Jürgen Klopp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jürgen Klopp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2016 Cuma

Hummels - Dortmund - Bayern

Hummels (18), Kahn (37)
Matt Hummels... An itibariyle 28 yaşına girdi bugün. Dünyanın en iyi 10 savunmacısından biri olduğu herkesin malumu. Yukarıdaki fotoğraf karesi ise 19 Mayıs 2007 tarihine ait. Hitzfeld'in Bayern Münih'i kendi sahasında, Jürgen Klopp'un Mainz'ını ağırlıyor. Sezonun son maçı aynı zamanda. Bayern Münih'te kalede efsane isim Oliver Kahn, savunmada şimdilerin bir diğer efsanesi Philipp Lahm'ın yanı sıra Demichelis, Salihamidzic, orta sahada İran'lı 'kaybolan yetenek' Ali Karimi, 'hırs deposu' Van Bommel, Bayern'de son maçına çıkıp futbolu bırakacak olan bir diğer efsane Mehmet Scholl var. En ileri uçta ise Şampiyonlar Ligi tarihinin en hızlı gol atma başarısını gösteren Roy Makaay ile Roque Santa Cruz. Bayern bu maçı 5-2 kazanırken, 18 yaşındaki Matt Hummels ise Bayern kariyerindeki ilk ve tek resmi maçına, Demichelis'in sakatlığı sonrası 52.dakikada çıkıyor. Oyunda kaldığı yaklaşık 40 dakika, muhtemelen o zamanlarda kendisinin asla unutamayacağı bir anı olurken, bu maçtan sadece 7 ay sonra Dortmund'a kiralık veriliyor. 1,5 yıllık kiralamanın ardından 2009 - 2010 sezonu başında Dortmund, Hummels'i ezeli rakibinden 4 milyon euro karşılığında satın alıyor. Hummels artık Dortmund'da banko oynuyor ve başarılı geçen 7 yılın ardından 2016 - 2017 sezonu başında tam 38 milyon euroya eski kulübüne geri dönüyor. Muhtemelen minimum 4-5 yıl Bawyera'da kalmaya devam edecek Hummels. Bakalım 2013 yılında Dortmund formasıyla Bayern Münih'e kaptırdığı Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna burada ulaşabilecek mi? Çünkü Bayern ve Hummels için bundan daha aşağı bir hedef asla olmadı ve olamaz da...

Bu arada yukarıda anlattığım maçın sonunda yaşananları sorarsanız, şöyle anlatayım. Bayern, başarısız geçen sezonun ardından eşine bir daha rastlamamızın zor olduğu bir şekilde sezonu 4.sırada bitiriyor. Bu aynı zamanda Bayern'in sürekli aşina olduğu Şampiyonlar Ligi yerine UEFA Kupası'na katılacağı anlamına geliyor. Ottmar Hitzfeld kadar Jürgen Klopp için de sıradan bir maç bu, çünkü iki takımın da maçın sonucuna göre sıralaması değişmeyecek. Mainz, küme düşmeyi bir önceki hafta garantilemişti. Klopp gemisini terk etmez ve Bundesliga 2'de görevine devam eder. 2007 - 2008 sezonunda Mainz ligi dördüncü bitirir ve Bundesliga'ya geri dönme şansını kaçırır. Klopp, tam da bu anda kariyeri için dönüm noktası olacak kararı verir ve Mainz'daki görevinden ayrılıp Dortmund'a imza atar. Hummels gibi o da tam 7 sezon Dortmund için elinden geleni yapar ve dünyanın en saygın teknik adamlarından biri olarak anılıp 2015'te Liverpool'la anlaşır. Sonrasını zaten biliyorsunuz...

21 Mayıs 2013 Salı

Futbolun Olmazsa Olmazı... İSTİKRAR

Futbolda, istikrarın en güzel örneğini İngilizler vermekte. Sir Alex Ferguson, 27 yıllık Manchester Unıted kariyerine son vereli henüz daha birkaç gün olmuşken, özellikle bizim ülkemizdeki futbol takımlarının teknik direktörlerinde yaşanan 'kıyım', bir hayli dikkat çekmekte.

En son, Beşiktaş teknik direktörü Samet Aybaba ile yollarını ayırma noktasına gelen Siyah - Beyazlılar'da harıl harıl yeni teknik adam arayışları başladı. Haksız yere görevinden ayrıldığını düşündüğüm Samet Hoca, altını çizerek söylüyorum, kesinlikle BAŞARISIZ DEĞİLDİ. Lig üçüncülüğü, oynattığı pozitif futbol ile haklı haksız birçok futbolseverin bu sezon için beğendiği bir teknik adamdı. Dar kadro, sınırlı rotasyonun üzerine bir de hiç hesapta olmayan, rakiplerine oranla fazlasıyla sakatlıklarla boğuşunca lig üçüncülüğü gerçekten de çok başarısız bir sonuç olarak görünmedi. Zaten sezon başında nasıl bir takımı devraldığını, hangi şartlarda sezonu tamamladığını da düşündüğümüzde Samet Hoca, haksızlığa uğramıştır kanaatindeyim.


Bu konuyu fazla uzatmadan şu örneği de vermeliyim. Geçenlerde eski Fenerbahçe başkan vekili Nihat Özdemir, Ankara'da şöyle bir açıklamada bulunuyordu. "Şirketlerde olduğu gibi futbolda da başarı için istikrar şart, o yüzden Aykut Kocaman ile F.Bahçe kulübünün devam etmesi son derece doğru bir karardır, arkasındayım". Bu sözleri söylerken dikkat ettiğiniz gibi Özdemir, günümüzdeki şirketlerin başarısının da istikrardan geçtiğini önemle belirtip bunu futbolla ilişkilendiriyordu ki sonuna kadar da haklıydı.

"İstikrar olmadan başarı da olmaz"

Tamam, Sir Alex Ferguson, futbol için büyük bir istisna ama kendisi görevde kaldığı 27 sene boyunca sadece 5 sezon kupa kaldıramamış ve bu 5 sezonun 3 tanesinin göreve geldiği ilk 3 sezon olduğu gerçeğini görünce hayretler içinde kalmamak elde değil. Bizim ülkemizde hiçbir teknik adama bu kadar sabır ve saygı gösterilmez. Ancak kapı gösterilir...

Yazımın başında da dediğim gibi İngilizler, istikrar kelimesinin açılımı için muazzam örneklere sahipler. İstikrarlı futbolcular, istikrarlı teknik adamlar hep onların liginde vitrine çıkıyorlar. Hatta öyle ki, bir alt ligleri olan Champions League'de ve hatta Lig1 ve Lig2'de (üçüncü ligleri oluyor) dahi teknik direktörler, Premier Lig'e çıkamasalar dahi takımın başında çok uzun süre kalabiliyorlar. Çünkü takımlar planlamalarını buna göre yapıyorlar, o teknik adama göre hareket ediyorlar. Teknik adam değişikliklerini çok zor durumda kaldıkları zaman tercih ediyorlar.

Sir Alex Ferguson'un yanına 17 sezon ile Arsene Wenger'i de ekleyebiliriz. Peki Everton gibi bir takımda tam 11 sezon kalan ve bu uzun zaman boyunca tek bir kupa dahi kaldıramayan, yeni sezonda M.Unıted gibi bir devin başında göreve başlayacak olan David Moyes'e ne demeli? Tam 7 sezon Stoke City'nin başında görevde kalan Tony Pulls'da şüphesiz ayrı bir övgüyü hakediyor.

Bu örnekler Premier Lig ağırlıklıydı. Ya Champions League ve daha da alt lig takımları? Bir de onlardaki istikrara bir göz atalım. Exeter takımının teknik direktörü Paul Tisdale, tam 7 sezondur takımının başında. 5'er sezonu geride bırakan Carlisle takımının başında Greg Abbott ve Oxford'un başındaki Chris Wilder... Örnekler çoğaldıkça çoğalır. Bizim ülkemizde şu an 3 sezonun üstünde takımının başında kaç teknik adam var acaba?

Ya Alman takımlarının, tüm Avrupa'yı fethetmesine ne demeli? Sistemli futbol yönetimlerine bağlı olarak, bütçelerine göre transfer anlayışlarıyla istikrarlı futbolcu ve teknik adam hamleleriyle şu an Avrupa'nın en büyük süper güçleri Bayern Münih ve Dortmund olmadı mı? Jupp Heynckes ve istikrarlı kadrosunu gözünün önüne getirin. Lahm, Van Buyten, Bastian, Ribery, Robben, Kroos, Müller ve Gomez yıllardan beri beraber oynuyorlar. Böylesine iskelet bir kadronun yanına nokta atışı yapılarak Boateng, Neuer, Dante, Martinez ve Mandzukic eklenerek Avrupa'nın en büyüğü olunmadı mı? Barcelona gibi uzay takımına 7 gol atılmadı mı? +

Ya Dortmund... Filozof vari kimliğiyle meslektaşlarından rahatlıkla ayrılan Jürgen Klopp'un 2008'de devraldığı takımla Bayern hegomanyasına kısa sürede olsa 2 sezon üstüste lig şampiyonluğu ile son veren ve takımına büyük bir ivme kazandırıp bu sezon Şampiyonlar Ligi Finali'ne kadar gelinen yolda oynadığı 12 maçta sadece 1 mağlubiyet alarak her futbol severin takdirini kazanmış, enerjisiyle takımı çok iyi havaya sokan bir antrenör, istikrar kelimesinin yeterli açılımı değil de nedir?

Ülkemizde ise istikrarın en önemli örnekleri; Aykut Kocaman ile Fenerbahçe. Görevde kaldığı 3 sezonda da takımını hemen hemen her kulvarda son haftalara kadar devamlı zirve mücadelesinin içine dahil ederek bu alanda bence başarılı oldu, sevmeyeni de aynı oranda çok olsa da... Aynı şekilde Fatih Terim de 3.kez takımın başına geçtiği Galatasaray'da 2 sezonda da şampiyonluk ipini göğüslemiş ve Avrupa'da takımına eski özlenen başarıları getireceğinin sinyallerini vermiştir. Bu noktada Ertuğrul Sağlam'ın da Bursaspor'un başında 3 sezonda gayet istikrarlı sonuçlar aldığını ve aldığı lig şampiyonluğuyla tarihe adını altın harflerle yazdırdığı gerçeğini de unutmayalım...

Hal böyleyken istikrarlı futbolcular, istikrarlı yönetimler ve istikrarlı teknik adamlarla kulüplerin uzun vadede başarılı olabileceklerini net bir şekilde söyleyebiliriz. Uzun vade demişken, bu 3 sene de olabilir 5 sene de 7 sene de. Yeter ki; iyi planlama, kararlı bir strateji, başarının kısa vadede değil uzun vadede geleceğini bilen yönetim ve buna eş değerde bir teknik direktör seçimi...

twitter.com/serdarsozkesen

10 Nisan 2013 Çarşamba

Küllerinden Doğdular... Dortmund Efsanesi...

Adeta küllerinden yeniden doğdular... 

90'lı yılların ikinci yarısından 2000'li yılların başındaki zamanlara kadar olan dönemde Dünya Futbolu'na armağan ettikleri Möller, Sammer, Riedle, Chapuisat, Lehmann, Wörns, Bobic, Koller, Amoroso, Rosicky, Ricken dönemindeki şaşalı futbollarına geri döndüler... 1997'deki Şampiyonlar Ligi şampiyonlukları, 1998'deki Ş.Ligi yarı finali ve 2002 UEFA Finali hep bu futbolcuların eserleriydi... 

Çok başarılı ve bir o kadar da sempatik bir teknik adamları var... 

Jürgen Klopp... Hem enerjik, hem yetenekli, hem özgüveni çok, hem de başarıya fazlasıyla aç... O, şüphesiz şu an dünyanın en iyi 5 teknik adamından biri...




Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde mağlup olmayan tek takım durumundalar... Real Madrid, Manchester City ve Ajax'ın olduğu ölüm grubundan kimselere yenilmeden lider çıktılar, güçlerini tüm dünyaya ispatladılar... 

Tüm maçlarında maçı domine eden, üstün olan taraf hep onlardı... 

İdeal kadrosundaki oyuncuların % 90'ı 25 yaşın altındaydı ve neredeyse tamamının Şampiyonlar Ligi tecrübeleri de yoktu. Tecrübeleri yoktu derken en fazla maça çıkan futbolcuları, şu an itibariyle 21 maç ile takımda 12.yılını geride bırakan Sebastian Kehl. 16 kez oynayan kalecileri Weidenfeller ise ikinci sırada. Gerisini artık siz düşünün...

Tecrübe açıklarını, inanmış hocaları ve gençliklerinin verdiği enerji ve istek ile kapattılar. Her maça aynı konsantre ile çıkmak her takımın harcı değildi... 

Dünya Futbolu'na son birkaç yılda büyük yıldızlar kazandırdılar... Nuri Şahin, Kagawa, Lewandowski, Reus, Götze, Subotic, İlkay, Hummels... Bazılarını zamanla büyükler kaptı, kalanları için de 'dev'ler adeta kapıda bekliyorlar... 

En son Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final rövanş maçında Malaga karşısında bir mucizeye imza attılar. 90.dakikasına hem de seyircisi önünde 2-1 mağlup giren Dortmund, önce 90+1'de, sonrasında da 90+2'de bulduğu 2 golle rakibini 3-2 yenip, devler liginde yarı final vizesi aldılar. Son dakikalardaki bu 2 gol, bizi 1999 Şampiyonlar Ligi Finali'ne Manchester Unıted - Bayern Münih maçına götürdü. O gün, son dakikaya 1-0 önde giren Bayern, 90.dakikalarda yediği 2 golle kupayı kaybetmişti. Bu defa ise kazanan Almanlar oldu...

Yıllardan beri Almanlar denince akla ilk gelen takım olan Bayern Münih'e de, hem Bundesliga'da hem de Avrupa'da eşlik ediyorlar artık... 




... ve artık onlar bugün Avrupa'nın 5.büyüğü konumundalar... 

... ve hemen hemen her takımın da eşleşmekten korktuğu, saygın ve marka bir kulüp oldular... 

Gerek teknik adam duruşları, gerek futbolcularının sahadaki inanılmaz futbol iştahı ve gerek de her maç tribünlerini dolduran 70.000 seyircisiyle Dortmund, son yılların en fazla gelişme gösteren takımı konumunda... 

İyi ki varsın Jürgen Klopp, bizlere bu denli harika bir takımı izlettirdiğin için...


                            Dortmund seyircisinin Malaga maçındaki fantastik koreografisi...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR