16 Mayıs 2016 Pazartesi
Bir Peri Masalı : Atletico Madrid
2015 - 2016 sezonu La Liga'da,
38 maç 28 galibiyet, 4 beraberlik, 6 mağlubiyet...
28 galibiyetin 10 tanesi (0,36 ort.) 1-0'lık skorla alındı...
Lig sonunda topladığı 91 puan ile şampiyon olan Barcelona toplamda 112 gol (2,95 ort.), 90 puanla 2.sıralara abone olan Real Madrid 110 gol (2,89 ort.) atarken, ligi 88 puanla üçüncü sonlandıran Atletico Madrid sadece ve sadece 63 gol atabildi (1,66 ort.). Zaten Simeone'li Atletico Madrid, bir sezonda en fazla golü şampiyon oldukları 2013 - 2014 sezonunda 77 gol ile atmıştı...
38 maçın 24'ünde gol dahi yemediler. Oblak'ın sezonun en iyi kalecisi seçilmesinin hiçbir şekilde sürpriz olmadığı bu dönemde toplamda yedikleri 18 gol ile (0,47 ort.), 1993 - 1994 sezonunda Deportivo'ya ait olan 18 gollük rekoru da egale ettiler. Şampiyon Barcelona bu dönemde 29 gol (0,76 ort.), ligi ikinci sırada bitiren Real Madrid ise 34 gol (0,89 ort.) yedi.
6 mağlubiyetin tamamı tek farkla alındı, hiçbir zaman 2 farklı kaybetmediler. Mağlubiyetlerin 2 tanesini Barcelona'ya (ikisi de 2-1) karşı alırlarken, diğerleri Villarreal (1-0), Malaga (1-0) ve S.Gijon (2-1) ve Barcelona'nın şampiyon olması neredeyse kesinleşen saatlerde ligden düşen Levante (2-1, son dakikada golü) deplasmanları...
38 maç sonunda yenemediği takımlar; Barcelona ve Villarreal...
Ezeli rekabet halinde olduğu Real Madrid'den 2 maçta 4 puan alırlarken, 90 dakikalık maçlar üzerinden Galacticos ile oynadıkları (Şampiyonlar Ligi finali hariç) son 12 maçta sadece 1 kez boyun eğdiler, 5'ini kazandılar... Barcelona'yı Şampiyonlar Ligi'nde 3 yıl arayla 2 kez çeyrek finalde eleyip, ikisinde de finale kaldılar.
Atletico Madrid, ligde 38 maçın hiçbirinde kalesinde 2'den fazla gol görmezken, 7 karşılaşmada 3 ve bir karşılaşmada 5 gol atarak fazla gösterişe ve showa dönüştürmeden maçlarını kazanma yoluna girdi...
23 maçının skoru, iddaa tabiriyle ALT sonuçlanırken, 15 maçı ÜST oldu.
.....................
Şampiyonlar Ligi'nde;
Diego Simeone'nin bir anlamda çoğu zaman şoför koltuğunda idare ettiği otobüsü, finale gelene kadar oynadıkları 12 karşılaşmada toplam 16 gol attılar (1,33 ort.), filelerinde ise sadece 7 gol gördüler (0,58 ort.) ve 2009 - 2010 sezonunda İnter ile final maçı dahil olmak üzere 13 maçta 9 gol yiyen Mourinho'nun o ünlü otobüsünü dahi geride bıraktılar. Ayrıca A.Madrid, şampiyonlar liginde oynadığı 12 karşılaşmanın 8'inde (0,67) kalelerini gole kapatmayı başararak erişilmesi zor bir rekora imza attı...
Şampiyonlar Ligi'nde final yolculuğuna kadar 12 maç, 6 takım demek ve Atletico Madrid'e 3 takım gol atabildi. Benfica (3), Barcelona ve Bayern Münih (2'şer kez)...
Toplamda 6 içsaha maçında sadece Benfica'dan gol yedi ve bu aynı zamanda Atletico'nun Şampiyonlar Ligi'nde bu sezon aldığı ilk ve tek yenilgisi oldu (1-2)...
Normal sürelerde gol atamadığı tek takım gruplar sonrası ikinci turda eşleştiği PSV Eindhoven. İki maçta 0-0 sona ermiş ve penaltılarla tur atlayan Madrid temsilcisi olmuştu...
Dünyanın 3 futbol 'dev'inden ikisi olan Barcelona ve Bayern Münih'i eleyip finale çıkmak için şanstan öte bir deneyime ve taktik anlayışa sahip olmanız gerekiyor. Tam da burada önemli bir parantez açmak lazım, zira A.Madrid her sene takımda sivrilen minimum 2-3 futbolcunun satışına rağmen Simeone'nin bitmek bilmeyen enerjisi ve heyecanı ile takıma kattığı o özel formüle edilmiş 'ruh'un bu peri masalında çok büyük bir rolü var...
Genel olarak...
Evet artık futbolda savunma yapmak da bir sanat olarak görünebilir. Yunanistan'ın Euro 2004'teki şampiyonluğu, Mourinho'nun Chelsea'sinin park halindeki otobüsü ile kazandığı onlarca kupa elbette ilk akla gelenler arasında. Aynı zamanda her tez, antitezini doğurur. Sonuçta nasıl ki bir zamanlar tiki - takalar ortalığı kasıp kavururken, bir süre sonra onu alt edecek formüller üzerinde defalarca kafa patlatan zihniyetlerin futbolda başarı için değişik taktik şekilleri üzerinde yoğunlaşacağı da muhakkaktı. Kuşkusuz şu an dünyanın en saygın teknik direktörü olan Diego Simeone'nin bu noktada elindeki malzemenin haddini bilerek harmanlaştırdığı savunma ağırlıklı taktiği ile son 3 yılda 2 Şampiyonlar Ligi Finali ve 'dev' bütçeleri ile Barcelona ve Real Madrid'in hegomanyasındaki La Liga'da son 4 sezonda bir kez şampiyonluk, üç kez de üçüncülük yakalamasını sıradan bir şeymiş gibi göstermeye kimsenin hakkı yok. En başta da kendimin. Her ne kadar hücum futbolunu ve göze hoş gelen estetik ve pozisyon ağırlıklı takımları ve taktikleri sevsem de Mourinho'nun öncülük ettiği savunma futbolu stratejisi ve Simeone'nin üzerine yeni güncellemeler yaparak takımına kattığı hava, parolası 'sabır' olan oyun anlayışı, futbolculara her maç aynı konsantrasyonla kendinden büyük 'dev'lere karşı algılattığı "asla kolay lokma olmayan" tavrı ile en büyük övgüyü tüm kamuoyundan almaları gerekiyor...
Bugün belki, henüz daha PSV Eindhoven ile oynanan ikinci tur rövanş karşılaşmasında, Vicente Calderon'da 58.dakikada önce Locadia'nın topu direkte patlamasa, ardından De Jong'un boş kale yerine Filipe Luis'in kafasına topu çarptırmasa belki de bu peri masalı başlamadan bitecekti. Ya da Bayern Münih yarı final rövanş karşılaşmasında 35.dakikada Müller o penaltı vuruşunda maç boyu mükemmel oynayan Oblak'ı avlayabilse, tabeladaki 2-0'dan sonra 'Cholo' lakaplı Simeone'nin işi hiçte kolay olmayacak ve bu özverili futbollarının final ile taçlandırılması belki de mümkün olmayacaktı...
Son 11 yılda 8 yarı final oynayan Barcelona, son 7 yılda 6 kez yarı final oynayan Bayern Münih ve son 6 yılın tamamında yarı final oynayan Real Madrid'in okey masasına artık dördüncü geldi diyebiliriz. Elindeki malzemeyi değerleme, işleme ve parlatma yeteneği en üst seviyede olan 'duvar örme ustası' Simeone ve Atletico Madrid okey masasında bakalım daha hangi özel maceraları ile unutulmaz maçlara imza atacaklar?
Teknik direktörlük deneyiminde ilk Avrupa serüvenine 2011 - 2012 sezonunun devre arasında Catania ile çıkan Simeone, Atletico Madrid ile olan başarısını büyük ölçüde Catania'daki tecrübesine bağlıyor. "Catania, gerçek bir öğrenme eğrisi oldu ve zorluklarla baş edebilme ve cesaretini tamamen oradan alıp, Atletico'ya uyarladım" derken de Çizme'de yaşadıklarının, şimdiki başarılarının anahtarı olduğunu belirtiyor. Kim bilir belki bir gün futbolculuk dönemlerini yaşadığı Lazio veya İnter'in başına da geçebilir...
...........................................
Şampiyonlar Ligi finalini bekleyemeden bu yazıyı yazdım. İlginçtir; Guardiola'yı Şampiyonlar Ligi'nde eleyen her takım o sezon şampiyon olmuş. 2010'da yarı finalde Barca'yı eleyen İnter, Mourinho ile kupaya uzandı. 2012'de yine yarı finalde Guardiola'nın Barca'sını bu defa Di Matteo'nun Chelsea'si dize getirip kupayı müzesine götürdü. 2014'te Real Madrid ve 2015'te Barcelona ise Pep'in Bayern Münih'ini yarı finalde geçip en büyük kupaya sahip olmuşlardı. 2016'da ise bu defa Simeone'nin Atletico'su "yarı final özürlü" Guardiola'yı mat edip finalde Galacticos'un rakibi oldu. Tarih tekerrürleri sever. Sizce?
9 Mayıs 2016 Pazartesi
Djokovic yenilmez mi?
İlk olarak şu teşhisi koyalım : Djokovic ne yaparsa yapsın, bir türlü yaranamıyor. Belki geçmişinde kendisinin de pişman olacağını düşündüğüm; maçları yarıda bırakması, oyunu yavaşlatması ve aldığı sağlık molaları gibi tepki çeken hareketleri dışında, tenis tarihinin en büyük rekabetlerinden birine sahne olan Federer ve Nadal'ın gölgesinde başarıları nispeten daha az gündeme getirilip, hatta zaman zaman ikinci sayfalara taşınsa da o rekorları birer birer kırmaya, adını da en iyilerin olduğu listede üst sıralara yazmaya devam ediyor. Federer'in 17 Grand Slam şampiyonluğuna karşı 11 ile (en yakın rakibi 14 ile Nadal olsa da) bunu kırabilecek potansiyeller listesinde 1 numarada olan Sırp tenisçi, kortun tamamına yayılan enerjisi ve izleyicilerin biraz maçı izledikten sonra "tamam bu maçta cepte" diyebileceği bir ortamı tüm dünyaya ispatladı. Son yıllarda en çok karşılaştırıldığı Federer ve Nadal'ı "head to head"te de (ikili rekabette) geçti ve psikolojik üstünlük artık Nole'da. Gerçi bu satırları yazarken 'head to head' konusunda Djokovic'in neredeyse tüm vasat üstü tenisçilere karşı üstünlük kurduğunu da ekleyelim. Tenis tarihinin en estetik vuruş ustası Federer de, tenis tarihinin en savaşçı ismi Nadal da onu yenmek için biliyorlar ki, o gün oldukça fazla ekstra işler yapmaları gerek. Sonuçta karşılarında bir makine var ve bu makinenin sekteye uğramasını beklemek bir yana, sizler için herşeyin yolunda gitmesinin yanı sıra seviyenizin de en üst noktada olması şart. Bunu son yıllarda belki de tek başaran 2015 Roland Garros'ta Stan Wawrinka olmuştu. Ne var ki İsviçreli, o seviyeye bir türlü tekrar ulaşamadı, çünkü o seviyeler büyük ölçüde istikrara endeksli ve bu kıstas için Wawrinka örnek bir model asla olamadı.
Novak Djokovic'in son 2 yılda sürekli beşinci viteste devam eden tenis hayatında en başta da belirttiğim gibi tüm dünya tarafından yeteri kadar takdir görmemesi, başarılarının sessiz bir şekilde haber olması onu asla yolundan döndürmedi. Federer ve Nadal ile oynadığı maçlarda, seyircilerin neredeyse tamamının onları desteklediği ortamlara zamanla o kadar alıştı ki, bunu kendi içinde (aklıyla) çözümledi ve negatif görünen ortamı pasifize ederek yenilmesi çok güç bir makineye dönüşüverdi. Final maçlarını, final puanlarını, final setlerini çok daha büyük oynuyor Novak. 2016 Avustralya Açık yarı finalinde herkesin "Acaba bu defa Federer, Djokovic'i yenip 18.Grand Slam hayaline yaklaşacak mı?" diye sorduğu bir ortamda öylesine iki set oynamıştı ki, adeta ekselanslarına nefes bile aldırmadan sadece 3 oyun vererek 2-0'ı bulup maçı neredeyse orada bitirmişti. Federer demişken, tenis tarihine yön verecek kadar büyük olan efsanenin ilerlemiş yaşına rağmen 2014'ten bu yana oynadığı büyük oyunla bugün Grand Slam sayısını 20'ye çıkartamamasının baş sorumlusu yine tahmin ettiğiniz gibi Novak Djokovic'ten başkası değil (2 Wimbledon finali, 1 Amerika Açık finali ve 1 Avustralya Açık yarı finali).
Djokovic eskiye nazaran çok değişti. İlk başta kendine çok iyi baktı. Hayatının tüm merkezine tenisi koydu. Tamamen tenis odaklı hayat felsefesi ile yoğurduğu kariyerinin zirvesinde ve dünya 1 numarasından da uzun yıllar inecek gibi görünmüyor. Hem eskiye nazaran daha pozitif ve gerek kort içinde gerekse de kort dışında daha eğlenceli bir Djokovic var. Çoğu zaman esprili videolarda onu görmek mümkün. Ayrıca Federer ve Nadal hakkında konuşurken de gayet üsluplu ve rakiplerinin her zaman hakkını veren, övgü dolu sözler kullanıyor. Evet tüm dünyada her sporcunun yükseliş ve parlak dönemi kadar gerileme dönemi de oluyor ve olacaktır ama Novak için bu kısır döngünün gelme olasılığı şimdilik biraz daha uzun sürecek gibi görünüyor. Zira onun seviyesine yaklaşacak tenisçi sayısının az oluşu da onu daha bir güçlü kılıyor. Son zamanlarda Nadal, savaşçı kimliği ve şampiyonluklara olan özlemine ek olarak toprak kort sezonunda büyük bir çıkışa geçti ama onun Djokovic seviyesine gelmesi için birkaç turnuva daha kazanması ve gelecek özgüveni ile beraber en başta da Novak'ı mağlup etmesi gerekiyor. Zaten hali hazırda 35'ine gelmiş ve 1-2 sene içerisinde muhtemelen efsane kariyerini bitirmek zorunda kalacak olan Federer'in Novak için bir tehdit olmasının eskiye nazaran daha da zor olduğu gün gibi gerçek. Kariyerinde sadece 2 Grand Slam şampiyonluğu bulunan ve final maçlarında çoğu zaman boynu bükük ayrılan Murray ise yine Grand Slam finalleri oynayacaktır ama bu alanda Novak'a olan zaafını yenmesi biraz zor olacak.Novak Djokovic'in tenis dünyasında geldiği seviye gerçekten insan üstü. En inanılmaz puanları alırken soğukkanlı ve istikrarı, seviyesi bir 'tık' bile düşmüyor. Seyirci tahrikinden etkilenmiyor, profesyonelce sadece rakibine odaklanıyor ve ciddiyeti asla elden bırakmıyor. Kortun tümüne yayılan bedeni, esnekliği, hızı her zaman en üst seviyede. Hatta ve hatta bazen basit hatalar yaptığında biz ekran başında oldukça şaşırabiliyoruz. Rakiplerinin neredeyse tamamının "ne yapsam olmuyor, çünkü çok güçlü" serzenişlerinin yüz ifadelerinden net bir şekilde algılayabildiğimiz bir ortamda, hak ettiği saygıyı, itibarı ve desteği beklemek onun da hakkı. Kariyerinin en büyük eksikliği olan Roland Garros için ise çok istekli ve kendi adıma onun mutlaka bu turnuvayı birgün kazanacağını düşünüyorum. O yıl, bu yıl mı olur bilmem ama o kupayı kaldırıp sevinçten ağlayacağı günlerin oldukça yakın olduğunu hissediyorum.
Roger Federer'i tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyisi yapan sadece kazandığı şampiyonluklar değil. Korttaki asil duruşu, adeta tenis topu ile olan aşkın herkesin kalplerinde bıraktığı derin etki. Estetik ve zerafetin akıl ile birleşmesinin son evrede çift taraflı aşka dönüşmesi gibi bir durum aslında Federer'in bizlere yansıyan görüntüsü. Bu sayede dünyada gittiği her ülkede en büyük desteği, saygıyı görüyor, çünkü insanların hep görmek istediği - bir yerde sanat - görsel şöleni sunuyor. Djokovic de durum biraz farklı. Federer gibi başarısının çıkış yolu AKIL gibi görünüyor ama Sırp tenisçiyi son yılların en iyisi yapan temel etken ise asla sinirli olmayan soğukkanlı yapısı ve lakabı olarak bilinen 'makine'nin keskinliğine bürünen istikrarlı ve şaşmaz çizgisi. Kort içinde bedeni öyle seri işliyor ki, bir o tarafa bir bu tarafa esnediği ve inanılmaz gibi görünen puanları alması hep bu kusursuz işleyen makinenin ezberlenmiş görüntüsünden başka birşey değil. 3 setlik maçlarda kimi zaman ufak tefek sekteye uğrasa da makine 2016'da da yine güçlü bir şekilde yoluna devam ediyor. Djokovic yenilmez mi? Tabii ki hayır ama onu yenmek için o gün rakibinin 'Optimus Prime' seviyesine çıkması şart!
5 Mayıs 2016 Perşembe
Pep - Yarı Final Laneti
Şampiyonlar Ligi tarihinin kesinlikle en başarılı teknik direktörü. 2 farklı takım ile 7 sezonda 2 şampiyonluk ve 5 yarı final. Daha doğrusu 7 sezonun tamamında son 4'e kalmış bir teknik adamdan bahsediyoruz. İstediğiniz kadar dünyanın en büyük 3 takımından ikisini çalıştırdı deyiniz ama Pep, sahip olduğu özelliklerle tam bir taktik deha. Bunu rakamlar ve istatistikler yeteri kadar söylüyor. Bayern Münih yönetimi ve taraftarı onun gidişinin ardından yüksek sesle eleştirecektir, ki kendilerince kesinlikle haklı sayılırlar. Bawyeralılar için şampiyonluk dışında her sonuç başarısızlık olarak addedileceği için de Guardiola, kağıt üstünde başarısız olmuştur.
Pep'in en dikkat çekici istatistiği ise; Şampiyonlar Ligi şampiyonu olamadığı 5 sezonun 4'ünde yarı finallerde kime elendiyse, o takımın o sezonu şampiyon olarak tamamlaması. Barcelona'nın başındayken; 2010'da Mourinho'nun İnter'ine, 2012'de ise Di Matteo'nun Chelsea'sine elendi ve o sezonlarda kupayı bu takımlar kazandı. Bayern Münih'te ise 3 sezon üstüste yarı finallerde İspanyol takımlarına karşı kaybetti. 2014'te elendiği Real Madrid, tam 10 sene sonra mutlu sona ulaşırken, 2015'te de Luis Enrique'nin Barca'sı kupayı müzesine götürdü. Son olarak Simeone'nin kapalı duvarını aşamayan Pep'in yarı final lanetinde acaba tarih tekerrür eder de Atletico Madrid şampiyon olur mu? İşte bunun için biraz daha bekleyeceğiz...
27 Nisan 2016 Çarşamba
Ödüllü Yarışma : Bu futbolcu kim?
Bu fotoğraftaki futbolcunun kim olduğunu ve hangi takımda oynadığını aşağıdaki yoruma yazanlardan iki kişiye çekilişle Ali Ece'nin 11 Nisan'da piyasaya çıkan "Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına" adlı kitabını armağan edeceğim.
Haydi futbolseverler, hepinizi bekliyorum...
Son katılım : 2 Mayıs 2016 saat 23:59
Kitabı kazanan kişiler, hiçbir kargo bedeli ödemeyecektir.
Dünyada ve Türkiye’de futbolun sosyo-ekonomik ve kültürel dinamiklerini serinkanlı bir dille anlatıyor Ali Ece. Şahsi gözlem ve yorumlarını esirgemese de asla duygusallığa ve tarafgirliğe düşmüyor.
Futbolla müzik ve başka sanatlar arasındaki bağlardan tutun da dünya futbolunun efsane oyuncu , teknik adam ve takımlarının bilinmeyen öykülerine kadar futbola dair ne varsa yeniden yorumluyor. Futbolun finansal gerçeklerini ve özellikle pazarlama teknikleri ile oluşturulan algıları gözler önüne sermekten de çekinmiyor.
Futbolla müzik ve başka sanatlar arasındaki bağlardan tutun da dünya futbolunun efsane oyuncu , teknik adam ve takımlarının bilinmeyen öykülerine kadar futbola dair ne varsa yeniden yorumluyor. Futbolun finansal gerçeklerini ve özellikle pazarlama teknikleri ile oluşturulan algıları gözler önüne sermekten de çekinmiyor.
Ali Ece'den , en az onun kadar renkli ve derin bir futbol kitabı.
Örnek cevap şekli : Thierry Henry - Monaco
13 Nisan 2016 Çarşamba
I'm Back - 19.03.1995
Michael Jordan... 1991 - 1992 ve son olarak 1993 yılında Chicago Bulls ile şampiyonluk yaşadıktan sonra, babasının ani ölümü ile beraber, çocukluğundan beri ilk göz ağrısı olan beyzbola yönelir. Henüz 30 yaşında aldığı bu karar sevenlerini çok üzer. Belki de üstüste kazandığı 3 yüzük sonrası misyonunu tamamladığını düşünür ve vakit daha da geç olmadan, zamanı varken beyzbola yoğunlaşmaya, bir yerde kafasını dağıtmaya karar verir. İçindeki basketbol ve kazanma aşkı, ona büyük bir kapı açar ve yaklaşık 2 yıla yakın bir sürenin ardından Bulls ile tekrar parkelere döner. İlk basın açıklamasında sadece iki kelime, "I'm back" ile "geri döndüm" der. 19 Mart 1995 akşamı Market Square Garden'da İndiana Pacers karşısında tutkunu olduğu basketbola dönen Jordan, sezonun kalan 17 maçında dahi, yani 32 yaşında 26,9 sayı ortalaması tutturmayı başarır. Basketbola ara vermeden önceki 7 sezon boyunca 30 sayı barajını aşmayı başaran gelmiş geçmiş en büyük basketbolcu olan Jordan, basketbola tekrar döndüğü ilk 3 sezonun tamamında yine şampiyon olur ve rekor üzerine rekor kırar.
Büyük 3'lüden Pippen ve Rodman'ın takımdan ayrılacak olması, koç Phil Jackson'un da kontratının bitmesi ile beraber, elde edilecek tüm başarıların kazanılması duygusuyla 1999'da yani 36 yaşında basketbola tekrar ara verme kararını verdiğinde herkes bu defa 'son' olduğunu düşünür. 2001 yılında bu kez Washington Wizards ile basketbola tekrar dönüş yapar ve iki sezon daha basket oynayıp 40 yaşında bir daha dönmemek üzere basketbolu bırakır. En basit bir hesapla; kariyeri boyunca attığı 32.292 sayı ile tüm zamanlarda dördüncü sırada kendine yer bulabilmişken, ara verdiği 4 sezonda, sezon başına minimum 2.000 sayı atacağını tahmin edersek toplamda 8 bin sayı atacağı gerçeğine ulaşacak ve 38.387 ile bu alanda zirvede olan Kareem Abdul - Jabbar'ı da geçecek ve belki de kırılması asla mümkün olmayan bir rekora imza atacaktı.
19 Mart 1995'te basketbol, hatta spor tarihinin en 'hayırlı' geri dönüşlerinden birine imza atan Michael Jordan, bugün basketbolda "dünyanın en iyisi" diye anılıyorsa bunun en büyük sebebi o gün verdiği bu geri dönüş kararıdır...
11 Nisan 2016 Pazartesi
Kobe Bryant...
Michael Jordan sonrası basketbol, pardon NBA hiç ara vermeden süper starını bulmuştu. 1996 draftında NBA'e ilk adımını atan Kobe Bryant'tan başka birisi değildi o kişi. Parkelerde geçen 20 senede 5 şampiyonluk, sayısız başarı ve tadından yenmez basketbolu.
Nasıl ki tenisin efsanesi, hatta "Tenis = Federer" ritüelini akıllara kazıyan Roger Federer birgün tenisi bıraktığında tenis sporu öksüz kalacaksa, 2016 ve sonrasında da basketbol dünyası bir süreliğine öksüz kalacak. Kalemler, kağıtlar hep onu yazacak, klavyeler onun başarıları ve yeteneklerini anlatan yüzlerce makale ile dünyanın dört bir yanına servis edilecek. Geçmiş, şimdiki ve geleceğin tüm jenerasyonları ile ortak basketbol oynadığından söz edilecek, NBA tarihinin en başarılı iki takımından biri olan Lakers'ın özellikle son yıllarda ona büyük haksızlık ederek efsane takımı sıradanlaştırıp tamamen şamar oğlanı yapması eleştirilecek. Toronto potasına 81 sayı attığı maç, Chamberlain sonrası en büyük rakam olduğundan bahsedilip, yakın zamanda bu sayıya birilerinin ulaşıp ulaşamayacağı tartışılacak. Son sezonunda neredeyse her deplasman maçında rakip takım taraftarının onu ayakta alkışlaması da ayrıntılarda yerini alacak. Kobe'den sonra gelip NBA'e damga vuran "King" LeBron ile saha içinde yaptıkları jest mimikler konuşulacak. Son olarak veda maçında tam 60 sayı atarak, Utah karşısında tek başına aldığı galibiyet, "vedaların en güzeli" olarak kalplerdeki yerini alacak...
Derken gözlerden yaşlar damlayacak, 'Black Mamba' artık yok ve en kötü şey de bu zaten. Onun yokluğuna alışmak ve bunu dillendirmek, kendimize anlatabilmek ve sonunda kabullenmek zorunda kalmak...ESPN, varsın seni tüm zamanlarda 12.sıraya koysun, hiç önemli değil. Sen birçok kişiye göre bu listede ilk 5'tesin zaten. Hem ne fark eder ki? Önemli olan gönüllerdeki yerin, hafızalardaki başarıların. Teşekkürler Kobe Bryant. Air Jordan sonrası basketbola küsenlere, kendilerine zor gelenlere tekrar basketbolu sevme, izleme alışkanlığı kazandıran koca yürekli basketbolcu. NBA seninle çok güzeldi. Belki biz biraz duygusalız ama sende bizi anla. Yerine kimi koyacağız? koyabilir miyiz? Onu bile düşünmedik daha. Sen bir başkasın, aynı Jordan gibi. Zaten Jordan da dememiş miydi ki, kendime en yakın kişi olarak seni görüyorum diye...
Daha fazla yazamayacağım. 38 yaşında basketbola veda ederken sen, biz seni hiçbir zaman unutmayacağız. Hırsını, yeteneklerini, başarılarını seni görmeyenlere anlatmak görevimiz olacak. Biliyoruz, bundan sonrasında (öyle demiştin) NBA maçlarını izlemeyeceksin, dinleneceksin biraz - ki hakkın sonuçta - peki bizler ne yapacağız? Henüz bunu düşünmedik, kusura bakma...
İşte Kobe Beyant'ın kariyeri boyunca yaptığı en güzel 50 hareket. Dikkat, aşırı doz kalite içerir, o yüzden videoyu izlerken emniyet kemerinizi takın :))
1 Nisan 2016 Cuma
Messi vs Ronaldo
Tarihin belki de en büyük rekabetlerinden birine tanıklık etmek tüm dünyadaki futbolseverler için büyük bir şans ve bunun doyasıya tadını çıkarmalıyız. Peki Messi - Ronaldo rekabetinde istatistiklere yansıyan rakamlar neler? İstatistikler üzerinden "Kim daha iyi?" sorusuna cevap aradım. Bu cevaplar için çeşitli parametreler ışığında rakamlarla süslediğim istatistiklere sizler de bakın ve bu büyük futbol rekabetinde tarafınızı seçin...Özellikle aynı ligde beraber futbol oynadıkları İspanya'daki performansları, ikisinin de kariyerlerinin zirveye çıktıkları dönem oldular. Birbirlerini sürekli 'daha fazlası' anlamında tetikleyen bu iki süper yeteneğin istatistikleri de bir o kadar inanılmaz!
İlk olarak Cristiano Ronaldo'nun Real Madrid'e transfer olduğu, 2009 - 2010 sezonundan günümüze kadar olan Barcelona - Real Madrid rekabeti ışığında iki süper starın istatistiklerini inceleyeceğiz. Sırasıyla La Liga, Şampiyonlar Ligi ve diğer kupalar (İspanya Kupası, İspanya Süper Kupası, Avrupa Süper Kupası, Kıtalararası Kupa) başlığı altında oynadıkları maç sayısına bağlı olarak attıkları goller ve takım arkadaşlarına yaptıkları asist sayılarına bir göz atacağız. Rakamlar, aslında onların insan olmadıklarına bir işaret adeta. O zaman başlayalım...
İkinci tablomuzda karşımıza Barcelona - Manchester Unıted rekabeti çıkıyor. Ronaldo'nun futbola ilk başladığı yıl olan 2002 - 2003 sezonundan, yine Ronaldo'nun Madrid'e gitmeden önceki 2008 - 2009 sezonu bitimine kadar olan 7 sezonu kapsıyor. Fakat bu tablo ilkinden biraz daha özel çünkü Messi, Barcelona ile olan ilk maçına 2004 - 2005 sezonunda çıkarken Ronaldo ise 2002 - 2003 sezonunu Sporting Lizbon'da geçirdi ve MANU kariyerine 2003 - 2004'te başladı. Yani Messi (30) ile Ronaldo'nun (32) aralarındaki 2 yaş fark, kariyerlerinde de aynı aralıkta kalmış.
2 büyük futbol yıldızının Arjantin ve Portekiz Milli Takımlarındaki performanslarını yıllık bazda incelediğimizde ise şöyle bir tablo çıkacak karşımıza...
Ben istatistiklerde herhangi bir yorumda bulunmadım, sadece sayıları döktüm önünüze.
Evet karar sizlerin, en iyi kim?
*** Tüm istatistikler, 01.02.2017 tarihine göredir...
Etiketler:
Barcelona,
Efsane futbolcular,
El Clasico,
En iyi futbolcu kim?,
İstatistik,
Messi,
Messi mi Ronaldo mu? Messi Ronaldo kıyaslaması,
Messi vs Ronaldo,
Real Madrid,
Ronaldo
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR
-
Şampiyonlar Ligi'nde yeni formata geçilen 2003 yılından günümüze uygulanan sistemde çeyrek final, yarı final ve finale katılan tüm ...
-
Aralık 2019’da ortaya çıkan ve etkisi yavaş yavaş tüm dünyaya yayılan koronavirüs salgını, binlerce insanın canına mâl olurken, NBA ...
-
Tüm dünya genelinde futbol ve basketboldan sonra en fazla izlenen, en fazla sponsoru olan, reklam ve pazarlama alanında çok önemli rakamla...
-
"O Şampiyonlar Ligi kupasını istiyorum. Bu son senem. Ronaldo ve arkadaşları kağıt üstünde bizden daha iyi olabilir ama bu sene her ş...
-
2017, teniste resmen FEDAL yılı oldu. Federer ve Nadal, yıllar öncesinden klonlanarak geri dönüp 2017'yi forse ettiler. Grand Slam...












