbola bakalım. Yıllarca "Pele mi Maradona mı?" sorusuna cevap aramakla epey zamanımız geçmişken, 2004 sonrasında bir genç çıktı ve dünyada futbola hükmeden tüm anlamların içeriğini değiştirdi. Lionel Messi... Barcelona'ya çağ atlatan, kulübünü dünyanın en büyük takımı yapan, çalıştığı teknik direktörlerin değerini ve karizmasını artıran, varlığıyla çevresindeki futbolcuların gelişimlerini artıran, yeteneğiyle tüm dünyayı kendisine hayran bırakan ve son olarak sıradışı futboluyla Cristiano Ronaldo gibi bir futbolcuyu da "makina" statüsüne eriştiren, ele avuca sığmaz, bambaşka bir dünyadan yeşil sahalara inen Arjantinli bir sihirbaz. Evet Messi, son 10 yılın tartışmasız en iyisi ve adı çoktan Pele'nin, Maradona'nın ve diğer büyük futbol efsanelerinin adlarının yanına yazıldı bile. Hatta, Dünya Kupası'nı kazanmasa da onun için "gelmiş geçmiş en iyisi" diyen bir kesim de var. Kısacası en başta Messi olmak üzere Ronaldo, İbrahimovic, Robben vb. yıldızların sayesinde şimdilerin gençleri onları örnek alıyorlar, onlar gibi hep daha fazlası için çalışıyorlar. Neymar, James Rodriguez, Hazard, Pogba, Oscar, Verratti, Dybala, Sterling, Martial, Morata, Depay ve daha birçok futbolcunun idolleri birkaç sene sonra futbolu bırakacaklar ve futbolun geleceği artık bu futbolcuların ellerinde inşa edilecek....

Son olarak, gözlerinizi kapatın ve Michael Jordan, Roger Federer ve Lionel Messi'nin dünyaya hiç gelmediklerini düşünün. Şimdi gözlerinizi açın ve ne kadar şanslı olduğunuzu tekrar düşünün. Onlar olmasa, spor biraz daha eksik kalacaktı...

18 Şubat 2016 Perşembe

Futbolu daha fazla kirletmeyin!


Futbolun birleştirici özelliğini neden kimse kullanmıyor? Neden kutuplaştık? Neden kimse rakip takıma ve taraftarına saygı duymuyor? Neden "bizden olmayan, bizden değildir" gibi ilk çağda bile göremeyeceğimiz bir yaklaşımı hayat düsturu haline getirdik? Biz hangi ara bu kadar hırçın oluverdik? Küfrü, hakareti bu denli normalleştirmemize sebep olan insanlarla neden hala aynı yolda yürüyoruz? Hiç bunu düşündünüz mü?

Önceleri, eskiler "Vefa, eski bir semt adı" diye öğretti bizlere. Sonrasında "Adalet, sadece bir bayan adı" olarak çıktı karşımıza. Şimdilerde ise "Fair play, ilk ve son olarak Alpay ile başladı ve bitti" noktasına geldik. Futbolun dünya genelinde açık ara en çok izlenen ve takip edilen spor dalı olmasına rağmen başta futbolun patronları olan FİFA ve UEFA genelinde yapılan sahtekarlıklar ve rantlaşmaların getirdiği buhran, kulüp yöneticilerine ve taraftarlara kadar inen hiyerarşide neredeyse her kesimi etkiledi ve artık futbolumuz KİRLENDİ...

Futbolumuzu kirletenlerle, bizi birbirimize kırdıran zihniyetlerle daha ne kadar yaşayacaksınız? Daha ne kadar onların ekmeklerine yağ süreceksiniz?

Şimdi kabuğunuzu kırın ve objektif bir bakış açısı kazanmaya çalışın. Futbolu bir amaç olarak değil, bir araç olarak görün ve futbolu izlerken de, oynarken de sadece mutlu olmaya, zevk almaya çalışın. Zaten "herşeyin azı karar, çoğu zarar" demişler. Aşırıya gitmeyin, duracağınız yeri bilin, bir sonraki adımınızı düşünmeden konuşmayın ve  kolay sinirlenip hemen gaza gelmeyin.

Sonuç olarak; Herkes öncelikle kişisel çıkarlarını ve hırslarını bastırsın ve sonrasında yaşamı boyunca üstün insan ruhunu yani Fair Play duygusunu ortaya koysun!!!

Zaten taraftar olarak, 'arma düşkünü' olarak bizlere yakışan da budur...

27 Ocak 2016 Çarşamba

Değişim...

Dünya dönüyor, dünya değişiyor. Spor dallarındaki rekabette doğal olarak yer değiştiriyor. Sonuçta hep aynı takımların hem kendi liglerinde hem de Avrupa / Dünya arenasında başarılı olması, sürekli zirveye oynaması tüm spor severleri sıkan ve ekrandan soğutan bir manzara. Modası eskiyen yada çağın gereksinimlerine göre hareket edip kendini yenilemeyenlerin bu acımasız dünyada yeri yok maalesef. Yeri var ama son sıralarda. Aynı zamanda bu değişim, yeni kahramanları da beraberinde sunuyor spor endüstrisine...

Futbolda Premier Lig'deki değişim tüm dünyaya örnek teşkil ediyor. Ranieri yönetimindeki Leicester City'nin haftalardır zirvede yer alması, Manchester Unıted'ın Sir Alex Ferguson sonrası yaşadığı travmaların üç yıldır devam etmesi, Chelsea'nin 'otobüs'ünün artık sırrının çözülmesi sonrası baş aşağı gitmesi ile beraber en başta, son şampiyonluğunu 12 sene önce alan Arsenal'in ve Arap sermayesi ile son yıllarda sürekli ilk 2'nin müdavimi olan Manchester City'nin iştahını kabartmış durumda. Bununla beraber dünyanın en iyi beş teknik direktöründen biri olan Klopp'u takımın başına getiren Liverpool'un da gözle görülür çıkışıyla önümüzdeki yıllardan itibaren ciddi bir şampiyonluk adayı olacağı gerçeğini de sadece tahminden ibaret görmemeliyiz. Ayrıca gol krallığı listesinin ilk 3 sırasında, uzun yıllar sonra Premier Lig'in ünlü bir takımında oynamayan Vardy, Lukaku ve İghalo'nun yer alması ayrı bir güzellik. Mesut Özil'in asist rekorunu kıracağı (çok az kaldı) bu sezonda Leicester'ın da bir şekilde sezon sonu kendisini ilk 4'e atarak Şampiyonlar Ligi tecrübesini yaşayacağını düşünüyorum. Kısacası futbolun beşiğinde güzel gelişmeler oluyor.

La Liga, Bundesliga ve Lig 1'de ise bir değişiklik yok. Şampiyon olacak takım aday sayıları oldukça kısır ve hep aynı döngüde devam ediyor. PSG'nin 22 hafta sonunda 21 puan farkla lider olması o ülke futbolunun izlenebilirlik seviyesini 0'a indiriyor maalesef (Gerçi Zlatan var, yoksa hayatta izlenmez). Serie A'da ise sezona ilk 6 maçta aldığı 5 puanla başlayıp, Napoli, İnter, Roma ve Fiorentina gibi takımların alıp başlarını gitmesine sebep olan Juventus'un, 22.haftasına girilen ligde son 11 maçını üstüste kazanması ile tekrar şampiyonluğun bir numaralı adayı olduğunu görüyoruz. Rakiplerinden bir tek Napoli'nin kendisini zorlayabileceğini düşündüğümüz Çizme'de sezon sonu yine Zebra'lar ipi göğüsleyecektir, büyük bir aksilik olmazsa...

Basketbolda en üst mertebe olan NBA'deki değişim, herkesin dilinde. Michael Jordan sonrası bayrağı devralan Kobe Bryant'ın bunu uzun yıllar başarı ile devam ettirdikten sonra 2010 yılından itibaren bu ünvanı LeBron James'e vermesinin ardından geçen sezon çok güçlü bir giriş yaparak tüm hesapları altüst edip parmağına yüzüğünü takan Stephen Curry'nin bu sezondan itibaren bu bayrağı güçlü bir şekilde ele alacağı (kimilerine göre aldığı) gerçeği de değişimin en güzel örneklerinden. Kadro bozulmazsa önümüzdeki 2-3 yıl daha Golden State Warriors'un sürekli finaller oynayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Euro League'de başta Fenerbahçe'nin Obradovic önderliğinde yaptıkları ve tüm Avrupa'nın asla eşleşmek istemediği bir takım haline gelmesi de tüm dünyada yaşanan değişimlerin güçlü örneklerinden biri. Keza sürekli başarıların ve zirvenin baş adayları olan Real Madrid ve Olimpiakos'un da eski güçlerinden uzak performansları, artık yavaş yavaş milatlarının dolduğunu ve derhal kan değişimi yapmalarının (kadro - taktik vb.) geldiğini gösteriyor.

Tenis dünyası ise bu değişimin bir türlü değiştiremediği spor dallarından birisi. Erkek tenisini yıllardır domine eden 34,5 yaşındaki Federer'in hala Grand Slam'lerde en kötü yarı final oynadığı bir ortamda genç nesilin ne kadar da etkisiz kaldığını görüyoruz. Tenisin 'makina'sı Djokovic'in bu alanda kendisini en çok zorlaması beklenen Nadal'ın sakatlık sonrası bozulan formu, psikolojik ve mental anlamda yetersizliği (güç, hız vb.), Wawrinka'nın istikrarsız ve savruk görüntüsü, Murray'in ise bir türlü finallerin adamı olamaması sebebiyle kendisine meydan okuyacak tek kişinin yaşlı kurt Federer olmasından dolayı nasıl da bu alanda açık ara 1 numara kaldığı gerçeğini de net bir şekilde okuyabiliyoruz. Kadınlarda da durum farklı değil. Federer'den sadece 1 ay küçük olan Serena Williams hala tüm üst düzey turnuvalarda baş favori ve önüne geleni süpürüyor. Bu anlamda Djokovic gibi adeta bir makina düzeninde işliyor ve fiziğini yeteneği ile birleştirip tüm genç tenisçilerin korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Djokovic'in üst düzey çoğu turnuvada finallerde rakibi birçok kez Federer olurken, Serena'nın rakiplerinin sürekli farklılık göstermesi tenis dünyasının en büyük değişkenliği olsa gerek...

22 Ocak 2016 Cuma

Hangi Milli Takım, Hangi Sponsorla Çalışıyor?

Kabul etmeliyiz ki futbol demek, aynı zamanda para demek ve endüstriyel pazarın en önemli ticari meyvesi de futbol. Tam da bu noktada sponsor işi çok önemli bir ihtiyaç. Onların sayelerinde spor, özellikle futbol ayakta duruyor desek hiçte yanılmış olmayız. Sponsorların zaman zaman yapılan transferlerde, inşa edilen stadyumlarda ve daha birçok önemli alanda kulüplere yardım ettiklerini biliyoruz.

A Milli Takımların, yerel futbol kulüplerine nazaran sponsorlara daha fazla ihtiyaç duydukları gerçeği ile büyük markalar, dünya genelinde sponsorluk anlaşmaları ile çeşitli yayılmalar ve farklılıklar göstermiş. Aşağıdaki fotoğraflarda tüm dünyadaki ülkelerin - kıta bazlı - Milli takımlarının hangi sponsor firmalarla anlaştıklarını göreceğiz. En başta Adidas, Nike, Puma olmak üzere tüm dağılımlar harita üzerinde.

Sponsorluk demişken, Almanya Milli Takımı ile beraber uzun yıllardır Bayern Münih'in de sponsorluğunu Adidas yapıyor biliyorsunuz. 2013'te Bayern, Dortmund'dan Götze ile anlaşmış ve imza töreni düzenleyecekti. İmza törenine Nike marka bir beyaz t-shirtle çıkan Götze, Adidas ile Bayern'in arasını oldukça açmış, sonrasında olay tatlıya bağlanmıştı ama Götze'nin düşüncesizliği uzun yıllar unutulmayacak cinstendi...































11 Kasım 2015 Çarşamba

La Masia

























Dünyanın en kapsamlı, en modern, en başarılı ve en büyük futbol okulunun adı...


La Masia'da öğrencilere çabuk düşünüp, zekalarını kullanarak oynamalarını ve topun bir sonraki pasta nerede olacağını sezmeleri öğretiliyor. Yani insanların istediği gibi cezbedici ve etkileyici bir oyun tarzı. Okula seçilecek futbolcu adaylarında zihinsel yeterlilik, sürat ve hızlı çalışan bir futbol beyni gibi kıstaslar aranılan önemli kriterlerden bazıları. Altyapıdaki futbolcular, A takımdan kopuk oynamak yerine sisteme beraber dahil oluyorlar ve bu şekilde genç yaşta A takıma yükseldiklerinde adaptasyon sorunu yaşamıyorlar. La Masia sadece Katalonya odaklı değil, diğer ülkelerden de birçok futbolcu gelebiliyor. 


Barcelona, her sene 4,5 milyon pound gibi bir rakamı La Masia için ayırıyor. Bizim ülkemizde altyapıya verilen önemi (!) düşününce bu rakamın değerini daha iyi anlayabiliyoruz. Ayrıca Barcelona'nın 5 büyük futbol ligine en fazla futbolcu yetiştiren kulüp olması da yatırımlarının net olarak karşılığının alındığının bir göstergesi.

Dünya futboluna armağan ettiği onlarca yıldız futbolcu, bugün Barcelona gibi bir futbol kulübünün 2000'li yılların başından bu yana dünyanın en iyi futbol kulübü olmasını sağladı. Misal; Maradona ve Pele ile kıyaslanan Messi'nin La Masia ve Barcelona kariyerinden önce Katalanlar, sadece 1 kez Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu başarısı elde etmişti. Messi sonrası yani 2005'ten itibaren ise bu sayı toplamda 5'e ulaştı ve özellikle Pep Guardiola ile beraber tam anlamıyla zirveye çıkan takım, hala La Masia'nın meyvelerini yemeye devam ediyor.




Şimdilerin kanser teşhisi koyulduğu efsane futbolcu Johan Cruyff'un önderi olduğu ve bugünlere getirmesine büyük vesile olduğu La Masia, her sene yıldız adaylarını dünya vitrinine sunmaya devam ediyor. Guardiola, Xavi, Puyol, İniesta derken Messi ile beraber Fabregas, Busquets, Pedro, Pique, Thiago, Tello, Bartra ve buraya yazmadığımız niceleri ile bu okul büyüdü, büyümeye devam etti. Munir El Haddadi, Rafael, Sandro, Kaptoum ve Cantalapiedra ise okulun son mezunlarından. Belki son yıllarda Barcelona'da modaya uyup, bir yerde rekabetin bir parçası olmak adına paralarını hunharca saçıp diğer kulüplerden yıldız futbolcular aldı ama (Neymar, Suarez, Rakitic, Arda) takımın iskeleti hiç bozulmadı, sağlam direkler asla sarsılmadı. 

La Masia futbol okuluna giren her gencin en büyük idolü Guardiola. Çünkü La Masia'nın en ünlü mezunu olan Pep, bu okulun büyümesinde ve yayılmasında da büyük etkiler bırakmıştır. Aynı zamanda hocası olan Cruyff'tan çok şeyler öğrenen Guardiola, zamanla kendi metotlarını da sisteme dahil etmiş ve mücadeleci Katalan ruhunu takıma entegre etmiştir. La Masia'ya 8 yaşında giren de var, ilk adımını 18 yaşında atan da var. 


Şu bir gerçek : Barcelona'da kalıcı olmak zordur. La Masia kökenli olmanızın size forma garantisi vermediği bir ortamda takımın değişmez futbolcusu olmak için ancak Messi olmanız gerekir. O yüzden bazı genç futbolcular, rotasyonda kullanılmak yerine diğer takımlara kiralanma yolu ile yurtlarından ayrıldılar. Hatta bazıları bonservisleri ile gittiler ve kendilerine yeni kariyer sayfaları açtılar. Çünkü Barcelona hala dünyanın en başarılı takımı ve orada rekabet 'zor'un da ötesinde...


1 Aralık 2014 Pazartesi

I Love This Game : FOOTBALL


I LOVE THİS GAME...

Tüm dünyayı peşinden sürükleyen spor dalı...

Futbol, football ya da soccer...

Ne fark eder ki?

Belki sadece yazılışı farklı ama...

Tüm dünyanın neresinde oynanırsa oynansın...

Hepsinde aynı duygu, aynı heyecan...

Benzer tezahüratlar...

Modası hiç geçmeyen en moda spor...

'Dev' takımların amansız zirve yarışı...

Sert dalgalarda 'küçük balıklar'ın yaşama inadı...

"Ofsayt" tabirinin yavaş yavaş bayanlar tarafından da anlaşılabildiği çok basit ve sade bir oyun..

'Aidiyet' duygusunun en kapsamlı hissedildiği başucu eseri...

İçinden türlü türlü hikayeler, destanlar, efsaneler çıkartan masalsı mabedler...

Başlama düdüğünden bitiş düdüğüne kadar asla bitmeyen adrenalin...

'Derby' kavramının en fazla yakıştığı ve bir maçının haftalarca, yeri geldiğinde yıllarca tartışıldığı en keyifli muhabbetlerin ortak dili...

Tüm dünyada milyarlarca insanın bir 'gol' sesiyle ayağa kalktığı, tüm dertlerini unuttuğu, adeta kendinden geçtiği o benzersiz 'içgüdü'ye mazhar olan sıradışı 'baba spor'...

Biz futbolu bu yüzden seviyoruz, önemsiyoruz, hayatımıza katıyoruz...

Temiz futbol, rakiplere saygı duyulan futbol, doğal futbol, içinde küfre yer vermeyen futbol ise en çok görmek istediklerimiz. Kirletmek, karalamak en kolayı. Gelin zoru başaralım. Futbol ancak bu materyallerle kalıcı olur. Bunu bilelim, yaşayalım ve yaşatalım...

Her futbolseverin içinde futbol ile ilgili bir hikayesi vardır unutmadığı, unutamadığı...

Sahi, sizin futbol tanımınızda neler var? Futbol eksenli dönen dünyada sizlerin hayatında futbol mu dünya üzerinde dönüyor? yoksa dünya mı futbolun üzerinde dönüyor? Merak ettim sorayım dedim...

16 Mayıs 2014 Cuma

#GALAXY11: The Training


Dünyanın en ünlü futbolcularının yer aldığı bu reklam filmi çok hoşuma gitti. Belki izlemişsinizdir ama eminim ki hiç izlemeyen de çoktur. Kısa bir film tadında ve muazzam efektlerle süslenmiş tam bir görsel şölen. Ben çok etkilendim, sizlerin de beğeneceğini umarak arşivime ekliyorum ve paylaşıma açıyorum...

FUTBOL, GEZEGENİ KURTARACAK!!!



twitter.com/serdarsozkesen

20 Aralık 2013 Cuma

SİR ALEX FERGUSON!!!

Varını yoğunu futbola veren ve profesyonelliğin / başarının zirvesindeki efsane isimleri arada bir anmak ve değerlerini bilmek lazım...

27 yıllık muazzam bir kariyer sonrası...

Başka yoruma gerek var mı?


Bugün Premier Lig, dünyanın en çok konuşulan ve en çok beğenilen futbol ligi ise, bunda en büyük pay, belki de onundur. 

Saygılarla,

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR