20 Ağustos 2014 Çarşamba

Dünya Kupası İkramiyeleri Kimlere Vurdu?

2014 Dünya Kupası her futbolcu için futbolun Nirvanası. Bu gerçeği herkes çok iyi biliyor. Futbolcu kadar kulüp yöneticileri de biliyor, menajerler de çok iyi biliyor. Futbolcular ve menajerleri için muazzam bir fırsat, çünkü azıcık iyi oynasalar, yani vasatın üzerinde performans gösterseler bu piyasada alıcıları çok. Zira, bir önceki sezonu nispeten başarısız geçiren büyük ölçekli yani para babası kulüpler mutlaka sizi buluyor. Bu kısır döngü her büyük organizasyonda kendini gösteriyor ve 2014 Dünya Kupası'nda da kural değişmedi ve performans olarak öne çıkan kaleciden tutun, forvetine, savunmadan ortasaha futbolcularına kadar hepsi bir bir büyük takımların ya da kendileri için bir basamak daha yukarıdaki takımların yolunu tuttular...

Futbolcuların ve menajerlerinin cepleri dolarken, kulüplerin de kasalarından büyük paralar çıktı...

Gelin bu fırsatı kaçırmayıp oynadıkları etkileyici futbollarla devlerin paralarını saçtıkları 2014 Dünya Kupası'nın yıldızlarına bir göz atalım...

Kaleciler : (Güney Amerikalı kalecilere dikkat!)

Keylor Navas (Kosta Rika)... Levante'den Real Madrid'e
David Ospina (Kolombiya)... Nice'den Arsenal'e
Guillermo Ochoa (Meksika)... Ajaccio'dan Malaga'ya
Claudio Bravo (Şili)... Real Sociedad'dan Barcelona'ya

Savunma : (Beşiktaş'ın Feyenoord'u nasıl da bu kadar kolay elediğinin ispatı bu listede)

Marcos Rojo (Arjantin)... S.Lizbon'dan M.Unıted'a
Mathieu Debuchy (Fransa)... Newcastle'dan Arsenal'e
Dejan Lovren (Hırvatistan)... Southampton'dan Liverpool'a
Daryl Janmaat (Hollanda)... Feyenoord'dan Newcastle Unıted'a
Cristian Gamboa (Kosta Rika)... Rosenborg'dan West Bromwich'e
Bruno Martins İndi (Hollanda)... Feyenoord'dan Porto'ya
Stefan de Vrij (Hollanda)... Feyenoord'dan Lazio'ya
Jose Basanta (Arjantin)... Monterrey'den Fiorantina'ya
Thomas Vermaelen (Belçika)... Arsenal'den Barcelona'ya
Shkodran Mustafi (Almanya)... Sampdoria'dan Valencia'ya...



Ortasaha : (Klasik Real Madrid durumu : Parayı basar alırım)

James Rodriguez (Kolombiya)... Monaco'dan Real Madrid'e
Toni Kroos (Almanya)... Bayern Münih'ten Real Madrid'e
Carlos Moreno (Kolombiya)... Elche'den AstonVilla'ya

Forvet : 

Luis Suarez (Uruguay)... Liverpool'dan Barcelona'ya
Alexis Sanchez (Şili)... Barcelona'dan Arsenal'e
Antonie Griezman (Fransa).... Real Sociedad'dan Atletico Madrid'e
Jefferson Montero (Kosta Rika)... Morelia'dan Swansea'ye
Enner Valencia (Ekvator)... Pachuca'dan Westham'a

Listede unuttuğum ya da atladığım futbolcular varsa aşağıda yorum köşesinde belirtin :)

Sizler bu yazıyı okurken bu listeye ek olarak mutlaka birkaç futbolcu daha gelecektir. Bakalım kimler verilen bonservis bedellerini hak edecek ve sadece Dünya Kupası futbolcusu olarak değil de kulüp futbolcusu olarak da zirvede bir oyun sergileyecek?

twitter.com/serdarsozkesen

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Ronaldo & Rodriguez

Geçenlerde antrenmanda yan yana gelen iki yıldız futbolcu, bir anda çevrelerinden ve dinlendiklerinden habersiz bir şekilde konuşmaya başladılar...

James Rodriguez : Ronaldo abi, sana birşey dicem, müsait misin?

Cristiano Ronaldo : Müsaitim çekirge, söyle bakalım...

James Rodriguez : Abi, sen nasıl birşeysin ya, senin gibi olmam için ne yapmalıyım? Senin gibi kısa sürede dünya futboluna damga vurmak istiyorum. Biliyorum, sen varken bir sürü yıldız futbolcular transfer edildi ama sen hep başkaydın ve en çok sen ön planda oldun. Son dönem Galacticos'ta Raul ve Zidane gibi efsaneleri bile geride bıraktın. Adeta makina gibisin ve yıllar geçtikçe rekor canavarına döndün. Tek başına takım gibisin ve şimdiden ismin, Portekiz efsanesi Eusebio ile beraber anılmaya başlandı.  Senin gibi, sadece transfer edildiği rakam ile değil sahada yaptıklarımla ve başarılarımla anılmak istiyorum. Bunu başarırken neler yaptın, bana da anlatsana. Biliyorum anlatmayacaksın ama bana da bir şans ver be abi. Robben gibi, Sneijder gibi, Robinho gibi, van der Vaart gibi, Kaka gibi, hatta Mesut Özil gibi kulüpte gelip geçici olmak istemiyorum. Senin gibi tarihe iz bırakmak istiyorum. İlk başta Gareth Bale'i geçmem lazım. Ne olur, yalvarırım Ronaldo abi, bana bir yol göstersen?

Cristiano Ronaldo, Rodriguez'in bu içten ve samimi konuşmasından sonra onun gözlerine bakar, onu biraz süzer ve sonunda tebessüm ederek şu cevabı verir :

- Kendin ol, kimseyi taklit etmeye çalışma ve saha içinde ve dışında olan bitene karşı kulaklarını tıka. Son olarak da; az ile yetinme, daima daha fazlasını iste!!

twitter.com/serdarsozkesen

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Son Diktatör : AZİZ YILDIRIM

16 yıldır görevdesin, maşallah ilk periyotta çok başarılıydın, herkes seni övdü, methiyeler düzdü, tesisleşme hamlen ile tüm Türkiye'de herkesin beğenisini ve takdirini kazandın. Övülmek herkesin hoşuna giderdi belli ama sen bu durumu olumlu kullanamadın. Büyüdükçe 'tek adam' oldun, karşına kim çıkarsa ezmeye kalktın, kişisel hırslarını kulübün içine yansıttın, seni yanlışlıkla eleştireni ya gazetesinden kovdurttun, ya kapı dışına attın ya da kulübe ayak basmasını engelledin...

Yüzyılı aşmış temsil ettiğin kulübünü şike - teşvik söylemleri ile karaladın. Bu da yetmiyormuş gibi, 'herşey komplo' diyerek devleti, diğer kulüpleri, basını karşına kim çıkıyorsa suçladın, gündemi değiştirmek adına çarşaf çarşaf bildiriler yayınlatıp hep aynı oyunu oynadın. Atatürk'ü dahi yaptığın kirli işlere alet ettin. Sayende sadece G.Saraylıların değil neredeyse tüm kulüp taraftarlarının sevmediği bir adam oluverdin.

Kendi taraftar gruplarınla çocuklar gibi atıştın, onlara küfürler yağdırdın. Hırsın günden güne seni esaret altına aldı. Ama durmadın, durmayacaktın da, artık tüm Türkiye seni çok iyi tanımıştı. Herkesi karşına aldın, "HERKESE KARŞI BEN" filminin 1-2-3 derken tüm serilerini çekmeye devam ettin.



Gelen teknik adamlarla sürekli münakaşa halinde oldun. Alınan tüm şampiyonluklarda başarıları sadece kendin sahiplendin, teknik adamları ya sen gönderdin ya da onların istifa etmelerine zemin hazırladın, onları da çileden çıkarttın. Kişisel hırsın artık tavana vurmuş, gözlerin kor alevler halinde etrafına nefret saçmaktan öte birşey veremez oldun. Kötü son yaklaşmadan bırakmalıydın, bunu da beceremedin.

Azıcık üzerine gelindiğinde, her defasında "Konuşursam olay olur, yer yerinden oynar, herkesin ipliğini ortaya çıkarırım" dedin, kimseye birşey olmadı. Hep aynı teraneydi söylediklerin, plan gene aynıydı. Ortalığı soğutmak ve büyük Fenerbahçe taraftarının gururunu okşayan sözler söyleyip gündemden sıyrılmak...

Mustafa Denizli takımı şampiyon yaptı, ertesi sene ilk yarı bitmeden gönderdin. Zico gibi kulübü tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynatan bir hocayı gözünü kırpmadan kovdun. Bir de adamın arkasından,"hiç bilgisi yoktu, taktikleri dahi kardeşinden alıyordu" demez mi :)

Alex gibi Fenerbahçe Spor Kulübü'nün efsanevi futbolcusunu bir kalemde sildin, Aykut Kocaman gibi kulübün en zor zamanlarında dimdik ayakta duran bir Fenerliyi harcadın ve son olarak da Ersun Yanal'a "Yaşanan şampiyonlukta hiç payı yok" diyerek resmen kendine güldürttün. Bu gidiş, gidiş değil sayın başkan. Her birinin gidişinde onlar hatalıydı da, sen hiç hatalı değil miydin?

Bu diktatör havanla en başta Fenerbahçe gibi Türkiye'nin en büyük taraftar kitlesine sahip takımın prestijini ayaklar altına alıyorsun, kulübü itibarsızlaştırıyorsun ve herkesin nezdinde nefret objesi haline geliyorsun. Yol yakınken, daha fazla düşmanlık kazanmadan istifanı cebine koy ve burada bırak...

twitter.com/serdarsozkesen

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Biri 'Efsane' mi dedi?

Spor denilince ilk akla malum futbol gelir. Bende yaklaşık 3 yıldır bu satırlarda sizlere hep futbol adına paylaşımlarda bulundum. Bu defa bir değişikliğe gitmek istiyorum, değişim güzeldir, farklılık güzeldir :)

Dünyadaki futbol ekonomisi kadar güçlü bir ekonomi var mı bilemem ama bize basketbolu sevdiren, bize tenisi sevdiren 2 efsane isme yer vermek istiyorum blog sitemde...

Hani biraz da ayıp olur yer vermesem diye düşünüyorum. Futbolla yatıp futbolla yatan bir ülkeyiz ama son 15-20 yılda özellikle 'spor' anlamında daha zengin bir kültüre sahip olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle sosyal medyanın da fazlasıyla gelişmesi ve insanların herşeylerini buradan paylaşmasıyla beraber daha geniş kitlelere ulaşır hale geldik ve haliyle de dünyada olan biten hakkında da herkesin artık bir fikri ya da 'haberi' var.


Biz gelelim futbol dışındaki sporlarda bizleri o sporlara merak saldıran, bizleri ekran başına kilitleyen, her hareketinde estetik kokan, profesyonelliği kadar ahlakı ve kişiliği ile de saygıların en büyüğünü hak eden 2 efsane sporcuya yer vermek istiyorum...

Biri dünyanın en zor ve kaliteli basketbol ligi olan NBA'de gelmiş geçmiş en iyi basketbolcu ilan edilen (yaşım itibariyle kariyerinin son dönemlerine yetişsem de) Michael Jordan... Diğeri de tenis dünyasının gelmiş geçmiş en iyisi ilan edilen Roger Federer...

İkisi de her devirde olduğu gibi bu devirde de diğer büyük sporcularla kıyas ediliyor, yani acaba onlardan daha iyisi var mı diye? Misal; Kobe Bryant ve LeBron James acaba Michael Jordan'dan daha mı iyi? Ya da Rafael Nadal, Roger Federer'i geçti mi gibi sorular sorulmuyor değil. Bunun tıpatıp aynısını zaten birkaç yıldır dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu Maradona mı Messi mi? Messi mi Pele mi? gibi sorularıyla sık sık tekrarlıyoruz.

Bu soruların cevabı için belirli bir kriter yok ama toplumun genelinin bakış açısı çok önemli ve bu noktada gerek Jordan gerekse de Federer, EN İYİ apoletlerini fazlasıyla hak ediyorlar. Jordan'ı izleyemeyen ya da takip edemeyenler ve Federer'in gençlik dönemlerini bilmeyenlerin bu sporcuların CV'lerini okumalarını ya da onları izleyenlerden dinlemeleri dahi yeterli olacaktır.


Yukarıda da dediğim gibi bizleri basketbolu ve tenisi sevdiren 2 efsane, kanımca da mesleklerinin gelmiş geçmiş en iyileri... Federer artık 33 yaşında ama hala hırslı ve hala asaletli. Tarihte hiçbir tenisçinin ulaşamadığı 17 Grand Slam şampiyonluğu ve sayısız kırılamayan rekoru ise zaten kalitesinin ispatı. 2003 ila 2009 yılları arasında tenis dünyasını tek başına domine eden (15 Grand Slam'i bu dönemde kazandı) İsviçreli komple bir sporcu. Dünyanın en prestijli Grand Slam turnuvası olan Wimbledon'ı tam 7 kez kazanma başarısı göstermesi ise inanılmaz. Onun isminin yanına yazacağım diğer kişi ise Rafael Nadal olacaktır. Zaten ikilinin oynadığı her karşılaşma inanılmaz zevkli ve çekişmeli geçer. Şu da kesin bir gerçek ki : Federer, belki 1-2 sene daha tenis oynayacak ve tenisi bırakacak, işte o zaman tenis sporunda çok büyük bir eksiklik yaşanacak...


NBA'de ise Michael Jordan bir başkaydı, onu yeterince tanımayan ya da izleyemeyenlerin mutlaka internetten eski maçlarını izlemeleri şart. O, Chicago Bulls ile 90'lı yılların en büyük basketbolcusuydu. Onun zamanında yani 80'li yılların sonu ile 90'lı yılların tamamında NBA, tüm dünyada en çok izlenen ve takip edilen basketbol ligi oldu ve hala da öyle. Aldığı sayısız ödüle henüz yaklaşan dahi olmadı. NBA'de normal sezon ve play off'ların sayı rekoru ise kendisine ait. 6 NBA şampiyonluğu bulunan Jordan, tüm şampiyonluklarda MVP ödülünü tek başına aldı. Buradan zaten başarılarını ve aldığı ödülleri yazsak satırlar yetmez. Michael Jordan'a şahsi kanaatimce en çok yaklaşan isim son yıllarda Kobe Bryant olmuştur ama dediğim gibi o bir başkaydı ve onun gibisinin bir daha gelmesi de çok ama çok zor.

İki efsane sporcuyu da kelimelerle anlatmak çok zor. Bize düşen ise sadece onları yaşatmak ve unutturmamak...


15 Temmuz 2014 Salı

Almanların Başarısının Arkasındaki Sır

Bir Dünya Kupası daha biterken Almanlar ne yapıp edip, turnuva takımı apoletli, panzerler lakaplı, tank gibi betimlemeli halleriyle kupayı Güney Amerikalıların elinden almayı başardı. Hem de Güney Amerika'nın 2 büyüğünü birden dize getirerek. Beckenbauer'in dediği gibi, "Bizim ne Messi'miz ne de Ronaldo'muz var, bizde büyük bir yıldız da yok. Bizim yıldızımız, takım ruhumuz" demişti.

Biz de Almanların bu başarısındaki gerçek sırrı aradık ve sonunda sizler için bulduk. 


Meğer Almanların başarısında, onları sürekli destekleyen sevgilileri başroldeymiş, nasıl mı?

İşte böyle :))


















twitter.com/serdarsozkesen

14 Temmuz 2014 Pazartesi

2014 Dünya Kupası / Değerlendirme Yazısı

Dünya Kupalarının olmazsa olmazlarından Ömer Üründül'ün "Bu benim 9. Dünya kupam ve özel işlerimden dolayı final maçını izleyemeden Brezilya'dan ayrılacağım" sözünün verdiği tebessümle bende şöyle bir düşündüm ve 'Brezilya 2014' benim yerinde canlı olarak olmasa da bizzat takip ettiğim 6. Dünya Kupasıydı. İlk olarak futbolcu fotoğraflarının olduğu albümlerle takip ettiğim ve sonrasında büyük bir tutkuya dönüştüğüne şahit olduğum "1994 Amerika Dünya Kupası" ile bugünlere kadar geldik. 



Güney Amerika'da düzenlenen bir Dünya Kupası'nı daha önce hiçbir Avrupa takımı kazanamamıştı. Bu aslında çok çok önemli bir ayrıntıydı ve bir ilki başarmak için İspanya, Almanya, Hollanda ve İtalya kolları sıvamıştı. Diğer büyüklerden İngiltere, ilk defa beklentilerden uzak bir şekilde Brezilya'nın yolunu tutarken; Fransa ise daha en baştan Deschamps'ın "asla favori değiliz, bizden çok güçlüler var" demeci ile kendisinin dahi inanmadığı kupaya gelmişti. Arjantin ya da Brezilya'nın pabucu artık dama atılmalıydı. Ama o da ne? Dakika 1, gol 1. İspanya, daha kupanın ikinci gününde Hollanda'dan 5 yiyince zora gelemedi ve 3 maç sonunda "ben bu yarışta yokum arkadaş" deyip bavullarını hemen hazırladı ve İspanyol federasyonu da bunun üzerine Del Bosque ile yine devam kararı aldı (!)

Hadi İspanyollar son 3 dev organizasyonu kazandıkları için doyuma ulaşmışlardı, artık "tiki taka"yı da çözmüştü tüm takımlar da, ya "ölüm grubu" olarak adlandırılan grupta bırakın puan almayı gol bile atması çok zor denilen Kosta Rika'nın sadece bir gol yiyip İtalya, İngiltere ve Uruguay'ın üzerinde namağlup grup lideri olmasını nasıl anlatacaktık çocuklarımıza?

Messi mi Ronaldo mu? Messi mi Pele mi? Messi mi Maradona mı? sorularına bir cevap bulmak ümidiyle geldiğimiz kupada Cristiano Ronaldo ve arkadaşları da komşu ülke İspanya'yı yalnız bırakmama adına + "şansımı ABD'ye devrediyorum" tavrı takınınca meydan Messi'ye kalmış gibi göründü. Ama Messi bu kadar da rahat olamazdı. Bir yandan turnuva takımı ve 'disiplin' kelimesinin eşanlamlısı Almanlar, diğer yanda adı Messi ve Ronaldo'dan sonra gelen "tipi 40, yaşı 30, oyunu 20 yaşında" olan Robben'li Hollanda ve tabii ki ele avuca sığmaz Neymar'lı evsahibi Brezilya hazır kıta bekliyorlardı... 



Brezilya demişken, şunu da hatırlatmak isterim.  Brezilya, çeyrek finalde keşke Kolombiya'ya elenseydik de bugünleri görmeseydik diyeceği ve ulus olarak asla hatırlamak istemeyeceği tarihi rezilliğe sahne olan yarı final maçında Almanlara 7-1 kaybedince tüm medya ve usta spor yazarları (!) kadronun defosunu tartıştı. Halbuki biz yine bu sayfalarda 2,5 ay önce yazdığımız yazıda ve yazının altında okuyucularla olan yaptığımız yorumlarda Brezilya'nın bugünkü durumunu çoktaaannnn masaya yatırmıştık. Burada yazıyı hatırlayalım, sonrasında devam edelim :) 
http://serdarilefutbol.blogspot.com.tr/2014/05/kakaroni-out.html

Grup maçlarında yaşanan sürprizler sonrası 'oh be kupada değişik takımlar ve performanslar göreceğiz' derken ikinci tur maçlarıyla beraber final maçı dahil oynanan tam 15 maçta 1 tane bile sürpriz yaşanmadı, tamamında favori takımlar ama 90 dakikada ama uzatmalarda ama penaltılarla hep turlayan taraf oldular. Bu sonuç ise, açıkçası istediğimiz bir sonuç değildi, lakin takımların grup maçlarına oranla daha sağlam oynaması, savunmalara önem vermesi, maçları zevksiz hale getirdi...

Dünya futbolunun son 6-7 yılda özellikle Messi ve Ronaldo'nun ekseni etrafında şekillendiği bir ortamda, "Bu Dünya Kupası'nda bakalım hangi futbolcuların parladıklarını göreceğiz?" diye kendime sorarken; yıllardır Fransa'da Ajaccio denilen şehirde saklanan pırlanta kaleci Ochoa tanıttı kendisini tüm dünyaya. Brezilya maçında olağanüstü işler yaptı ve oynadığı 4 maçta da harika performanslar sergiledi. Zaten 2014 Dünya Kupası en başta kalecileriyle anılacaktı. Çeyrek final oynayarak ülkesinde şampiyon gibi ağırlanan başta Kosta Rika kalecisi Navas... Dünya 1 numarası kaleci, defans, libero Manuel Neuer... Belçika maçındaki 15 kurtarışıyla 'Dünya Kupası tarihinde bir maçta en çok kurtarış yapan kaleci' ünvanı ile tarihe geçen Tim Howard... James Rodriguez ile beraber takımını çeyrek finale iten Ospina... Özellikle tangocuların ölüp ölüp dirildikleri İran maçında harikalar yaratan ve Hollanda karşısında kurtardığı penaltılarla takımını finale taşıyan Romero ve tabii ki Van Gaal'in sırf penaltılar için 119.dakikada oyuna aldığı ve takımına maç kurtaran Tim Krul...



2014 Dünya Kupası ile ilgili en çok aklınızda ne kaldı diye sorsalar kesinlikle hiç düşünmeden Almanya'nın Brezilya'ya ilk yarım saatte 5 gol atıp 7-1'lik aldığı fantastik skoru söylerdim. Bilenler bilir ya da hatırlatalım, zaten bu Almanların pek acıması da yoktur tarihte. 2002 Dünya Kupası'nda Suudi Arabistan'ı 8-0 ile geçen panzerler, 2008 Avrupa Şampiyonası eleme gruplarında da San Marino'ya tam 13 gol atmıştı. "Durmak yok, yola devam" klişesi, belki de en çok onların üzerine oturuyordu.

2014 Brezilya Dünya Kupası'nın tüm maçlarının sonuçlarının ve puan durumlarının ayrıntılı olarak işlendiği excel tablosunu da indirin ve arşivinize ekleyin...
http://dosya.altervista.org/download.php?file=db1103973e2e07ecd9e821061dba6ebf

Ayrıca "Altın Ayakkabı" ödünü alan ve adını James değil Hames olarak tüm dünyaya duyuran ve 2014 Dünya Kupası fragmanları yayınlanırken onun Uruguay'a attığı jeneriklik gol ile hatırlanacak olan 22'lik Rodriguez'de en büyük alkışı hak eden bir diğer futbolcuydu. Jeneriklik gol deyince, van Persie'nin İspanya ağlarına attığı uçan kafa golü de unutulmazlar arasına çoktan girdi bile. Evet Messi, "Altın Top" ödülünü aldı ama kimse tatmin olmadı, çünkü bu ödülü hak etmedi, Maradona'nın tabiriyle "FİFA'nın verdiği bu ödül tamamen pazarlama taktiği olarak verildi" ve bir anlamda Messi, teselli edildi...

Kupanın en 'sürpriz' takımı Kosta Rika, en göze hoş gelen futbol oynayan ülkesi Kolombiya, en şanssız ülkesi 88.dakikasına 1-0 önde girdikleri maçta Hollanda'ya 2-1 yenilen Meksika, en komple takımı Almanya, en büyük hayal kırıklığı İspanya, en iyi kaleci tabii ki Neuer ve en iyi hakemi de gururumuz Cüneyt Çakır'dı. Çakır, ülkemizde zaman zaman çaldığı istikrarsız düdükleri Brezilya'da mümkün olduğunca az çaldı ve hakemlerin genel olarak sınıfta kaldığı kupada tüm dünyanın gönlünü alarak 2016 Avrupa Şampiyonası finaline göz kırptı.




Almanya, zaten neden bir turnuva takımı olduğunu Dünya Kupalarındaki muazzam istatistikleri ile belli etmiyor mu? 16 kez katıldıkları Dünya Kupası'nda 8 kez final oynayan, 4 kez şampiyon, 3 kez üçüncü olan ve 4 kez de çeyrek finalde elenen bir Almanya, sanırım bu geldiği yeri sonuna kadar hak ediyor. 2004'de dibi gören takım Löw'ün ellerinde sistemli altyapı ve özverili çalışma düzeniyle tekrar zirveye kuruldu. Kalecisinden savunmasına, orta sahadaki kusursuz düzeninden, Dünya Kupaları tarihinin en golcü ismi Miroslav Klose'ye kadar bu kupayı hak ettiler ve dördüncü yıldızı da taktılar. Yedek oynasalar da Gotze ve Schurrle gibi maçın sonucuna direkt etki etki eden yıldızlarıyla ve Brezilya'ya getirmedikleri İlkay ve Reus'uyla önümüzdeki 4 yıla da damga vuracak gibi görünüyorlar. Joachim Löw, artık dünyanın en iyi 5 teknik adamından biri...

Luis Suarez.... Kazandıkları İtalya maçında dahi rahat durmayıp, Chiellini'nin omzunu ısıran ve kariyerinde kırmızı kart görmeden tam 34 maç ceza alan Suarez sayesinde de 'caps' kültürümüz tavana vurdu :) Şaka bir yana Allah, Barcelona kulübüne sabır versin, bu adamın sağı solu belli olmaz, huylu huyundan vazgeçmez. Gerçi Katalanlar, mutlaka sözleşmeye bu tarz bir madde koydurtmuş ve kendisini sağlama almıştır :))

Kapanışı ise 2018 Rusya'sında göremeyeceğimiz efsaneleri anarak yapalım. Pirlo, Lampard, Gerrard, Klose, Buffon, Eto'o, Drogba... onların son Dünya Kupalarıydı. 

Son söz ise Mauro Camoranesi'den : "Dileğim İtalya - Arjantin finaliydi. Ama İtalya'da sadece 2 futbolcu vardı : Buffon ve Pirlo. O yüzden İtalya finale kalamazdı, güzel bir rüyaydı."

twitter.com/serdarsozkesen

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Yatıştırıcı...


Bastian Schweinsteiger'in Türkçe'deki karşılığı bundan sonra YATIŞTIRICI...

Baksanıza, adamın orta sahadaki görevinden sonra Löw, ona bir görev daha tahsis etmiş. Fakat bu defa 90 dakika içinde değil, maç bitiminde başlıyor bu görev.


Görev içeriği : Kazandıkları her maç sonrası, rakip takımdan kim ağlamaklı ise onun yanına gidilecek ve teselli edecek bir kaç söz söyleyip, hafif sarılır pozisyonda futbolcuyu yatıştıracak :))


Görev başarılı mı evet, e adam daha ne yapsın yani, di mi ama???

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR