27 Ocak 2015 Salı

Onlar da Futbolcuydu...

Dünyaca ünlü ve saygın olan teknik direktörlerin neredeyse tamamının, zamanında futbolculuktan geldiğini malum hepimiz biliyoruz. Sanırım bu konuda belki de en büyük istisna Jose MourinhoPorto, Chelsea, İnter ve Real Madrid gibi muazzam bir kariyere sahip olan Portekizlinin meslektaşlarıyla atışırken, bazen bu eksikliğinden dolayı ağır eleştiriler alması da sanırım son derece doğal. Kaldı ki futbolculuk dönemlerinin müthiş olduğu teknik adamların da çoğunun bu konuda yetersiz kaldığını Maradona, Van Basten gibi örneklerden net bir şekilde anlayabiliyoruz.

Mourinho'nun açık sözlü ve hazır cevap kimliğinin en güzel örneklerinden biri olan ve kendisi gibi geçmişinde profesyonel futbolcu olarak görev yapmayan, orjinali Arrigo Sacchi'ye ait olan tarihe geçen o unutulmaz sözünü de hatırlamak lazım :

"Teknik direktör olmak için önce futbolcu olmak gerektiğini söylüyorlar. Peki jokey olmak için de önce at mı olmak gerekiyor?" (Gayet mantıklı bir söylem)

                                                                      ***

Şu an ki dönemde aktif olarak teknik direktörlük görevlerini devam ettiren bazı hocaların futbolculuk dönemlerine gidelim istedim. Onları bir de bu yönleriyle görüp değerlendirelim. Yani teknolojinin bu kadar hayatın ve futbolun içinde yer almadığı, çimlerin bu kadar kaliteli, tribünlerin bu kadar konforlu olmadığı, kah siyah - beyaz kah renkli o günleri hatırlamak ve o zamanın futbolcularının hangi zor şartlardan zirveye geldiklerini de iyi analiz etmek lazım.

Şüphesiz dönemin en iyi kariyere sahip olan teknik adamı Pep Guardiola ve onun hem futbolculuk döneminde hem de teknik adamlık boyutunda Barcelona ile yakaladığı başarılar inanılmaz seviyelerde. Yine İtalyan kurt teknik adam Fabio Capello da son 20 yılın en başarılı hocalarından sadece biri. Milan, Chelsea, PSG derken Real Madrid ile de saygı duyulacak kariyere sahip olan bir diğer İtalyan Carlo Ancelotti de diğer misafirlerimizden olacak.

Mourinho'nun hocası taktik dehası Van Gaal ve ele avuca sığmaz Alman Bernd Schuster de bu satırlarda konuğumuz olacak. "Kim daha iyi?" sorusunda Pele'nin baş muhatabı olan Maradona'yı da tabii ki unutmayacağız. Schuster ile Maradona'yı aynı fotoğrafta görünce ise "vay be" diyeceksiniz. Yeni yükselen isimler Montella, Koeman ve Simeone'yi de tabii ki ekleyeceğiz. Bir dönem yolu ülkemizden de geçen Mancini ve Souness'ın aynı karede görünce eminim ki duygulanacaksınız...

O zaman lafı fazla uzatmadan nostalji turumuza başlayalım. Şimdiden iyi seyirler...

Klinsmann (Bayern Münih) & Guardiola (Barcelona)
Bernd Schuster (Barcelona)
Klinsmann (Almanya)















Carlo Ancelotti (Roma)


Laudrup (Barcelona)
















Beckenbauer 1972

Dunga (Brezilya)




















Ronald Koeman
Louis Van Gaal (Sparta Rotterdam)
Maradona (Boca Juniors)
Stoichkov & Mourinho (Barcelona)























Torres & Simeone (A.Madrid)
Montella & Totti (Roma)
Mancini - Vialli - Souness (Sampdoria)
Maradona & Schuster
Dino Zoff & Fabio Capello

15 Ocak 2015 Perşembe

Bol Şans Wilfried Bony...

MANCHESTER CİTY...

2008 yılında Arap Şeyhi Sheikh Monsour bin Zayed Al Nahyan'ın kulübü satın almasıyla Avrupa'nın elit takımları arasına katılan Manchester City, geçen 6 yıllık süreçte 2 kez Premier Lig Şampiyonluğu yaşadı. Bir türlü gelmeyen Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'nun getirdiği başarısızlık bir yana, bu kupada çeyrek final yüzü dahi göremeyerek tam bir hayal kırıklığı yaşadılar. Buna rağmen Ada'da her sezon şampiyonluk yarışının müdavimi oldular ve neredeyse her sezon kulüp sahibinin saçtığı paralarla büyük yıldızları satın aldılar.

Transfer konusunda Almanya'da Bayern Münih modelini örnek alan City, neredeyse her sezon Premier Lig'de sivrilen golcü futbolculara adeta bir servet harcayarak takıma kattı ve çoğundan da büyük zarara uğradı. Satın aldığı futbolculardan hem bir sonraki satış hem de kulübe katkı anlamında istediği verimi alamayan Manchester City'nin Premier Lig'de çok gol atan futbolcuları bir bir kadroya katmasından başka diğer ülkelerdeki yıldız futbolcuları da çoğu zaman transfer ettiğini de eklemeliyiz. Zira kulübün sahibinde bol para olunca neredeyse alamayacağınız futbolcu da olmuyor..


Premier Lig'de şüphesiz 2014'ün en dikkat çekici golcüsü Swansea forması altında 1,5 yılda 35 gol atma başarısı gösteren ve rüştünü fazlasıyla ispatlayan Wilfried Bony ve M.City de bu fırsatı kaçırmayarak potansiyeli yüksek Fildişili santrforu renklerine bağladı.

Devre arasında yapılan transferin takıma yarardan çok zarara uğrattığı düşüncesi, bize öğretilen ve aslında hiçte yanlış olmayan bir futbol klişesidir malum. İşte tam da bu anda tam 28 milyon Sterlin karşılığında 2015'in başında yapılan transferin ilham kaynağı ise tabii ki takımda var olan golcülerin sık sık sakatlığa uğraması. Bu arada City'nin Premier Lig'de çok gol atan futbolcuları bir bir kadroya katmasından başka diğer ülkelerdeki yıldız futbolcuları da çoğu zaman transfer ettiğini de eklemeliyiz. Zira kulübün sahibinde bol para olunca neredeyse alamayacağınız futbolcu da olmuyor. Tabii ki Messi ve Ronaldo hariç :)


Takımın 2008'den 2015'e kadar olan Arap sermayeli döneminde ilk yıllara nazaran son yıllarda daha az transfer yaptığını da net bir şekilde görebiliyoruz. Teknik direktör anlamında ise bu oran daha bir azalıyor. 6 yıllık süreçte sadece 3 teknik adamla çalışan City'nin şüphesiz Avrupa'nın elit takımlarından birisi olmasının en büyük mimarı da Roberto Mancini. Zira Mancini 4 sezon başında kaldığı takıma tam 42 yıl sonra efsane bir sezon sonrası şampiyonluk sevinci yaşattı. Mancini'nin altyapısını kurduğu sistemde Manuel Pellegrini ise daha sağlam adımlar attı ve geldiği ilk sezon takımını şampiyon yaparken bu sezonun devre arasında da Chelsea ile beraber şampiyonluğun en net 2 favorisinden biri konumunda...

İşte Arapların Manchester City'sinin sezon sezon aldığı ve fayda - maliyet analizinde sınıfta kaldığı işte o liste :

2008 - 2009  Jo (Brezilya) CSKA Moskova'dan 18 milyon sterlin
                      Robinho (Brezilya) Real Madrid'den 32,5 milyon sterlin
                      Craig Bellamy (Galler) Westham Unıted'dan 14 milyon sterlin

2009 - 2010  Emmanuel Adebayor (Togo) Arsenal'den 29 milyon euro
                      Roque Santa Cruz (Paraguay) Blackburn Rovers'tan 18 milyon sterlin
                      Carlos Tevez (Arjantin) Manchester Unıted'dan 25,5 milyon sterlin

2010 - 2011  Mario Balotelli (İtalya) İnter'den 28 milyon euro
                      Edin Dzeko (Bosna) Wolfsburg'dan 32,5 milyon euro

2011 - 2012  Sergio Aguero (Arjantin) Atletico Madrid'den 38 milyon sterlin

2012 - 2013  Scott Sinclair (İngiltere) Swansea'den 8 milyon sterlin

2013 - 2014  Stevan Jovetic (Karadağ) Fiorentina'dan 28 milyon sterlin
                      Alvaro Negredo (İspanya) Sevilla'dan 20 milyon sterlin

2014 - 2015  Wilfried Bony (Fildişi Sahili) Swansea'den 28 milyon sterlin

Yukarıda Bony hariç listedeki futbolcuların verimlik yüzdesinde; 100 üzerinden 95'le oynayan Aguero; 80 ile oynayan Dzeko ve yine son 2 yılındaki hayal kırıklığı sebebiyle 80 ile verim sağlayan Tevez haricinde Manchester City'nin, genel olarak golcü transferi anlamda karnesi kırıklarla dolu (50 puanın üzerine çıkan başka bir performans olmadı).

Wilfried Bony'nin CV'sinde bir başka dikkat çeken istatistiği ise; Swansea forması altında 1,5 sezon boyunca M.City'e 3, Liverpool'a 2, M.Unıted ve Arsenal'e de 1'er gol attığı gerçeği. 

  Tam 1 sene önce 01.01.2014'te oynanan Swansea - M.City mücadelesi                      

26 yaşındaki Bony, kendisi gibi bundan 4 sene önce devre arasında takıma gelip harika işler yapan takım arkadaşı Dzeko gibi bakalım Manchester City'de başarılı olabilecek mi? Hep beraber bekleyip göreceğiz...

12 Ocak 2015 Pazartesi

Baby Horse : Alex Morgan - 2

Yeşil sahaların "dişi Messi"si ya da "dişi Ronaldo"su benzetmesini yapabiliriz onun için. Boyalı tırnakları, makyajlı yüzü, 13 numaralı forması ve asla başından çıkarmadığı 'pembe tac'ı ile o artık bayan futbolunun en ünlü fenomenlerinden biri. Bizlere "bayan futbolu da varmış ve takibe değer" düşüncesini akıllarımıza sokan güzel, yetenekli ve bir o kadar da sempatik bir futbolcu...

Bundan yaklaşık 2 ay önce yine burada biyografisi ile beraber sizlere tanıtmaya çalıştığım Alex Morgan yazımızı yeni fotoğraflarla tekrar gündeme almak istedim. Erkek futbolundan sıkılanlar ve değişiklik yapmak isteyenler için bayan futbolunu ve özellikle de Alex Morgan'ı takip etmek bence tam size göre :)

Alex Morgan yazı dizisinin ilkini okumak ve fotoğraflara ulaşmak için :
http://serdarilefutbol.blogspot.com/2014/11/baby-horse-alex-morgan.html

Kariyerini ABD'de sürdüren ve ABD Milli Takımı ile de sayısız gole imza atan 25 yaşındaki  Baby Horse lakaplı Alex Morgan'ı gelin fotoğraf kareleriyle tekrar hatırlayalım...

















İşte Alex Morgan'ın 3 sene önce Boston Breakers filelerini havalandırdığı akıl dolu gol :










31 Aralık 2014 Çarşamba

2015 Şampiyonlar Ligi Finali 'Top'u

Şampiyonlar Ligi, malum futbolun zirvesi... 

Bu sezon final, Almanya'da Berlin Olimpiyat Stadı'nda oynanacak.

Sponsor firma Adidas, bu alanda hem ticari hem de hoş bir anı olması münasebetiyle son yıllarda final maçlarına özel 'top'lar üretiyor ve büyük ilgi çekiyor. Bu sezon yine kolları sıvadılar ve finale yakışır bir TOP hazırladılar.





Tarihi 'Berlin Duvarı'nı da unutmayan Adidas, renkli objelerle tasarladığı top için bu önemli ayrıntıyı da ihmal etmedi. Özgürlüğü ifade eden Brandenburg kapısı da tasarımdaki yerini aldı. Tasarımdaki 'ayı' sembolü ise Berlin şehrini ve şehrin tarihinin bir anlamda logosu olarak bilinen 'ayı' figüründen esinlenerek saldırmaya hazır bir 'ayı' görseli ile de bu algıya dikkat çekildi. Topun üzerindeki birçok renk olması ise Berlin şehrinin kozmopolitan ve karmaşık yapısına bir gönderi niteliğinde.

2014 - 2015 Şampiyonlar Ligi Finali, 6 Haziran 2015'de oynanacak ve yukarıda resimde gördüğünüz top, Şubat 2015'teki Şampiyonlar Ligi 2.tur maçlarıyla beraber görücüye çıkacak.

Henüz 3 sezon önce yine Almanya'nın Münih kentindeki Allianz Arena stadı, Şampiyonlar Ligi Final maçına evsahipliği yapmış ve dramatik finalde Chelsea, Bayern Münih'i penaltı atışları sonucu eleyip şampiyon olmuştu. Bakalım bu defa Almanlar tekrar finale ulaşabilecek mi?

Final için en büyük adaylar ise kağıt üstünde çoktan belli :

Bayern Münih - Real Madrid - Barcelona - Chelsea



26 Aralık 2014 Cuma

2000'li Yılların En İyi 11'i

Son dönemlerde malum neredeyse her hafta, ya futbolu bırakmış ya da kariyerinin son dönemlerinde olan futbolcuların kendilerine göre belirlediği en iyi 11 tarzı haberleri sık sık görüyor ve takip ediyorsunuzdur sanırım. Kendi adıma söylemek gerekirse son birkaç günde Zidane, İbrahimovic, Yaya Toure, Xavi gibi futbolcuların en iyi 11'leri akıllarımda kaldı.

En iyi 11 kavramının da içini doldurmak gerek. Sonuçta bu bir göreceli bir kavram ama şu soruyu da sormak lazım :

Tarihin en iyi 11'i mi?
Son yılların en iyi 11'i mi?

Yani en iyi 11 konseptine bir isim bulmak şart...

Ben mesela acizane 2000'li yılların en iyi 11'i adlı bir çalışma yaptım. Neden mi? Çünkü Avrupa ve Dünya Futbolu'nu takip etmeye başladığım seneler 1995 ve sonrası. O yüzden de canlı gözlerle takip ettiğim, hayranı olduğum, maçlarını kaçırmadığım futbolcuları belirlemek bana daha mantıklı geldi. Bunda da kendime göre kriterler vardı ve son 7-8 yılın makina adamları Messi ve Ronaldo'yu almadım. Her şeyin daha doğal olduğu, hormonlu ve olağanüstü yeteneklerin diğer meslektaşlarına açık fark yapmadığı yıllar. Yazının başlığı 2000'li yıllardan bu güne ama yukarıda da belirttiğim gibi 1995 ve sonrası yani son 20 yıl baz alarak değerlendirmemi yaptığımı söyleyebilirim.

Diziliş anlamında çok sık gelgitler yapsam da nihai karar olarak 3-4-3 düzenininde karar kıldım. Elbette 4-4-2 ya da 4-3-3 sistemi de beni çok zorladı. Sonuçta onlarca efsane ve kariyerli futbolcuyu da es geçmek zorunda kaldım. Misal; 4'lü savunma dizilişi yapmadığım için Roberto Carlos, Cafu gibi değerleri listeme alamadım. Orta alandan Del Piero, Pirlo, Beckham, Gerrard, Nedved, Kaka... Forvette ise Raul, Henry, İbrahimovic ve daha birçok yıldız isimlere yer veremedim.

Gönül isterdi ki, spor sitelerinde sıklıkla yapılan Altın Karma, Gümüş Karma ve Bronz Karma gibi atraksiyonlar yaparak diğer futbolculara da haklarını teslim etmek ama bu şekilde hem sizler sıkılır hem de gereksiz ayrıntıya girerim diye düşündüm.

3-4-3 dizilişim tamamen hücum ağırlıklı ve Dünya'da yenemeyeceği takım da yok :)


Sizlerin de en iyi 11'lerini merak ediyorum. Dileyenler alt tarafta yorumlarını paylaşabilir...

10 Aralık 2014 Çarşamba

Bir Futbol Seyyahı : Nicolas Anelka

Bazı futbolcular vardır, gittikleri hiçbir takımda dikiş tutturamazlar ama yine de taliplileri çoktur. Özünde kaliteli ve yeteneklidirler. Bu özellikleri dahi onları birer futbol seyyahına dönüştürüverir. Kabuğuna sığamazlar. Nerede yüksek bonservis ödeyen varsa; para, marka, prestij dinlemeden büyük - küçük takım ayırt etmeden o ülkeden o ülkeye yol alırlar. Günümüzde bu tanımlara 'cuk' diye oturan bir futbolcu var ki, o da Nicolas Anelka...

2 kıta, 7 ülke değiştiren Anelka'nın sorunlu yaşantısı, saha içindeki değişken ve agresif tavırları her daim futbolunun önüne geçti. Halbuki daha 18 yaşındayken Arsene Wenger tarafından keşfedilen Fransız futbolcu, o sezon 26 maçta attığı 6 golle Arsenal'in Premier Lig Şampiyonluğu'na olumlu bir katkı yaptı. Kendi içinde yaşadığı psikolojik travmalar, antrenmanlardan kaçmaları, gereksiz agresif hareketleri yüzünden Fransa Milli Takımı'ndan dahi bir anlamda uzaklaştırılmak zorunda kaldı. Bir dönem Fenerbahçe'de de forma giyip Süper Lig Şampiyonluğu sevinci yaşayan Anelka, döneminin teknik direktörü Daum ile yaşadığı sorunlarla da her zaman gündemdeki yerini aldı. En istikrarlı macerasını Chelsea ile 4 sezonda yaşayan Anelka, 18 yıllık kariyerinde toplamda 12 takımın formasını giydi. 


Arsenal'den Real Madrid'e imza attığında henüz 20 yaşında olan Anelka, Galacticos ile Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış ve bu kapanın kazanılması aşamasında yarı finaldeki 2 Bayern Münih maçında da birer gol atma başarısı göstermişti. Chelsea'de 2008 - 2009 sezonunda gol kralı olan Anelka, en verimli performansını da yine bu kulüple yaşadı. 2013 - 2014 sezonunda kulübü West Bromwich Albion ile Westham Unıted ile oynanan maçta attığı golden sonra Nazi selamı verdiği gerekçesiyle 'ırkçılık' suçuyla 5 maç ceza aldı ve Ada'dan ayrılarak Asya'nın yolunu tuttu. Çin'in Shanghai Shenhua ve son olarak da Hindistan'ın Mumbai City takımlarının formalarını da giydi. 

CV'sine bakıldığında Avrupa'nın 5 büyük futbol ülkesinden biri olan Bundesliga hariç diğerlerinde forma giymesinin yanı sıra; Real Madrid, Arsenal, PSG, Juventus, Manc. City ve Liverpool gibi kalburüstü takımların adını gördüğünüzde aslında hiçte şaşırmıyorsunuz. Çünkü o var olan muazzam yeteneklerinin üzerine sıkılgan karakteri ile baskın olup değişikliği her zaman sevdiği için böylesine bir kariyere imza attı. Zamanın en ünlü ve yetenekli futbolcularıyla forma şansı bulmasına rağmen uslanmadığı, kendini dizginleyemediği için kalıcı olamadı ve adeta bir futbol seyyahına dönüşüverdi.

Futbolu bıraktıktan sonra film endüstrisinde çalışmak istediğini her fırsatta yenileyen asi Fransız, bu düşüncesi ile dahi futbolu fazla sevmediğini, adeta bir 'hobi' kıvamında oynadığını da bizlere fazlasıyla belli ediyor. Futbolu biraz sevse, alışkanlıklarından biraz sıyrılsaydı hala dünyanın en yetenekli santrforlarından biri olarak anılacaktı ama o, bunu asla istemedi.

İşte ele avuca sığmaz Nicolas Anelka'nın futbol seyyahı kariyerinden bazı fotoğraflar :












9 Aralık 2014 Salı

İstatistiklerle 'Londra Fatihi' : Beşiktaş


Milli Takımımızın aksine, son yıllarda Türk takımlarının İngiliz kulüpleri karşısında ne denli başarılı olduklarını biliyoruz. İngilizlerin bütün büyük takımlarını neredeyse yenmişliğimiz var. Chelsea, MANU, Arsenal, Liverpool, Tottenham, Stoke gibi takımlarla son 20 yılda birçok kez karşılaştık ve aradaki güç ve kalite farkına rağmen hiçte azımsanmayacak derecede puan ve puanlar kazandık. Hatta ve hatta Manchester Unıted'ı Old Trafford'da, Chelsea'yi Stamford Bridge'de dahi yenme başarısını göstermiş bir ülkeyiz biz. Sözkonusu tüm galibiyetlerde istatistik bazında en ezici maçımız ise şüphesiz 2 Ekim 2014'te oynanan Tottenham - Beşiktaş karşılaşması...

Sözkonusu karşılaşma ile ilgili yukarıdaki fotoğrafta sadece GENEL istatistikleri görüyorsunuz. Bir de http://crop.is/92 bu linki tıkladığınızda Paslaşma, Şut, Orta, Dripling, Savunma gibi diğer önemli istatistikleri de görüp değerlendirebilirsiniz. Her bakımdan adeta bir MİLAT maçı idi Londra'daki mücadele...

20 yıldır Avrupa Kupası maçlarını takip eder ve izlerim. Bir Türk takımının deplasmanda hem de Tottenham gibi Türkiye Ligi'ne koy, her sezon şampiyonluğa oynayacak bir takımı (takım değeri anlamında da 3 büyüklerin her birini ikiye katlar) White Hard Lane'da perişan eden, pozisyon vermeyen, karşılığında tarihi fark atacak kadar pozisyon bulan, Tottenham kalesine toplam 24 şut atan (rakibinin 4 katı), tam 33 orta denemesi yapan, rakibini sağlı sollu kornerlerle bunaltan başka bir takım görmedim. Hugo Lloris'in adeta tek başına kalede 'dev'leştiği karşılaşmada galibiyeti sonuna kadar hakeden Beşiktaş, Demba Ba ile bulduğu penaltı golüyle 1-1 berabere kaldı ama hem istatistik bazında hem de aşağıda özetini izleyeceğiniz karşılaşmada resmen tarihi farkı kaçırdı. Diğer bir deyimle "Tottenham ucuz kurtuldu"...

Londra basını da maçtan sonra Beşiktaş'ı övüp, maçı kazanmayı hakettiğinin altını çizerken Tottenham'ın maçı üzün süre önde götürmesinin sürpriz olduğunu belirtip kaleci Lloris'in çok şanslı bir gününde olduğunu okuyucularıyla paylaştı.

Evet Beşiktaş bunu Slaven Bilic önderliğinde 2 Ekim 2014'te başardı. Beşiktaş muhtemelen bu maçın rövanşında dahi (bu yazı rövanştan önce yazıldı) bu kadar üstün bir istatistikle sahada mücadele edemeyecek ama bu maç tarih kitaplarında yazsın ve unutulmasın diye bu gurur tablosunu istatistikleri ile beraber özetini paylaşma isteğini hissettim...

Biliyorum bu yazı güncel bir yazı olmayacak ve belki de değerini yitirecek ama istatistikler hiçbir
zaman değişmeyecek ve kalıcı olarak kendine yer bulacak. Galatasaray'ın, taa 1993 yılında Old Trafford'da aldığı 3-3'lük sansasyonel beraberliği sonrası tüm dünyayı kendine hayran bırakmasının ardından o zamanın yerel bir gazetesinin attığı manşet gibi "Bir baba hindi, İngilize böyle bindi" edasıyla rövanş maçı da umarım aynı güzellikte ve sonuçta biter ve kazanan Türk Futbolu olur...

İlk maçın 4 dakikalık özeti için...

Tottenham-Beşiktaş Maçı Özeti | Tottenham Beşiktaş 1-1 Maç Özeti ve Golleri - Dailymotion video

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR