sports etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sports etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2017 Pazartesi

2017'nin En Güzel Spor Fotoğrafları

Kevin Durant'ın liderliğindeki Golden State Warriors, 12 Haziran Pazartesi günü NBA Finalleri'nin 5. maçında şampiyonluğunu ilan etti. Cleveland'ı 129-120 yendiler ve üç yıl içinde ikinci kez NBA'de şampiyon oldular. Sezon öncesi Warriors ile imzalayan Durant yeni takımı ile ilk senesinde yüzüğünü taktı. Durant, final serisindeki beş maçın tamamında 31 sayının altına düşmeyerek 35.2 sayı ortalama ile oynayarak Finallerin En Değerli Oyuncusu seçildi.
Manchester United'ın orta saha oyuncusu Marouane Fellaini'nin, 8 Ağustos Salı günü Real Madrid ile oynadıkları UEFA Süper Kupası maçında yüzüne çarpan top sırasında ortaya böyle ilginç bir kare çıktı. Fellaini, maçtan sonra özelikle sosyal medyada bir hayli dikkat çeken fotoğrafla ilgili emojilerle beraber "Bana gönderen herkese teşekkürler" twiti attı.
2017'nin son Grand Slam şampiyonluğuna 9 Eylül'de ülkesi ABD'de ulaşan Sloane Stephens, kupayı havaya kaldırırken kapağını yere düşürdü. Stephens'in şaşkınlığı ise karelere böyle yansıdı. 24 yaşındaki Amerikalı tenisçi, dünya 83.sü olarak katıldığı turnuvada, finalde vatandaşı Madison Keys'i 6-3, 6-0 yenerek kariyerinin ilk Grand Slam'ini kazandı.
İspanyol sprinter Sara Andres Barrio, 23 Temmuz Pazar günü düzenlenen Dünya Paralimpik Atletizm Şampiyonasında 200 metrede bronz madalya kazandı. 2011'de ciddi bir trafik kazası geçirdikten sonra iki bacağı da kesilen Barrio, azimle spora tutundu ve 2020 olimpiyatları öncesi cesaretini ve azmini artırdı.
Boston Celtics'in bu yaz kadrosuna kattığı Gordon Hayward, 17 Ekim Salı günü yani sezonun ilk maçı olan Cleveland mücadelesinde sol ayak bileğinden çok ciddi ve talihsiz bir sakatlık geçirdi. Çektiği acı fotoğraflara yansırken, yıldız basketbolcunun en erken Nisan 2018'de parkelere dönmesi bekleniyor.
Uzun atlayış sporcusu Luisa Bodem, 19 Şubat Pazar günü Almanya Kapalı Alan Şampiyonasındaki atlayışı sonrası fotoğrafçılara güzel bir malzeme veriyor.
Real Madrid'in yıldızı Cristiano Ronaldo, 2 Mayıs Salı günü Atletico Madrid'e karşı oynadıkları Şampiyonlar Ligi yarı finali ilk maçında hat-trick yaptı. Ronaldo, attığı ikinci golden sonra yukarıda gazetecilere muazzam bir poz verdi. Real Madrid, bilindiği gibi finalde de Juventus'u yenerek Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Ronaldo ise 2017 yılında birçok kupa ve ödül ile belki de kariyerinin en iyi yılını geçirdi.
Dünyanın nefesini tutarak beklediği maçta Floyd Mayweather Jr, 26 Ağustos Cumartesi günü Las Vegas'ta Conor McGregor'a karşı mücadele etti. Mayweather, profesyonel kariyerinde yenilgisiz olarak çıktığı maçta 50. maçında 50. galibiyetini 10. rauntta teknik nakavt ile kazandı. Mayweather, bu maçla birlikte boks kariyerini sonlandırdığını belirtti.
Tenis tarihinin pek çoklarına göre iki büyük isminin ilk kez kortun aynı yarısında çiftlerde beraber mücadele etmesi, şüphesiz 2017 yılının en önemli spor olaylarından birisi olarak tarihe geçti. FEDAL; Laver Cup adı altında 23 Eylül'de Sock - Querrey ikilisini 2-1'lik sonuçla yenerlerken ortaya müthiş kareler çıktı ve izleyenler tam anlamıyla mest oldu.
19 Şubat Pazar, St. Moritz, İsviçre karındaki atlar yarışı.
Oklahoma'nın çılgın çocuğu Russell Westbrook, 16 Ocak Pazartesi günü oynanan ve Los Angeles Clippers'a yenildikleri maçta bir pozisyonda topu kaptıktan sonra en sevdiği aksiyon olan smaçla işi bitirdi.
Dünyanın en hızlı adamı Jamaika'lı efsane sprinter Usain Bolt, kariyerinin son yarışında 12 Ağustos Cumartesi günü Londra'da 4X100 metre yarışında son bayrağı aldıktan sonra sakatlandı ve yere düştü. Bolt'un efsane kariyeri şanssız bir koşu ile bitmiş oldu.
Macaristan'ın Budapeşte şehrinde düzenlenen Dünya Su Sporları Şampiyonası'nda Rusya'lı Nikita Fedotov, 28 Temmuz Cuma gününde yüksek dalış yarışmasında objektiflere bir hayli iddialı poz veriyor.
Novak Djokoviç, Katar Açık finalini Andy Murray karşısında 7 Ocak Cumartesi günü kazandıktan sonra kupasını elinde tuttu. Arkasında ise Katar Açık (Doha) şampiyonasını geçmişte kazanan tenisçilerinin heykelleri vardı. Djokoviç bu kupayı üst üste ikinci kez kazandı.
Güney Koreli bir cimnastikçi olan Chaewoon Kim, 21 Temmuz Cuma günü Polonya Wroclaw'daki Dünya Oyunları'nda yarışıyor.
6 Ocak Cuma günü NBA'de oynanan Philadelphia - Boston maçında Gerald Henderson ile Marcus Smart çarpışıyor.
43 yaşındaki Orlando Duque, 7 Temmuz Cuma günü Red Bull Cliff Diving World Series'te yarışırken Portekiz'in Sao Miguel adasında toprağa düştü. Etkinliği Kolombiya kazandı. Bu, 2013'ten beri turdaki ilk zaferiydi.
Dominika Cibulkova, 13 Ocak Pazartesi günü Avustralya Açık öncesi antrenmanda.
Fransız senkronize yüzücüler 16 Temmuz Pazar günü Dünya Su Sporları Şampiyonası'nda Budapeşte'nin Vajdahunyad Kalesi önünde antrenman yapıyorlar.
Solda Carolina'lı Josh Jooris ve hemen yanında Toronto'lu Nazem Kadri 26 Ekim Perşembe günü yan yana kasede bakıyor.
Formula 1 sürücüsü Lewis Hamilton, 16 Temmuz Pazar günü İngiltere Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlamalarda. Hamilton, F1 kariyerinde dördüncü kez üst üste ülkesinde zafere uzanmış oldu.

1 Kasım 2017 Çarşamba

Nadal - Federer H2H / Toplam 38 maç

Tenis tarihinin en özel iki sporcusu olan Nadal ile Federer arasında oynanan 38 maçın son sayıları ile muazzam bir nostaljiye hazır mısınız?

Nadal 23 - 15 Federer (30.10.2017 tarihi itibariyle)

Nadal, ezeli rakibi Federer'e üç defa 5'er kez üst üste galibiyet alırken, ikilinin son 5 karşılaşmasında ise gülen taraf Federer oldu. Toprak zeminde 13-2 ile Nadal tarafından tek taraflı bir rekabet sağlanırken; çimde 2-1, sert zeminde de Federer'in 11-9'luk üstünlüğü rakamlara yansımış durumda.

Nadal, elde ettiği 23 galibiyetin 14 tanesini finalde (6'sı Grand Slam) kazanırken, Federer ise 15 galibiyetin 10'unu final maçlarında  (3'ü Grand Slam) elde etti. Grand Slam'lerdeki karşılaşmalarında Nadal'ın 9-3'lük üstünlüğü göz alıcı. ATP Finallerinde ise 4-1'le Federer önde. Sert zemin malum ikiye ayrılıyor. İndoor olarak bilinen üstü kapalı sert zeminlerde 6-1 Federer, outdoor olarak bilinen üstü açık sert zeminlerde ise 8-5'lik Nadal üstünlüğü bulunuyor.

Umarız 38 olan toplam maç sayıları, 40'ı geçer de bu büyük iki efsaneyi birkaç maç daha kortun iki yarısında beraber izleriz.


Avustralya Açık Nadal   3-1 Federer
Roland Garros   Nadal   5-0 Federer
Wimbledon       Federer 2-1 Nadal   

ATP Finals      Federer 4-1 Nadal

İndian Wells    Federer 2-1 Nadal
Miami Open      Nadal   2-2 Federer
Monte Carlo     Nadal   3-0 Federer
Madrid Open     Nadal   2-1 Federer
Roma Open       Nadal   2-0 Federer
Cincinnati      Nadal   1-0 Federer
Shanghai        Federer 1-0 Nadal

Hamburg         Nadal   1-1 Federer
Dubai           Nadal   1-0 Federer
Basel           Federer 1-0 Nadal



8 Mayıs 2017 Pazartesi

İstanbul Cup - İstanbul Open 2017

Bir süredir blog sitemle ilgilenemedim, yazı paylaşamadım. Zira yaklaşık 15 günden beri Garanti Koza Arena'da düzenlenen, sırasıyla İstanbul Cup ve İstanbul Open ATP turnuvaları ile haşır neşir oldum. KORT dergisi ile beraber tüm turnuvayı yerinde takip ettik. Esenyurt'ta, çoğu insana ters gelen bir ikamet üzerinde oynandığı için belki özellikle haftaiçi maçlarında istenilen seyirci sayısına ulaşılamadı ama genel olarak başarılı bir organizasyon olduğunu da söylemeliyiz. Final maçının olduğu gün boyunca çocuklar ve ebeveynleri için yapılan aktiviteler oldukça dikkat çekici ve eğlenceliydi. Özellikle erkekler finalinde kortta 6.700 kadar seyirci olması ve aynı saat dilimine denk gelen Beşiktaş - Fenerbahçe derbisine rağmen kortun bu hali, tenis sporuna ülke halkımızın da verdiği değerin bir göstergesiydi.

Her zaman söylemişimdir; "tenis daima en iyi olanın kazandığı bir spor dalıdır" diye. İstanbul Cup'ta Elina Svıtolina, İstanbul Open'da ise Marin Cilic sonuna kadar hak ederek şampiyon oldular. Özellikle iki turnuvanın da finallerindeki seyirci sayıları oldukça fazlaydı ve tribünlerde de fazlasıyla ünlü isim vardı. Svitolina ve Cilic'in toprak sezonunun geri kalanında önemli işlere imza atacağını düşünüyorum.

Son şampiyon Çağla Büyükakçay'ın yanı sıra; Bouchard, Svıtolina, Babos, Cilic, Raonic, Schwartzman, Tomic, Troicki gibi isimlerin İstanbul'da kaldıkları süre içerisinde ülke tenisine ve ATP, WTA takvimine kattığı renk tartışılmaz. 2 sene önce Federer gibi efsane bir ismi ağırlamıştı İstanbul Open. Bu sene ise TOP 10 klasmanından dünya 6 numarası Raonic ve dünya 8 numarası Cilic ile seviye korundu diyebiliriz. Umarım önümüzdeki senelerde yine en üst klasmandaki isimleri Garanti Koza Arena'da ağırlamaya devam ederiz. 

Madrid ve Roma Masters turnuvaları öncesinde bir nevi 'mini hazırlık' anlamına gelen ve aynı tarihlerde oynanan Estoril, Münih ve Budapeşte yerine İstanbul'u tercih eden yukarıdaki tenisçileri tebrik ediyoruz. I love you tennis!



İstanbul Open finali öncesi ve sonrası...
Milos Raonic - Marin Cilic / İstanbul Open final
Elina Svıtolina - İstanbul Cup champion

Sonuçta İstanbul Cup ve İstanbul Open turnuvaları takvimde yılda bir kez oluyor ve bu şansı, ülke olarak daha etkili kullanmalıyız. Daha fazla katılım sağlamalı ve turnuvayı organize edenlerin de seyirci çekebilme adına farklı yöntemleri denemeleri gerekiyor. Bu turnuvaların kıymetini bilelim. Şimdi 1 sene bekleyeceğiz, yenisi için :)

27 Mart 2017 Pazartesi

İtalya'dan alıp, İtalya'yı geçmek

Arsene Wenger’in artık alışkanlık haline getirdiği Şampiyonlar Ligi son 16 kabusu ve 13 yıldır özlemi duyulan Premier Lig şampiyonlukları dolayısıyla miadını doldurduğu ve istenmeyen adam olduğunu biliyoruz. Hatta son Bayern Münih hezimetinden sonra, bu sezon sonu istifasının gündeme geldiği ve hem artan yaşı, hem de eski heyecanın kalmaması sebebiyle Arsenal’i bırakmasının kendisi ve taraftarları için en doğru karar olduğu ne zamandır dillendiriliyordu. Geçen hafta Arsenal yönetiminin, bu durumun aksine Wenger ile sözleşme uzatmak istemesi ise tüm bu olanların sadece ‘detay’dan ibaret olduğunu ortaya çıkardı. Yine de son dakikalarda ne olur bilinmez, kulübün efsane ismi Henry'nin de adı fazlaca geçmekte...

90'YILLARA DAMGA VURAN LİG : SERİE A

Şimdi Arsene Wenger'e tekrar geçmeden biraz eskilere gidelim. 90’lı yıllarda Serie A, Avrupa’nın en elit futbol ligiydi ve çok önemli yıldızlar orada forma giyiyordu. Özellikle 80'lerin sonu ile 90'ların ilk döneminde; Maradona, Van Basten, Gullit, Zola, Mattheus, Klinsmann, Rijkaard, Baggio, Vialli, Schillaci, Casiraghi, Baresi'li Serie A, açık ara dünyanın en iyisiydi. O dönemde İngilizlerin ligi açıkçası kimseler için fazla bir anlam ifade etmiyordu. 92 yılından 97 yılına olan 6 yıllık süreçte Şampiyonlar Ligi'nin finallerinde sürekli İtalyan kulüpleri vardı. Keza eski adıyla UEFA Kupası'nda da yine İtalyanların ambargosu vardı (89- 99 yılları arasında 8 kez İtalyanlar şampiyon oldu). İngilizlerin 94 Dünya Kupası'na katılamadığı turnuvada İtalyanlar, finalde dramatik bir şekilde penaltılarla Brezilya'ya kaybetmişti. Tarihsel döngüde de zaten İtalyanların 4, İngilizlerin ise üzerinden tam 51 sene geçmiş, sadece 1 Dünya Kupası şampiyonluğu var. İşin daha da ilginç tarafı; Milli Takımlar rekabetinde İngilizler kendilerine Almanya'yı en büyük rakipleri olarak görmüşlerdir. İtalyanlar ise daha çok Fransızları baş rakibi olarak bellemiştir. 
O dönemde Premier Lig’in şimdiki kalitesinden eser yok ve İngilizler, aradaki farkın kapanması adına çoğunlukla Çizme’den transfer yapıyorlardı. Ya İtalya’da son kullanma tarihi geçmiş kanısına varılan futbolcuları yada en sorunlu yıldızları yüksek maaşlar teklif ederek akıllarını çeliyorlar ve bir şekilde güneşin daha az doğduğu (Nainggolan’a selam olsun) Ada topraklarına getiriyorlardı. Bu anlamda başka çareleri yoktu. Futbol üst akılları, altyapıları yoktu ve çareyi Serie A’yı taklit etmekte görüyorlardı. Bu döngüde Ravanelli, Di Canio, Casiraghi, Di Matteo, Gullit, Carbone, Vialli, Zola, Berti, Lombardo gibi İtalya Ligi'nde sürekli kupalar kaldırmış futbolcuların İngiltere’ye gidip oranın futbol kalitesini ve öğretilerini tamamen değiştirdiklerini de ekleyelim. Bir diğer efsane Roberto Baggio ise, Sir Alex Ferguson tarafından astronomik bedellerle çok istenmesine rağmen ikna edilememişti. Sözkonusu bu futbolcuların gittikleri kulüplerin gerek artan yayın gelirleri, gerek de futbol endüstrisinin gelişmesine paralel şekilde Ada'yı seçmeleri çok normal olsa da, gittikleri takımların orta ve küçük ölçekli olması fazlasıyla ilginç görünmekteydi. Zira bu transferlerin başrol oyuncularının bazıları gittikleri takımda küme bile düştüler. İngilizlerin, hala İtalyanlar'ın futbol akıllarından etkilenmelerine günümüzde örnek vermek gerekirse; İngiltere Milli Takımı'nı 2007 ila 2012 yıllarında çalıştıran Fabio Capello, 2012'de Chelsea'yi Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapan Di Matteo ile daha geçen sezon bir daha eşine rastlanamayacak başarıda Leicester City'i Premier Lig şampiyonu yapan Claudio Ranieri ile nokta atışı yapabiliriz. Ranieri demişken, haksızca kovulması bir yana, adını 1992 - 1993 sezonunda Premier Lig olarak değiştiren İngiltere'de, geçen 25 sezonda hala bir İngiliz teknik adamın şampiyon olamadığını da kalın puntolarla yazmak, boynumuzun borcu olsa gerekİngilizlerin 90'lı yıllarda nihayet yüzü 99'daki dramatik Şampiyonlar Ligi finalinde Sir Alex Ferguson'un Manchester Unıted'ı ile gülecekti. Bu kupa aynı zamanda Ada futbolunun Avrupa Kupaları'nda tam 15 yıl sonra kazandığı ilk kupaydı.

MAKUS TALİHİ DEĞİŞTİREN ADAM : ARSENE WENGER

Serie A ile Premier Lig’in böylesine hassas dengeler içindeki durumunu, görünen ve yaşanılanın aksine Premier Lig’in lehine bir şekilde ters çeviren ilk kişi Arsene Wenger’den başkası değildi. Arsenal’le 3 kez Premier Lig şampiyonluğu (sonuncusu namağlup) yaşamasının birinci derecede aktörleri olan Henry, Bergkamp ve Vieira’nın transferleri ve sonrasında bu futbolcuların kötü denilecek kariyerlerini zirveye çıkartacak usta hamleleri kısa zamanda yapmak, Fransız teknik adamın kariyerindeki en pozitif göstergelerden biridir. 1993’te henüz 24 yaşındayken İnter’e giden Dennis Bergkamp, burada takımın yönetimsel sorunları ile beraber kendisinin de biraz aşırı içedönük kimliği (uçak korkusu en bilineniydi) ile birleşince iki sezon onun için çöpe gitmiş oldu. Kısacası; Bergkamp gibi zarafetin, klas gollerin ve yeteneğin en güzel şekilde çimlere yansıyan halinin CV’sinde iki sezon tam anlamıyla hayal kırıklığı olmuştu. O dönem Monaco’nun teknik direktörlüğünü yapan Arsene Wenger’in Bergkamp’ı çok istediği bilinen bir gerçekti. Bergkamp, İnter’den ayrılıp Arsenal’e imza attığında artık 26 yaşındaydı. Arsene Wenger ise o dönem bir yıllığına Japonya’da Nagoya takımını çalıştırıyordu. 1996’da Arsenal ile sözleşme imzalayan ve kulüp tarihinin ilk ve tek Fransız teknik direktörü olan Wenger, tam 21 yıldır aralıksız bir şekilde görevinin başında.
Bergkamp’ın potansiyelini ve yeteneklerini en efektif bir şekilde çözümleyen Wenger, onun kariyerinin en iyi yıllarını Ada’da geçirmesini sağladı. Bergkamp’ın sahada olduğu maçlarda, Arsenal hem görsel açıdan hem de akışkan futbolu ile izleyenleri mest ediyordu. Bir sanatçıyı andıran futbol yeteneği ile saha içinde takım arkadaşları için de önemli bir rol model olan Bergkamp, hem gol atıyor, hem de attırıyordu. 1998 ile 2004 arasında Arsenal 3 kez Premier Lig şampiyonluğu yaşadı. (Toplamda 9 kupa)

Patrick Vieira... Henüz 19 yaşındayken geldiği Milan’da şampiyonluk yaşadı yaşamasına ama 5 maç bile forma giyemeden, “yetersiz” damgası yiyerek, henüz 20 yaşındayken, Arsenal’e satıldı. 1998'de bu defa bir diğer 'Patrick' olan Kluivert'ı bir sene denedikten sonra Barcelona'ya satacak olan Milan'ın geleceği göremeden yaptığı tarihsel hatalardan sadece ikisiydi. Wenger’in geldiği ilk sezonda Vieira’da artık sahnedeydi. Oyunu çift yönlü oynayan ve Premier Lig’e gelişi ile beraber önündeki 10 yıllık süreçte defansif ortasaha mevkisinin en önemli temsilcisi olmayı başaran Vieira’nın varlığı ile Arsenal daha sağlam bir karaktere bürünüyordu. Hem artık Bergkamp'ın sürekli geriye gelmesine de gerek yoktu. Vieira ortasahada yeri geldiğinde iki kişilik bir mücadele sergiliyordu. Şimdi de sırada, Bergkamp’ın olağanüstü pasları ile buluşup düzgün gol vuruşları yapacak bir santrfor aramak lazımdı. Bu kişi, Wenger’in onu Monaco alt yapısından tanıdığı Thierry Henry’den başkası değildi. Juventus’ta geçirdiği tek sezonda potansiyelinin aksine sol çizgiye mahkum edilen golcü, ne kadar çabalasa da verimli olamadı. Wenger, bu durum karşısında kozunu kullanarak, Henry’e 1999 yılında 11 milyon pound ödeyerek Londra’ya getirdi. Henry, öylesine bir kariyer bıraktı ki ardında, kulüp tarihinin en çok gol atan futbolcusu olması bile kendisini anlatmaya yeter. Şampiyonlar Ligi tarihinin en golcü oyuncularından biri olmasının yanı sıra, olağanüstü golleri, zarif tekniği ve usta son vuruşları ile zaten futbol severlerin son 20 yılda gördüğü en iyi 10 santrfordan birisi kendisi.

SONUÇ 

Uzun lafın kısası, Serie A ile Premier Lig arasında 90’lı yılların başından sonuna kadar giden süreçte aradaki tüm kalite farklarını eşitleyen; Premier Lig’in Serie A karşısında hem pazarlama, hem zengin futbolcu portföyü, hem de oynanan oyunun kalitesi anlamında aynı güce sahip olup, hatta sonraki dönemlerde geçmesine ön ayak olan kişinin adıdır, Arsene Wenger. 2005 yılında Patrick Vieira, misyonunun bitmesi sebebiyle Juventus’a 14 milyon pounda satıldığı an, Premier Lig’in Serie A karşısında en üst mertebeye çıktığı vesika olarak tarihe geçebilir. Bir anlamda “İtalya’dan alıp, İtalya’yı geçmek” tam da yaşanılanların başlığıydı. Arsene Wenger, Ada’ya geldiği zaman sonrası 10 yıl içerisinde Premier Lig’e sınıf atlattırdı ve Serie A’yı her anlamda geçmelerini sağlayan baş aktörlerden biri oldu. Günümüzde Serie A, tablonun tersine dönüşen bu farkı fazlasıyla kapattı diyebiliriz. Pogba hamlesi bunun en güzel örneklerindendir. Biri Sir Alex Ferguson mu dedi? Onu ve '92 sınıfını'da bir daha ki yazılarımızda anarız.

*** Yazıda Ali Ece'nin "Ayak Oyunlarından Akıl Oyunlarına Futbol" adlı kitabından esinlenme yapılmıştır.

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR