4 Haziran 2013 Salı

Londra Kralı Geri Döndü...

Senin için ortam çok müsaitti...

İlk İngiltere macerandaki en büyük rakibin Sir Alex Ferguson artık yoktu. Ayrıca MANU'da Rooney'de çok mutsuz ve her an takımdan ayrılabilir... 

Arsene Wenger zaten senin için hiçbir zaman fazla tehdit edici olamadı... Efsane golcü Henry gittikten sonra takımın kimyasında şampiyonluk emaresi hiç kalmadı...

Mancini de ayrıldı City'den ve takımın geleceği şimdilik sorunlu...Takımın başına Pellegrini'nin geçmesi an meselesi. Tevez ve Dzeko'nun durumları ise netlik kazanmadı...

Liverpool'da takımın neredeyse tüm gol yükünü sırtına almış olan Suarez takımının bu sezon Avrupa'da mücadele edemeyecek oluşundan dolayı büyük ihtimalle gidecek, onların da gücü azalacak... 

Tottenham'da ise yıldız isim Gareth Bale ayrıldı ayrılacak ve takım iyice sıradanlaşacak...

Evet, ortam tam da senin istediğin gibi artık...

Zeki adamsın vesselam...

Bundan iyi zamanlama olamazdı...

Ama ilk büyük sınavın, daha önce kendisiyle fazlaca kıyaslanıldığın Pep Guardiola'nın Bayern Münih'iyle... Yani, yeni dünya 1 numarası ile...

Bir misyonun daha var, unutma : Bu sezon biliyorsun İngiliz takımları, Şampiyonlar Ligi'nde sıfır (0) çekti. Sen varlığınla, enerjinle, polemiklerinle ve üstün futbol taktik bilginle hem Chelsea'yi Kupa 1'de en üst noktaya çıkaracaksın, hem de diğer İngiliz takımlarına ilham vereceksin... 

İlk geldiğin zamandaki şaşalı kadro kaliten şimdilik yok ama sen Abramovich'ten yeterli krediyi sonuna kadar alır, yine asker bir takım oluşturursun. Jovetic, Dzeko ve De Rossi daha şimdiden dillendi, hadi bakalım :)

Şimdiden başarılar sana, İngiltere seni gerçekten de çok özlemişti...

Londra'nın Kralı geri döndü...

Tekrar aramıza HOŞGELDİN SİR!!!

3 Haziran 2013 Pazartesi

Görev Tamamlandı...

Hiçbir başarı tesadüf değildir.

Yıl 2001...

Şampiyonlar Ligi'nde o zamanlar ilk grup maçlarından sonra ilk ikiye giren takımlar, ikinci tur maçları yapmak yerine tekrar 4'lü gruplara bölünürlerdi. Bayern Münih, iki gruptan da çıktıktan sonra çeyrek finalde kendisine en zor kura çıkar ve Manchester Unıted ile eşleşir... Rakibini iki maçta da yenerek (1-0 ve 2-1) yarı finale adını yazdırır... Son 4 takımdaki rakipleri Real Madrid, Valencia ve Leeds Unıted olur. Kura şansı (!) yine devam eder ve rakip Real Madrid olur. Del Bosque'nin Galacticos'unu her iki maçta da aynı tarife ile 1-0 ve 2-1 ile geçen Ottmar Hitzfeld'in öğrencileri finalde Valencia'nın rakibi olur. O zamanlar hatırlayanlar bilirler, kadroda Kahn, Effenberg, Elber, Scholl, Jancker, Linke, Lizarazu, Jeremies, Kuffour, Salihamidzic gibi yıldız futbolcular vardı... Penaltılara kadar giden maçta Hector Cuper'in Valencia'sını 5-4 yenen Bayern Münih, Avrupa'nın en büyüğü olur. Özellikle çeyrek ve yarı finaldeki zor eşleşmelerin tamamını kazanıp kupayı almaları muazzam bir başarı olmuştu...

Yıl 2013...


Bayern Münih şampiyonluk yolunda gruplardan sonra çıktığı maçlarda sırasıyla 2.turda Arsenal gibi İngilizlerin ekol sahibi takımı ile eşleşti. Rakibini ilk maçta Londra'da 3-1 ile resmen sürklase ettiler. Almanya'da ise tamamen ilk maçın skorunun rehavetine girdikleri maçta 2-0 ile kaybettiler, deplasman golü kuralı ile çeyrek finale yükseldiler. Bu skor ile beraber Bayern Münih, bu sezon Şampiyonlar Ligi dahil oynadığı 54 maçta, ilk defa bir maçta gol atma becerisi gösteremiyordu. Alınan bu mağlubiyet, başta Heynckes tarafından büyük bir ders olarak takıma öğretildi.


Çeyrek finalde İtalyanların 1 numarası ve son iki yılın Serie A şampiyonu Juventus'u zorlanmadan ve gol yemeden iki maçta da yenerek (2-0, 2-0) toplamda 4-0'lık skorla yarı final vizesi alındı.


... ve tarihe geçen yarı final eşleşmesi. Uzay takımı olarak bilinen Barcelona, ne olduğunu anlamadan bir futbol tecavüzüne uğratıldı. Bayern Münih'in finale kaldığını yazan tabelada ise toplam skor 7-0 olarak (4-0, 3-0) beliriyordu. Barca, tam anlamıyla paramparça oluyordu. Dünya Futbolu'nda artık bazı taşların yeri tamamen değişiyordu. 7-0'lık sonuç aynı zamanda 20 yıllık Şampiyonlar Ligi tarihinde yarı finallerde alınan en farklı skor olarak da tarihe geçiyordu. Bir 'Futbol ihtilali' yaşanıyordu 1 Mayıs gecesi...

İtalya ve İspanya şampiyonlarına 4 maçta atılan 13 gol ve karşılığında kalesinde gol dahi görmeyen Manuel Neuer... 

... ve FİNAL...


Yarı final eşleşmeleri öncesi, finalde çoğu insan ve otoriteler tarafından El Clasico beklenirken, Almanlar kendi El Clasico'larını tüm dünyaya izleteceklerdi. Dortmund ile Bayern arasındaki mücadele amansız bir final maçı olacaktı, bundan kimsenin şüphesi yoktu. Bayern Münih, rüya gibi geçen sezonun sonunda Barcelona hegomanyasını yıkıp, yaptığı futbol ihtilalini taçlandırmanın peşindeydi. Maçı, favori olan taraf yani bu sezonun tartışmasız en iyisi Bayern Münih kazandı ve 12 sene sonra tekrar Avrupa'nın en büyüğü oldu.


Alman Tankı diye de adlandırılan Bawyeralıların gruplardan sonra karşılaştığı ve elediği takımlara bir göz atalım...


Arsenal - Juventus - Barcelona - Dortmund...


Sonuna kadar hak edilmiş ve birbirinden zorlu takımları eleyerek kazanılmış bir Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu... Hem de rakiplerine nazaran her türlü kura şanssızlığına rağmen...


Bu sezon toplam 4 kulvarda oynadıkları tüm kupaları kazanarak tarihe altın harflerle adlarını yazdırdılar... Almanya Süper Kupası, Almanya Lig Şampiyonluğu, Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu ve son olarak Almanya Kupası Şampiyonluğu... 54 maçta 46 galibiyet 5 beraberlik ve sadece 3 mağlubiyet... Alınan 3 mağlubiyetin biri skor rehavetiyle kaybettikleri 2-0'lık Arsenal maçı... Diğeri, 3-1'lik Bate Borisov istisnası. Evet istisna, çünkü 100 defa karşılaşsalar ancak 1 tanesini Belarus takımı kazanabilirdi... Sonuncusu ise sahalarında 2-1 kaybettikleri Leverkusen maçı... Bu sozkonusu 3 mağlubiyette dahi Bayern Münih'in ortalama kaleye 20'şer şut attığını da notlarımıza ekleyelim...

Bu sezon tüm takım fazlasıyla olağanüstü oynadı. Hiçbirisine kötü diyemeyeceğimiz performanslara rağmen; Ribery, Dante, Lahm, Robben, Martinez ve Müller'e 10 üzerinden 10 veriyor, diğerlerine de 9,5 veriyorum :) Şaka bir yana, sezon başından bu zamana kadar mücadele ettiği 4 kupanın tamamını kazanarak hem rekorları altüst ettiler hem de dünyada yılın takımı olma gururunu sonuna kadar hakettiler. 


Son 4 yılda 3 Şampiyonlar Ligi Finali ve nihayet üçüncüsünde kazanılan kupa...

Şimdi onlar için 3 tane daha hedef var...


Önce Kıtalararası Kupa Şampiyonluğu, daha sonra geçen sene Şampiyonlar Ligi Finali'nde Chelsea karşısında aldıkları dramatik mağlubiyetin intikamını alma şansına sahip olacakları Avrupa Süper Kupası ve Almanya Süper Kupası'nda rakibinin adeta rövanş maçı olarak göreceği Dortmund mücadelesi...

28 Mayıs 2013 Salı

Türkiye'ye Kimler Gelmeli?

Türkiye'ye hangi yabancı futbolcular gelebilir?

Yıldız futbolcu olması yada pahalı futbolcu olması değil, takımın ihtiyacı olan mevkiide oynaması, takımı sahiplenmesi, ülke futboluna ayak uydurması ve herşeyden önce profesyonel, ahlaklı ve başarıya aç futbolcu olmalı...

Yakın tarihte yıldız yada pahalı diye getirilen ama takımına olumlu katkı sağlayamayan Ortega, Elano, Anelka, Simao, Ricardinho, Lincoln, Guiza, Misimovic, Quaresma vb. futbolcuları görünce Hagi, Alex, Kewell, Sivok, Sow, Elmander, Webo, Ernst, Niang, Hilbert, Kuyt, Uche gibi işini doğru düzgün yapan, aldığı paranın hakkını veren ve hala içinde başarıyı kovalayan, heyecanı olan futbolcuları da mutlaka anmamız gerekiyor...

Hal böyleyken yabancı futbolcuların yaşına değil de yukarıdaki kıstaslara bakmak lazım. Zaten yaşa bakılsa Van Hoojdonk (34) ve Drogba (35) gibi örnek ve herkesin takdirini kazanmış profesyonel futbolcular ülkemize gelmezdi.

Peki kimler ülkemizde futbol oynayabilir? Yada hangi yabancı futbolcuların içinde hala heyecan olabilir? 4 büyük takımımızın yıllardır yaptığı yabancı futbolcu kıyımlarına inat Webo ve Uche gibi ismi çok fazla duyulmamış ama prosyonelliğin zirvesinde yer alan oyuncuları transfer ederek büyük bir ders veren İBB ve Kasımpaşa örneklerini incelemek lazım.

Özellikle büyük kulüplerimizin maalesef doğru dürüst bir futbolcu izleme komitesi (scout) yok ve genç, geleceği parlak futbolcuları herkesten önce bulamıyorlar. Benim nacizane önereceğim yabancı futbolcular ise sıklıkla vurguladığım kriterlere baya baya uyuyor. Aralarında şu an boşta olanlar (kalın harfle yazılanlar) ve 3 ila 5 milyon euro arasında bir değerle alınacak birçok futbolcu var. Sadece isimlerini yazacağım. Umarım içlerinden birkaçı ülkemize gelir...

Claudio Pizarro - 35 - Bayern Münih
Andrew Johnson - 32 - QPRangers
Roque Santa Cruz - 31 - M.City
Andrei Arshavin - 32 - Arsenal
Mathieu Flamini - 28 - Milan
Jermain Defoe - 30 -Tottenham
Ryan Babel - 26 - Ajax 
Florent Malouda - 33 - Chelsea
Mahamadou Diarra - 32 - Fulham
Tiago - 32 - Atletico Madrid
Vedad İbisevic - 28 - Stuttgart
Helder Postiga - 30 - Zaragoza
Mathieu Bodmer - 30 - St. Etienne
İbrahima Balde - 24 - Kuban
Pavel Pogrebnyak - 29 - Reading
Ruben Casto Martin - 31 - R.Betis
John Utaka - 30 - Montpellier
Milan Jovanovic - 32 - Anderlecht 
Eljero Elia - 26 - W.Bremen
Ciprian Marica - 27 - Schalke
Pablo Aimar - 33 - Benfica
Mladen Petric - 32 - Fulham
Javier Saviola - 31 - Malaga
Ailton Almeida - 28 - Terek 
Brandao - 32 - St. Etienne
Christian Lell - 29 - Levante
Carlos Bacca - 26 - C.Brugge
Kevin Kuranyi - 31 - D.Moskova
Keisuke Honda - 26 - CSKA Moskova
Hugo Viana - 30 - Braga
Otman Bakkal - 28 - D.Moskova
Darren Bent - 29 - Aston Villa
Romaric - 29 - Zaragoza
Ronaldinho - 33 - A.Mineiro
Theo Janssen - 31 - Vitesse
Roman Pavlyuchenko - 31 - L.Moskova                 
Adam Szalai - 25 - Mainz
Bobby Zamora - 32 - QPRangers
Marko Arnauotovic - 24 - W.Bremen
Fernando Cavenaghi - 29 - Pashuca
Cheick Diabate - 24 - Bordeaux
Markus Rosenberg - 30 - WBromwich
Cleyton Riberio - 29 - M.Kharkiv
Sejad Salihovic - 28 - Hoffenheim
.......
......
.....
....
...
..

twitter.com/serdarsozkesen

21 Mayıs 2013 Salı

Futbolun Olmazsa Olmazı... İSTİKRAR

Futbolda, istikrarın en güzel örneğini İngilizler vermekte. Sir Alex Ferguson, 27 yıllık Manchester Unıted kariyerine son vereli henüz daha birkaç gün olmuşken, özellikle bizim ülkemizdeki futbol takımlarının teknik direktörlerinde yaşanan 'kıyım', bir hayli dikkat çekmekte.

En son, Beşiktaş teknik direktörü Samet Aybaba ile yollarını ayırma noktasına gelen Siyah - Beyazlılar'da harıl harıl yeni teknik adam arayışları başladı. Haksız yere görevinden ayrıldığını düşündüğüm Samet Hoca, altını çizerek söylüyorum, kesinlikle BAŞARISIZ DEĞİLDİ. Lig üçüncülüğü, oynattığı pozitif futbol ile haklı haksız birçok futbolseverin bu sezon için beğendiği bir teknik adamdı. Dar kadro, sınırlı rotasyonun üzerine bir de hiç hesapta olmayan, rakiplerine oranla fazlasıyla sakatlıklarla boğuşunca lig üçüncülüğü gerçekten de çok başarısız bir sonuç olarak görünmedi. Zaten sezon başında nasıl bir takımı devraldığını, hangi şartlarda sezonu tamamladığını da düşündüğümüzde Samet Hoca, haksızlığa uğramıştır kanaatindeyim.


Bu konuyu fazla uzatmadan şu örneği de vermeliyim. Geçenlerde eski Fenerbahçe başkan vekili Nihat Özdemir, Ankara'da şöyle bir açıklamada bulunuyordu. "Şirketlerde olduğu gibi futbolda da başarı için istikrar şart, o yüzden Aykut Kocaman ile F.Bahçe kulübünün devam etmesi son derece doğru bir karardır, arkasındayım". Bu sözleri söylerken dikkat ettiğiniz gibi Özdemir, günümüzdeki şirketlerin başarısının da istikrardan geçtiğini önemle belirtip bunu futbolla ilişkilendiriyordu ki sonuna kadar da haklıydı.

"İstikrar olmadan başarı da olmaz"

Tamam, Sir Alex Ferguson, futbol için büyük bir istisna ama kendisi görevde kaldığı 27 sene boyunca sadece 5 sezon kupa kaldıramamış ve bu 5 sezonun 3 tanesinin göreve geldiği ilk 3 sezon olduğu gerçeğini görünce hayretler içinde kalmamak elde değil. Bizim ülkemizde hiçbir teknik adama bu kadar sabır ve saygı gösterilmez. Ancak kapı gösterilir...

Yazımın başında da dediğim gibi İngilizler, istikrar kelimesinin açılımı için muazzam örneklere sahipler. İstikrarlı futbolcular, istikrarlı teknik adamlar hep onların liginde vitrine çıkıyorlar. Hatta öyle ki, bir alt ligleri olan Champions League'de ve hatta Lig1 ve Lig2'de (üçüncü ligleri oluyor) dahi teknik direktörler, Premier Lig'e çıkamasalar dahi takımın başında çok uzun süre kalabiliyorlar. Çünkü takımlar planlamalarını buna göre yapıyorlar, o teknik adama göre hareket ediyorlar. Teknik adam değişikliklerini çok zor durumda kaldıkları zaman tercih ediyorlar.

Sir Alex Ferguson'un yanına 17 sezon ile Arsene Wenger'i de ekleyebiliriz. Peki Everton gibi bir takımda tam 11 sezon kalan ve bu uzun zaman boyunca tek bir kupa dahi kaldıramayan, yeni sezonda M.Unıted gibi bir devin başında göreve başlayacak olan David Moyes'e ne demeli? Tam 7 sezon Stoke City'nin başında görevde kalan Tony Pulls'da şüphesiz ayrı bir övgüyü hakediyor.

Bu örnekler Premier Lig ağırlıklıydı. Ya Champions League ve daha da alt lig takımları? Bir de onlardaki istikrara bir göz atalım. Exeter takımının teknik direktörü Paul Tisdale, tam 7 sezondur takımının başında. 5'er sezonu geride bırakan Carlisle takımının başında Greg Abbott ve Oxford'un başındaki Chris Wilder... Örnekler çoğaldıkça çoğalır. Bizim ülkemizde şu an 3 sezonun üstünde takımının başında kaç teknik adam var acaba?

Ya Alman takımlarının, tüm Avrupa'yı fethetmesine ne demeli? Sistemli futbol yönetimlerine bağlı olarak, bütçelerine göre transfer anlayışlarıyla istikrarlı futbolcu ve teknik adam hamleleriyle şu an Avrupa'nın en büyük süper güçleri Bayern Münih ve Dortmund olmadı mı? Jupp Heynckes ve istikrarlı kadrosunu gözünün önüne getirin. Lahm, Van Buyten, Bastian, Ribery, Robben, Kroos, Müller ve Gomez yıllardan beri beraber oynuyorlar. Böylesine iskelet bir kadronun yanına nokta atışı yapılarak Boateng, Neuer, Dante, Martinez ve Mandzukic eklenerek Avrupa'nın en büyüğü olunmadı mı? Barcelona gibi uzay takımına 7 gol atılmadı mı? +

Ya Dortmund... Filozof vari kimliğiyle meslektaşlarından rahatlıkla ayrılan Jürgen Klopp'un 2008'de devraldığı takımla Bayern hegomanyasına kısa sürede olsa 2 sezon üstüste lig şampiyonluğu ile son veren ve takımına büyük bir ivme kazandırıp bu sezon Şampiyonlar Ligi Finali'ne kadar gelinen yolda oynadığı 12 maçta sadece 1 mağlubiyet alarak her futbol severin takdirini kazanmış, enerjisiyle takımı çok iyi havaya sokan bir antrenör, istikrar kelimesinin yeterli açılımı değil de nedir?

Ülkemizde ise istikrarın en önemli örnekleri; Aykut Kocaman ile Fenerbahçe. Görevde kaldığı 3 sezonda da takımını hemen hemen her kulvarda son haftalara kadar devamlı zirve mücadelesinin içine dahil ederek bu alanda bence başarılı oldu, sevmeyeni de aynı oranda çok olsa da... Aynı şekilde Fatih Terim de 3.kez takımın başına geçtiği Galatasaray'da 2 sezonda da şampiyonluk ipini göğüslemiş ve Avrupa'da takımına eski özlenen başarıları getireceğinin sinyallerini vermiştir. Bu noktada Ertuğrul Sağlam'ın da Bursaspor'un başında 3 sezonda gayet istikrarlı sonuçlar aldığını ve aldığı lig şampiyonluğuyla tarihe adını altın harflerle yazdırdığı gerçeğini de unutmayalım...

Hal böyleyken istikrarlı futbolcular, istikrarlı yönetimler ve istikrarlı teknik adamlarla kulüplerin uzun vadede başarılı olabileceklerini net bir şekilde söyleyebiliriz. Uzun vade demişken, bu 3 sene de olabilir 5 sene de 7 sene de. Yeter ki; iyi planlama, kararlı bir strateji, başarının kısa vadede değil uzun vadede geleceğini bilen yönetim ve buna eş değerde bir teknik direktör seçimi...

twitter.com/serdarsozkesen

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Süper Mario Kardeşler...

Bir akımdır gidiyor. Son yıllarda MARİO adında o kadar çok futbolcu türedi ki, fazlasıyla trend durumda. Neredeyse Avrupa'nın her ülkesinde Mario adında ünlü bir futbolcu var. Hani bazı adlar vardır ya, sadece kendi ülkesinde görülür, diğer ülkelerdeki sayıları son derece sınırlıdır. 

Örneğin; Hollanda'da "van" ile başlayan bir çok isim vardır. Nistelrooy, Bommel, der Sar, Persie, der Wiel, der Vaart vb... Arjantin'lilerde "Javier" ile başlayan Zanetti, Mascherano, Saviola ve Pastore gibi... Yada İspanyollara özgü "Raul" bile başlayan Gonzalez, Meireles, Bravo, Albiol, Tamudo ve Garcia gibi...

Konumuzun başında da dediğim gibi Mario ismi, şu aralar çok popüler durumda ve artık her ülke için "unısex" olarak kullanılmakta... Özellikle Götze transferinden sonra Bayern Münih'teki "Süper Mario"lar da fazlasıyla çoğalmış durumda. 


İşte Dünyanın en iyi Mario kardeşlerinden oluşmuş ilk 11'i :


10 Mayıs 2013 Cuma

Futbolun Patronu : Sir Alex Ferguson...


27 yıllık muazzam kariyer...

Çeyrek asırdan fazla sürede sadece 1 takımın başında geçen ve sayısız başarılarla dolu etkileyici bir CV...

Sir Alex Ferguson...

Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörlerinden biri...

*** Premier League'de bu sezon forma giyen 516 futbolcudan 232'si Alex Ferguson'ın Manchester United'ın başına geçmesinden sonra doğmuş...

*** Alex Ferguson, tüm teknik adamlık kariyerinde 49 kupa kazanmış. Kendisine en yakın isim 30 ile Valeriy Lobanovskyi... 

*** Beraber çalıştığı dünyaca ünlü futbolculardan bazıları... Rooney, Giggs, Scholes, Nistelrooy, Beckham, Ferdinand, Keane, Tevez, van Persie, Cantona, Irwın, Schmeichel, Barthez, Stam, Neville, Ronaldo, Solskjaer vd...


*** Premier Lig'deki kazanma oranı % 65 gibi müthiş bir rakam...

*** Alex Ferguson, United ile geçirdiği 27 sezondan 5'inde kupa kazanamadı. Bu beş sezondan üçü, göreve geldiği 1986'dan sonraki ilk üç sezon...

*** Alex Ferguson'ın görevde olduğu sürede İnter 24, Real Madrid 20, Chelsea 16, Bayern ve Juventus 13, Barcelona da 11 teknik adam eskitmiş...

*** Şimdilerde yerini David Moyes'e bıraktı. Kimse onun gibi olamayacak, hep onun adı ön planda olacak...


Güle güle futbolun patronu SİR ALEX FERGUSON...



7 Mayıs 2013 Salı

Germany İn Spain Out!!!

Malum, bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde Alman panzerlerinin fırtınası esti... 

Toplamda alınan 11-3'lük tarihi hezimetin yankıları hala gündemini korumakta...

El Clasico takımları sapır sapır dökülüp hayal kırıklığı ile finali kaçırmalarından sonra birkaç tane esprili paylaşımlar da bulunmak istedim :)









SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR