29 Mayıs 2012 Salı

Beşi Bir Yerde...

Yine, yeni, yeniden...


Spor Toto Süper Lig'de 18 takımın 5'i İstanbullu... Ya da esprili bir dille bakarsak olaya, BEŞİ BİR YERDE :))


Bunu da yüzdeye vurduğumuzda % 28 ediyor İstanbul takımlarının genele yansıması...


Ayrıca bu, şu anlama da geliyor : İstanbul takımlarından herhangi birisi tüm sezon boyunca 34 haftanın sadece 13'ünde İstanbul dışına seyahat edecek...


Hal böyleyken, Adana - Kasımpaşa playoff maçı öncesinde büyük bir çoğunluğumuzun "Aman bir İstanbul takımı daha gelmesin" diye düşünerek sevsek de sevmesek de Adanaspor'un Spor Toto Süper Lig'e çıkmasını temenni ettiğimiz somut bir gerçekti. Fakat ne oldu? Çoğunluğun isteğine inat Kasımpaşaspor uzatmada eski CM çıkışlı Azar Karadaş'ın golüyle 1 sezon sonra tekrar düştüğü yere geri geldi, hoş geldi...
Çoğunluğumuz belki hala homurdanıyor ama başka bir takım geldi de izin mi vermediler? Playoff finalini X bir takım haketti de hakkını mı çaldılar? Adamlar çatır çatır playoffa kaldılar, finale kadar yükseldiler ve bu çabalarını sonuca da yansıtarak tekrar terfi ettiler. Metin Diyadin ve ekibini kutlamak bizim asli görevimiz olmalıdır...
Bu blog yazısı, Türkiye'nin en kalabalık spor sitesi www.sporx.com tarafından 05.06.2012 tarihinde HAFTANIN BLOG YAZISI seçildi.
http://my.sporx.com/blog/besi-bir-yerdeSXBLQ14665SXQ?utm_source=Facebook_Sporx&utm_medium=facebookcom&utm_content=daily&utm_campaign=IcerikPaylas


Aynı şehrin takımlarının maçları genelde tüm dünya literatüründe DERBİ maçları olarak görünür ama bizim ülkemizde Kasımpaşa ve İBB takımlarının 3 büyüklerle yaptığı mücadeleler bu kategoriye giremiyor. Şimdi de aynı şehrin takımlarının Avrupa'nın 4 büyük ülkesindeki yansımalarına bir göz atalım :


İngiltere gibi dünyanın en kaliteli 2 liginden birinde de bu sezon tekrar Premier Lig'e yükselen West Ham Unıted'la beraber Londra eyaletine bağlı takım sayısı da 6'ya çıktı. Bunu da yüzdeye vurduğumuzda 20 takımlı ligin % 30'u Londra çıkışlı takımlardan oluşmakta ( Chelsea - Arsenal - Tottenham - Fulham - QPR - Westham) ve herhangi bir Londra temsilcisi bir sezondaki toplam 38 maçın sadece 14'ünde şehri terk edecek...


İspanya La Liga'da ise 20 takımda en büyük çoğunluk başkent takımlarında görünüyor. Real Madrid ve Atletico Madrid'in yanı sıra Getafe ve Rayo Vallecano'da Madrid şehrinin temsilcilerinden...


Almanya Bundesliga'da ise bu konuda tam bir İSTİSNA. Önümüzdeki sezon ligde yer alacak 18 takım da farklı eyaletlerin temsilcileri ve bu da futbolseverler için gayet adaletli ve istenilen bir görüntü olarak karşımıza çıkıyor. 


Son olarak İtalya Serie A'ya da göz gezdirecek olursak, bilindik şehir takımları dışında farklı bir durum yok. Milano şehrinde İnter ve Milan, Roma şehrinde Roma ve Lazio yer alırken bu sezon tekrar Serie A'ya yükselen Torino ve Juventus da Torino eyaletinin takımları...
Gönül isterdi ki 3 büyük takımımızın dışında ( her daim bizimle gibiler ) kalan 15 takımın da 15 farklı şehirden olması ve heyecanın tüm ülke genelinde yayılması... Fakat bu sezon Kasımpaşa, İstanbul takım sayılarını 5'lese de Ankara'daki takım sayısı 1'e düştü... Yani önümüzdeki sezon İstanbul haricinde 13 farklı şehirden takımların maçlarını izleyeceğiz.


Bir sezonda en az şehirde (11 şehir) maç yapılma rekoru ise 2007-2008 sezonuna ait. Sözkonusu sezonda 18 takımlı ligde 5 İstanbul takımı (şimdiki gibi) ve 4 de Ankara takımı (A.Gücü - G.Birliği - G.Birliği Oftaş - Ankaraspor) yer alıyordu. 


Son olarak, bu sezon sonunda Manisaspor bir alt lige düşerken bir diğer Manisa temsilcisi Akhisar Belediyesi de ligin renkli takımlarından biri olmaya aday görünüyor. Diğer yandan 8 sene sonra tekrar Spor Toto Süper Lig'e çıkma başarısı gösteren Elazığspor ile Doğu bölgemiz de renklenecektir diye umuyoruz...


twitter @serdarsozkesen

22 Mayıs 2012 Salı

'Merkezi' Futbol...

Bu ülkede;

Hayatın merkezinde hep FUTBOL var,
Siyasetin merkezinde hep FUTBOL var,
İş yerlerinin merkezinde hep FUTBOL var,
Kahvehanelerin, AVM'lerin merkezinde hep FUTBOL var,
Sokağın, caddenin merkezinde hep FUTBOL var,
Otobüslerin, metrobüslerin merkezlerinde hep FUTBOL var,
Facebookta, twitterda yine en baba gündemlerde hep FUTBOL var...
Hal böyleyken,

- Adın ne senin ? 
- Adım Futbol, soyadım Gol efendim...
- İyiymiş...

- Ne iş yaparsın oğlum sen?
- Futbol A.Ş.'de çalışıyorum, her işi yapıyorum. 
An geliyor TFF başkanı oluyorum, an geliyor kulüp başkanı...
Hatta bazen yönetici, sıkça da şike - teşebbüs uzmanlığı yapıyorum...

- Peki kaç para alıyorsun yavrum bu saydığın bir sürü işten?
- Sorma be amca, birşey aldığım falan da yok,
Karın tokluğuna çalışıyoruz.
Ama paraya ne gerek var be adamım, takımım sağ olsun yeter...
Onlar bana iyi yada kötü ne yaparsak hep yanımızda ol dediler,
Hayatını bize göre şekillendir dediler,
Bana da çok mantıklı gelince hiç düşünmeden kabul ettim...

- Hem sen beni anlamazsın be babalık, yaşamadan bilemezsin...

- Peki oğlum evli misin? Çocuğun var mı? ve annenin babanın yanına en son ne zaman gittin?

- Aaa, sende çok soru sordun be yaşlı amca, sanki ahiret soruları soruyon...
Senin başka işin mi yok, sen git torunlarına bak, sen ne anlarsın bir takıma gönül vermekten.
Onu herşeyden çok sevmekten, günün 24 saatini onunla geçirmekten...
Sorgusuz sualsiz herşeyiyle sevinmekten, böyle hatasız bir kulübü asla bulamazsın...
- Haa amca pardon dede, bende sana bir soru soracağım, sahi sen hangi takımı tutuyorsun?

- ................ takımına biraz sempatim var ama artık doğru dürüst maçlarını bile takip etmiyorum.

- Oooo, sen o takımı tutarak zaten kaybediyorsun, hadi yürü işine amca...

.............................................................................

Yaklaşık 10 aydır futbolun içindeki karmaşıklarla uğraştığımız bir düzlemde de bu tarz bir konuşmanın olabileceğini düşünerek böyle birşey karaladım. Sonuçta futbolla yatıp futbolla kalkan bir ülkede de bu ve benzeri durumları eminim ki sizler de yaşıyorsunuzdur.

Futbol, bizden çok şey aldı, geleneklerimizden, arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan bir şeyler çaldı.

Futbol eksenli bir hayatı bırakmadıkça da bizlerden daha neler alacak, neleri götürecek benliğimizden yaşayarak göreceğiz...

twitter @serdarsozkesen

21 Mayıs 2012 Pazartesi

'İlk'ler Böyle Olur...


Acısıyla tatlısıyla Şampiyonlar Ligi dahil bütün majör ligleri bu haftasonu sonlandırdık... Şampiyonlar, küme düşenler... 'İlk'lerin bol olduğu 2011-2012 sezonunu da nihailendirdikten sonra 8 Haziran'da da heyecan yerini Avrupa Futbol Şampiyonası'na bırakacak...
'İlk'ler demişken bundan yaklaşık 1 ay önce yazdığım bir twiti (tahmini) hatırlatmak ve bu köşeye taşımak istedim  
25 Nisan 2012 tarihli twitter hesabımdan attığım bir twitte, sezonun çok sürprize gebe olduğunu söyleyip, şöyle bir tahminde bulunmuştum :
- Chelsea, tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olur,
- Montpellier, tarihinde ilk defa Fransa Ligi Şampiyonu olur ve
- Fenerbahçe, 29 sene sonra Türkiye Kupası'nı kazanır...
twitter @serdarsozkesen

14 Mayıs 2012 Pazartesi

İSTİSNAİ FUTBOL...


2011-2012 sezonu için en genel yorumun başına “Fazlasıyla İstisnai bir Futbol Sezonu” koyabiliriz. Türk Futbolu için 3 Temmuz’la başlayan karanlık süreç, tüm gerilimi ile nihayete erdi ve üzerimizden büyük bir yük kalktı. Sezon başında dahi saçma sapan bir uygulama olduğunu tüm kamuoyunun söz birliği edercesine vurguladığı SÜPER FİNAL de ‘İstisnai Sezon’un en gereksiz meyvesiydi…

Hatasıyla, doğrusuyla, olaylarıyla, gerilimleriyle, futbolun siyasetle olan ilişkileriyle bir sezonu daha bitirirken, istisnai sezon benzetmemi tüm Avrupa Futbolu için birkaç gözlemimle örneklendirmek istiyorum :

  • Galatasaray, hem normal sezonunu hem de başından sonuna kadar nahoş görüntülere sahne olan SÜPER FİNAL denen uygulamayı lider bitirip ŞAMPİYON oldu. Bu noktada her futbolseverin önce Galatasaray’ı, sonra da son haftaya kadar yarıştan kopmayan Fenerbahçe’yi tebrik etmesi gerektiğini düşünüyorum…
  • Süper Final, ülkemiz için bir sürprizdi ve istemediğimiz bir şekilde sonlanırken, UEFA Avrupa Ligi’ne gidecek son takımı belirlemesi gereken Süper Final 4.sü ile Avrupa Ligi 5.si arasında oynanması gereken play off maçı da oynanamadı. Malumunuz Bursaspor Türkiye Kupası finalisti olduğu için direkt UEFA biletini aldı ve ‘Süper Final Avrupa Ligi’ni de 5.sırada tamamlayınca Beşiktaş da play off oynamadan UEFA vizesini almış oldu…
  • 1974’te kurulan Montpellier takımı, Rene Girard yönetiminde sezona çok iyi başladılar ve çizgilerini hiç bozmadılar, takım oyununu sahaya en iyi şekilde yansıttılar, Lyon – Marsilya – PSG- Lille gibi kendilerinden güçlü kadrolar karşısında hiç korkmadılar… Sözkonusu 4 Fransız Dev’iyle oynadığı 8 karşılaşmadan 16 puan çıkardılar ve ‘şampiyonluk büyük maçlarda alınan puanlarla belli olur' sözünün karşılığını layıkıyla yerine getirdiler. Ve şimdilerde son haftasına girilen ligde en yakın rakibi PSG’nin 3 puan üzerindeler ve son maçta ligden düşmesi kesinleşen Auxerre deplasmanında alacakları 1 puanla tarihlerinde İLK DEFA ŞAMPİYONLUK sevinci yaşayacaklar.
  • Hafızam beni yanıltmıyorsa Avrupa’nın en büyük 5 liginde son 15 yılda namağlup bir tek Arsenal'i hatırlıyorum 2004 yılında. ‘Uzay takımı’ olarak lanse edilen Barcelona dahi bu sezon 3 kez mağlubiyet yaşadı. Şampiyon takımlardan Real Madrid 2 kez, Dortmund 3 kez, M.City  5 kez, şampiyon olması beklenen Montpellier ise toplamda 6 kez sahadan puansız ayrılmıştı… Evet bir namağlup şampiyon var : JUVENTUS 38 haftalık zorlu lig maratonunda 23 galibiyet ve 15 beraberlik alarak Milan’ın 4 puan önünde şampiyon olan Juventus takımı ayrı bir tebriği hak ediyor. Ayrıca 38 maçta yedikleri sadece 20 gol de (maç başı 0,52) bu büyük başarılarını taçlandırıyor…
  • Barcelona hegomanyası sonunda BİTTİ… Hem La Liga’yı hem de Şampiyonlar Ligi’ni kazanmasına ve en azından finallerinde görmeye alıştığımız ve hala DÜNYANIN EN İYİ TAKIMI olarak lanse edilen Katalanlar için iyi bir sezon olmadı. Lig şampiyonluğunu ezeli rakibi Real Madrid'e kaptıran Barca, Şampiyonlar Ligi’nde de yarı finalde Chelsea karşısında elenmekten kurtulamadı… Tek teselli ise Messi’nin bir sezonda atılan en çok gole ulaşması (69) oldu…
  • DORTMUND EFSANESİ… Klopp bu başarının baş mimarı. Göreve geldiği 2008 tarihinden itibaren Dortmund’un sadece ‘adının’ kaldığı bir ortamda adeta ‘uyuyan dev’i ayağa kaldırdı. En büyük rakibi Bayern Münih’i son 2 sezonda toplam 5 maçta da mağlup etti. 2 defa üst üste Bundesliga şampiyonluğu yaşadı ve son olarak Almanya Kupası’nda Bayern’e 5 attı…
  • Arda ve A.Madrid. Müthiş ikili… Avrupa’daki gururlarımızdan Arda Turan’ın sezon başında transfer olduğu A.Madrid ile ilk yılında UEFA Kupası’nı kazanması da hem kendisi için hem de bizler için büyük bir mutluluk oldu. Kuşkusuz bu büyük başarı da dünyanın en iyi 3 golcüsünden biri olduğuna inandığım Falcao’nun da büyük bir rolü vardı…
  • ve Sarı Denizaltılar KÜME DÜŞTÜ!!! Nilmar, Rossi, Cani, Senna gibi yıldızların olduğu Villarreal kendi kaderini kendi çizdi ve son haftada sahasında ağırladığı A.Madrid’e kaybedince ikinci lige düştü. Daha geçen sezon UEFA Yarı Finali, 3 sezon önce de Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali oynayan takımın bu noktaya gelmesi futbolseverler için büyük bir ‘şok’ oldu. Şüphesiz bu hazin vedayı sonuna kadar hakettiler. İşin daha da garip tarafı, ‘B’ takımlarının mücadele ettiği ikinci ligden de düştüler. Kural gereği bir takımın hem ‘A’ hem de ‘B’ takımı aynı ligde oynayamadığı için ‘B’ takımları da 3.lige düşmüş oldu…
  • Sezona Frank de Boer ile kötü bir başlangıç yapan ve  13.haftaya gelindiğinde lider Alkmaar’ın 14 puan gerisinde kalınca hiçbir otorite Ajax'ın şampiyon olacağına ihtimal vermiyordu. 14.haftadan lig bitimine kadar oynadığı 21 maçın 18 tanesini kazanıp sadece 2 tanesini kaybeden Ajax, küçük çaplı bir mucizeye imza attı ve bu süreçte PSV’ye 7, Alkmaar’a 11, Twente’ye de 16 puan fark atarak üst üste 2.şampiyonluğunu yaşadı…
  • Almanya’da Köln KÜME DÜŞTÜ!!! Podolski’nin takımı da kendi sonunu kendi hazırlayanlardan… Sezon başından sonuna kadar düşme potasının içinden bir türlü kurtulamayan Köln, ligde oynadığı son 9 maçtan sadece 2 puan çıkartınca 4 sezon aradan sonra tekrar Bundesliga II’nin yolunu tuttu…
  • PARAYLA SAADET sonunda oldu… M.City, büyük dış güçler ile sonunda muradına erdi. Arap sermayesi ile büyük yıldızları büyük paralara tranfer eden Mancini’nin M.City’si tarihe geçecek bir final ile tam 44 yıl sonra şampiyonluk sevinci yaşadı. 90+2 ve 90+4’te buldukları 2 golle QPR takımını 3-2 mağlup eden Mavi – Beyazlılar MANU – Chelsea – Arsenal hegomanyasına SON vererek şampiyon oldu…
  • ve MOURİNHO… Dünyanın bence en iyi teknik direktörü… 4 farklı ülkede lig şampiyonluğu… Porto – Chelsea – İnter ve şimdi de Real Madrid… Sadece bu istatistik bile onun değerini kat be kat artırıyor. Kaldı ki bu takımlardan ikisi ile de ( İnter - Porto) Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. Onu tartışmaya bile gerek yok…
  • BAYERN MÜNİH’den söz etmezsek olmaz. Klasik bir kupa takımı… Katıldığı her turnuvada sonuna kadar giden ve en kötü çeyrek final oynama başarısı gösteren, disiplin ve başarının ÖN ADI… Son 11 sezonda Avrupa’da 1 şampiyonluk, 2 Final, 1 Yarı Final ve 3 Çeyrek Final… “Daha ne olsun” sözünün ‘cuk’ diye oturduğu takım ve yukarıda yazdığım 2 finalin biri de bu sezon şampiyonluğa dönüşebilir. 19 Mayıs’ta kendi mabetlerinde Chelsea ile Avrupa’nın en büyüğü olmak için karşılaşacaklar…
  • Bayern demişken Chelsea de mutlak konuşulmalı. Villas Boas ile yaşanan acı tecrübe sonrası göreve getirilen Di Matteo ve Şampiyonlar Ligi’nde finale uzanan fantastik yolculuk... Ligi şampiyon M.City’nin tam 25 puan gerisinde 6.sırada tamamlayınca önümüzdeki sezon için tek umutları Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu oldu. Bir diğer Premier Lig takımı olan Tottenham ligi 4.sırada bitirdi ve normal olarak Ş.Ligi vizesini aldı. Fakat İngiltere’den 4 takımın bu bileti almaya hakkı olacağı için eğer Chelsea, Şampiyonlar Ligi’ni kazanırsa kendisi direkt turnuvaya katılım hakkı elde edeceği için Tottenham, Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyecek. O yüzden 19 Mayıs gecesi tüm Tottenham’cılar Bayern’li :)
  • YEŞİL SAHALARDAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI... Son 15 yılın en iyi 4-5 santrforundan biri olduğunu düşündüğüm Hollanda'lı efsane oyuncu Ruud van Nistelrooy'da futbolu bıraktığını açıkladı. En son Malaga forması giyen büyük golcü hem Manchester Unıted hem de Real Madrid formaları ile gol kralı olmuştu...
  • ve Raul Gonzalez… Nistelrooy gibi son 15 yılın en büyük efsanelerinden en akıllara gelinesi olanlarından (ne cümleydi ya :D)… Real Madrid ile yaşadığı 16 sezon sonunda Schalke’ye giden efsane oyuncunun bu sezon sonu biten sözleşmesinin ardından Katar’ın El Sadd takımına transfer olacağı açıklandı. Onun gibi bir dünya yıldızına bir futbolsever ve Raul hayranı olarak da kariyerine yakışmadığını da eklemeliyim…
Bendeki İSTİSNALAR ve ÖNE ÇIKANLAR bunlardı. Sizlerin de eklemek istedikleri varsa yorumlarınızı beklerim...


Bundan tam 6 ay önce kaleme aldığım yazıya da dikkat çekmek istiyorum. O zamanlardan Montpellier - Juventus - Dortmund - Papiss Cisse - Mourinho - Barcelona - M.City gibi konuşulacak önemli maddeleri o zamandan görüp yazmıştım...
http://www.serdarilefutbol.blogspot.com/2011/12/avrupadan-futbol-manzaralar-01122011.html

twitter @serdarsozkesen

30 Nisan 2012 Pazartesi

'Saygı' Aranıyor...


Futbolda çok iyi bir yönetici olabilirsiniz, çok iyi futbolcu olabilirsiniz yada çok iyi teknik direktör olabilirsiniz ama öncelikle insan olmanın getirdiği saygı, dürüstlük ve ahlak normlarına da uygun hareket etmelisiniz…

Malum Türk Futbolu’nun 3 Temmuz’dan bu yana sancılı bir dönem yaşadığını biliyoruz. Bir de bunun üstüne yöneticilerin, futbolcuların hatta teknik adamların dahi bu konu üzerinden ortamı germeye, öküz altında buzağı aramaya da hakları yok.

Hızlandırılmış kur’ ile ligimizi bitirip, belki de ülke olarak tek birleştiğimiz nokta olan kimselerin içine sinmeyen saçma sapan bir ‘Süper Final’ programına dahil olduk. Maçlardan önce yöneticilerin kendi kulüp taraftarlarına şirin gözükmek adına yayınladıkları çarşaf çarşaf bildiriler, rakip takımı ve taraftarlarını küçük duruma düşüren cümleler, hakemler hakkında haklı / haksız ithamlar vb… Hiç bıkmadık bu tarz eylemlerden, göz boyamak, gaza getirmek ne de hoşumuza gitti yıllardır… Bu melet hastalığa bir kere yakalandık, daha da bırakamadık. Neden?

Çünkü herhangi bir başarısızlık sonrası bahanelerimiz olsun, söylemeye sözümüz olsun, kaçış yolumuz olsun… Tek stratejimiz : Maçtan önce ortamı gerginleştirmek, rakibi tahrik etmek ve buradan taraftarı da yanımıza çekip gündemi işgal etmek… Bu kadar kolay değil ey yöneticiler (!)…
Akıllı ve sağduyu taraftar sizlerin görüşlerinizden etkilenmiyor, gerçeği kendisi ölçüp biçip tartabiliyor. Sizlerin eskimiş ve klasikleşmiş düşünceleriniz, rakip yöneticilerle yaptığınız sözde düellolar bizleri  zerre ilgilendirmiyor. Ha dinliyor muyuz sizleri, EVET ama dinledikten sonra da sizlere sadece GÜLÜYORUZ…

Maç önü açıklamalara ve basın bildirilerine tam alışmışken, söz konusu insanlar bir de maç sonunda kazansa da kaybetse de çirkefliklerini, nefretlerini devam ettiriyorlar ve rakibe saygı kurallarını unutup kendilerinden geçerek yalan yanlış beyanatlar vererek yine medyaya fazlasıyla malzeme veriyorlar ve bir sonraki maça kadar ortalık yine “Soğuk Savaş” kimliğine bürünüyor…

Neymiş efendim, “X takım Y takıma yine yattı”. “Z takımı bize karşı daha önce kimselere oynamadığı kadar derli toplu oynadı.” Yok efendim “Şu hakemi bizim maçlara istemiyoruz hatta o hakem düdüğünü assın” Yada “Onlar da bizim sahamıza gelecek ve görecekler” vb… Bir de iyi başlayıp sonunu taraftar ağzıyla bitirenler var : “Rakibimizi tebrik ediyoruz ama umarım B takımına da aynı mücadeleyi verir”. Bu söz dizileri uzar da gider. Peki sonunda kim kazanır? Kimin eline ne geçer? Rakip futbolcuları yada yöneticileri acımazsızca eleştirirken daha önce kendi yaptığımız olumsuz hareket ve davranışları ne de çabuk unuturuz…

Bırakın bu sivri çıkışlarınızla gündemi meşgul etmeyi. Maç sonunda kazansanız da kaybetseniz de futbolun güzelliklerini gündeme getirin, rakibi tebrik edin, sadece canınız yandığında hakemleri eleştirip, rakibin canı yandığında hiçbir şey yokmuş gibi suskun kalmayın… “Futbol basit ve eğlenceli bir oyundur“ düsturunu yaşayın ve yaşatın, tahriklere meyilli beyanatlar vermeyin ve az konuşun öz konuşun…

Bir maç için bir insanımız kalp krizi sonucu vefat ediyor ve biz hala “benim babam senin babanı döver ” zihniyetinde maçları izliyor ve takip ediyoruz. Artık uyanıp silkinme zamanı beyler… Bırakın birbirinizi yemeyi, bugün X takım yener, yarın Y takımı kazanır… Dostluk her daim olmalı… Saygı ise bu yoldaki vazgeçilmezimiz…

twitter @serdarsozkesen

17 Nisan 2012 Salı

TEMİZLİ(G) MÜMKÜN MÜ?


Herşeyi TEMİZ istiyoruz... İnsanın temizi, masanın temizi, elbisenin temizi, şunun temizi, bunun temizi ve son olarak da FUTBOL LİGİMİZİN TEMİZİ... Peki bizim kafalarımız TEMİZ Mİ? Gerçek temizlik, kafalarda başlayan temizliktir...

Sağduyulu, saygılı, hatası karşısında özür dileyen ve her şeyden önce çıkarsız ve ön yargısız mıyız ki TEMİZLİ(G)TEN söz ediyoruz???



.....................................

UEFA’nın 2 konuda çok hassas olduğunu biliyoruz. Biri ŞİKE, diğeri de IRKÇILIK… Sahalarımızda kesinlikle görmek istemediğimiz ve futbola büyük zararlar veren, taraftarları birbirine düşüren iki kavram…

İkisinin de savunulacak bir tarafı asla yok, hiçbir şekilde taviz verilecek bir durum da sözkonusu değil. Kim bu fiilleri yaptıysa ispatı halinde derhal cezalandırılmalı, isme göre, kuruma göre taviz verilmemeli, suçlar hafifletilmemeli ve cezaları da futboldan tamamen uzaklaştırılmak olmalı…


TEMİZLİK KİRLETMEMEKTİR

Kim futbola leke sürüyorsa, rakibi küçük duruma düşürüyorsa, taraftarları ayrımcılık noktasına itiyorsa, kendinden olmayanlara düşman gözüyle bakıyorsa, içindeki canavara söz geçiremiyorsa LÜTFEN SPORDAN, FUTBOLDAN UZAK DURSUN… Bizleri kendi yanına çekmeye çalışmasın, gitsin kendisine başka bir meşgale bulsun, gitsin her türlü saldırganlığı boş arazilerde yapsın, YETER Kİ BİZLERE BULAŞMASIN

Türkiye’deki taraftar profili o kadar tehlikeli durumlara geldi ki, birkaç yıl öncesine kadar ayıpladığımız şeyleri artık normal görmeye başladık ki, bu bile sonumuzun hiç de iyi olmadığını ve günden güne huzursuzluğumuzun arttığını gösteren bir işaret…

Hani bir söz var ya… Ülke olarak neyimiz düzgün ki, futbolumuz düzgün olsun… Hangi konuda hep beraber uzlaşıyoruz ki, FUTBOL da ortak hareket edelim?

Daha kötüsünü yaşamadan radikal kararlar alıp, yerin dibine batan futbolumuza biraz olsun nefes aldırabilmek ŞART… Bunun içinde nacizane elimden geldiğince bu tarz insanlarla savaşmaya, onlara futbolun sadece BİR OYUN olduğu olgusunu aşılamak için elimden geleni yapıcam…

HER TÜRLÜ KİN VE NEFRETİNDEN ARINMIŞ BİR TARAFTAR PROFİLİ İLE HEP BERABER DOSTÇA MAÇ İZLEMEK VE İZLETTİRMEK İÇİN VAR MISINIZ?


twitter @serdarsozkesen

6 Nisan 2012 Cuma

Futbolun Unutulan Yüzü : FAİR PLAY...

Fair play… " Sporda kurallara uymaktan da öte belli bir davranış biçimini sergileyen bir terim." (Wikipedia)

Bu terimi belki de hayatımda ilk defa 1996’daki Avrupa Futbol Şampiyonası’nda o ünlü Türkiye – Hırvatistan milli maçında son dakikalarda gole giden Vlaovic’i düşürmeyen Alpay Özalan vasıtası ile duymuştum… O zamanlar belki futbol, şu an yaşadığımız futboldan biraz daha ‘iyimser’di. Kin, nefret, holiganlık sanki biraz daha alt seviyedeydi. Yaşamımızda zaman zaman kullandığımız ‘insanlık ölmedi’ deyiminin spora yansıyan kareleri hala mevcuttu belki de. Yada “futbol, sadece futbol değildir” düsturunun meşaleleri hala yanıyordu bir yerlerde…

11 Haziran 1996… Avrupa Şampiyonası’ndaki grup ilk maçımızda Suker’li, Bilic’li, Stanic’li, Prosinecki’li, Boban’lı ve Boksic’li süper bir kadro karşısında Hırvatistan ile karşılaşıyoruz ve sonuna kadar da çok iyi mücadele ediyoruz. Dakikalar 87’yi gösterdiğinde ise Hırvat kontratağında Vlaovic kendi sahasından kalemize doğru hızlı bir sprint atıyor. Arkasında Alpay var sadece ve hızıyla ona yetişmesi çok da zor olmuyor. Kaleye yaklaşık 30 metre varken rakibini yakalayan Alpay, saliseler içinde verdiği kararla Vlaovic’e herhangi bir müdahale etmekten kaçınıyor. O an rakibini düşürse Alpay kırmızı kart görecek ve Hırvatlar kaleye 30 metre uzaklıktan serbest atış kullanacak. Dolayısıyla da maçın geri kalan bölümünde yapacağımız savunma ile de bir puanı almamız çok da zor olmayacak. Fakat Alpay Özalan, rakibine yetiştiği halde Vlaovic’i düşürmez ve Vlaovic golü atar. Evet Hırvatlar 1-0 kazanır ve maçtan sonra herkes Alpay’ı suçlar, rakibini neden düşürmedin diye…



Alpay o gün iyi mi yaptı kötü mü yaptı bir kenarda dursun, Alpay bundan 16 sene önce bu hareketi ile hala hafızalarda kendine yer buluyor. Neden? Çünkü Euro 96’da sahadaki bu yapmadığı davranışıyla turnuva sonunda Avrupa Fair Play Ödülü’ne mazhar oldu ve bir anlamda göğsümüzü kabarttı, her ne kadar yıllar sonra rakibini düşürmediği için pişmanlığını dile getirdiyse de… Çünkü o pozisyonda Alpay, bir anlamda A Milli Takımımızın 1 puanına mani olmuş ve turnuvayı 0 puan ve 0 golle tamamlayarak kupaya veda etmiştik…

Zaman içerisinde Alpay’ın yaptığının / yapamadığının etik mi değil mi, doğru mu yanlış mı olduğu sürekli kamuoyunu meşgul etti. Biz yıllar sonra bu konuyu kapatıp, Alpay’ın sayesinde hatırladığımız yada ilk defa duyduğumuz ‘Fair Play’ ruhuna ne kadar vakıfız, ne kadar içindeyiz ve ne kadar uygulayabiliyoruz onu düşünmemiz lazım…

http://www.sporxtv.com/futbol/EURO%202012/alpaya-odul-turkiyeye-huzun-%7C-turkiye-1SXTVQ27875SXQ?ref=ggl
(Yukarıdaki linki tıklayın ve o maçı -toplam 1:30 dk- tekrar hatırlayın..)

Şimdilerde takımlar gruplara ayrılmış, taraftarlar arasındaki ‘dostluk’ ortamları bitmiş, yöneticisinden kulüp başkanına kadar herkesin sadece kendi takımlarını savunmak ve kendi taraftarlarına hoş görünmek adına karşı takımı ve taraftarını hedef alan açıklamalar yaparak ortamı gerdiği zamanlardayız… Zaten taraftarın durumu içler acısı, bir de sen çıkıp taraftarını tahrik edici sözler sarf edersen, çarşaf çarşaf bildiriler yayınlarsan kendi taraftarının yapacağı her türlü çirkin eylemlere de sonuna kadar katlanmalısın!! Her zaman söylemişimdir, “Türkiye’yi siyasetten ziyade futbol böler” diye. Çünkü futbol, bu ülke insanı için maalesef hayatının neredeyse ilk önceliğinde yer almakta ve diğer rakiplerinin en ufak yanlışında ortalığı deyim yerindeyse savaş alanına dönüştürecek bir potansiyel hala var bu ülkede.



Fair Play ruhunu bu zamanda; başta kulüp başkanları, daha sonra kulüp yöneticileri ve sosyal medya ve son olarak da taraftarların tekrar ortaya çıkarması gerekir. Yani herşey bu silsile ile giderse zaten bir sorun olmaz daha doğrusu olumlu yönde aşama sağlarız ve inanın bu sayede futbolumuz da gelişme kaydeder… Daha az saha içi ve saha dışı olay yaşarız, seyircisiz maç sayımız da azalır ve zamanla da biter… Zaten ille de kulüpler bir bildiri yayınlayacaklarsa 'fair play' ile ilgili, rekabetin verdiği dostlukla ilgili bildiriler yayınlamalı ve bunları da taraftarlar arasında herhangi bir münakaşa çıkartmayacak, ortamı yumuşatmaya yönelik sağ duyulu kelimelerle de süslemelidir... 

Evet bu güzel temenniler mümkün… Yeterki isteyelim, yeterki futbolu hayatımızın birinci önceliği olarak görmekten vazgeçelim, futbolu bir oyun olarak görelim, rakibe sonuna kadar saygı duyalım ve sonunda kim kazanırsa da onu ‘gönülden’ tebrik edelim…

FUTBOL BASİT BİR OYUNDUR, ONU ZORLAŞTIRAN NE VARSA HAYATINIZDAN ÇIKARMAYA BAKIN…


(Yazıyı Cuma günü kaleme almıştım ama Pazar günü oynanan Dardanelspor - Erzurum Belediyespor maçındaki FAİR PLAY örneğini görünce bu videoyu da konunun önemine binaen 'cuk' diye oturduğu için paylaşıyorum...)


twitter @serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR