UEFA Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UEFA Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2014 Salı

İstatistiklerle 'Londra Fatihi' : Beşiktaş


Milli Takımımızın aksine, son yıllarda Türk takımlarının İngiliz kulüpleri karşısında ne denli başarılı olduklarını biliyoruz. İngilizlerin bütün büyük takımlarını neredeyse yenmişliğimiz var. Chelsea, MANU, Arsenal, Liverpool, Tottenham, Stoke gibi takımlarla son 20 yılda birçok kez karşılaştık ve aradaki güç ve kalite farkına rağmen hiçte azımsanmayacak derecede puan ve puanlar kazandık. Hatta ve hatta Manchester Unıted'ı Old Trafford'da, Chelsea'yi Stamford Bridge'de dahi yenme başarısını göstermiş bir ülkeyiz biz. Sözkonusu tüm galibiyetlerde istatistik bazında en ezici maçımız ise şüphesiz 2 Ekim 2014'te oynanan Tottenham - Beşiktaş karşılaşması...

Sözkonusu karşılaşma ile ilgili yukarıdaki fotoğrafta sadece GENEL istatistikleri görüyorsunuz. Bir de http://crop.is/92 bu linki tıkladığınızda Paslaşma, Şut, Orta, Dripling, Savunma gibi diğer önemli istatistikleri de görüp değerlendirebilirsiniz. Her bakımdan adeta bir MİLAT maçı idi Londra'daki mücadele...

20 yıldır Avrupa Kupası maçlarını takip eder ve izlerim. Bir Türk takımının deplasmanda hem de Tottenham gibi Türkiye Ligi'ne koy, her sezon şampiyonluğa oynayacak bir takımı (takım değeri anlamında da 3 büyüklerin her birini ikiye katlar) White Hard Lane'da perişan eden, pozisyon vermeyen, karşılığında tarihi fark atacak kadar pozisyon bulan, Tottenham kalesine toplam 24 şut atan (rakibinin 4 katı), tam 33 orta denemesi yapan, rakibini sağlı sollu kornerlerle bunaltan başka bir takım görmedim. Hugo Lloris'in adeta tek başına kalede 'dev'leştiği karşılaşmada galibiyeti sonuna kadar hakeden Beşiktaş, Demba Ba ile bulduğu penaltı golüyle 1-1 berabere kaldı ama hem istatistik bazında hem de aşağıda özetini izleyeceğiniz karşılaşmada resmen tarihi farkı kaçırdı. Diğer bir deyimle "Tottenham ucuz kurtuldu"...

Londra basını da maçtan sonra Beşiktaş'ı övüp, maçı kazanmayı hakettiğinin altını çizerken Tottenham'ın maçı üzün süre önde götürmesinin sürpriz olduğunu belirtip kaleci Lloris'in çok şanslı bir gününde olduğunu okuyucularıyla paylaştı.

Evet Beşiktaş bunu Slaven Bilic önderliğinde 2 Ekim 2014'te başardı. Beşiktaş muhtemelen bu maçın rövanşında dahi (bu yazı rövanştan önce yazıldı) bu kadar üstün bir istatistikle sahada mücadele edemeyecek ama bu maç tarih kitaplarında yazsın ve unutulmasın diye bu gurur tablosunu istatistikleri ile beraber özetini paylaşma isteğini hissettim...

Biliyorum bu yazı güncel bir yazı olmayacak ve belki de değerini yitirecek ama istatistikler hiçbir
zaman değişmeyecek ve kalıcı olarak kendine yer bulacak. Galatasaray'ın, taa 1993 yılında Old Trafford'da aldığı 3-3'lük sansasyonel beraberliği sonrası tüm dünyayı kendine hayran bırakmasının ardından o zamanın yerel bir gazetesinin attığı manşet gibi "Bir baba hindi, İngilize böyle bindi" edasıyla rövanş maçı da umarım aynı güzellikte ve sonuçta biter ve kazanan Türk Futbolu olur...

İlk maçın 4 dakikalık özeti için...

Tottenham-Beşiktaş Maçı Özeti | Tottenham Beşiktaş 1-1 Maç Özeti ve Golleri - Dailymotion video

19 Aralık 2011 Pazartesi

HERKES SÖZDE BİR, YA ÖZDE?

Malum ülke olarak futbolda yaklaşık 6 aydır zor günler geçiriyoruz… Tutuklular, iddianame, tapeler, kanıtlar, her kafadan sesler falandı filandı… Sanırım hepimiz artık suçluların bir an önce cezalandırılmasını istiyoruz… Bu konuya hiç girmeden başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum :

Herhangi bir Türk takımı Avrupa’da mücadele ederken, diğer takımları tutan taraftarların sözkonusu Türk takımı ile oynayan yabancı takımı tutmaları ve desteklemelerini hiçbir zaman anlayamamışımdır… Ya da, yine bir Türk takımı eleme grubundan çıkmıştır ve bir üst turdaki rakibini beklemektedir. Bu Türk takımını tutmayan o ülkedeki rakip taraftarların büyük çoğunluğu ( aklı selim taraftarlar hariç ) içlerinden, “ İnşallah güçlü takımlardan biri ile eşleşirler de hemen elenirler. Mesela M.Unıted, M.City vb… takımlardan biri çıksın” derler… Pardon ama bunun neresi Türkçülük, neresi milliyetçilik ???

Takımlarımızın Avrupa’daki maçları sonucunda ülke puanları artıyor ve bir sonraki turnuvalarda bu puanlara göre takımlarımız Avrupa’da kendilerine yer ediniyorlar ve bunun karşılığında güçlüden güçsüze doğru çeşitli torbalarda gruplara ayrılıyorlar… Yakın tarihe kadar Şampiyonlar Ligi’ne katılacak olan Türkiye şampiyonumuz sürekli olarak gruplar öncesi 4. ve son torbadan katılıyordu. Hatırlayabildiğim kadarıyla bir keresinde Beşiktaş, bir keresinde de Fenerbahçe 3.torbadan kendine yer bulmuş ve bu bizi çok sevindirmişti… Şimdilerde ise yine 4.torbaya mahkum olduk



Bizler ne yapıyoruz? Bir X Türk takımı, Avrupa Kupası’nda mücadele ederken diğer ezeli rakiplerinin taraftarları X takımının rakibini tutuyor ve bunu da iş yerlerinde, mahallelerde, sosyal paylaşım alanlarında da netçe ve korkmadan ifade edebiliyorlar. Allah aşkına bunu yapmanın, bu düşünceyi aleni şekilde paylaşmanın Türk Futbolu’na ne gibi faydaları var çok merak ediyorum… Sonuçta herkese sorsanız, Türkiye’nin Avrupa’da söz sahibi bir ülke olmasını ve takımlarımızın da aynı oranda Avrupa’da başarılı olmasını ve Şampiyonlar Ligi’nde sürekli 2. ve 3. torbaların müdavimi olmak istediklerini söyler ama kimse icraata gelince bunu açık yüreklilikle söyleyemez ve sürekli içten içe bunun tam tersini yaşar ve paylaşır…

Misaller çoğaltılabilir. Örneğin; Trabzonspor yoluna UEFA Avrupa Ligi’nde devam edecek ve geçenlerde eşleşeceği takım belli olacaktı. Kuradan önce Fenerbahçeli arkadaşlarım ne kura törenini izlediler ne de yorum yaptılar. Çünkü onlar içten içe Trabzon’un M.Unıted, M.City ve Valencia ile eşleşmesini istiyorlardı. Çünkü kendi takımları bir şekilde bu kupadan yoksun bırakılmıştı ve Trabzon dahil hiçbir Türk takımının Avrupa’da başarılı olmasını istemiyorlardı. Bu düşüncelerle yoğrulurken bu tarz taraftarlar (!), 2-3 sene sonra Türk Futbolu’nun Avrupa’da tamamen dibe vuracağını ve takımlarımızın bu puanlarla ön eleme yapacaklarını dahi düşünemiyorlardı… Yani kısacası birbirimize düşman oluvermiştik… Bu sığ düşünce özellikle şike soruşturması kapsamından sonra daha fazla etkili oldu ama kesinlikle bu çağ dışı düşünceler bize yeni değil, geçmişten süre geliyor… ( Yukarıda verdiğim Trabzon – Fenerbahçe örneği aynı şekilde diğer takımlar için de geçerlidir. Yani 4 büyüklerden kim Avrupa’da ise diğer elenen takımlar yada o sezon Avrupa’da olmayanlar sözkonusu Türk takımını desteklemiyor, içten içe köstekliyor )

Aynı şekilde bir Türk takımının Avrupa’daki bir maçının canlı olarak TV’den verildiği bir platformda, diğer rakiplerinin o akşam o maçı coşkuyla bir Türk olarak izlemek yerine başka aktivilerde bulunmasıyla yada vakti olduğu halde bilerek izlemediğine tanık olabiliyoruz…



Neden Şampiyonlar Ligi arenasında 4.torbadayız demiştim, devam edelim… Çünkü takımlarımız Avrupa’da hiç başarılı değiller. Avrupa sıralamasında ilk 13 ülkenin şampiyonları turnuvaya direkt katılıyor. Biz şu an 11.sıradayız ve yıllar geçtikçe de düşen bir eğilim gösteriyoruz… Ukrayna ve Romanya gibi takımlar üstümüzde ve onların böyle bir endişeleri şimdilik yok… Bu son devam ederse 1-2 bilemedin 3 yıl sonra ülke şampiyonumuz Şampiyonlar Ligi için ön eleme oynamak zorunda kalacak. Bu olası kötü durum bizleri futbol olarak iyice dibe vurduracak ve Avrupa’da esamemiz bile artık okunmayacak…

Kritik olan ise bizim altımızda yer alan 2 ülke Yunanistan ve İsviçre’nin bu sezon ve önümüzdeki sezonki performansları… Bu sezon Yunanistan’da PAOK ve Olimpiakos bizden daha iyi puan elde ettiler ve ikisi de şu an itibariyle UEFA Avrupa Ligi’nde yollarına devam ediyorlar… İsviçre’den ise sadece Basel Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkarak yüksek bir puan kazandırdı ülkesine. İkinci turda ise Bayern ile eşleşince açıkçası biraz rahatladık…  Özetlemek gerekirse, Avrupa sıralamasında 11. olan ülkemizin kısa vadede en azından UEFA’da çeyrek final görecek bir takım veya Şampiyonlar Ligi’nden de gruplardan çıkıp bir üst turu görecek takım oluşturamazsak 2-3 sene içerisinde ülke şampiyonumuzu sıkıntılı günler bekleyecek… O yüzden de bu sezon Beşiktaş ve Trabzonspor’un aldığı puanların çok büyük bir önemi var ve onları sonuna kadar desteklememiz şart…

Başlıkta da dediğim gibi HEPİMİZ VAKTİ GELİNCE FUTBOLDA, MİLLİYETÇİLİĞİMİZE BAĞLI OLARAK TÜRK OLUYORUZ, MENFAATİMİZE UYGUN OLMAYINCA İSE FRANSIZ!!!

18 Ekim 2011 Salı

Beşiktaş : 0 - Portekiz : 0

Konu, “Beşiktaş’ın durumu” olunca, futboldan anlayan / anlamayan herkesin söz birliği etmişçesine ortak bir manifestoyla ( yada sesle ) “Bu takım, önce gerçek bir takım gibi olmalı” deyişlerini duyar gibiyim…
Bursa deplasmanında mucizeye yakın bir şekilde son 3 dakikada attığı 2 golle galip gelen Beşiktaş, Ankaragücü gibi ligin en güçsüz kadrolarından biri karşısında bile 80. dakikadan sonra attığı gollerle kazanabildi. Diğer galibiyetini ise yine İnönü’de Antalyaspor karşısında penaltı golüyle alabilmişti… Yani Beşiktaş’ın kazandığı 3 maçta da tatminkar bir futbol oynayamadığını, galibiyete giden yolda pozisyona girmekte inanılmaz zorlandığını ve ilerisi için de zirveye oynayacak bir takım görüntüsünü veremediğini net bir şekilde ifade etmeliyiz…
Kısa bir istatistiki bilgi vermek gerekirse;
Beşiktaş’ın ligin başından beri rakiplerine karşı kaleyi bulan şut sayıları : ( Yoruma dahi gerek yok )
Eskişehirspor – Beşiktaş : 2-1 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 4
Beşiktaş – Ankaragücü : 3-1 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 9
Bursaspor – Beşiktaş : 1-2 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 4
Beşiktaş – Antalyaspor : 1-0 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 4
Gaziantepspor – Beşiktaş : 0-0 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 2
Beşiktaş – Kayserispor : 0-2 … Beşiktaş’ta kaleyi bulan şut sayısı : 5
Ne, oynasa / oynamasa büyük bir sorun olan, takımın kamburu Guti, ne de oynamadığı ve takımın her puan kaybettiği karşılaşmadan sonra , “Ernst mutlaka oynamalıydı” gibi sadece küçük resmi görerek çözüm üretmeye çalışmak sadece belki günü kurtarabilir, geleceği ise asla
Yıldırım Demirören’in “Her Portekizli birgün mutlaka Beşiktaş forması giyecektir” düsturuyla köşe bucak Portekizli aradığı sığ bir düşünceyle oluşturulan kadro, başta Beşiktaş taraftarı olmak üzere birkaç maç dışında ( aşağı yukarı 1,5 yılda ) hiçbir şekilde ne güven verdi ne de bir ümit
Daha resmi maçta bir kez bile oynamayan / oynatılmayan Alves, Benfica’dan kiralanan ve Egemen ile Toraman’dan kalite olarak aşağıda kalan Sidnei ve A.Madrid formasıyla yaptıklarının yarısına bile henüz yaklaşamayan bir Simao (1 gol, o da penaltı, asisti yok)…
Maç içerisinde saman alevi gibi parlayan, kıvrak ve göze hoş gelen estetik hareketleriyle sadece tribündeki fanatik taraftarların gözbebeği olan, skor tabelasına hemen hemen hiçbir katkı sağlayamayan Quaresma (sadece 1 asist, gol yok)…
51 gün oynamadıktan sonra takımı kurtarması beklenen Guti ile bu sezon yola devam edilecekse mutlaka Guti’ye göre bir sistemle saha içinde organize olmak gerekir… Ne kadar iyi niyetli, pozitif oynamaya çalışsa da oyunun sadece defansif noktasında kalan ve bunu da sadece 5-10 metrekarelik alanda, çok sade bir futbol oynayan "al gülüm – ver gülüm" 35’lik Aurelio’nun yerine artık ciddi ciddi Necip Uysal monte edilebilmeli… Kalitesinden sual olunmaz Fernandes (sadece 1 asist, gol yok)’in de maçın içerisinde 15 dakika Barcelona forması giyiyor gibi oynaması, kalan 75 dakikada ise takımın genel ritmsizliğine takılıp sahada sadece ilk 11’i tamamlasın diye durması onu da sıradan bir oyuncu haline getiriyor
Herkes geçen seneki kadronun başarısız olmasından sonra, kadro olarak daha çok takım oyununa dönük, başarıya aç  futbolcular beklerken, şu anki lig ve Avrupa dahil yaklaşık 10 maçlık dilimde görünen tablo ise şöyle : Rüştü (Cenk) – İsmail – Egemen – Sivok (Sidnei ) – Ekrem (Toraman) – Fernandes – Aurelio (Necip) – Simao – Q7 – Guti – Almeida (Edu)… Yani takım geçen senenin aynısı. Bu anlayışla takımdan çok şey beklemek sanırım hayalcilikten öte gidemez. Madem gelen yeni teknik direktörde kadroyu değiştiremedi, o zaman sistemi ve anlayışı değiştirmesi şart. Ya da bu da olmuyorsa 1-2 oyuncuyu devre arasında göndermek gerekebilir…
Beşiktaş ayarındaki takımların da tabiki kötü oynayacakları zaman olacak ama “kötü oynarken bile kazanmak” diye bir cümle vardır ve günümüzde büyük takımlar böyle zamanlarda 1-2 yıldız futbolcusu sayesinde kötü giden bir maçı çevirebiliyorlar. Bu tezimize en güzel örneği, ligin 4.haftasında oynanan Kayserispor – Fenerbahçe maçıyla verebiliriz. Fenerbahçe o gün kötü bir oyun ortaya koymuş ve tek gol girişiminden gol atmayı başarmış ve mücadeleden 1-0 galip ayrılmıştı. Kaldıki o karşılaşmada Kayserispor belki çok pozisyona giremedi ama maçın başından sonuna kadar topa hakim olan taraftı (Fenerbahçe kalesine 18 şut atmış, 8 tanesi kaleyi bulmuştu)… Diğer örnek ise daha yakın tarihten. Galatasaray, Bursaspor karşısında özellikle ikinci yarı iyi oynayamıyor, sahasından dahi çok çıkamıyordu. Bursaspor 81. dakikada skoru 1-1’e getirdi. Lakin, 87.dakikada da olsa Sercan – Elmander - Baros pas trafiğiyle çok güzel bir gol atarak çok da iyi oynamadıkları bir karşılaşmayı böylesine zorlu bir rakip karşısında galibiyetle kapatarak hem moral kazandılar hem de 'kazanma alışkanlıklarını' geliştirdiler… Beşiktaş’ın en büyük sorunlarından birisi de bu işte, kötü giden bir maçı döndürebilme becerileri / istekleri yok, yıldız oyuncuları böylesine karşılaşmalarda maçın gidişatını değiştiremiyorlar, sorumluluktan kaçıyorlar
Beşiktaş’ın sorunları gerçekten çok büyük. Takımda ciddi ciddi gol sorunu var ve bu sorun Almeida’nın sakatlanmasından sonra fazlasıyla gün yüzüne çıktı. Çok da formda olduğu bir dönemde talihsiz bir şekilde sakatlanan Almeida’nın varlığında takım en azından daha çok pozisyona giriyor ve haliyle maçı çevirebilme gücü de o derece artıyordu… Dilekolay, 6 hafta sonunda rakip filelere atılan 7 gol var, karşılığında ise yenilen 6 gol… Q7 ve Simao’nun olduğu bir ortamda takımın bu kadar az pozisyona girmesi ve maç başı sadece 1 gol ortalaması ile oynaması, bu takımda futbolcuların kadro kalitesinin hakkını veremediğinin en büyük kanıtıdır… Bu kötü istatistik şüphesiz Beşiktaş taraftarının haketmediği bir tablo…
Takımın genelindeki “maçı kazanma isteksizliği” alenen ortada. Geçen seneden beri kazanma alışkanlığı üst seviyede olan Fenerbahçe ve Fatih Terim sonrası en büyük eksikliği “ruh” ve “kazanma azmi”ni tekrar yakalayan Galatasaray ile Beşiktaş’ın aynı kulvarda şu an için mücadele etmesi son derece güç. Ezeli rakiplerinin Beşiktaş’a olan en büyük artıları kanımca, puan kaybettikleri maçlarda dahi asla maç kazanma azimlerinden, mücadelelerinden vazgeçmemiş olmaları ve maç sonlanıncaya kadar oyun disiplinlerinden asla kopmamalarını söyleyebilirim…
Kısa zamanda Carvalhal’in futbolculara kazanma isteği ve azmini yüklemesi, fizik olarak daha hazır hale getirmesi gerekiyor. Futbolcuların da başta Q7 olmak üzere tribünler yerine takıma birşeyler katacak bir futbol oynaması şart. Tamam Beşiktaş’ın hedefi tabiki sezon sonunda ilk 4’e kalıp play off larda mücadele etmek ama liderle arasında 15-20 puan fark olursa nasıl şampiyonluk beklenirki bu takımdan ? Bir an önce takımın komple silkelenmesi gerekiyor, aksi halde tren gittikçe uzaklaşıyor.
Şimdi Beşiktaş’ın önünde 3 kritik karşılaşma var. Federasyonun (!) zorla fikstürü sıkıştırmasından doğan en büyük acıyı çeken Beşiktaş, önce Perşembe günü Kiev’de Dinamo Kiev’le UEFA Avrupa Ligi’inde mücadele edecek. Daha sonra Pazartesi günü Mersin İ.Y. ile deplasmanda karşılaşacak olan siyah beyazlılar akabinde Perşembe günü de ezeli rakibi Fenerbahçe ile İnönü’de 3 puan mücadelesi verecek. Yani 7 günde zorlu 3 maç… Gerçekten şaka gibi… Fenerbahçe maçının haftaiçi oynanacak olması bence hatalı karar… Sonuç olarak Beşiktaş, bir anda düzelemeyeceğine göre Kiev deplasmanından puanla dönmesi benim için büyük sürpriz olacak. Beşiktaş, Türkiye Ligi’ne göre Avrupa’da biraz daha dengeli bir futbol oynuyor ama bu karşılaşmada işi her zamankinden daha zor olacak. Dolayısıyla Mersin ve Fenerbahçe maçlarından mutlak suretle 6 puanla ayrılması lazım, aksi halde ligden dahi yavaş yavaş kopmaya başlayabilir…
Anlayacağınız, gelinen noktada Beşiktaş’ın kendi oyuncularının başarısı ve takıma katkısı da 0 ( sıfır ), Portekizli oyuncuların da takıma olan katkıları da kocaman bir SIFIR ( 0 )…

İlgilenenler için twitter adresim : https://twitter.com/#!/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR