istatistik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istatistik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2018 Cuma

Şampiyonlar Ligi çeyrek ve yarı finalleri (2004 - 2018)


Şampiyonlar Ligi'nde yeni formata geçilen 2003 yılından günümüze uygulanan sistemde çeyrek final, yarı final ve finale katılan tüm takımları aşağıdaki tablolarda görebilirsiniz. Malumunuz 2003'ten evvel çift grup yapılıyor, sonrasında finaller başlıyordu.

* Barcelona son 11 sezonun tamamında en az çeyrek final oynadı
* Real Madrid son 8 sezonda oynadığı çeyrek finallerin tamamında kazanıp yarı final oynadı
* Bayern Münih son 10 sezonda 9 kez en az çeyrek final oynadı
* 15 sezonda çeyrek finale çıkan 120 takımın 113'ü (% 94) beş büyük ülkenin (İspanya, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa) takımlarından oluşuyor
* 15 sezonda yarı finale çıkan 60 takımın 58'i (% 97) beş büyük ülkenin (İspanya, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa) takımları. Şanslı iki takım Porto ve PSV.
* Üst üste şampiyon olan tek takım Real Madrid




28 Kasım 2017 Salı

En İyi Kim?


Bugün sizlere farklı bir şey hazırladım. Son 15 yıla damga vuran 3 büyük tenis efsanesinin (Federer - Nadal - Djokovic) kazandıkları Grand Slam'ler özelinde birkaç parametre ışığında belirlediğim puanlara göre bir sıralamaya dahil ettim kendilerini ve ortaya şöyle bir şey çıkmış oldu. Sonucu kafaya fazla takmamak lazım, zira daha önce de dediğim gibi bir Grand Slam şampiyonu, turnuva boyunca rakiplerinin kim olacağına kendisi karar veremez. Hem kim derdi, 2014 US Open finalini Cilic - Nishikori oynayacak diye?
İlk olarak şöyle başlayalım... Malumunuz Federer'in 19, Nadal'ın 16 ve Djokovic'in ise 12 Grand Slam şampiyonluğu var. Toplamda 47 Grand Slam şampiyonluğu ediyor ki, 2003 Wimbledon'dan günümüze 58 Grand Slam oynandığını düşündüğümüzde bu oran % 81 gibi korkunç bir rakama dönüşüyor. Üç büyük efsanenin böyle bir dominasyonu tarih boyunca görülmedi. Kaldı ki kazanamadıkları kalan 11 Grand Slam'in 5'inde yine en az bir BİG3 üyesi vardı.
Fazla kafaları dağıtmadan tekrar konumuza dönelim. BİG3'ün kazandığı 47 Grand Slam özelinde şöyle bir puanlama sistemine gideceğiz.
* Grand Slam'i kazanan raketin şampiyon olduğu turnuvada rakiplerinin dünya sıralamasındaki yerlerinin ortalamalarına göre :
0 - 20 arasına 5 PUAN
21 - 40 arasına 4 PUAN
41 - 60 arasına 3 PUAN
61 - 80 arasına 2 PUAN
81 - 100 arasına 1 PUAN
101 ve sonrasına PUAN YOK
* BİG3 kadar BİG4'ün de önemi tartışılmaz. Murray efendi, böylesine büyük üçlünün zamanına denk gelmeseydi şu an koleksiyonunun en az 3 katı kadar Grand Slam şampiyonluğu yaşayabilirdi. O, elinden geldiğince efsanelere direnç gösterdi ve toplamda 11 Grand Slam finali oynadı, hem de 10 tanesini bu üçlüye karşı. Grand Slam şampiyonları, BİG4 üyesi her rakibini yendiğinde 2'şer PUAN
* İlk 10 sırada yer alan tenisçileri yendiğinizde ekstradan 0,5 (YARIM) PUAN
* Önce yada sonra Grand Slam şampiyonluğu yaşamış tenisçilere karşı aldığınız her galibiyete 1 PUAN
......................
Puanlama bitti. Şimdi kalemi kağıdı, hesap makinesini elimize aldık ve şöyle bir sonuç çıktı ortaya... (Umarım yanlış yapmamışımdır)
Grand Slam puanlarının derecelerini de şöyle izah edelim :
RUTİN : 5 puan ve daha aşağısı
ORTALAMA : 5,5 - 7,5 puan arası
İYİ : 8 - 10,5 puan arası
MÜKEMMEL : 11 ve üzeri

Novak Djokovic, bu puanlama sisteminde kazandığı 12 Grand Slam özelinde ortalama 9,08 puan tutturarak birinci olurken; Rafael Nadal da 7,84 ortalama ile ikinci sırada. Roger Federer ise 7,08 ile üçüncü sırada.
Bu puanlama sisteminde Djokovic'in en zorlu kazandığı (en çok puan aldığı) Grand Slam 2011 AUS OPEN (11,5) olurken, en rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam ise 2011 WİMBLEDON (6,5) oldu. Novak, hiçbir Grand Slam zaferinde 6,5 puanın altına düşmedi. Malum, biraz da devir farkı!
Gelelim Nadal'a... En zorlu kazandığı (en çok puan aldığı) Grand Slam 2007 ROLAND GARROS (12,0) ve hemen ardından 2006 ROLAND GARROS (11,0) olurken; en rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam ise 2010 ROLAND GARROS (1,5) oldu. Ayrıca Nadal'ın son Grand Slam şampiyonluğu olan US OPEN'dan da sadece 3 puan aldığını ekleyelim.
Son olarak Federer'e bakalım. İlk iki rakibine oranla özellikle 4-5 yıl farklı rakiplerle oynayan Fedex, en zorlu kazandığı Grand Slam'i (en çok puan aldığı) 2007 ve 2012'deki WİMBLEDON'larda (11,0) yaşadı. En rahat kazandığı (en az puan aldığı) Grand Slam zaferi ise 2006 AUS OPEN (3,5) olarak kayıtlara geçti.
Yukarıdaki Grand Slam puanlarına bağlı olan derecelere tekrar dönersek... RUTİN olarak adlandırdığımız sınıfta 5 Grand Slam şampiyonluğu var ki, bunların 3'ü Federer, 2'si Nadal'ın. Djokovic'in hiç RUTİN zaferi yok. ORTALAMA olarak değerlendirdiğimiz Grand Slam şampiyonluklarında Federer'in 9, Nadal'ın 5, Djokovic'in ise 2 zaferi var. İYİ olan derecede ise Djokovic'in 9, Nadal'ın 7, Federer'in de 5 şampiyonluğu var. Son olarak MÜKEMMEL kategorisinde ise Nadal ve Federer'in 2, Djokovic'in ise 1 zaferi var.
SON BİLGİ : Bu zamana kadar 30 Grand Slam finalinde BİG4 oynadı. Nadal - Murray finali hariç hepsi oynandı. En çok finali Nadal - Federer (9 kez) oynarken; 7 kez Murray - Djokovic, 7 kez Djokovic - Nadal, 4 kez Federer - Djokovic ve 3 kez de Federer - Murray finalde karşılaştılar. 2010 US OPEN ile 2013 AUS OPEN arasında yer alan 10 finalin tamamını BİG4 oynadı ve tenis tarihinin en rekabetçi ve zevkli yıllarına imza attılar.

İşte böyle dostlar. Ben puanladım, sizler de okudunuz. Aslında bu puanlama, bizlere somut ve kesin hiçbir sonuç vermiyor. Ben sadece sayıları sevdiğim için boş zamanımda böyle bir şeyler yaptım. Okuyanlara teşekkürler, yorumları alabilirim :)

6 Kasım 2017 Pazartesi

Harry Kane - Tottenham ve birkaç şey daha...

11 yaşında altyapısında başladığı Tottenham serüveninde Leyton Orient, Milwall, Norwich ve Leicester'de kiralık olarak forma giyen ve nihayet 2013 - 2014 sezonu ile beraber Tottenham'a, yuvasına dönen Harry Kane, 20 yaşına kadar Championship ve League One takımlarında 60'ın üzerinde maça çıkmış ve olgunlaşmıştı. Kabuğuna sığamayacak kıvama geldiğinde, bu defa da önünde Roberto Soldado, Jermain Defoe, Emmanuel Adebayor gibi üst düzey santrforlar ve yine kendisinden bir yaş büyük olan, bonservisine 30 milyon sayılan Erik Lamela vardı. İster istemez, kadroda fazla şans bulamasa da, dönemin teknik adamı Villas Boas tarafından sekizi ilk 11 olmak üzere toplamda 19 maça çıktı ve 4 gol attı. Takımın en golcü oyuncusunun 14 gollü Adebayor olduğunu düşündüğümüzde, oynadığı maç sayısına göre verimliliği fena sayılmazdı.

Bir yıllık geçiş döneminden sonra, starlığa terfi edeceği 2014 - 2015 yılında ise, bir önceki sezon takımı altıncı yapan Boas ile yollar ayrılmış ve sonrasında takımın efsane teknik adamlarından birisi olacak Mauricio Pochettino ile anlaşılmış ve Arjantinli teknik adam ile Kane, 'çok büyük' oynamaya başlamıştı. Bir önceki senenin hücum hattındaki dört ismi de takımdaydı ama Pochettino, 29 ve 30 yaşındaki Soldado ve Adebayor'u daha çok ikinci yarılarda kullanıp, gençlerin önünü açmak için 21 ve 22 yaşındaki Kane ve Lamela'yı önceliğine almıştı. Sezon sonunda, takımın en ileri ucunda oynayan Harry Kane 51 maçta 31 gol, ofansif ortasahanın sağ kanadında görev alan Erik Lamela ise 5 gol, 7 asist kaydedecekti. Kane için en büyük şanslardan biri de; ilk yılındaki acemiliği atlatıp, Premier Lig'in en iyi ofansif oyuncularından biri haline gelen Christian Eriksen olacaktı.

2015 - 2016 yılında bu defa 28 gol atacak, Ada'nın büyük kulüplerinin de dikkatini çekecekti. Manchester şehrinin iki büyüğünün neredeyse her sezon yaptıkları santrfor transferleri öncesi bir numaralı alternatif olarak liste başıydı. Hatta, İspanya'nın 'dev'leri de sırada beklemekteydi. O ise elinden geldiğince gol atmaya devam ediyordu. Ayakları yere daha sağlam basıyor, kariyerinin en verimli çağlarını yaşıyordu artık. Havadan, yerden goller atıyor, takımını en üst sıralara taşıyor ve Ada'nın köklü ve başarılı kulüpleri karşısında muazzam performanslar gösteriyor, kısacası herkesi kendisine hayran bırakıyordu. Gün geçtikçe ona biçilen değer katlanıyor, neredeyse üç rakamlı bonservis fiyatları konuşulmaya başlıyordu.

Harry Kane - 2011 / Leyton Orient
Söz konusu sezonda attığı 28 golün yanı sıra, ligde oynanılan 38 maçın tamamında ilk 11 başlayarak, işini ne kadar büyük bir ciddiyetle yaptığını gösterdi. Eriksen (8 gol, 14 asist) ve Lamela (11 gol, 10 asist) yine yardımcı rollerde muazzam performanslar gösterdiler. Bir de Delle Ali adında birkaç yıl sonra yine Kane gibi bonservisine üç rakamlı fiyatlar verileceği bir yıldız adayı daha vitrine çıktı. Öyle bir yıldız adayıydı ki, 19 yaşında ve ilk sezonunda 10 gol, 10 asist ile ne kadar kaliteli bir kumaş olduğunu gösterdi. Kısa zamanda yaptıklarıyla, İngiltere Milli Takımı'nın başarısızlığının temel noktası olan yıpratıcı ve bitirici santrfor eksikliği için Wayne Rooney'den sonraki baş muhatap, Kane'den başkası değildi şüphesiz.

... ve geçen seneye, yani 2016 - 2017 sezonuna da bakacak olursak. Şampiyonlar Ligi'nde grup aşamasında Leverkesen, Monaco ve CSKA Moskova'nın olduğu gruptan çıkamasalar da Premier Lig gibi güç dengelerinin inanılmaz olduğu bir ligi bu defa Chelsea'nin ardından ikinci sırada bitirdiler. Hem de dünyanın en iyi hocalarından biri olan Guardiola'nın City'sine 8 puan fark atarak. Kaldı ki City o sezon transferlere tam 215 milyon euro harcamıştı. Ek olarak aldığı 4 mağlubiyetle, ligin en az yenilen takımı oldular ve içsahada oynadıkları 19 maçın 17'sini galip kapatıp, hiç yenilmeden sadece 9 gol yediler. Attıkları toplam 86 golle, Ada'nın tüm büyük takımlarını sollayarak bu alanda da zirveye oturdular. Bu da yetmedi, sadece 26 gol yiyerek bu kategoride de birinci oldular. Harry Kane ise o sezon istatistiklerine 35 gol, 7 asist ekleyecek ve kariyerinin en verimli olduğu sezonu geride bırakacaktı. Adebayor ve Soldado'nun gidişi sonrası Leverkusen'den 30 milyona alınan Heung Min Son ise Kane'nin yanında Lamela'dan devraldığı ve yardımcı forvette oynadığı pozisyonda 21 gol, 7 asist ile yıldızlaşacaktı. Tottenham için 2016 - 2017 sezonu gerek takım, gerekse de bireysel olarak adeta destansı bir şekilde sona ermişti. Eriksen 12 gol - 23 asist, Delle Ali ise 22 gol - 9 asist ile Tottenham'ı artık kıskanılacak bir seviyeye ulaştırıp, zevkle takip edilen bir takım haline getirmişti. Tabii ki bu başarı da en büyük pay, böylesine muazzam bir kadro düzeneğini oluşturan, harmanlayan ve  bizlere izlettiren Pochettino'dan başkası değildi. Bu takım Zidane'ın dediği gibi "Kane'nin takımı" değil, Arjantinli teknik adamın takımıydı.

Bugün kalecisi Lloris'ten Alderweireld'e, Vertonghen'den Eric Deir'e ve Davinson Sanchez'e kadar geniş yelpazede toplamda 450 milyon euronun üzerinde değeri ile hem Ada'nın hem de dünya futbolunun önemli adreslerinden biri olan Tottenham, yıldızlarını hemen satmayarak takım başarısını uzun yıllar daha üst düzeyde sürdürmeyi düşünüyor. Gençler ve tecrübelilerin en güzel kaynaşmalarından birine şahit olduğumuz bu takımı her hafta izleyin derim. Liverpool'a 4, Real Madrid'e 3 attılar. Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde daha iddialılar. Takımın yaş ortalaması sadece 25. Harry Kane ise bu sezon şimdiden 14 maçta 13 gole ulaştı ve geçen seneki rakamlarını geçme noktasında bir hayli iddialı görünüyor.

Kane, hali hazırda 260 golü bulunan ve erişilemez bir seviyede görünen efsane golcü Alan Shearer'ın en golcü olduğu Premier Lig kategorisinde, aktif futbolcular arasında attığı 86 golle (40 içsaha - 46 deplasman), 38.sırada ama bu sayıya sadece 3,5 yıl gibi bir sürede ulaştığını düşünürsek, eğer kendisine gelen astronomik teklifleri kabul etmez ve 3-4 sezon daha Tottenham'da kariyerine devam ederse en golcüler sıralamasında adını ilk 10'a rahatlıkla yazdırabilir. Listede Rooney 202 golle ikinci, Defoe 159 golle yedinci, Aguero 129 golle onikinci ve Romelu Lukaku ise 92 golle otuzbirinci sırada yer alıyor.

Tottenham, bir dönem Klopp'un önderliğindeki Dortmund gibi göze hoş gelen modern bir futbol oynuyor. Birkaç sene önce Gareth Bale, Luka Modric, van der Vaart ve Jermain Defoe dörtlüsü ile küllerinden doğan Tottenham, bu oyuncuların birer birer ayrılması ile kısa süreli tökezleme yaşasa da şimdilerde izleyenleri kendisine hayran bırakıyor ve her sene biraz daha birinci torba takımına dönüşme evresini tamamlama yolunda emin adımlarla yoluna devam ediyor. Geçen sene Chelsea, bu sene ise Manchester City adeta uçtuğu için belki biraz arka planda kalsalar da şu bir gerçek ki, Tottenham takımı doğru hoca, doğru planlama ve doğru bir yapıyla Premier Lig'de Arsenal ve Liverpool'u adeta solladı.

Takımın yıldız golcüsü Harry Kane henüz 24 yaşında ve onun ve takımının daha birçok rekoru kıracak potansiyeli var. İstatistik anlamında belki de en olumsuz verisi ise dördüncü kez Premier Lig'de Ağustos ayını gördüğü halde, henüz bu ay içinde gol atamaması. Kane, ligde en çok golü Leicester (8) ve Westham Unıted'a (7) atarken, Londra derbisinde Arsenal filelerini de 6 kez havalandırmayı başardı. Premier Lig'de ayın futbolcusu ödülünü en fazla kazanan Steven Gerrard'ın (6) ardından ikinci sırada bulunan Kane (5) bu kategoride Van Persie ve Rooney ile ikinciliği paylaşıyor. Bugün Lewandowski, Suarez, Aguero gibi büyük isimlerle aynı anda ismi anılan Kane, şimdilik Tottenham'da mutlu. Son iki sezonun gol kralı olan ve takımı adına bu güne kadar 112 gol kaydeden Kane, Tottenham tarihinin en önemli iki golcüsü olan Jermain Defoe (143) ve Robbie Keane'i (122) yakın zamanda geçebilecek mi? Hep beraber göreceğiz.

GÜNCELLEME : Harry Kane, 2017 yılında toplamda attığı 56 golle, bir takvim yılında en fazla gol atan oyuncu oldu. Bu alanda Messi, Ronaldo, Lewandowski, Cavani gibi üst düzey golcüleri geride bıraktı. Ayrıca Kane, Premier Lig'de bir takvim yılında en fazla golü atan Shearer'ı da geçerek (39) bu kategoride de rekorun sahibi oldu.

22 Eylül 2017 Cuma

2017 Us Open ve Nadal

Sezonun son Grand Slam turnuvası olan Amerika Açık, bu sene oyuncuların sakatlıkları ve özel çekilmeleri ile nispeten yıldızlardan yoksun bir şekilde oynandı. Erkeklerde Djokovic, Murray, Wawrinka, Nishikori ve Raonic sakatlıkları nedeniyle; kadınlarda ise Serena Williams hamileliği, Azarenka ise ailevi sebeplerden dolayı turnuvayı kaçırdılar. Turun en çok konuşulan isimlerinden Sharapova ise wild card ile turnuvaya katıldı.

Murray’nin kulaklarını çınlatarak başlayalım. Turnuvaya katılmayacağını kura çekiminden sonra açıkladığı an, neredeyse tüm tenis severleri kendisine düşman eden İskoç raketin bu kararının ardından Amerika Açık’ta Federer – Nadal finali en baştan ihtimaller arasından çıkmak zorunda kaldı. Tablonun aynı kanadında yer alan ikili, tüm kariyerleri boyunca hiç karşılaşmadıkları Amerika Açık’ta maçlarını kazandıkları takdirde en erken yarı finalde karşılaşabilecekler.

Erkeklerde turnuva büyük sürprizlerle başladı ve öyle devam etti. Gasquet, Fognini, Ferrer ve Kyrgios ilk tur maçları sonunda adeta soğuk duş alarak elendiler. İkinci turda Dolgopolov’a yenilen Berdych, Borna Coric’e kaybeden A.Zverev, Shapovalov’dan set alamayan Tsonga ve 19’luk Rublev karşısında dağılan Dimitrov da elenince Federer ve Nadal’ın ters kanadında bulunan tabloda finale sürpriz bir ismin çıkabilme ihtimali iyice kesinleşmiş oldu. Zira Murray’nin kuradaki yerini alan Marin Cilic de 1,71’lik ‘küçük dev’ Schwartzman’a 3.turda elenince işler iyice tuhaf bir hal almaya başladı.
Federer ve Nadal çeyrek finale kadar oynadıkları dörder karşılaşmada aman aman bir performansta oynamasalar da tecrübeleri ve bir yerde kura şansları ile zayıf denebilecek rakipleri eleyerek geldiler. 17.kez katıldığı Amerika Açık’ta 12.kez çeyrek finale çıkmayı başaran Federer; Youzhny, Feliciano Lopez ve Kohlschreiber gibi geçmişte sürekli yendiği rakiplerle eşleşirken, Nadal ise hiçbirinin ilk 50 sıralamada olmadığı Mayer, Daniel ve Dolgopolov gibi isimleri geçerek bu turnuvada yedinci kez çeyrek final vizesi aldı. Rafael Nadal ve Dominic Thiem, 2017’deki 4 Grand Slam’de de ikinci haftaları gören isim oldular.

Turnuvanın belki de en mükemmel ve heyecanı, seyri en üst seviyede olan maçının oynandığı Del Potro – Thiem mücadelesi ise adeta nefesleri kesti. Üç buçuk saat süren maçta setlerde 2-0 geride ve final setinde iki kez maç puanı kurtaran 2009 Amerika Açık şampiyonu Del Potro, grip olmasına rağmen muhteşem bir geri dönüşle rakibini 3-2 mağlup ederek çeyrek finalde Federer ile eşleşti. İlk olarak 2015 İstanbul Open’da adını duyduğumuz 19’luk Rus raket Rublev ise boyundan büyük işler başararak Dimitrov ve Goffin gibi elit isimleri eleyerek, çeyrek finalde ‘idolüm’ dediği Nadal’ın rakibi oldu.

Toronto’da Del Potro ve Nadal’ı mağlup ederek tüm dikkatleri üzerine çeken 18’lik genç yıldız adayı Kanada’lı Shapovalov, Tsonga’yı elese de dördüncü turda Carreno Busta’ya diş geçiremedi. Busta, çeyrek finale kadar (tamamı elemelerden gelen) oynadığı 4 karşılaşmada da henüz set kaybetmedi. Arjantin’in ele avuca sığmaz sempatik çocuğu Schwartzman ise Tipsarevic, Cilic, Pouille engellerini aşarak çeyrekte Busta’nın rakibi oldu. Ev sahibi apoletli Sam Querrey, son sekize gelene kadar çok ciddi bir rakiple oynamazken, çeyrekteki rakibi Kevin Anderson ise A.Zverev’i eleyen Coric’i ve sonrasında Lorenzi’yi mağlup etmeyi başardı.
ÇEYREK FİNALLER

Turnuva öncesinde hiç kimselerin şans vermemesine rağmen, favorilerin elenmesi ile açılan tablosunda çeyrek finalde Schwartzman karşısında da muazzam bir performans örneği gösteren 26 yaşındaki İspanyol raket Carreno Busta, rakibini set vermeden yenerek yarı finale çıktığında turnuvadaki 15 setin tamamını kazanarak öenemli bir başarıya imzasını atıyordu. Finale sadece bir adım kalmıştı artık. Yarı finaldeki rakibini belirleyecek maç ise Türkiye saati ile sabahın beş buçuğunda başlayıp 9’unda sona erecek olan Querrey – Anderson arasında oynandı. Beklenildiği gibi büyük bir çekişmeye sahne olan karşılaşmada toplamda 3 kez tie breake gidildi ve seyirci desteğini her an elinde bulunduran Querrey karşısında kazanan 3-1’lik skorla Kevin Anderson oldu. Ayrıca Anderson, 2003 Avustralya – Wayne Ferreira’dan sonra bir Grand Slam yarı finaline kalan ilk Güney Afrika’lı raket oldu. Busta ve Anderson kariyerlerinde ilk kez bir Grand Slam finaline çıkmak için karşılaşacaklar.

Dünya 1 numarası apoletli Rafael Nadal, tenise kendisini taklit ederek başladığını ve her fırsatta onun kıyafetlerini giydiğini söylediği genç raket Andrey Rublev karşısında maçtan önce doğal olarak favori olan taraftı ve rakibine bir an olsun göz açtırmadan, adeta antrenman havasında geçen mücadelede sadece 5 oyun vererek rakibini 3-0 yendi ve Federer – Del Potro maçının sonucunu beklemeye başladı. Nadal, tutuk başladığı turnuvada vitesi iyice yükseltti. Özellikle servis oyunlarında Rublev’e hiç şans vermedi. Bir çeyrek final müsabakasının doğasına aykırı bir şekilde maçı çok kısa bir sürede (1,5 saatte) tamamladı.

Nadal’ın yarı finaldeki rakibini belirleyecek mücadele öncesinde; 2009 Amerika Açık finalinde yarı finalde Nadal’ı, finalde ise Federer’i yenerek kariyerinin tek Grand Slam’ini kazanan Arjantin’li ‘kule’ Del Potro, Federer’in maç boyu anormal olan heyecanına bağlı olarak yaptığı basit hataları değerlendirmeyi başardı. Federer’in, rakibinin güçlü ve etkili forehand’ine çoğu zaman seyirci kalarak çözüm bulamamasına, savunma kanadında yaptığı hatalar da eklenince mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Özellikle Federer’in maçın üçüncü setinde tie break oyunlarında 4 kez set puanını değerlendirememesi ve dördüncü sette yaptığı 10-1’lik basit hata farkı maçı 3-1’lik setle, kazananın her daim haklı olduğu Del Potro’ya götürdü. Bu aynı zamanda Juan Martin Del Potro’nun 2013 Wimbledon’dan sonraki ilk Grand Slam yarı finali oluyordu.
YARI FİNALLER

İlk yarı final mücadelesi, bir ara 2015 yılında ilk 10’a dahil olan ve bu turnuvada bu maça kadar 92 ace atan ve bu alanda zirvede olan Kevin Anderson ile maçtan önce ‘turnuvada Nadal’dan başka İspanyol bir raket daha var’ diyerek gündeme gelen Carreno Busta arasında. İlk seti, yedinci oyunda kırdığı servisin avantajı ile 6-4 kazanan Busta, ikinci setten itibaren Anderson’un ace’leri karşısında adeta şok oldu. İkinci sette 7-0, üçüncü sette 9-0 ace üstünlüğü kuran Güney Afrika’lı, sırasıyla 7-5 ve 6-3 ile öne geçti setlerde. Son sette de üstünlüğünü devam ettiren Anderson, 58-21’lik winner ve etkili olduğu return puanları ile toplamda dört kez rakibinin servisini kırarak seti  6-4, maçı da 3-1 kazanıp ilk finalist oldu. Kevin Anderson, şanslı kurasında 2,03 boyu ile Grand Slam’ler tarihinde en uzun boylu finalist olurken, Carreno Busta ise maç sonrasında ilk kez kendisini dünya sıralamasında 10 numarada bularak kariyeri adına önemli bir başarıya imza attı.

Yarı finalin diğer ayağında, çeyrek finalde Rublev karşısında şov yapan Nadal ile 2009’da olduğu gibi bu sene de FEDAL finalini engelleyen Del Potro karşı karşıya. Maçtan önce Arjantin’li ‘kule’nin forehandlerine karşı Nadal’ın nasıl bir önlem alacağı konuşulsa da İspanyol raketin maçın favorisi olduğu herkesçe malum. İşi bu noktaya getirdikten sonra Nadal’ın kupayı alacağını düşünenlerin sayısı oldukça fazla. İlk sete kötü başlamasa da beşinci oyunda servisini kırdıran ve Del Potro’nun öldürücü forehandlerine cevap vermekte biraz zorlanan Nadal 6-4 ile ilk seti kaybetti. İkinci seti nasıl bir kelime yada cümle ile anlatmalıyız bilmem ama adeta tek kişilik bir tiyatro vardı kortta. Del Potro’ya bir saniye bile nefes aldırmayan Nadal, ‘bagel’ yaparak adeta Arjantinliyi korttan sildi. Rakibi karşısında psikolojik ve mental üstünlüğü de ele alan Rafa, bu hızla üçüncü sete de servis kırarak 3-0’la önde başladı ve seti 6-3 ile sorunsuz bir şekilde geçti. Direnci kırılan ve yaptığı basit hatalarla maçtan kopan Del Potro, son sette iki kez daha servisini kırdırdı ve Nadal, ikinci setten itibaren alev aldığı maçı beklenilenin aksine rahat bir şekilde kazanmayı başardı. Maç sonu istatistik sütununda ise 45-23 winner, 20-40 basit hata, 109-76 toplam puan ve bilhassa kilit bir anlam ifade eden ikinci servislerde alınan puanlar (72-28%) dikkat çekti.

... VE FİNAL
Rafael Nadal, ağır favori olarak çıktığı maçta, kurasında yer alan tüm favorilerin birbiri ardınca elendiği bir ortamda ilk Grand Slam finaline çıkan Kevin Anderson karşısında 6-3, 6-3 ve 6-4'lük üç sette şampiyon olarak, Grand Slam kategorisinde 16. zaferini kazandı. Amerika Açık'ta 3, bu yıl ise 2.Grand Slam şampiyonluğu Nadal için gerçekten de muazzam bir başarı oldu. 

İlk setin ilk 6 oyununda skor her ne kadar 3-3'ü gösterse de 17-4 gibi feci bir basit hata istatistiği ile oynayan Anderson'un heyecanı ve tedirginliği gözden kaçmazken, etkili servisleri ile anıldığı bir ortamda tam 4 kez servisini kırdırma şansı yakalattığı Nadal'dan ucuz kurtuldu. Ne var ki, 'korkunun ecele faydası yok' atasözünde olduğu gibi Anderson, çok geçmeden dördüncü servis oyununda servisini kırdırarak (Nadal, şeytanın bacağını kırarak) oyunu ve devamında seti verdi. İkinci set, ilk setin aksine daha az rallili ve dolayısı ile servis oyunlarının daha kısa sürede bittiği bir set oldu. Nadal, setin altıncı oyununda bir kez daha servis kırınca bu seti de ilk set gibi aynı skorla geçti. Son sette daha ilk oyunda servisine tutunamayan Anderson, kalan oyunlarda elinden geleni yapsa da hata yapmayan, konsantrasyonunu asla kaybetmeyen ve kort içinde gerçek bir şampiyon gibi mücadele eden Nadal karşısında ancak bu kadarını yapabildi.

Final istatistiklerinde Anderson için olumlu sayılabilecek iki tane veri çıktı karşımıza. Güney Afrikalı raket, 10-1'lik ace ve 32-30'luk winner puanlarında yaşıtı Nadal'ı geçebilirken... İspanyol boğası, ilk servis puanları, ikinci servis puanları, servis kırma puanları, basit hata sayısı gibi parametrelerde daima önde olan taraftı ve bu fark da zaten kendisine sonuna kadar hak ettiği şampiyonluğu getirdi. 

İYİLER DAİMA KAZANIR ----> RAFAEL NADAL

“Günün sonunda iyi bir insan olarak anılmak, kazanılan tüm kupalardan daha fazla değere sahiptir” dedi Nadal, US Open şampiyonluğu sonrasında. Eğer Nadal’sanız, yani neredeyse elde edilecek tüm başarıları kazanmışsanız, bu tarz bir cümle kurabiliyorsunuz. Evet Rafael Nadal, çok büyük bir şampiyon olduğu kadar iyi bir insan aynı zamanda. Bunu gittiği her yerde, oynadığı her kortta onu izleyenler tarafından net bir şekilde anlayabiliyor, hissedebiliyorsunuz. Bitmek bilmeyen hırsı, savaşçılığı, oyuna olan sonsuz tutkusu ve hep daha fazlası için verdiği emeğin elbette karşılığını alıyor. 2017’de 2 Grand Slam, 2 Masters şampiyonluğu. Roland Garros, Monte Carlo ve Barcelona’da ‘La Decima’. Türkçe’de onuncu (10.) anlamına gelen bu kelimenin tenisteki karşılığı paha biçilemez cinsten ve bunu sonraki yıllarda başka bir tenisçinin yaşaması neredeyse imkansız. Günümüz tenisinde herhangi bir turnuvayı, hele hele bir Grand Slam’i toplamda 10 kez kazanmak akıl işi değil gerçekten…

Nadal, aynı zamanda belki de en çok kendi adı ile beraber yazılan ve ‘tarihin en iyisi’ olarak kabul edilen Federer’in Grand Slam şampiyonluğunu (19-16) geçebilmesi sorusu sorulduğunda dahi mütevaziliği elden bırakmıyor. “Yaptıklarımdan ve kazandıklarımdan mutluyum. Federer’in şampiyonluk sayısını kendime takıntı yapmıyorum” diyecek kadar kendini bilen, hedeflerini turnuva bazında tutan, FEDAL adı altında birbirine giren taraftarların aksine sadece işine odaklanan mükemmel bir tenisçi. Tenise olan tutkuları, yaşlarına rağmen sürekli gelişme arzusuyla bu oyuna olan bağlılıkları zaten Nadal ve Federer’i diğer tenisçilerden çok ayrı bir mertebeye çıkarmaya yetiyor da artıyor.

Nadal, geçmişinde yaşadığı sakatlıklar ve sonrasında ‘eskisi gibi dönemez’ diyenlere inat her zamankinden daha güçlü döndüğü 2017’de kazanmaya devam ediyor. Son olarak Amerika Açık’ta 3.kez şampiyonluğu yaşayarak kendine olan özgüveni artan Nadal, sert kortta olan şanssızlığını da kırmış oldu. 2014 Doha’da en son kupayı eline alan Rafa, o tarihten sonra oynadığı 9.sert kort finalinde ilk kez kazanmış oldu. Bu süre zarfında kaybettiği 8 finalin altısında Federer (3) ve Djokovic’in (3) adları yazıyordu.

TAKTİK DEĞİŞİKLİKLER OLUMLU YANSIDI

Nadal artık sert kortta da çok etkili vuruşlar yapabiliyor, her şeyden önce maç içinde uyguladığı taktik planlarıyla (değişiklikleriyle) rakiplerinin birkaç adım önüne geçiyor. Bunun en somut örneğini Del Potro ile oynadığı Us Open yarı finalinde net bir şekilde gözlemledik. İlk sette rakibinin çoğu zaman backhandine oynayınca Arjantinli yön değiştirip o ünlü forehandlerini çılgınca savurarak seti kazanmıştı ama ikinci setten itibaren işler değişti. Kort içinde sürekli Del Potro’yu koşturan ve onun zayıf olan backhandi sebebiyle sol köşeye yakın oynamasını fırsata çevirip açık bıraktığı sağ köşeye paralel ve çapraz vuruşlar yaparak yoran Nadal amacına ulaştı ve mental olarak da zirveye çıkınca ‘kule’nin yapacağı hiçbir şey kalmadı. Hem hücumda hem de savunmada kararlı durdu ve son 3 sette bir kere dahi rakibine servis kırma şansı tanımadan, sadece 5 oyun vererek resmen şov yaptı. Aynı zamanda rakibinden 2009 yarı finalinin de rövanşını almış oldu. O gün Nadal’ın karşısında kim olursa olsun, inanın İspanyol boğasının hışmından nasibini alırdı.

US Open finalini çok yazmaya gerek yok zaten. Maçtan önce zaten ağır favoriydi kendisi. Maç maç ritmini artırıp, vitesi yükselten ve Del Potro karşısında tam anlamıyla alev alan bir “Nadal karşısında şansı var mı?” diye sormaktan çok, Kevin Anderson için ‘acaba toplamda 10 oyun alabilir mi?’ sorusuna cevap aramak sanki daha mantıklıydı. Nitekim öyle oldu ve Güney Afrika’lı raket tam da 10 oyun aldığı maçta, servis kırma puanı dahi göremeden, dirençsiz bir şekilde kaybetti. 16.Grand Slam şampiyonluğu ile bu alanda Federer ile sene başında olan 3 (üç) farkı koruyan Nadal için herhangi bir sakatlık yaşamadığı takdirde 20’li sayılara ulaşamaması için hiçbir sebep yok. Federer’in iyice yaşlandığı, diğer elit raketlerin sakatlıklarla haşır neşir olup, toparlanmalarının zaman alacak olmasından dolayı bu fırsatı lehine çevirebilecek mi? Hep beraber göreceğiz.
EKİP BAŞARISI

Rafael Nadal’ın 2017’de adeta ikinci baharını yaşadığı ve Amerika Açık öncesinde 3 yıl aradan sonra dünya 1 numarası olması sonuna kadar hak edilmiş bir ekip çalışmasının rakamlara yansımış haliydi. Amcası Toni Nadal ile olan birlikteliğinden müthiş bir hikaye ve onlarca şampiyonluk çıkarttı. Toni, ilk günden beri yeğeninin yanında oldu, onu en güzel şekilde eğitti, bugünlere getirdi. Fiziksel, zihinsel ve mental anlamda Rafa’yı en üst seviyede tutmak için elinden geleni yaptı ve bunda başarılı oldu. Amerika Açık şampiyonluğu ile beraber Toni Nadal emekli oldu ve kalan kariyerinde akademinin başında olacağını belirtti. Açıkçası böyle bir şampiyonlukla emekli olması iki taraf için de mükemmel bir son oldu.

Her sakatlığı sonrasında düşüşe geçmesi beklenen ve hatta 15-16 ay öncesinde Federer’i Grand Slam şampiyonluğu seviyesinde geçebilecek tek ismin Djokovic olacağı fazlasıyla dillendirilirken, (o zamanlar Nadal 14, Djokovic 12) bugün Nadal 16’ya ulaştı ve kendisi şu an bunu fazla konuşmak istemese de Federer’i geçmesi en muhtemel isim yine kendisinden başkası değil. Yaşı 31’i buldu ve zaman su gibi akıp geçiyor ama sanki Nadal oyun olarak kariyerinin en olgun çağında adeta. Asla pes etmiyor. O gün kortta yenilse dahi mental anlamda kendisini olumsuzluğa itmiyor. Hemen bir sonraki turnuva için hazırlanıyor. Forehandleri her zamankinden daha güçlü ve etkili. Baseline oyununda zaten iyiydi ama başta Carlos Moya’nın da katkıları ile file önü oyunlarına da özgüvenle rahatça gelebiliyor ve her zamankinden daha çok winner sayılar üretiyor. Nadal, oyununa kattığı değişiklikler ile komple bir tenisçinin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bizlere.

HER TURNUVAYA KATILMAMALI

Rekabeti seviyor, hem de herkesle. Meydan okumayı da yapıyor, gerektiğinde sakin kalarak durulmayı da… Hırsından hiçbir şey kaybetmiyor. Zaten bu hırsı değil mi, onun içindeki tenis aşkını yaşatan? Onu durdurulamaz seviyeye yükselten? Nadal, toprak sezonunda oynadığı efsane performansı sert zemine de entegre edebilme adına müthiş gayretli çalışıyor. Amerika turunun başında Montreal ve Cincinnati’de Shapovalov ve Kyrgios mağlubiyetleri aldığında morali bozulup kendine güveni azalır diyenlere inat çıktı, oynadı, kazandı ve Amerika Açık’ta mutlu sona ulaştı.


Kariyerinin 3/4'ünü bitiren Nadal, kalan zamanını en iyi şekilde değerlendirmenin peşinde. Geçmişte yaşadığı sakatlıklardan dolayı onlarca turnuvayı kaçırdı ve bunların acısını çıkarma adına elinden geldiğince çoğu turnuvaya katılıp koleksiyonunu genişletmek istiyor. 2017’nin şu ana kadar en fazla maç yapan raketi (56-9) olması dahi onun katıldığı tüm turnuvalarda nasıl bir dominasyon elde ettiğini gösteriyor. Bu konuda biraz daha hesaplı davranarak olası sakatlanma riskine karşı önlem alması kendisi adına daha iyi olabilir ama son karar tabii ki kendisinin. Özellikle toprak sezonunda 1-2 turnuvayı es geçmesi mantıklı olabilir. Zira toprakta ‘La Decima’lar yaparak zaten tüm hedeflere ulaştı. Şimdilik dizleri herhangi bir sıkıntı yaratmasa da bu yaştan sonra sakatlık riski daha da artabilir ve Nadal’ın bir sezonda katılacağı turnuva sayısı 15’i geçmemeli kanımca.

......................................................................................................................................................



THE END

14 Ağustos 2017 Pazartesi

2017 Wimbledon Günlüğü

- Bu yazı, KORT dergisinin Ağustos 2017 / 8.sayısında yayınlanmıştır. - 

Yorucu geçen toprak sezonu ve nihayetinde Nadal’ın Roland Garros şampiyonluğu sonrası sıra tenisin en prestijli Grand Slam’i olan Wimbledon’a gelmişti. Sadece 5 hafta sürecek olan çim kort sezonunun finalinde beyazlar içerisinde kuğuları ve baletleri izlemenin keyfini yaşamanın zamanıydı. Gerçeği ile alakasız bir şekilde ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ denilen İngiltere’de – ki yılda ortalama sadece 1 ay güneş yüzünü gösterir - sezonun 3.Grand Slam’i öncesi geçmişe nazaran yağmur işkencesi bu sene yok gibi.

Roger Federer, tek erkeklerde turnuvanın en yaşlısı ama aynı zamanda da bir numaralı şampiyonluk adayı konumunda. Son olarak Halle’de 9.kez şampiyon olarak Wimbledon’a hazır bir şekilde geliyor. Ev sahibi apoletli, son şampiyon Andy Murray ise Wimbledon öncesi Quenn’s Club turnuvasında ilk turda elendi ama yine de seyirci desteği ve geçmiş çim performansı ile en az Federer kadar iddialı. Rafael Nadal, turun en formda raket olarak karşımıza çıkıyor. Bacaklarının durumu ve Wimbledon konu olunca ne yapacağı merak konusu gibi görünse de otoritelerce en az yarı final oynar tahminleri yapılıyor. Novak Djokovic ise 2017’deki dalgalı performansına ek olarak henüz herhangi somut bir başarı elde edememesine rağmen kariyerinde ayrı bir yeri olan Londra’da her an her şeyi yapabilecek potansiyelde bir silah olduğunu görüyoruz.

Kuralar çekildi. ‘Big Four’ yarı finale kadar elenmezse; Federer – Djokovic, Nadal – Murray eşleşmesi inanılmaz olacak. Çeyrek finallerde ise Federer’in olası rakipleri arasında Raonic ve A.Zverev var. Murray’nin kurasında ise Wawrinka ve Tsonga karşımıza çıkıyor. Nadal’ın son 8’deki muhtemel rakipleri arasında Cilic ve Nishikori yer alırken; Djokovic’in kanadında ise herhangi bir sürpriz olmazsa Thiem yada Berdych’den biri gelebilir. Topun diğer zeminlere nazaran yerde daha alçak sekmesinden ötürü güçlü forehand ve backhand vuruşları ile iyi derecede return yapmak, servis – vole oyunlarında güçlü olup, makul düzeyde ‘ace’ atmak bir anlamda maçları kazanmanız anlamına geliyor. O halde başlasın artık Wimbledon!
                                             
İLK GÜNDE, İLK SÜRPRİZİN ADI : WAWRİNKA

Birinci gün… Wimbledon’da ilk gün maçları büyük bir sürprize sahne oldu. Rusların parlayan yıldızı genç Medvedev, dünya 3 numarası Wawrinka’yı 3-1’le geçerek ikinci tura yükseldi. Wawrinka’nın inişli çıkışlı grafiği yine devam ediyor ve kariyeri bittiğinde bir Wimbledon şampiyonluğu yaşaması çok zor görünüyor.  Ek olarak İsviçreli raket, 5.kez Wimbledon’a galibiyet alamadan (2005,2007,2010,2012 ve 2017) veda etti. Turnuvanın favorilerinden Nadal, Avustralya’lı raket Millman’ı içinde 34 rallilik bir sayının da olduğu maçta set kaybetmeden geçerek kariyerinin 850.galibiyetini almış oldu. Murray ise Bublik’i kolayca yenerek (3-0) ikinci tur vizesi aldı. Dört buçuk saatlik mücadeleye sahne olan Karlovic – Bedene maçında 6-7, 7-6, 6-7, 7-6 ve 8-6’lık beş setin ardından Aljaz Bedene bir üst tura adını yazdırdı. Gizli şampiyon adaylarından Nick Kyrgios ise Fransız raket Herbert karşısında setlerde 2-0 geride olduğu maçta sol kalçasındaki ağrıdan dolayı maçtan çekilerek ilk turda elendi.

İkinci gün… 8.kez Wimbledon’da şampiyonluğu hedefleyen Federer, 6-3, 3-0 önde götürdüğü maçta rakibi Dolgopolov’un sağ ayak bileği sakatlığı sonrası geri çekilmesi ile beraber ikinci tura yükseldi. Sırp raket Djokovic ise benzer senaryoda Klizan’ın ikinci sette geri çekilmesi ile bir üst tura çıktı. Raonic, A.Zverev, Dimitrov, Isner, Monfils gibi isimler de set kaybetmeden kolayca 2.tura yükselmeyi başardılar.

Üçüncü gün… İkinci tur maçlarının oynandığı ilk günde Nadal, Tsonga, Nishikori, Cilic ve Murray gibi üst düzey raketler zorlanmadan üçüncü tur biletini aldılar. İlk turda Wawrinka’yı eleyen ‘bear’ lakaplı Medvedev ise Belçikalı Bemelmans’a 3-2 yenilerek kendi rüyasını erken bitirdi.
BİG FOUR YOLUNA DEVAM EDİYOR

Dördüncü gün… Federer, Lajovic engelini 3-0’la kolayca aşarken, sıralamada 589.basamağa kadar gerileyen Ernests Gulbis, Del Potro’yu zorlu maçta set kaybetmeden eleyerek büyük bir iş başardı ve Pavlasek’i terlemeden yenen Djokovic’in üçüncü turdaki rakibi olmayı başardı. Bir hafta önce Antalya Open’da final oynayan Sugita- Mannarino eşleşmesinde ise bu defa kazanan 3-2’lik sonuçla Fransız Mannarino oldu. Thiem, Berdych, Ferrer’de üçüncü tura yükseldiler. 1,75 boyundaki Dudi Sela’nın 2,08’lik servis makinesi John Isner karşısında beş set sonucunda kazanması da günün dikkat çeken maçlarından biriydi.

Beşinci gün… Sadece 32 raketin kaldığı üçüncü tur maçlarının ilk gününde; kazandıkça iyice ritim yakalayan Nadal, Rusların en iyi raketi olan Khachanov karşısında son iki sette oldukça zorlansa da 3-0’la (6-1, 6-4, 7-6) adını dördüncü tura yazdırdı. Günün ilgi çekici maçında, iki ay önce Roma’da rakibine kaybeden Murray, bu defa Fognini’yi 3-1’le geçerek son 16’ya kaldı. Murray, dördüncü sette 5-2 geride iken tam 5 kez maç puanı çevirerek inanılmaz bir geri dönüşle seti 7-5, maçı da 3-1 kazanmasını bildi. İtalyan raketin fazlasıyla yaptığı basit hatalar sonu oldu. Nishikori ise klasik ‘kırılgan oyun anlayışı’nı gösterdiği maçta Roberto Bautista karşısında (3-1) elenmekten kurtulamadı. Marin Cilic,  Kevin Anderson ve Gilles Müller diğer turlayan isimler oldular.

Altıncı gün… Bu sene birbirlerine üçüncü kez rakip olan Federer – Mischa Zverev mücadelesinde kazanan beklenildiği gibi 3-0’lık sonuçla (7-6, 6-4, 6-4) ekselansları olurken, İsviçreli raketin ilk set dışında kendisini fazla zorlamadan sonuca gittiğini gördük. Federer, bir sonraki turda kendisi gibi tek el backhand oynayan ve veliahtı olarak lanse edilen Bulgar raket Dimitrov ile eşleşti. Letonya’lı raket Gulbis’i set kaybetmeden kolayca geçen Djokovic ise Monfils’i sürpriz bir şekilde beş set sonucunda eleyen Mannarino’nun rakibi oldu. Tsonga, ertesi güne sarkan maçta kendisi gibi servis ustası olan Sam Querrey’e 5 sette boyun eğerken, geçen yılın finalisti Raonic, ‘toprakçı’ olarak bilinen Albert Ramos’u 3-0 ile geçti. Berdych ve A.Zverev’de dördüncü tur vizesi alan diğer isimler oldular. Böylelikle ilk hafta bittiğinde; Wawrinka, Tsonga, Nishikori, Del Potro, Kyrgios ve Gasquet gibi önemli isimler Wimbledon’a erken veda etmek zorunda kaldılar.

Yedinci gün… ‘Middle Sunday’ olarak bilinen ilk pazar gününde maç oynanmıyor. İngilizler için şimdi çilek, şampanya ve çılgınca eğlenme zamanı. ‘Big Four’ ise tam gaz yoluna devam ediyor ve Wimbledon’da ikinci haftaya tam kadro, güçlü bir şekilde giriyorlar. Bakalım neler olacak?
‘MANİC MONDAY’DE ŞOK : NADAL ELENDİ

Sekizinci gün… İngilizlerin ‘Manic Monday’ dedikleri çılgın pazartesine geldi sıra. Yani turnuvada erkekler ve kadınlarda dördüncü turun tüm maçları (toplam 16 maç) bugün oynanıyor. İnanılmaz bir karmaşa ve zeminlerin aşırı düzeyde hırpalanması anlamına geliyor. Malum pazar günü maç oynanmadığı için sıkışan maç takviminde pazartesi günü tam bir işkence oluyor. Turnuvanın kalite ve izlenebilirlik açısından en mükemmel ve en heyecanlı maçları bugün oynandı diyebiliriz. Federer, Dimitrov karşısında oldukça rahat bir oyunla maçı 3-0 kazanıp çeyrek finale çıkarken; bu aynı zamanda Grand Slam’lerde açık dönemde Federer’in 50.çeyrek finali oluyordu. Bir diğer şampiyonluk adayı Nadal ise daha önce 2005’te yine Wimbledon’da üçüncü turda kaybedip, 2011’de 4.turda rövanşını aldığı Lüksemburg’lu raket Gilles Müller karşısında epik bir maç sonrası 3-2 kaybederek elendi. Biraz daha uzasa ertesi güne ertelenmek zorunda kalacak, 4 saat 48 dakikaya sahne olan unutulmaz maçta 2-0’dan geri dönüş yapıp maçı final setine taşıyan Nadal, son seti 15-13 kaybetti. Müller ise attığı müthiş servisler, ace’ler (30-23) ve kararlı oyunu ile kazanmayı hak ederek son 8’e kalmayı başardı. Böylelikle Rafael Nadal, son olarak 2011’de finalde Djokovic’e kaybettiği yıldan bu yana Wimbledon’da çeyrek final dahi göremeden elendi. Turnuvanın ev sahibi Murray ise Benoit Paire karşısında maçın tamamında bir hayli zorlansa da 7-6, 6-4, 6-4’lük üç sette rakibini geçerek bir engeli daha aşmayı başardı. Britanyalı’nın son iki maçta oynadığı oyun açıkçası çok da umut vermedi.

Günün diğer maçlarında ise; Raonic, A.Zverev’i beş sete giden maçta final setindeki rahat oyunuyla 3-2 yenerek geçtiğimiz sene yarı finalde yendiği Federer’le eşleşti. Açıkçası bu maç iki taraf için de zor geçmeye aday görünüyor. 2014 Us Open şampiyonu Marin Cilic, Bautista karşısında adeta antrenman maçı havasında tüm setleri 6-2 kazanıp 3-0’lık net sonuçla çeyrek finale yükselirken rakibi ise Nadal’ı sürpriz bir şekilde eleyen Müller oldu. Hırvat raket Cilic, 2014 Us Open’daki benzer ritmini buldu ve Nadal’ın da elenmesiyle açılan kurasında finale kadar gidebileceğinin sinyallerini vermeye başladı. Toprakta muazzam işler yapan genç raket Thiem ise tecrübe abidesi Berdych karşısında dirençli bir oyun oynasa da beşinci setin hemen başında kırdırdığı servis yüzünden maçı kaybetti. Son olarak iki servis makinası raketin düellosuna sahne olan maçta bir üst tura çıkan isim 3-2’lik skorla Kevin Anderson karşısında Sam Querrey oldu. Amerikalı raket, ev sahibi Murray ile eşleşti.

Dokuzuncu gün… Nadal – Müller maçının beş saate yakın sürmesi sebebiyle bugüne ertelenen dördüncü tur maçında Djokovic, Mannarino karşısında herhangi bir sürprize izin vermeden rakibini 3-0 yenerek çeyrek finalde Berdych’nin rakibi oldu. Sırp raketin, rakiplerine nazaran sadece bir gün dinlendikten sonra Berdych karşısına çıkacak olması kendisi adına büyük bir şanssızlık, Wimbledon yetkilileri için de kendilerini sınıfta bırakan bir karar oldu. Zira Müller – Nadal maçının beklenilenden daha fazla uzaması sebebiyle Novak – Mannarino mücadelesi pekala merkez korta alınabilirdi. En prestijli turnuva olan Wimbledon’un bu denli katı kurallarla desteklenmesi hem turdaki tenisçiler hem de tüm dünyadaki tenis severler için fazlasıyla can sıkıcı bir hal almış durumda.
ÇEYREK FİNALDE FAVORİLER ELENİYOR

Onuncu gün… Aralarında daha önce oynadıkları 12 maçın 9’unu kazanan Federer, geçen sene yarı finalde elendiği Milos Raonic’i fazlasıyla üstün oynadığı maçta 3-0 yenerek, geçen senenin acı rövanşını da almayı başararak Wimbledon kariyerinde oynadığı 100.maçında 89.galibiyetini almış oldu. Federer; maçın her anında aldığı estetik sayılar, kazanma azmi ve yaşına rağmen oynadığı şiir gibi tenis ile yine gönülleri fethetti. Tie breake giden üçüncü sette 3-0 geride olan Federer karşısında iki kez üst üste servis atan Raonic için maçı dördüncü sete uzatma şansı varken, gerek servis returnleri gerekse de etkili backhandleri ile adeta canavara dönüşen Federer üst üste bulduğu 5 sayı ve sonrasında hem seti hem de maçı kazanmış oldu. Fedex maçtan sonra yaptığı açıklamada "Vücudum beni bunca yıl ayakta tuttuğu için çok mutluyum" dedi. Ekselansları ayrıca açık dönemde 12.Wimbledon yarı finaline çıkarak bu alanda Jimmy Connors’u da geçerek zirveye çıktı. Son olarak Federer, Wimbledon’da ilk beş maçlık süreçte hiç set kaybetmedi. Eğer son iki maçta da aynı performansı gösterebilirse 2007 Aus Open sonrası kariyerinde ikinci kez set kaybetmeden Grand Slam şampiyonu olabilir.

Murray, açık favori olduğu ‘Big’ Sam Querrey karşısında maça çok iyi başlayarak ilk seti hanesine yazdırmayı başarsa da ikinci sette 5-4 geride servis atarken servisini kırdırınca maça eşitlik geldi. Üçüncü seti tie-break ile kazanıp, dördüncü seti 6-1 ile kaybedince dağılmanın eşiğine geldi. Çok iyi servis atan Querrey karşısında sanki Murray’de bir haller vardı. Return yapamıyordu, rakibi karşısında zaman zaman 100 mph’nın altında servis atmak zorunda bile kaldı ve kötü son kaçınılmaz oldu. Belli ki kalça sakatlığı nüksetmiş ve oyununa da büyük bir darbe vurmuştu. Final setinde ipleri iyice eline alan Amerikalı, rakibinin iki kez servisini kırıp, kendi servis oyunlarını da güle oynaya kazanınca seti 6-1, maçı da 3-2 kazanmayı başararak büyük bir sürprize imza attı ve kariyerinde ilk kez bir Grand Slam’de yarı finale çıktı. Britanyalı raket, maç sonrasında korttan sekerek ayrılmak zorunda kaldı. Maç genelinde 8-27’lik ace ve 33-70’lik winner istatistiği ile Murray son iki sette adeta ezildi. Big Sam, geçen sene yine Wimbledon’da üçüncü turda dünya 1 numarası Djokovic’i yenerken, bu defa da yeni dünya 1 numarası Andy Murray’i saf dışı bırakarak ilginç bir istatistiğe imza attı. Böylelikle Sam Querrey; hiçbirinde favori olmadığı Tsonga, Kevin Anderson ve Murray maçlarının tamamını 3-2 kazanmayı başardı.
Çeyrek finalin diğer maçında iki servis ustası Cilic ile Müller karşılaştı. Nadal karşısında yaklaşık beş saatlik maç oynayan Gilles Müller için maçtan önce Cilic karşısında şansının çok az olduğu konuşuluyordu. Cilic, hem rakibinden 6 yaş daha gençti, hem de bir önceki turda vücudu Müller’e nazaran daha az yorulmuştu ve her şeyden önemlisi Hırvat raketin tecrübesi daha ağır basıyordu. Ek olarak Müller’in etkili servislerine Nadal’a nazaran çok daha başarılı return yapan bir Cilic vardı kortta. Buna rağmen ilk dört sette taraflar ikişer kez kazanmayı bildiler. Cilic’in final setine gelindiğinde enerjik yapısı ve attığı bolca ace’lere (toplamda 33-17),  74-54’lük büyük winner farkı ve Müller’in yorgunluğu da eklenince maç çözüldü ve 6-1 biten setin ardından Cilic, yarı finale uzandı.

Günün son çeyrek final müsabakasında ise Novak Djokovic, Tomas Berdych karşısında başa baş geçen ilk seti tie break ile kaybetti. Çek raket, aynı zamanda Djokovic karşısında tam 14 set sonra ilk defa bir set kazanmayı başarmış oldu. Sırp raket ise bu sonuçla turnuvadaki ilk setini kaybetti. Novak, turnuva genelinde çeyrek final oynayan sekiz raket arasında servis vole puanlarını en az alan isim olarak dikkat çekti. Çünkü Djokovic puanlarını genel olarak baseline’dan aldı ki, bu alanda zirve onun (58%). İkinci sette kendi oyununda servisini kırdırıp 2-0 geriye düşen Nole, üçüncü oyunun hemen başında dirseğindeki şiddetli ağrılar sonrası maça daha fazla devam edemedi ve Berdych yarı finale çıkan son raket oldu. Böylelikle Djokovic, en son 2009 Aus Open’daki Roddick maçından sonra ilk kez bir maçtan sakatlığı sebebiyle geri çekilmek zorunda kaldı. Djokovic’in maç sonu açıklamalarında omuz ve dirseğindeki ağrıların 1,5 yıldır devam etiğini söylemesi ve böylesi bir durumda neden daha önce bir tedbir almaması, ameliyat / turnuvalara katılmama gibi çözümlere başvurmaması ise büyük dikkat çekti.

Özellikle Sam Querrey ve Tomas Berdych için bir Grand Slam şampiyonluğu için bundan daha önemli bir şans olamazdı. Kaldı ki kariyerinde Amerika Açık şampiyonluğu olsa da Marin Cilic de tünelin sonundaki ışığı net bir şekilde gören isimlerden biriydi. Üç raket için tek ve en büyük engel Federer olarak görünüyordu. Cilic, yarı finalde Sam Querrey ile oynayacak. Federer cephesinden bakarsak; büyük dörtlüden üçü elendi ve önünde büyük bir fırsat var. Hem 19.Grand Slam şampiyonluğu, hem Sampras’ı geçerek Wimbledon’da kazanılacak 8.şampiyonluk ile Londra’da krallığını ilan etmesi ve daha birçok şey. Daha önce bu tarz bir fırsatı (favorilerin elenmesi) 2014 Us Open’da yakalamış, yarı finalde Cilic’e elenmişti. Kaldı ki o gün Cilic’i geçebilseydi finalde Nishikori ile oynayacaktı. Geçen senenin acısını Raonic’ten çıkartan Federer, şimdi diğer açık hesabını kapatmanın peşinde olacak. Yarı finaldeki rakibi, onu 2010’da Wimbledon çeyrek finalinde yenen Berdych.
YARI FİNALDE HEYECAN DORUKTA

Onbirinci gün… Tek erkeklerde dört raket, yarı final öncesi son hazırlıklarını yapıyorlar. Çoğunluğun beklentisi; Federer, bu noktadan sonra şampiyonluğu asla bırakmaz. Otoriteler ise tecrübeleri ve kaliteleri ile Federer – Cilic finali bekliyorlar. ‘Head to head’ tablosuna baktığımızda; Cilic’in Querrey önünde 4-0’lık üstünlüğü bulunuyor.  Bu dört maçın üçü çim zeminde olduğu için Cilic, rakibinin bir adım önünde favori görünüyor. 3 çim maçının ikisi ise Wimbledon’da oynandı ve ikisini de Cilic 3-2 kazandı. En son Wimbledon mücadeleleri olan 2012 yılındaki efsane maç 5,5 saat sürmüş, final setini Hırvat raket 17-15 kazanmıştı. İzlemeyenlerin internetten o maçı da izlemelerini tavsiye ederim.

Federer’in ise Berdych karşısında 18-6’lık büyük bir üstünlüğü var. 2010 Wimbledon’da Berdych; çeyrek finalde Federer’i, yarı finalde ise Djokovic’i eleyerek finalde Nadal’ın karşısına çıkmıştı. Bu defa ise tam tersi bir durum sözkonusu. Berdych, çeyrek finalde Djokovic engelini aşarken, yarı finalde rakibi Federer olacak. Ayrıca sene başında Federer, Berdych’i Aus Open’da 3-0’la rahatça geçerken, Miami’de çeyrek finalde bir maç puanı kurtararak 2-1 ile zor yenmişti.

Onikinci gün… Günün ilk yarı final maçında Cilic – Querrey sahnede. Yarı finale gelene kadar Querrey, son üç maçında beşer set olmak üzere toplamda 22 set oynarken; Cilic ise rakibinden daha kısa süreli 17 set oynayarak geldiği için daha fit durumda. İlk set kıran kırana geçiyor, herkes kendi servisinde bir o kadar iyi ve servis kırma yaşanmıyor. İlk sette kazananı tie break belirliyor ve ikinci set puanını değerlendiren Querrey 1-0’la öne geçiyor. İkinci setin ilk 6 oyunu, ilk setteki hikayenin devamı gibi adeta. Sette skor 3-3 devam ederken, Cilic rakibinin servisinde atağa geçiyor ve rahatça servis kırarak, setin devamında bu avantajı değerlendirerek 6-4’le ‘deuce’ yapıyor. Üçüncü, yani maçın gidişatını belirlemedeki en önemli sette ise taraflar birer kez birbirlerinin servislerini kırıyor ve maç bir kez daha tie breake gidiyor. Bu defa en kritik yerlerde daha soğukkanlı kalan Cilic, seti kazanarak psikolojik baskı ile rakibinin önüne geçiyor. Üç set sonunda mücadele anlamında ‘dişe diş’ bir oyun anlayışı ile hareket eden iki tenisçi için geçmiş başarıların ve tecrübelerin önemi dördüncü sette daha bir ortaya çıkıyor. Bu sette özellikle ilk servislerinden 100% puan çıkartıp, maç genelinde rakibine 25-13’lük ‘ace’ ve 70-46’lık ‘winner’ üstünlüğü kuran Hırvat raket, dördüncü set yine tie breake gidecek denilen anda skor 6-5 iken rakibinin servis oyununda 15-40’ı yakaladıktan sonra bu avantajını değerlendirdi ve 30-40 sonrası güçlü forehand’i ile son sayıyı da alarak hem seti hem de maçı kazanarak kariyerinde ilk kez Wimbledon finaline çıkmayı başardı.  Ayrıca Cilic, 2013 – 2016 yılları arasında koçu olan Goran İvanisevic’in 2001 yılında final oynadığı Wimbledon’dan sonra bu şerefe layık olan ikinci Hırvat olacak. 2009 Wimbledon’da final oynayan Andy Roddick’ten sonra ilk kez bir Grand Slam’de yarı finale yükselen Amerika’lı erkek tenisçi olan Sam Querrey ise oynadığı tenisle ve elediği büyük raketlerle Wimbledon’da çok önemli bir başarıya imza attı.
2010’UN RÖVANŞI : FEDERER - BERDYCH

Cilic’in finaldeki rakibini belli edecek maça, yani Federer – Berdych maçına geçelim. İş bu noktaya gelince açıkçası rakiplerin daha önce kendi aralarındaki maçlardaki sayısal üstünlüklerin pek bir anlamı kalmıyor. Maç kortta oynanıyor ve o günkü şartların önemi daha da büyük oluyor. Wimbledon’da bu sene oynadığı her maç form düzeyini yükselttiğine şahit olduğumuz Federer, servis oyunlarını oldukça güçlü oynayan ve rakibini yenmesi halinde bir Grand Slam şampiyonluğu hayaline fazlasıyla yaklaşacak olan Tomas Berdych karşısında açıkçası beklenildiği gibi zorlanarak başladı. Buna rağmen setin beşinci oyununda servis kıran Federer, setin kalanında daha rahat oynar derken bu defa da Berdych, sekizinci oyunda servis kırarak devamında seti tie breake götürdü. Bu noktada alev alan Federer, rakibinin üç kez servisini kırarak ilk seti kazanmayı bildi. Çek raket için artık risk almanın zamanı gelmişti. Çünkü ikinci seti de kaybederse kötü son iyice yaklaşmış olacaktı. İkinci setin yedinci oyununda servis kırma şansını yakalasa da bunu değerlendiremeyen Berdych, yine de seti bir kez daha tie breake taşımayı başardı. İlk setteki tarifenin (7-4) aynısını uygulayan ekselansları, iş ciddiye bindiğinde agresif oyun yapısıyla vitesi yükselterek rakibine göz açtırmadı ve üçüncü sete daha güçlü girdi. Set, 3-2 Berdych üstünlüğünde devam ederken altıncı oyunda Federer’in kullandığı servis oyununda ekselansları 15-40’ı görüp bir anlamda seti büyük ihtimalle kaybetme noktasına gelmişken üst üste aldığı dört puanın üç tanesini usta işi ‘ace’ ile çözerek finalin kapısını iyice araladı. Rakibine karşı momentumu iyice eline aldığı bu servis oyunundan sonra hemen yedinci oyunda Berdych’in servisini bir kez daha kıran Federer, seti 6-4, maçı da 3-0’lık net bir skorla kazanıp, 11.Wimbledon finaline adını yazdırdı.

Bir servis üstadı olan Berdych karşısında ilk servislerde (84 - 74%) üstünlük kuran Federer, forehand kanadında da rakibini sindirerek galibiyete uzandı. Berdych’in rakibinin backhandine yüklenememesi ve basit hatalarda eşit olsalar da (Federer’in grip sorunu bunu tetikledi) winner üretme anlamında (53-31) sınıfta kalması, maçı kaybettiren önemli veriler arasındaydı.  Ayrıca İsviçreli’nin, rakibinin yapacağı her hamleye karşı vereceği cevaptaki zengin vuruş çeşitliliği, bacak çabukluğu, akıl ve sezgi gücü gözlerden kaçmadı. Tomas Berdych için rüya, beklentisinin altında set dahi alamadan sona erdi ama maçta hiç çift hata yapmaması ve rakibi karşısında kora kor bir mücadele örneği göstermesi, sadece en kritik yerlerde Federer’in ‘clutch time’ performansına yenik düşmesi ile genel anlamda turnuvayı başarılı bir şekilde geçirdiğine işaret etti.

Onüçüncü gün… Herkes Federer’in 8.Wimbledon şampiyonluğuna odaklanmış durumda. Marin Cilic’in finale kadar gelmesi dahi çok büyük bir başarı olarak gösterilip, Pete Sampras ile beraber paylaştığı 7 Wimbledon şampiyonluğunda Federer’in tarihi değiştireceği gerçeği herkesin dilinde. Geçen sene çeyrek finalde yine burada Cilic, setlerde 2-0 öne geçmesine rağmen Federer, efsane bir geri dönüşle maçı kazanmayı başarmıştı. Şimdi 5 set olmasa da en azından Cilic’in bu denli formda olduğu bir dönemde rakibinden en az bir set alacağını düşünenler de az değil.

FEDERER, 8.KEZ WİMBLEDON ŞAMPİYONU

Ondördüncü gün, final günü… Artık kelimeler kifayetsiz, artık hataların telafisinin çok zor olduğu final zamanı. Kılıçlar çekildi. Cilic, bir rüyayı taçlandırmak, Federer ise uğruna toprak sezonunu pas geçtiği ve 2012’den bu yana hayalini kurduğu Wimbledon şampiyonluğuna tekrar erişerek Londra’da krallığını ilan etmenin peşinde. Maç öncesi Cilic’e 6-1’lik üstünlüğü bulunan Federer’in rakibi ile olan teknik özellikleri karşılaştırıldığında maçın favorisi olduğu görülüyor. Forehand, servis kullanma başarısı, return, vole ve backhand puanları, mental durum gibi enstrümanlarda sürekli rakibinden bir – iki tık önde olan Federer maça da hızlı başladı. 1.98’lik kule görünümündeki Cilic, ilk sette beşinci oyunda kendi servisinde yaptığı basit hatalarla bir anda 0-40’ı görse de üç servis kırma puanının ikisini kurtararak 30-40’ı yakaladı. Bu noktada Federer, rakibinin backhand tarafına etkili çapraz bir vuruş yaparak dengesini bozarak  servisi kırdı ve Berdych maçında olduğu gibi avantajı eline aldı. Dokuzuncu oyunda bu defa Cilic’in çift hata yapması ile bir kez daha aynı tarifeyi uygulayan Federer, 6-3 ile seti kazandı. İlk sette taraflar hiç ‘ace’ atamazken, Cilic’in 10-4’lük basit hata istatistiği ilk setin kaybedilmesinde büyük rol oynadı. Ekselansları gümbür gümbür şampiyonluğa koşuyordu.

İkinci sette istediklerini bir türlü yapamayan Cilic, sandalye molasında gözyaşlarına hakim olamadı. İki kez servisini kırıp, tam anlamıyla rakibinin moralini bozup sürklase eden Federer, sadece 25 dakika sonunda ikinci seti 6-1 ile kazandı. Bu sette ilk servisten aldığı puanların (%86-53) yanı sıra ikinci servislerde de (%100-29) rakibine çok büyük bir üstünlük kurdu İsviçreli. Artık mutlu son çok yakındı. Cilic, üçüncü set öncesi sağlık molası aldığında ayağındaki durum içler acısıydı. Buna rağmen pes etmedi, elinden geldiğince savaştı Hırvat raket. Sette skor 3-3 devam ederken servis oyununda Federer’in hızına ve tekniğine daha fazla yetişemeyerek servisini kırdırdı ve kendi servis oyunlarında hata yapmayan rakibi karşısında seti 6-4, maçı da 3-0 kaybetti.

Turnuva genelinde rakiplerine karşı toplamda 130 ile maç başı ortalama 21 ‘ace’ atan Cilic’in Federer’e karşı sadece 5 ace atması, basit hata kategorisinde ise 23-8 gibi can sıkan bir performansta oynaması sonu oldu. 36 yaşına gelen Federer’in hala bu yaşta ilk silahı ‘servis’ olarak bilinen birçok raketten daha etkili servis atması (birinci servislerde 83% ile oynadı), return, forehand ve backhand kanadında da muazzam işlere imza atarak adeta ‘uzay tenisi’ seviyesine ulaşması, her şeyden önce tüm bunları keyif alarak, karşısındaki rakete de üstünlüğünü kabul ettirerek yapması tüm izleyenleri kendisine bir kez daha hayran bırakmasına yetti. Çeyrek final sonrası eşleştiği Raonic, Berdych ve Cilic gibi bu oyunun en iyi servisçileri arasında gösterilen üç tenisçi karşısında da bir set dahi vermedi. Björn Borg’un 1976 yılında Wimbledon’da elde ettiği başarıdan sonra Federer, tarihte ikinci kez burada set kaybetmeden şampiyon olan tenisçi oldu. Ayrıca ekselansları, bu başarının aynısını daha önce 2007 Aus Open’da da tekrarlamıştı.
TÜM ZAMANLARIN EN İYİSİ : ‘THE GOAT’ FEDERER

Tenisin yaşayan en büyük efsanesi Federer, artık Wimbledon’da tek kral olarak kaldı. Herhangi bir Grand Slam’de 11 ile en çok final oynayan isim olarak tarihteki yerini aldı bile. Elde ettiği 8. şampiyonluk ile daha önce Sampras’la (7) paylaştığı koltuğu ise ilelebet tek başına aldı. Toplamda 19.Grand Slam şampiyonluğu. Yine ağladı, ama merkez kortta bu büyük heyecana tanık olanları ve ekran başındaki milyonları da sevinçten ağlattı. Tam bir sene önce bu zamanlar yaşadığı sakatlık sonrası kariyerinin artık bittiğine inananlar, ‘devam etse de asla bir Grand Slam kazanamaz’ diyenlerin çok olduğu bir ortamda, sıfırdan gelerek önce Avustralya Açık’ı kazanmak, yetmezmiş gibi İndian Wells ve Miami Open’da Masters1000 şampiyonluklarına ulaşmak. Kariyerinin en çok konuşulacak kararlarından birine imza atıp tek “hedefim çim ve sert sezon” deyip 2,5 aylık toprak sezonunda bir tane dahi turnuvaya katılmayarak stratejik bir karar almak ve sonunda bu kararında da haklı çıkmak. Ekibi ile beraber yaptığı doğru takvim planlaması, “ara vermeyi de bilmek” söz dizesinin kortlara yansımış en güzel örneğiydi adeta. Federer, 36 yaşına sadece üç hafta kala Wimbledon tarihinde şampiyon olan en yaşlı tenisçi olarak kayıtlara geçerken, ezeli rakibi Nadal’ın da (15) dört fark önünde geçilmesi artık çok daha zor bir şekilde 19.Grand Slam şampiyonluğu ile haklı gururu yaşıyordu. İnanılmaz bir sezon, tarifi zor bir rüya onun için.

2014 ve 2015’te finalde Djokovic karşısında alınan ağır yenilgiler, 2016’daki Raonic karşısında alınan mağlubiyet travmatik sonuçları doğurabilir, ‘bir daha Wimbledon şampiyonu olamaz’ deniyordu Federer için. Kariyerinin en radikal kararını alıp, sakatlığı sonrası aktif dinlenme ile tenise altı ay ara verdi, eskisinden daha güçlü geldi ve şimdilerde sağlıklı kaldığı sürece 40 yaşına kadar oynayabileceğini açıkladı. Bu aynı zamanda, “Bir süre daha buralardayım ve elde edilecek daha çok şampiyonluk var” diyerek bir meydan okumadır. Federer, özetle 2017’de adeta imkansız denileni başararak neden tenis sporunda GOAT yani ‘Greatest Off All Time’, Türkçe ifadesiyle “Tüm zamanların en iyisi” olduğunu bir kez daha ispatladı.

Kendisi dahi böyle bir sezon beklemediğini söylese de, içinde Federer olan öngörülemez bir cümle kurmamamız, kesin bir yargıya varmamamız gerektiğini bir kez daha görmüş olduk. O sadece zamana direnmekle kalmıyor, içinde aşk ile büyüttüğü tenisi ve oynama hevesini her an yüksek şarjda tutup profesyonel bir anlayış ve kararlılıkla hedeflerine doğru emin adımlarla ilerliyor. Sadece şampiyon olmak değil Federer’in amacı. İyi oynadığını hissetmek, bunu görmek, herkese göstermek ve her şeyden önemlisi oynadığı oyundan zevk almak. Tüm bunları hayata geçirebilmesi için ise sağlıklı olması şarttı ve bu problemini de çözünce durdurulamaz bir seviyeye geldi. İşte Federer’in toprak sezonunu pas geçmesinin başlıca sebebi de buydu zaten. Dünya sıralaması umrunda değil ve keyif alacağı, gerçekten orada oynamak istediği zeminleri ve turnuvaları seçiyor. Bir anlamda part – time çalışan bir işçi gibi davranıyor. 36 yaşındaysanız ve adınız Federer ise işte böyle seçme hakkınız oluyor. Artık üzerinde baskı da azaldı. Kalan tenis kariyerinde yine aynı yol gösterici işaretleri takip edecek : “Tenis oynayarak keyif almak ve bunun tadına varmak…”
Geçen sene bu zamanlarda lüks bir otomobil markasının onun hakkında yaptığı reklam filmi aklıma geldi. Federer’in zamanlar geçse de hala aynı Federer olduğunu gösteren güzel bir çalışma idi.  Yıllar geçtikçe eskimeyecek” sloganı ile yayımlanan videoda, başarılı tenisçi ile geçmişe bir yolculuk yapılıyor, efsane isim Rod Laver ile maç yapıyor. Daha sonra John McEnroe, Andre Agassi oluyor, her devirde tenis oynamaya devam ediyor, etrafında kadınlar, fotoğraf çekimleri vs... Reklam filminde esas belirtilmek istenen mesaj ise hala günümüzde geçerliliğini devam ettirecek cinsten : “Dönemler başlar ve biter. Ancak Federer, her zaman Federer olarak kalacak ve her zaman güzel görünecek.”

“Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi” adlı filmi izleyenler bilirler. Yıllar geçtikçe gençleşen bir adamın etkileyici ve sürükleyici hikayesi tüm dünyada büyük ses getirmişti (2008). Etrafında yaşayanların şaşkın bakışları arasında yaşlandıkça gençleşen o 'farklı' adamın yaşadıklarının neredeyse aynısını bugün futbolda Zlatan İbrahimovic, teniste de Roger Federer yapıyor ve ne gariptir ki, ikisi de 1981 doğumlu. İsveçli golcü, 18 yaşında başladığı profesyonel kariyerinde 30 yaşına kadar 232 gol attıktan sonra, daha fazlasını ise 30 yaşından sonra (254 gol) atarak emeklilik söylentilerine ve “artık yaşlandı, fazla gol atamaz” diyenlere pabucunu tersten giydirerek, üstün formunu devam ettirmiş, bugün 4 büyük futbol ülkesinin en iyi takımlarında forma giyerek futbol tarihinin en özel futbolcularından biri olmuştur. Aynı şekilde Federer de, 30 yaşından sonra katıldığı 21 Grand Slam’de belki sadece 3 şampiyonluk yaşadı ama toplamda 14 tanesinde (67%) en yaz yarı final oynayarak bir anlamda tenisin “Benjamin Button’u” olmayı başardı diyebiliriz.

Roger Federer’in bu denli sağlam duruşu, sıkıntılı zamanlarında dipten zirveye giden yükselişinde örnek aile yaşantısının da çok önemli olduğunu biliyoruz. Her şeyden önce çok iyi bir baba olduğu kamuoyunca biliniyor. Eşi Mirka ile birbirlerini çok iyi tamamlayan ikilinin dört çocuğu ile beraber mutlu ve imrenilecek görüntüsü başta Federer’in tenise olan açlığını ve motivasyonunu her daim yüksekte tutuyor ve zorlu tenis takviminde de en büyük yardımcısı oluyor. Federer, bir anlamda ‘evinde mutlu olanın her alanda başarısı artar’ mesajını veriyor bizlere…

Wimbledon sonrası ATP sıralamasında dünya bir numarası değişmedi. Çeyrek final oynayan Murray, 7.750 puanla yine zirvede yer alıyor. Dördüncü turda elenen Nadal 7.465 puanla ikinci sırada. Wimbledon’u şampiyon olarak tamamlayan Federer, 6.545 puanla üçüncü sıraya yükselirken, Bir diğer çeyrek final oynayan Djokovic 6.325, henüz ilk turda elenen Wawrinka ise 6.140 puanla dördüncü ve beşinci sırada yer alıyorlar. Önümüzdeki Ağustos ayında Amerika kıtasındaki turnuvalar sonrası dünya sıralamalarının, özellikle de 1 numara koltuğunun değişmesi oldukça muhtemel görünüyor. Murray’nin sakatlığı ve formsuzluğu ile geleceğinin belirsiz olması, Djokovic’in ise sezonun geri kalanında sakatlığı sonrası yer almayacağını açıklaması ile; en son 2012’de dünya bir numarası olan Federer ile yine son olarak 2014’te bu alanda zirvede olan Nadal’ın Amerika turnesinde yeni dünya 1 numarası olma ihtimali neredeyse kesin görünüyor. Bir nevi FEDAL rekabeti, bu defa bir maçta değil, dünya 1 numarası olmak için tekrar alev alacak gibi görünüyor.

SAKATLIK KABUSU

Erkeklerde Roger Federer’in, kadınlarda ise Garbine Muguruza’nın şampiyonluğu ile sonuçlanan Wimbledon tenis turnuvası bu sezon tarafların fazlasıyla ‘geri çekilmesi’ ile hatırlanacak gibi görünüyor. Ağırlıklı olarak ilk turlarda meydana gelen ve tamamının sakatlık sebebiyle kayıtlara geçen geri çekilmeler sırasındaki maçların skorları ise şu şekildeydi :
KİM, NE DEDİ?…

Federer: “Eğer bir gün eşim Mirka, 'Artık seyahat etmek istemiyorum' derse, kariyerimi noktalarım. O olmadan tenis oynayamam.”

Alexander Zverev : "Üç yıldır herkes bana yenilgilerden öğreneceklerin var diyor. Artık öğrenmekten çok sıkıldım."

Bernard Tomic, Wimbledon’da ilk turda Mischa Zverev karşısında elendikten sonra şunları söyledi :  “Aslına bakarsanız ilk turda elenmekle dördüncü turda elenmek arasında fark görmüyorum, ilk turlarda elenmemin sebebi yeteri kadar konsantre olamamam. Eskisi kadar heyecanlanmıyorum, maç içerisinde sıkıldım ve artık bu spora saygı duymuyorum” dedi.

Rafael Nadal : “Sonucu benim için üzücü olsa da, o maç (Müller) en iyi oyunumu oynamamış olsam da sene itibariyle performansımdan çok memnunum. Çim zeminde de tekrar oynayabildim uzun zaman sonra. Şimdi ay sonuna kadar tatil zamanı. Deniz, aile ve arkadaşalr. Mallorca’nın tadını çıkaracağım. Sonra haırlık dönemi. Yapılacak iş çok.”

Novak Djokovic : 1,5 yıldır omuz ve dirseğimde bu sorunları yaşıyorum ama hiçbir sefer şimdi yaşadığım gibi (Berdych maçı) bir dirsek ağrısı hissetmedim. Bazı doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söylüyor, ancak bu konuda bir netlik yok. Bir süre ara verip, tedavi göreblirim.

Ernest Gulbis : "Eğer Novak'ın formu kötüyse sıralamada 3 yada 4 numaraya geriliyor. Eğer ben kötüysem 500'lere geriliyorum."

--- "4.tura hazırlanmak için Murray-Fognini maçını izleyecek misin?"
--- Paire: "Hayır, arkadaşım Roger-Vasselin ile barbekü yapacağız."

Gerard Pique : “Lionel Messi, Michael Jordan ve Roger Federer. Spor tarihinin en iyi isimleri onlar.”

Lleyton Hewitt : “Nasıl bir yıldayız? Rafa Fransa’da, Federer Wimbledon’da set kaybetmeden şampiyon oluyor. Onları tebrik ederim.”

Kobe Bryant : “Federer, türünün tek örneği, tebrikler arkadaşım.“

Philipp Lahm : “Wimbledon’un en başarılı oyuncusu, gerçek bir şampiyon. Performansından dolayı tebrikler Federer.”

Martina Navratilova : “Roger Federer, Wimbledon’da 8.şampiyonluğunu elde etti. Bu bir rekor, efsane.”

Petra Kvitova : “Federer, tebrikler. O asla durmadı, inandı ve herkes için bir ilham kaynağı. Efsane.”

FEDERER VE RAKAMLAR…

“Tekrar geri döneceğim konusunda inancımı hiç kaybetmemiştim.” Roger Federer

… Federer, 2009’dan bu yana ilk kez aynı takvim yılı içerisinde 2 Grand Slam kazandı.

… 2003’ten günümüze oynanan 15 Wimbledon turnuvasını sadece 4 isim (Federer, Nadal, Djokovic, Murray) kazandı. Bu kısır döngü öncesi en son 2002’de Lleyton Hewitt kazanmıştı.

… 2017’ye dünya 17 numarası olarak başlayan Federer, yaklaşık 11 ay sonra tekrar yeni dünya 3 numarası oldu (Temmuz 2017 itibariyle).

… Federer, 29.Grand Slam finalinde 19. şampiyonluğuna ulaşırken, toplamda 141. kariyer finalini oynadı ve 93 tekler şampiyonluğuna sahip.

… Ekselansları, 2017’de inanılmaz bir sezon geçirirken kazandığı şampiyonlukların 2006 yılı ile benzerlik göstermesi oldukça manidar oldu. 2006’da Avustralya Açık ve Wimbledon olmak üzere iki Grand Slami de kazanan Federer; İndian Wells ve Miami Open masterslarında da ipi göğüslemişti. Ek olarak Halle’de de şampiyon olan Federer, bu kazandığı 5 şampiyonluğun tamamını 2017 yılında tekrar elde ederek adeta ‘dejavu’ yaşatıp, teniste başarının sadece ‘yaş’ ile ilintili olmadığını herkese kanıtlamış oldu.

… İlk Wimbledon zaferi  ile son Wimbledon şampiyonluğu arasında tam 14 yıllık bir yelpaze oluştu (2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2009, 2012, 2017). Wimbledon’da gerçek anlamda ilk kupasını ise 1999 yılında ‘Junior’ kategorisinde almıştı.

… Wimbledon’da final maçı dahil oynadığı 7 maç sonunda sadece 4 kez servisini kırdırdı (Berdych, Dimitrov, M.Zverev, Lajovic).
… Daha 1 sene öncesine kadar 17 Grand Slam şampiyonluğu bulunan Federer için 18 rakamı hayal gibi görünürken, tüm dünyadaki sevenleri ve hayranları şimdiden 20 rakamının olduğu ‘bel20ve’ etiketi ve hashtagi ile paylaşımlarda bulunmaya başladılar bile.

… Federer’in kırabilmesi muhtemel rekorlardan birisi de idolü Pete Sampras’a ait olan takvim yılı sonunda en fazla dünya 1 numarası olma rekorunu (6) egale etmek. Federer; 2004, 2005, 2006, 2007 ve 2009 yıllarında 5 kez sezonu 1 numarada kapattı. Ayrıca Fedex, bir numaranın sahibi olursa, bu ünvanı alan en yaşlı erkek tenisçi olacak.

… Federer, 2017 yılında 31 galibiyet alırken, sadece 2 kez yenildi (94%). İki yenilgisi de top100 dışındaydı : Haas ve Donskoy. Bunun yanı sıra geçen senenin aksine 2017’de TOP 10 oyuncuları karşısında 9-0’lık ezici bir istatistik yakaladı.

… Son olarak Federer, kariyerinde oynadığı 1.358 maçta 1.111 galibiyet çıkartarak (82%) bu kategoride 1.256 maç kazanan Jimmy Connors’un ardından ikinci sırada.

… Rafael Nadal’ın Roland Garros sonrası sezon sonu turnuvasını garantilemesinden sonra Roger Federer’de Wimbledon şampiyonluğu ile beraber şimdiden WTF’ye katılmaya hak kazandı.

--- Tüm tenisçiler için bir ilham kaynağıdır Federer. Bir sporu sevmenin, onu tüm vücudu ile geliştirmenin, en başta tüm bunlardan keyif almanın sonuca yansımış halidir tarihe geçen bu şampiyonlukların anlamları. ---

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR