19 Ekim 2016 Çarşamba

The Best Defensive Players

Onların işi savunma yapmak ve bu işi yapmak da tamamen sanat işi. Hem rakibinizi savunacaksınız, hem topu oyuna iyi ve doğru bir şekilde sokacaksınız, hem de yeri geldiğinde arkadaşlarınızın açıklarını kapatacaksınız. Onlar defansın tandemi, savunmanın göbeği, takımların belki de en kilit futbolcuları. Benim futbolla iç içe olduğum son 20 yıla baktığımda gördüğüm en iyi savunma oyuncuları İtalyanlar ve İngilizlerden çıktı. Maldini, Nesta, Cannavaro üçlüsü yada Ferdinand, Terry (hâlâ oynuyor), Campbell üçlüsü muazzamdı. Ek olarak Puyol, Lucio, Stam da fazlasıyla savaşçı ve bir o kadar sanatçı savunmacılardı. 

Futbolda kazanmak, savunma ile başlar ve savunmanız iyiyse bir şekilde hücumunuz da iyi olur. Hatta gerekirse bu savunmacılar altın vuruşlarla maç bile kazandırırlar. Bunun en yakın örneğini Real Madrid'li Ramos ile görebiliyoruz. Son 3 yılda kazandıkları 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunda da baş aktör kendisiydi. 2014'te Atletico Madrid finalinde maç 1-0 bitti derken 90+3'te altın kafa ile gol atarak maçı uzatmalara götürdü ve sonrasında takımı kupaya uzandı. 2016'da yine Atletico Madrid finalinde takımın normal sürede golünü atan tek isimdi. Hatta belki bilmiyorsunuzdur; Sergio Ramos kariyeri boyunca, bir ortasaha oyuncusu olan pas virtiözü İniesta'dan daha çok gol atama başarısı göstermiştir, hem de daha az maç oynamasına rağmen. 

Ekim 2016 itibariyle piyasa rakamları göz önünde bulundurularak dünyanın en değerli savunma futbolcuları aşağıdaki listede. Zamanla aşağıdakiler yukarıya, yukarıdakiler de aşağıya inecektir.

En Değerli Savunma Oyuncuları (The Most Valuable Defensıve Players)

17 Ekim 2016 Pazartesi

Henüz Bırakmadılar!

Güney Amerikalı futbolcular, futbola o kadar tutkundurlar ki, emekli olmayı hiç düşünmezler. Çok inatçıdırlar. Vücutları değil, kendileri bırakana kadar devam ederler. Her şeyden öte futbolu tüm profesyonelliği ile yaşarlar ve zevk alarak oynarlar. Brezilya efsaneleri olarak bilinen Romario 42, Rivaldo 41, Cafu 38, Roberto Carlos 39, Juninho 38 ve Alex de Souza 37 yaşında aktif futbol yaşantılarına son verdiler. Arjantin efsaneleri Martin Palermo 38, Veron 41, Riquelme 36, Zanetti 41, Crespo 37 yaşına kadar yeşil sahalarda ter akıttı. Peki 2016'nın sonlarına geldiğimiz bu zamanlarda kimler hala futbol oynuyor? Gelin listeye bir göz atalım...

Ze Roberto (Palmeiras, 42)
Real Madrid, Leverkusen, Bayern Münih

Juan (Flamengo, 37)
Leverkusen, Roma

Edu Dracena (Palmeiras, 35)          Cruzeiro, Fenerbahçe, Santos

Renato Santos (Santos, 37)
Sevilla

Ricardo Oliveira (Santos, 36)    
Valencia, Betis, Milan, Zaragoza

Edinaldo Grafite (Santa Cruz, 37)
Le Mans, Wolfsburg

Lucho Gonzalez (Atletico Paranaense, 35)
River Plate, Porto, Marsilya
         

Kaka Leite (Orlando City, 34)
Milan, Real Madrid

Kleberson (Forth Lauderdale, 37)
Man. Unıted, Beşiktaş, Flamengo

Julio Baptista (Orlando City, 36)
Sevilla, Real Madrid, Roma, Malaga

Maxi Rodriguez (Newells Old Boys, 36)
Espanyol, Atletico Madrid, Liverpool

Andres D'Alessandro (River Plate, 35)
Wolfsburg, Zaragoza, İnternacional

Lisandro Lopez (Racing Club, 33)
Porto, Lyon

Jonas Gutierrez (Defensa Justicia, 33)
Mallorca, Newcastle Unıted

Nelson Valdez (Seattle Sounders, 33)
Bremen, Dortmund, Rubin Kazan, Valencia

Julio Cesar (Benfica, 37) 
Chievo, İnter, QPR

Lucio (FC Goa, 38)
Leverkusen, Bayern Münih, İnter, Juventus

Nene (Vasco da Gama, 35)
Celta Vigo, Monaco, PSG

Martin Demichelis (Manc. City, 36)    
Bayern Münih, Malaga

Nicolas Burdisso (Genoa, 35)
İnter, Roma

Fabricio Coloccini (San Lorenzo, 35)
Milan, Deportivo, Newcastle Unıted

Esteban Cambiasso (Olimpiakos, 36)
Real Madrid, İnter, Leicester City

Javier Saviola (FC Ordens, 35)
Barcelona, Real Madrid, Benfica, Malaga, Olimpiakos

12 Ekim 2016 Çarşamba

Fatih Terim Paradoksu


A Milli Takım, yıllardır kanayan yaramız. Saman alevi gibi parladığımız iki - üç başarının arkasına sığındığımız ama dikkatli ve olgun bir düşünce ile artık bunlardan da medet ummamamız gerektiğinin farkındayız. 2002 Dünya Kupası üçüncülüğü ve 2008 Avrupa Şampiyonası yarı finali dışında ele avuca gelecek bir başarımız da, gayretimiz de, havamız da yok. 'Yok oğlu yok' kısacası. 2004 ve 2012 Avrupa Şampiyonalarının yanı sıra 2006, 2010 ve 2014 Dünya Kupalarına katılamayan sıradan bir takımız artık. Ulus olarak bizleri 'umutsuz vaka' kategorisine sokan, 70 milyon nüfusundan; onlarca takım arasından başarılı, istikrarlı ve ne oynadığını / oynamasını bilen bir kadro çıkaramayanların şapkayı önüne koyması gereken zamanlardayız. Ego, kibir, entrika ne ararsan var bizim milli takımımızda. Ekranlardaki dizilerden bir farkımız yok. Yıllardan beri dibe vuruşumuzda, arkasına sığınacağımız bir mazeretimiz de kalmadı. 

330 bin nüfuslu ve 2 yıl öncesine kadar San Marino, Malta, Faroe Adaları kategorisinin sadece bir 'tık' üstünde yer alan İzlanda'nın; elinde tecrübeli kontenjanında bulunan Arda Turan, Caner Erkin, Selçuk İnan, Mehmet Topal, Volkan Şen, Hakan Balta, Burak Yılmaz gibi oyuncuların yanı sıra; genç ve gelecek vaad eden sınıfındaki Emre Mor, Hakan Çalhanoğlu, Cenk Tosun, Oğuzhan Özyakup, Ahmet Çalık, Tolga Ciğerci, Enes Ünal, Yunus Mallı, Ozan Tufan gibi bir kadro derinliği bulunan Türkiye karşısında fazlasıyla rahat kazandığını büyük bir hayretle ve şaşkınlıkla izliyoruz. Evet sadece izliyoruz. Bizler ekran karşısında, teknik heyet ve başta Fatih Terim bizzat sahanın içinde, en güzel yerde izliyor balığın balinayı yuttuğunu. Her oynanan maçtan sonra yaptığı bariz hatalar sonrası eleştirildikçe, sürekli şapkadan tavşan çıkartma gayreti içerisinde kendi oyununa devam ediyor. "Taht oyunları" serisi daha çok uzayacak gibi görünüyor. Seri bitti bitecek derken, belki de yine 'gizli bir el' bekleniyor. Aynen 2016 Avrupa Şampiyonası'na giderken 7 ihtimalin birden birleşerek Voltran'ı tamamlamasına yardım eden ve oyunun baş kahramanına sonsuz kredi açtıran o 'gizli el' yada eller. Yok yok, bu defa zor. Onun bunun yardımı da olmayacak artık, herkes kendi biletini kendi kesecek. Son yılların en kötü ve zayıf Ukrayna'sı dahi gelip mabedinde at koşturuyor, biraz becerikli olsa 3-0'ı yakalayıp 4'e, 5'e gideceğine senin sadece adından çekinip duruyorsa, imparatorun bundan büyük bir ders çıkarması gerekiyordu. Belki tek tek bakıldığında aman aman heyecan verici bir kadromuz yok ama İzlanda ve Ukrayna bizden çok mu güçlüler ki, biz hep onlar karşısında dahi boynumuzu yere eğiyoruz?

"Kendi sahandaki bütün maçları kazanmalısın der" bu oyunu iyi bilenler. Senden güçlü bir takım varsa da içsahada en azından ona yenilmemen gerekir. Oysa bizim için bu kontenjanın baş muhatabı takım Hırvatistan'dı. Yani taraftarımız önünde sadece onlarla berabere kalabilirdik. Ukrayna bizi rüyadan uyandırdı. İzlanda'da parola minimum 1 puan idi ama imparator, çıkardığı takım ile "biz bu maçı sadece oynamaya geldik, biz diğer maçları düşünüyoruz" mesajı vererek maçı daha başlamadan kaybetti. Sıradaki 3 maçımız (Kosova, Finlandiya, Kosova) kağıt üstünde 9 puanı çağırıyor ama maç öncesinde ve sonrasında herhangi bir planı olmayan, hatta buna ihtiyaç dahi duymayan, kendisini eleştirenlere karşı bir çocuk ergenliğinde 'inat' yapmaya devam eden, futbolculuk zamanında olduğu gibi hala aşırı agresif bir tutum sergileyen sayın Fatih Terim ile bizim bu grupta işimiz çok zor. 3 gün önce çift forvetle başladığın ve başarısız olduğun bir maçtan sonra, gruptaki geleceğinle ilgili zor bir maça çıkarken forvetsiz başlamak başlı başına bir intihardır. Sence'si bence'si yoktur bu işin. Hangi büyük futbol organizasyonuna rahat gidebildik Allah aşkına? Bu defa baraj maçı da yok. İlk 2'ye kapak atsak tamamdır. Öyleyse nedir bu, bir doğru varken, farklı arayışlar içerisine girme lüksü?



Karşımızda tam anlamıyla bir Fatih Terim paradoksu var. Dökülen futbolcularla, döktüren futbolcuları ayırt etme yeteneğini iyice kaybeden ve artık yaşlanan, modern futbolun gereklerini özümsemeye yeterli zaman harcamayan bir imparator (!) var başımızda. 'Motivasyon dahi'si olarak anılacağı günler de mazide kaldı artık. Futbol artık akıl ve bedenin ortak hareket edilerek sahaya takım halinde topyekün bir 'ruh' ortaya koyularak oynanan bir oyun. Yani zihinsel niteliğin çok büyük bir önemi var sportif başarılarda. Futbolculara psikolojik desteğin verilmediği, kaybede kaybede takım içinde güvensiz bir ortamın oluştuğu, yeniden yapılanmanın sadece bir söz dizisi olarak görüldüğü nahoş bir tablo var karşımızda. 

Sorun sadece Fatih Terim'in kadroya aldığı / almadığı futbolcular yada onca başarısız sonuca rağmen kazandığı astronomik maaş da değil. Sorun onun bunca bolluğa, futbolcu havuzuna ve arkasında dimdik duran TFF'ye rağmen; takımına sistemsizlik ve plansızlık üzerinden oynatmaya çalıştığı futbol yalanının farkına varamamasında. 

7 Ekim 2016 Cuma

Tenis İllüstrasyonları

ROGER FEDERER : Zarafet, Akışkanlık, Hız, Doğruluk, Asalet
RAFAEL NADAL : Azim, Korkusuz, Kaslı, Gururlu
NOVAK DJOKOVİC : Elastikiyet, Esneklik, Uyumluluk, Çoklu tehdit, Rakibi boğma
ANDY MURRAY : Kuvvet, Cesaret, Mücadeleci, Patlayıcı
STAN WAWRİNKA : Kuvvet, Direnç, Mücadeleci, Cesur, Gözüpek
KEİ NİSHİKORİ : Zeka, Çevik, Girişkenlik, Mantık, Hassasiyet
JUAN MARTİN DEL POTRO : Sağlam, Dev, Çarpıcı, Zorlayıcı, Heybetli


KAYNAK : https://www.behance.net/gallery/43470997/Hidden-Beasts-Tennis-Series

27 Eylül 2016 Salı

The GOAT


The GOAT yani "Greatest off All Time" 

O sadece dünyanın gelmiş geçmiş basketbolcusu değil, o aynı zamanda spor tarihinin en büyük sporcularından birisi. Farklı ve yayınlanmamış fotoğraflarını buldukça yine buradan paylaşırım. Efsaneye selam olsun...

21 Eylül 2016 Çarşamba

ATP - Head to head



Tenis dünyasının en önde gelen tenisçilerinin birbirleri ile olan rekabetlerindeki son durumları tablo haline getirdim. Tablodaki isimlerin sıraları ise son ATP sıralamasındaki yerlerine göre oluşturuldu. Kim kime karşı üstün, yada kimin şansı diğerine tutmuyor, görün bakalım...

Bu arada tabloya tıklayarak büyütebilirsiniz...

Son güncelleme : 21.09.2016

14 Eylül 2016 Çarşamba

Federer'in 'Mercedes' Reklamı

Federer'in tenis tarihinin en iyisi olduğu gerçeği hala gün gibi ortada. Bunu tüm tenis otoriteleri, eski ünlü tenisçiler ve tüm dünyadaki taraftarların büyük çoğunluğu kabul ediyor. Bu yazı yazılana kadar da onu geçebilmesi en muhtemel kişi olan Novak Djokovic, Grand Slam'ler özelinde Federer karşısında 17-12 geride bulunuyor. 'Gelmiş geçmiş en iyi tenisçi' söz dizesi sadece kişinin en çok Grand Slam kazanması ile alakalı değildir ve olamaz da. Seyirci üzerindeki enerji ve etkisi, tenis sporuna kattığı anlam ve getirdiği yenilikler gibi donelerle biraz daha açabiliriz bu konuyu. Federer, komple bir sporcu kimliğiyle; dominant özelliği, fiziki görünüm, jest mimikler, kort içinde ve dışındaki asil duruş ve vuruş teknikleri gibi daha birçok silahı ile tenisin tüm dünyada izlenebilirlik ve saygınlığını en üst seviyeye taşıyan bir raket. İşte bu yüzden komple bir sporcu ve muhtemelen sadece tenis sporunun değil gelmiş geçmiş en büyük sporculardan birisi.

Federer'in 2016 yılının ne kadar kabus bir şekilde geçtiğini belirtmemize sanırım gerek yok. Diz sakatlığı sonrası neredeyse sezonun yarısından fazlasında kortlara giremeyen, girdiği maçlarda da ilk 10'daki hiçbir tenisçi karşısında galibiyet alamayan, Fransa ve ABD gibi iki büyük Grand Slam'i kaçıran bir Federer izlemek zorunda kaldık. "Tekrar dönebilir mi?" sorularının her an akılların köşesinde olduğu ve çoğu insanın bu soruyu cevaplamak istemediği bir ortamda kendisi, birkaç yıl daha tenis oynamak istediğini belirterek hayranlarını ve sevenlerini bir an olsun rahatlattı. 

Federer, uluslararası bir marka. Kariyeri boyunca yaptıkları, yaşattıkları ile kimselere mazhar olmayan 'elit' bir yıldız kümesi gibi. Her insan gibi o da fani sonuçta fakat ondaki yetenek, estetik, karizma, winner vb. ne derseniz deyin (ben kısaca 'ışık' diyorum) sanki diğer tenisçilerde yok. Bazı tenisçilerde hepsinden biraz var ama ondaki ışık herkeslerden farklı. Bu 'ışık' mevzuu sadece birkaç sporcuda var. Misal ilk aklıma gelenlerden; Michael Jordan'da, Muhammed Ali'de, Usain Bolt'ta, Michael Phelps'de var. Bu 'ışık' her fanide olduğu gibi Federer'de de birgün nihayete erecek ve son bulacak. Bunu nasıl kabul edeceğiz? Nasıl alışacağız bilmem ama bu gerçekle karşı karşıya geleceğimiz günler oldukça yakın artık.



Gelelim Federer'in bundan yaklaşık olarak 3 hafta önce oynadığı reklam filmine. Mercedes markası böylesine efsanevi raket için öyle bir reklam ve konu bulmuş ki, bunun için Federer'i çok iyi tanımak ve analiz etmek gerekiyor. Bu konuda Mercedes, Federer'e bir anlamda hakkını vermiş ve izleyicinin kafasına kazımak istediği "Yıllar geçtikçe eskimeyecek" sloganını oldukça başarılı bir şekilde Federer üzerinden gerçek hayata yansıtmış. Sizler de videoyu izlerken fazlasıyla kahkaha atacağınıza eminim. Siyah beyaz olarak haber yapılan bir bantta; Federer elinde tahta bir raket, üzerinde örgüden bir kazak ile karşımıza çıkıyor ve bir 'dük' ile tokalaşıyor. Ardından efsane raket Rod Laver ile maç yapıyor. Sonrasında çok kazanan bir tenisçi olduğu için üstü açık kırmızı bir araba ile Eyfel Kulesi'nin önünde sarışın güzel bir bayanla geziyor. Bir diğer efsane raket John McEnroe'yi anımsatan korttaki hırçın halleri ile bizleri şaşırtmaya devam ediyor. O dönemin objelerinden olsa gerek, çıplak fotoğrafları da es geçmiyor tabii ki.

Reklamda Federer'in yıllar geçtikçe her devirde tenis oynadığı ve asla modası geçmeyen adam imajı vurgulanırken; bunu biraz abartı ile birleştirip işin mizahına kaçıyorlar. Çünkü Mercedes alan insanlar, günlük modanın değil, bir geleneğin parçası olduklarına inanmak istiyorlar ve bu konuda bu reklam, tam da hedefini vuruyor açıkçası. Federer'in kendine has bilgelik kokan gülümsemesi, zarafeti ve klası ise gözlerden kaçmıyor ki, piyasa değerinin sonsuza dek süreceği gerçeği net bir şekilde ekranlara yansıtılıyor.

"Dönemler başlar ve biter. Ancak Federer, her zaman Federer olarak kalacak ve bir Mercedes her zaman güzel görünecek..."



Federer, sadece tenis tarihinin en iyisi değil, daha da fazlası. O, sporun bir insana verdiği kendini aşma potansiyelinin yaşayan bir simgesi artık... 

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR