Totti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Totti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2017 Salı

Serie A - En çok frikik golü atanlar

Çok da eskiye gitmeye gerek yok aslında. Şimdiki futbol ile yaklaşık 15 sene önce oynanan futbol arasında dahi ciddi farklılıklar var. Tempo daha arttı ve buna bağlı olarak gol sayıları ve ortalamaları da yükseldi. Fransa Lig 1 dahi standartlarının üzerinde gol yağmurlarının izlendiği sıradışı bir lig oldu. Günümüzde futbolcular, istatistikleri pek bir sever oldular. Bunda Messi ve Ronaldo'nun çıtayı yükseltmeleri - pardon uzaya çekmeleri - önemli bir etken. 5 büyük futbol liginde her daim daha az golün atıldığı Fransa'da sezonu şampiyonlukla noktalayan Monaco, 38 maçta attığı 107 golle maç başı 2,82 gibi mükemmel bir ortalama yakaladı. Aynı dönemde La Liga'yı şampiyon tamamlayan ve C.Ronaldo, Benzema, Morata, Bale gibi golcüleri elinde bulunduran Real Madrid ise aynı maç sayısında 106 gol attı. Monaco'yu toplam gol sayısında tek geçen kulüp ise 116 golle Barcelona olmuştu.

Yukarıdaki paragrafın ilk cümlesinin içini biraz daha doldurmak gerekirse; sözkonusu iki dönemin birbirinden farklı olmasının yansımalarından biri de, frikik gollerinin nispeten daha az atılması. Bu konuda Serie A özelinde olaya bakarsak; duran toplardan atılan gollerin bir hayli azaldığını söylemek pek mümkün. Daha geçen gün sosyal medya sitelerinde de gördüğünüzü düşündüğüm Torino teknik direktörü Mihajlovic'in kalecisini çalıştırdığı - adeta maymun ettiği - antrenman görüntüleri bir hayli dikkat çekmişti. "Form geçici, klas kalıcı" sözünü adeta yaşatan amcamız, gençlere yada 'en iyi frikikçi benim' diyenlere ben hala ölmedim mesajını da veriyordu şüphesiz. Sinisa Mihajlovic, bir diğer duran top ustası ağır abimiz Andrea Pirlo ile Serie A'da hala en fazla frikik golü atan futbolcu konumunda. Ayrıca 'Miha' lakaplı Mihajlovic'in Serie A kariyerinde attığı 38 golün 28'inin frikikten olması da muazzam.

Bu iki futbolcuyu ise Del Piero, Roberto Baggio, Francesco Totti gibi isimler izliyor. Maradona'nın listedeki diğer isimlere nazaran kısa denebilecek (8 sene) çizme macerasında attığı 14 frikik golü de çok önemli. Şu an aktif futbolcular içerisinde ise henüz bu listeye girebilecek futbolcunun olmaması futbolun ne denli farklılaştığının net bir göstergesidir.

30 Mayıs 2017 Salı

Totti'nin Vedası

Bazı futbolcuların vedaları futbolseverlere çok koyar. Özellikle de bir kulüple özdeşleşmiş kariyerlerinde sadakatin ne anlama geldiğinin futbolda ruh bulmuş timsallerinin vedaları hepsinden zordur. Tıpkı Maldini gibi, Giggs gibi, Lahm gibi, hatta kariyerlerinin son demlerinde takımdan ayrılmak zorunda bırakılan Gerrard gibi, Lampard gibi, Xavi gibi, Casillas gibi, Del Piero gibi...

Bir futbol kulübünde tüm kariyerini geçirmek, aynı zamanda o şehrin de sembolü olmak demek. Esasında Maldini demek Milan demek, Lahm demek Bayern Münih demektir. ve şimdilerde çok büyük bir yıldız daha kaydı yeşil sahalardan. Bir bayrak adam daha kramponlarını astı. Vedasında ağlarken, herkesi ağlattı. Hem en güzeli de bu değil midir, futbola veda ettiğinde dost, düşman kimse sevinmiyor. Herkes üzülüyor, ağlıyor. Bir şehir yasta. Roma'nın bir kanadı kırık. Roma'nın sahibi Francesco Totti, 25 yıllık Roma kariyerine son verirken kelimeleri doğru seçip şu yazıyı yazmak bile inanın çok zor.

3 farklı jenerasyonla futbol oynayan, zamanında birçok kulübün astronomik transfer tekliflerini elinin tersiyle iten, kariyerinde unutulmaz birçok gole imza atan ve her şeyden önce futbol oynadığı kulübüne ölümüne bağlı kalan bir imparatordu Totti. Onun vedası ile bir çağın kapandığı da bir gerçek. Teknolojinin bu kadar içimize işlemediği 90'lı yıllarda çoğu futbolseverin hayranlık beslediği, kimilerinin idolü olduğu 10 numara Totti artık yok. 2000'li yıllarda olgun futbolu ve kreatif yetenekleri ile sahada adeta 'döktüren' Totti artık yok. 2010 ve sonrasında kariyerine, sadakatine methiyeler düzülüp genci, yaşlısı her kesimin adı geçtiğinde önünü iliklediği saygın futbol adamı Totti artık yok!

Totti Roma'dır, Roma'da Totti'dir. O bir futbol fikrinin son bayrağıydı. Yaşadığı şehri, oynadığı kulübü tam anlamıyla ailesi gibi gören, adeta kulübünün bekçisiydi. Açıkçası bir tane daha Totti kalmadı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Roma'yı herkesten, her şeyden çok seven, sadakati ile bir gün dahi Roma'ya yalan söylemeyen, bir futbolcunun transferindende öte üretebileceği en büyük değere, en ulaşılmaz seviyeye çıkan ve herkesin büyük bir saygı ve sevgi ile hatırlayacağı Totti artık yok!

Çeyrek asır bir kulübe hizmet etmek, futbol tarihinin en eşsiz parçalarından biri olmayı başarmak, sadece Roma'nın değil, futbolu kalbine kazımış herkesin kaptanı olabilmek herkesin harcı değil. Ancak Totti olursan, tüm bunlara sahip oluyorsun. No Totti, no party!

...................................................................................................

⏩ İtalyan futbolcular, genel anlamda kulüplerine çok bağlıdırlar. Hatta lejyonerliği de fazla sev(ç)mezler. Kulüplerinden ayrılsalar dahi ülkesindeki başka kulüplere imza atarlar. O yüzdendir ki bir Barcelona, Real Madrid, Bayern Münih, Chelsea, Man. Unıted yada Arsenal'de oynamış ve iz bırakmış bir İtalyan futbolcu görmeniz yüzde bir ihtimal dahilindedir. Genlerinde mi vardır bilinmez ama bu endüstriyel futbol zihniyetinde tek bir kulüpte 10 yıldan fazla futbol oynamak artık eşine fazla rastlanır bir durum değil. Buffon, Del Piero, Maldini, Costacurta, Zanetti (19 sezonla zaten o en iyi İtalyandan daha İtalyan artık), Gattuso, Favalli, De Rossi, Albertini, Di Natale, Ambrosini, Antonio Conte ve Roberto Mancini ilk akla gelenler olarak dikkat çekiyor. ⏪

Kapanışı Totti'nin en güzel gollerinden birisi ve Genoa maçı ile yaptığı vedadan kalma en güzel fotoğraflar ile yapalım... 



 

8 Ekim 2015 Perşembe

Once upon a time / Bir zamanlar...

"Nerede o eski bayramlar" der ya büyüklerimiz hani. Hatta belirli bir yaşa gelince bizler de küçüklerimize bu sözleri söyleriz. Babadan oğula, kuşaktan kuşağa, nesilden nesile böyle devam eder bu bayram muhabbetleri... Futbolu yaşayan, takip eden, sürekli gündeminde olan bizler de zamanla "Nerede o eski futbolcular" diyoruz, yaşlarımız bir futbolcunun futbolu bırakma yaşına geldiğinde. Herşeyin ilki, bozulmamış hali en değerlidir ya, şimdiki popüler jenerasyonun en az 10-15 yaş büyüklerinin oldukları futbol zamanları da o devri yaşamış kişiler için (ben bu kategoriye giriyorum) ayrı bir önem arz etmekte. Aynı şekilde bizden büyükler de kendi izledikleri çağlardaki futbolcuların en unutulmaz ve özel olduklarını iddia ederler.

Özellikle teknolojinin, dijital futbolun hayatımıza girmediği ya da yeterince yer etmediği zamanların en özel insanları onlar. İdollerimiz, unutamadıklarımız, dün gibi maçlarını hatırladığımız, efsane kelimesinin içini sonuna kadar dolduran muazzam futbolcular. 

Yazımızın başlığında da dediğimiz gibi "Once upon a time" yani "Bir zamanlar" deyip geçmişte bir tur için herkes koltuklarına otursun ve her fotoğraf karesini gerekirse büyüterek tekrar tekrar baksın...






















26 Mayıs 2015 Salı

Şampiyonlar Ligi'ni Kazanamayanlar

1992 - 1993 sezonundan bu yana tam 23 yıldır Şampiyonlar Ligi oynanıyor. Malum daha önceki adı Şampiyon Kulüpler Kupası idi ve o zamanlar eleme usulüne göre şampiyon belirleniyordu. 1992 sonrasında ise önce gruplar, sonrasında eleme turları oynanıyor. 23 sezonda kimler geldi kimler geçti? Del Piero'dan Zidane'a, Ronaldinho'dan Shevchenko'ya, Maldini'den Puyol'a, Gerrard'dan Lampard'a, Messi'den Ronaldo'ya ve daha birçok efsane futbolcu bu ligde mücadele edip şampiyonluklar kazandı.

Dünyanın en prestijli organizasyonlarından birisi olan Şampiyonlar Ligi'ni kazanmak her baba yiğidin harcı değildi sonuçta ve bazı efsane büyük yıldızlar o kupayı hiçbir zaman ellerine alamadılar. Belki çok uğraştılar ama kah finalde, kah yarı finalde havlu atıp bu büyük onura erişemediler. Kimileri bu kupayı ikişer kez kazanırken, kimileri de Seedorf gibi 3 ayrı takımda dahi (Ajax, Real Madrid, Milan) kazanma başarısı gösterdi.

23 yıl boyunca üstüste 2 sezon bu kupayı kazanan takımın olmaması ise kupanın ne denli zor ve rekabetin ne kadar büyük boyutta olduğunun göstergesi. Birkaç takım bu makama çok yaklaştı ama bir türlü 'double' yapamadan sahneden inmek zorunda kaldılar.

Gelelim Şampiyonlar Ligi'ni ne yapıp edip kazanamayan ünlü futbolculara. Hepsi Avrupa'nın en değerli, marka kulüplerinde forma giyseler de o kupayı ellerine almak onlara nasip olmadı. Kimler mi onlar? Gelin hazırladığım listeye bir göz atalım...

Gianluigi Buffon...
2001'de Parma'dan Juventus'a rekor bir bedelle transfer olan Buffon, 15 yıldır aralıksız Juventus'un kalesini koruyor. Şike skandalı ile Serie B'de dahi gemisini terk etmeyen kaptan, 2000'li yılların tartışmasız en iyi 3 kalecisinden biri. Diğer meslektaşları Kahn, Casillas, Cech, Neuer,Valdes, Abbiati gibi kaleciler hepsi Kupa 1'i kazandı. Buffon ise 2003'teki (Milan) kaybettiği finalden sonra Juventus'la 2.kez final oynayıp (2015 - Barcelona) kariyerinin sonunu Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu ile taçlandırmak isteyecek. Bunu da bekleyip göreceğiz.

Laurent Blanc
İlginçtir ki 31 yaşına kadar Fransa dışına çıkmayan ve bu süre zarfında Fransa'da Montpellier, Nimes, St. Etienne, Auxerre formalarını giyen şimdilerin PSG teknik direktörü Blanc, 1996'da Barcelona ile anlaştı. Sadece bir yıl kaldığı Katalanlar ile UEFA Kupası'nı kazanan Fransız savunma oyuncusu 32 yaşında nihayet Marsilya'ya transfer oldu. 1998 Dünya Kupası'nda muazzam jenerasyonun (Henry, Trezeguet, Vieira, Lizarazu, Zidane, Pires, Desailly, Barthez) ayrıcalığını yaşayan Blanc, Dünya Kupası Şampiyonu olunca bir sezon sonra İnter ile şansını denedi. Bu arada 2000 yılında Fransa ile Avrupa Şampiyonası'nı da CV'sine başarılı şekilde ekledi ve Ferguson onu 36 yaşında olmasına rağmen Premier Lig'e getirdi. Onun tecrübesinden sonuna kadar faydalandı ve Blanc 38 yaşında futbolu Manchester Unıted'da bıraktı ama Şampiyonlar Ligi'ni hiç kazanamadı.

Fabio Cannavaro
Parma'da gösterdiği performansla herkesin dikkatini çeken Cannavaro, her sezon sonunda "bakalım kime gidecek?" sorularıyla beraber tam 7 sezon bekledi ve 29 yaşında ilk büyük transferini İnter ile yaptı. 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası sonrası bir diğer İtalyan devi Juventus'la anlaşan Fabio, şike skandalı sonrası 33 yaşında olmasına rağmen Real Madrid'e imza attı. Madrid'e gelirken 2006 Dünya Kupası'nın en eğerli futbolcusu seçilen savunma oyuncusu 3 sezonluk Galacticos macerasına sadece 2 La Liga Şampiyonluğu sığdırabildi.

Michael Ballack
Leverkusen'de parlayan Ballack, "büyük balık küçük balığı yutar" deyimiyle 2002 Dünya Kupası'nın ardından kendisini bir anda Bayern Münih'te buldu. Ortasahada oyunu 2 yönlü oynayan hırslı Alman, 4 sezonluk Bawyera kariyerinde Şampiyonlar Ligi'nde en fazla çeyrek final görebildi. Bu aynı zamanda Bayern Münih'in son 20 yıldaki en başarısız dönemleriydi ve bu Ballack'a denk gelmişti. 2006'da Mourinho'nun Chelsea'sine imza attığında kendisinden emindi ama 4 sezonda iki yarı final ve bir de final oynamasına rağmen kupayı eline bir türlü alamadı.

Ruud van Nistelrooy
2000'li yılların şüphesiz en iyi 10 santrforundan biriydi. Manchester Unıted kariyerinde 5 sezonda aldığı 2 Premier Lig Şampiyonluğu ona yetmeyecekti ve kendisini Real Madrid'e atmak zorundaydı (Thierry Henry'nin de Arsenal'den Barcelona'ya giderken tek amacı Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğuydu ve bu hedefine orada vardı). Hem de rüya kadronun tam içindeydi. Raul, Roberto Carlos, Beckham, Ronaldo, Cannavaro, Robinho, Emerson, Robben, Sneijder, van der Vaart olsa da Şampiyonlar Ligi'ni bir türlü kazanamadı. "3 sezon Şampiyonlar Ligi gol kralı olması" ve "kupa tarihinin en çok gol atan 4.futbolcusu" olması da çare olmadı. İştahı kaçtı bir kere ve Hamburg, Malaga derken futbolu bıraktı.

Pavel Nedved
Listede yer alan bir diğer Juventus'lu Nedved. Gerçi kariyerinde 5 sezonluk Lazio geçmişi olsa da o her zaman 8 senesini verdiği Juve'li olarak anılacak. 2003 yılında "tarihin en sıkıcı Şampiyonlar Ligi Finali" olarak adlandırılan finalde Milan'a penaltı atışlarında kaybetti. Serie B yolunda Buffon, Del Piero gibi efsanelerle beraber "anca beraber kanca beraber" diyen muhteşem sol ayaklı yetenek, şampiyonluklarla geçen kariyerinde 1 numaralı kupanın eksikliğini her zaman hissetti...

Francesco Totti
Bir Roma efsanesi. Kelimelerin yetersiz kalacağı bir kişilik ve güçlü bir karakter. Şampiyonlar Ligi'nin kurulduğu 1992'den günümüze sadece Roma'nın formasını giyen gerçek bir kral, örnek bir profesyonel. En formda olduğu dönemlerde onu kimler istemedi ki? Real Madrid, Barcelona, Manchester Unıted... O gemisini asla terk etmedi. Ezelden bir sözü vardı ve futbolu Roma'da, ait olduğu yerde, efsane olduğu şehirde bırakacaktı. 2001'deki efsane kadroda Capello ile tek lig şampiyonluğunu kazanan Totti, kariyerinin en büyük kupasını ise 2006'da Dünya Kupası Şampiyonluğu ile yaşadı. Belki kendisine gelen teklifleri kabul edip Çizme sınırlarını aşsa günün birinde Şampiyonlar Ligi Şampiyonu da olabilirdi ama bu sonucu kendisi istedi.

Dennis Bergkamp
Klasik bir Hollandalı zerafetiyle Arsenal'de yüzlerce gol attı. Klas gollerin aranılan ismi, Henry ile beraber devrin en iyilerindendi. Arsenal'le namağlup Premier Lig Şampiyonluğu yaşadı. Kariyerinin son sezonunda 2006'da Barcelona karşısında Şampiyonlar Ligi Finali gördü ama 2-1 kaybettiler. Hollanda Milli Takımı'nda da oldukça başarılı performans sergileyen Bergkamp, Şampiyonlar Ligi yüzüğünü takamadan aramızdan ayrıldı.

Roberto Baggio
İtalyanların ele avuca sığmaz asi futbolcusu. Del Piero'nun bir üst jenerasyonunun belki de en yeteneklisi. 1994 Dünya Kupası Finali'nde Taffarel karşısında kaçırdığı penaltı hala akıllarda. Kariyeri boyunca Serie A dışına çıkmayan Baggio; Fiorentina, Milan, Juventus, İnter, Bologna, Brescia formaları giyerken, uluslararası arenada sadece 93'te Juventus ile UEFA Kupası'nı kazanabildi.

Lothar Matthaus
Bayern Münih'in efsane ismi, maestrosu, dinamosu, herşeyiydi. 12 sezonluk Bayern kariyerinde arada 4 yıllık İnter macerası da olan Matthaus, 1990'da Milli Takımda Dünya Kupası Şampiyonluğu yaşadı ama CV'sine Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'nu bir türlü ekleyemedi. 1996'da o zamanki adıyla UEFA Kupası'nı kazanan Matthaus, 1999'daki o unutulmaz finalde yani 90.dakikasına 1-0 önde girdikleri maçta uzatmalarda Manchester Unıted'a 2-1 kaybeden takımın kaptanıydı.

Zlatan İbrahimovic
Muhteşem bir kariyer, muazzam bir santrfor. Estetik gollerin 1 numaralı sahibi. Ajax, Juventus, İnter, Barcelona, Milan ve PSG. Böylesine bir CV herkese nasip olmaz ama belki de kariyerinin en büyük eksiği olan Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu için Messi'nin takımı Barcelona'ya gitse de yarı finalde Mourinho'nun İnter'inde 'park halindeki otobüsü' geçemeyince kupayı kaldırma sevincini yaşayamadı. Barcelona'dan ayrıldığı sezonun ertesinde ise Katalanlar kupayı bir kez daha kazandı. Ne diyelim kısmet değilmiş...

3 Ocak 2013 Perşembe

10'lara Olan Özlem...

90’lı yılların tamamı ve 2000’li yılların ilk 7-8 yıllık sürecinde daha çok 10’lar konuşuldu, 10'lardı gazetelerin manşetleri, 10'lardı transfer dedikodularının ilk kıvılcımları… Takım arkadaşları ve rakip futbolculara nazaran daha az koşup daha az savunma yapmalarına rağmen skor tabelasını değiştirmek hep 10'ların işiydi. Kimi zaman atacakları golle kimi zaman da asistleri ile… Bazen de gole giden yolda takımlarını kusursuz yöneten bir maestro gibi… Biz futbolu 10'lar sayesinde daha bir sevdik, daha bir meraklı gözlerle izledik 10’ları ve şimdilerde 10’ları gerçekten özlüyoruz

Futbolun bu sihirli ayaklarının yakın zamanda ülkemizdeki en meşhur örnekleri Hagi, Sergen ve Alex’tir… Takımını sahada bir teknik direktör edasıyla yöneten, arkadaşlarına her daim güven veren, ateşleyici bir o kadar da teknik, ‘Karpatların Maradonası’ Gheorghe Hagi değil miydi Galatasaray’ın tarihe geçen performanslarındaki baş aktör? Ya da futbol topunun ayağına en yakışanı, futbol topunun 10'dan bir türlü ayrılmak istemediği, o muhteşem sol ayağını futbol zekasıyla birleştiren fakat bu yeteneğini bir türlü Avrupa’ya taşıyamayan Sergen Yalçın… ve tüm zamanların en iyi istatistikçisi, yine bir sol ayak, mütevazi kişilik, bir Fenerbahçe efsanesi Alex de Souza… Onları asla unutmayacağız…



Şimdi gelelim Avrupa ve Dünya Futbolundaki 10’lara…

Şimdilerde yeşil sahalarda son volelerini vuran, en formda olduğu zamanlarda dahi kulübünü asla bırakmayacak kadar sadık olan bir Roma efsanesi cengaver Francesco Totti…  CV’sinde Boca, Parma, Lazio, M.Unıted, Chelsea, İnter gibi ‘dev’lerin olduğu bir dönemin transfer rekortmen AMC’si Juan Sebastian Veron… Yine bir döneme damga vuran, hafızalardan silinmeyecek Ş.Ligi Finali’nde Leverkusen’e olduğu yerde sabit tekme savuran futbol cambazı Zinedine Zidane… Arjantin’in Veron’dan sonra yetiştirdiği belki de en iyi 10 numara olan Boca ile özdeşleşmiş Juan Roman Riquelme… Diğer Arjantin’liler ‘baby face’ lakaplı Pablo Aimar ve bir türlü beklenen patlamayı yapamayan ama özünde fazlasıyla yetenekli, Championship Manager tutkunlarının müdavimi Andres D’Alessandro

En kritik anlarda gemilerini kurtarırlar, orta saha ve hücum hattının pas trafiklerini yönetirlerdi. Forvetin hemen arkasında, bazen sağa bazen sola mevzilenerek her noktadan kaleye şut gönderebilirler ve arkadaşlarını tek dokunuşlarıyla kaleciyle karşı karşıya bıraktıracak kadar da milimetrik pasları rahatlıkla atacak olan futbol mühendisleri tabiiki yukarıdaki isimlerle sınırlandırılacak kadar az değiller (aklıma gelmeyenler için kusura bakmayın)…

2001’den 2008 yıllarına kadar olan 7 yıllık süreçte 7 şampiyonluk kazanıp tek başına Fransa’ya ambargo koyan Lyon’un baş aktörü, dünyanın sayılı frikikçilerinden Juninho Pernambucano… ‘Çok gezen çok bilir’ atasözünün futbol temsilcisi olmaya aday, ‘no istikrar’ deyiminin açıklayıcısı, 27 yaşında olmasına rağmen yeşil sahaların seyyahı (Santos, Porto, Bremen, Juventus, A.Madrid, Wolfsburg) Diego… ve yine bundan 11 sene öncesine kadar ülkelerindeki Santos takımında Diego ile takım arkadaşı olan, ilk Avrupa deneyimini Lucescu’nun Shakhtar Donetsk’i ile yapıp ada ‘dev’i M.City’ye imza atan ve sonrasında CV’sine G.Saray’ı da eklemeyi başaran Elano Blumer


Son 15 yılda Juventus deyince Buffon ile beraber akla gelen 2 isimden biri, müthiş frikikçi, takımı 2.lige düşse de gemisini asla terk etmeyen, bayraktar oyuncu ve bir o kadar da buram buram kalite kokan ve şu an emekliliğini ‘kanguru diyarı’nda sefalandıran ‘Pinturicchio’ lakaplı nam-ı diğer Alessandro Del Piero

Dünyada her duygu, her sistem, her düzen nasıl değişiyorsa futbolda da bazı şeyler günün birinde değişecekti ve 10’ların daha bir önde olduğu futbol düzeni, sistemi de Messi, Ronaldo gelince, total futbolun öncülerinden Barca ile beraber daha bir değişti ve artık makine gibi işleyen, oyunun tüm alanında mücadele edilen, bir tek oyuncunun önderliğinde değil takım olarak maçların kazanıldığı bir düzeneğe dönüşüverdi… Bugün belki Messi ve Ronaldo’nun yaptıkları konuşuluyor ama onlara bu rahatlığı, özgüveni veren Xavi, İniesta, Xabi, Mesut ve diğerlerinin rolü de yadsınamaz boyutlarda… Haa unutmadan, bir de Tabata vardı, o ünlü 10,5 numara :)

twitter.com/serdarsozkesen

30 Ekim 2012 Salı

2-0'ın Laneti...

Geçen hafta Avrupa’da bilhassa 2-0’ın laneti yaşandı. Nasıl mı? Maçın herhangi bir zamanında 2-0 gibi çok avantajlı skora sahip takımlar, konsantre kaybı mıdır, geç gelen adalet midir yoksa başka bir sebepten midir bilmem skor avantajlarını koruyamayarak ya maçı zar zor berabere bitirdiler yada kaybettiler. Bu örnekler çok olunca bende bazılarını derledim. İşte tablo :

2-0’ın lanetinin şüphesiz en üst sırasında Roma olmalı. Çünkü daha geçen hafta gittikleri Genoa deplasmanında dakikalar 15’i gösterdiğinde skor tabelasındaki 2-0’lık Genoa üstünlüğü başta Romalı taraftarlar olmak üzere teknik adam Zeman için de tam anlamıyla bir kabustu ve kalan zamanda bırakın kazanmayı tüm hesaplar bu dakikadan sonra beraberlik için yapılmaya başlanmıştı. Kısa süreli şoktan sıyrılan Totti ve arkadaşları çok geçmeden önce soyunma odasına 2-2 ile girdiler daha sonra da maçı 4-2’lik fantastik skorla tamamlayıp Avrupa’da “haftanın takımı” olmuşlardı. Bu hafta ise sahalarında ağırladıkları Udınese karşısında da net favoriydiler. Zeman’ın 4-3-3’lük taktiği ile bu sezon fazlasıyla gollü maçlar oynuyorlardı. Son haftaların formda ismi Arjantinli genç forvet Lamela ile daha yarım saat dolmadan 2-0’ı yakalayan Başkent temsilcisi devreyi 2-1’le kapattı. İşte herşey bundan sonra oldu. İtalya Ligi’nin yıllanmış şarabı Di Natale ile önce beraberliği yakalayan Udınese, 88’de aynı oyuncudan bir de penaltı ile skor yakalayınca Roma bir hafta önce 2-0’dan döndürdüğü maçın tam tersi şekilde 2-0’dan maçı 3-2 kaybetti. Atalarımız demiş; “Gülme komşuna, gelir başına”

Merseyside derbisi… Dünya derbi literatüründe üst sıralarda kendine yer bulmuş önemli bir düello. Son yıllarda rakibine üstünlük kuran Gerrard’lı Liverpool ile ‘bonus’ Fellaini’li Everton… Merseyside derbilerinde her zaman maçtan önce ev sahipleri bir adım önde tahminleri yapılır. Fakat daha 20.dakikada tribünleri susturan Kırmızılılar, Nuri Şahin’in de ilk 11 başladığı maçta 2-0’ı yakalamıştı bile. İşte o dakikadan sonra Everton’lı oyuncular bir anlık silkelenme sonrası devre bitmeden 2-2’lik skoru yakaladı. Ne olup bittiğini anlayamayan Liverpool ise kalan dakikalarda skoru korumak istercesine futbol oynayınca büyük bir avantajı teperek maçı 2-2’lik beraberlikle noktaladı…
Bundesliga’da geçen sezonun flaş takımı M.Gladbach’tı. Sezon başında yıldız isimleri Reus’u satan fakat karşılığında Twente’den De Jong’u alan Favre’nin öğrencileri maalesef sezona iyi başlayamamış, ilk defa katıldığı Şampiyonlar Ligi’nde de tam bir hayal kırıklığı yaşatmıştı. Temsilcimiz Fenerbahçe’nin Almanya’daki 4-2’lik şaşalı galibiyeti de hala akıllarda iken, her zaman sahasında rakiplerini fazlasıyla zorlayan Hannover deplasmanında işleri gerçekten çok zordu. De Jong’un sakatlığı da maç öncesi baş ağrıtıyordu. İlk yarı gol yoktu, ikinci yarı da iki takım da belli ki riskler alacaktı. İlk riski alan ev sahibi Hannover, daha 53.dakikada skoru 2-0’a getirecek rakibini iyiden iyiye strese sokacaktı. 69’da Favre 2 forvet birden sahaya sürünce hemen ilk meyve geldi ve 70’de fark 1’e indi. 77 ve 79’da 2 gol daha bulan M.Gladbach 9 dakikada maçı çevirerek belki de Bundesliga’nın ve Avrupa’nın bu sezon ki efsane maçlarından birini 3-2 ile kazanarak tarihe geçiyordu

Evet futbol böyle bir şey işte. Boşuna dememişler, “Futbol 90 dakikadır” diye. Bir anlık hata, konsantre kaybı, rakibi küçümsemek yada futbol şanssızlığı direkt olarak skor tabelasını etkiliyor…

twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR