9 Ekim 2014 Perşembe

Pep Guardiola


Bayern'in başına geçtiğinde bazı çevreler tarafından çok eleştirildi. Tam anlamıyla hazır bir takıma, bir nevi "Barcelona'nın devamı" diye tanımlanan dev bir takıma imza atmıştı. Halihazırda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşamış, Almanya Ligi'ni hatta Almanya Kupası'nı dahi müzesine götürmüş bir takımı devralmıştı. Barcelona'nın 'tiki taka'sına son verip Avrupa ve Dünya'nın yeni süper gücü olmuş bir takımın teknik patronuydu artık. Barca ile kaldırdığı sayısız kupa halkasına yenilerini eklemek ve "Benim gücüm sadece Barcelona ve İspanya'dan ibaret değil" diye haykırışı sonrası ilk yurtdışı deneyimiydi Guardiola'nın.

"Takımı hiç değiştirmesin, zaten takım ölü haliyle dahi Avrupa'da yarı final oynar" diyenler, daha ilk sezonunda haklı çıktı aslında. Ama yarı finalde öyle bir hüsrana uğradı ki, bu hezimet Guardiola'nın kariyerine de büyük bir eksi olarak çoktan işlendi bile. Bir önceki sezon Heynckes ile Barcelona'yı toplamda 7-0 ile silip süpüren Bawyera temsilcisi, bu defa bir diğer İspanyol Real Madrid karşısında resmen dağıldı ve gol bile atamadan 5-0'la havlu attı. Hatta Pep ile Bayern bir ara ipleri koparma noktasına dahi geldiler ama Bundesliga Şampiyonluğu ve Almanya Kupası şampiyonlukları Guardiola ve Bayern için adeta teselli oldu.

Bu sezon bu defa da "Takım gittikçe İspanyollaşıyor" diye eleştirilerin yapıldığı bir ortamda takımı daha iyi tanıyan diri bir Pep var ve bu kez, ipler daha çok onun kontrolü altında. Xabi Alonso, Bernat ve Benatia transferleri de tam anlamıyla nokta atışları ve takıma büyük değer ve rotasyon gücü kattılar. Mario Götze, kariyeri açısından muhteşem geçen Dünya Kupası sonrasında Ribery ve Robben'in alternatifi olarak değil artık tamamen ilk 11 oyuncusu ve beklentilerin üzerinde oldukça da golcü bir kimlikte. Takımın skorer gücü belki geçtiğimiz sezona nazaran biraz daha aşağıda kalacak ve buna bağlı olarak oynattığı futbol da ayrı bir eleştiriye tabi olacak ama kazanma alışkanlıkları hala üst seviyede ve artık çok daha az gol yiyorlar. Mandzukic'in yerine alınan Lewandowski daha yeni yeni takıma alışırken, başta Ribery, Schweinsteiger ve Robben'in müzmin sakatlıkları takımın skor üretememesinde baş etken oldu. Ama yiğidi öldür de hakkını yeme misali, Allianz Arena'da bir Manchester City maçı oynadılar ki inanılmazdı. Maça ilk 11'de Ribery, Robben, Schweinsteiger, Martinez, Badstuber, Thiago gibi yıldızlarından yoksun başlayan ve karşısında Dzeko, Aguero, Silva, Navas, Nasri, Yaya Toure gibi her an herşeyi yapabilecek kapasitede büyük yıldızları kadrosunda bulunduran City karşısında Pep, tam anlamıyla bir taktik savaşı verdi. Maç içerisinde neredeyse her 10 dakikada bir saha içi taktik dizilişini değiştiren deneyimli hoca, kendisinden beklenilen taktik dehasını 90.dakikada da olsa sahaya yansıttı ve maçı 1-0 kazanmayı da başardı. Sakın ola ki son dakika golüne şans demeyin çünkü o maçta Bayern adeta farkı kaçırdı...


Kim ne derse desin ben Guardiola'nın hala taktik anlamında dünyanın en iyisi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Bundesliga ve Bayern'i seçerken asla içinde şüphe yoktu. Macera aramaya gelmemişti ve bu takımı isteyerek ve gönülden çalıştırıyordu. Hatta en ufak başarısızlıkta dahi, "Eğer yönetim isterse beni gönderebilir" resti çekecek kadar da mütevazi sahibiydi. 1 yıl içinde Philipp Lahm ve David Alaba'nın üzerinde yaptığı saha içi taktiksel dokunuşlar onu çok özel ve ayrıcalıklı yaptı. Barcelona'daki gibi saha kenarındaki duruşu, kendine has karizması hiç değişmedi Münih'te de. Giydiği kıyafetler, saç ve sakal tercihleri, jest ve mimikleri onu hep meslektaşlarından ayrı bir kategoriye soktu. (Laf aramızda bu sezon kırmızı renkler ona daha bir yakışmış) Farklı ülke, farklı futbolcular ve farklı dil karşısında kendini çok çabuk geliştirdi. Futbolculara yaklaşımı, onlarla yaşadığı samimi diyalog ve içindeki hırsla beraber makina gibi işleyen takımını yine bu sezon en yukarılara taşıyacaktır. Son 5 yılda 3 kez final oynayan ve bir kez kupayı kaldırdıkları Şampiyonlar Ligi'nde başarıya alışan bir takımı da çalıştırmak gerçekten zor. Düşünsenize, yarı final dahi başta Rummenigge ve Beckenbauer olmak üzere hiçbir Almanı çoğu zaman kesmiyor ve ya final istiyorlar ya da kupayı.

Guardiola'nın yükü bu sezon, geçen sezona oranla daha ağır. Bitmez tükenmez sakat futbolcuları bir an önce iyileşir ve takım eski kimyasına bürünürse, sikletindeki en büyük rakipleri Real Madrid, Barcelona ve Chelsea'yi geçip tekrar Avrupa'nın en büyüğü olacaklarından hiç şüphem yok.

2 Ekim 2014 Perşembe

İddaa Tahminleri (4-5 Ekim 2014)

Herkesin bayramını tebrik ederek haftasonu iddaa bülteninden seçtiğim maçları sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçen hafta takip edenler bilirler; 11 maç tahmininde bulunmuştuk ve 10 tanesinde isabet sağlayarak % 91 gibi rekor bir oranla başarılı olmuştuk.

Bu hafta ise zorluk derecesi yüksek maçlardan, yüksek oranlı tercihlerde bulunuyorum. "Düşük oranlı maçlardan yatmak yerine yüksek oranlı, risk alarak yaptığım tercihlerden yatarım" düşüncesiyle biraz risk almaya karar verdim ve ortaya aşağıdaki gibi bir tablo çıktı. İddaa oynarken ya da tahminlerde bulunurken bir hedef belirlemek ve onu yakalamak için bahis yapmak pek mantıklı bir iş değil ama ben bu platformdan her zaman % 60'ların aşağısına inmemek gibi içimde gizli bir hedef var ve bu konuda da iddialıyım. Zaten bu oranın altına düştüğüm anda tahminlerde bulunup sizleri de yakmak istemem.

Son sözüm; Aşağıda verdiğim 10 tercihten dilediklerinizi kuponunuza ekleyin. Zaten kendi tercihiniz olmadan o kuponun tutma ihtimali çok az. Herkese bol şanslar...




twitter.com/serdarsozkesen

.........................................................................................................................................

GÜNCELLEME (8 EKİM 2014)

Geçen hafta 11'de 10 isabet (% 91) yakaladıktan sonra bu hafta benden beklenti haliyle büyüktü :) Ben ise yola ilk çıktığımda yine bu köşeden yazdığım gibi % 60 seviyelerinin altına inmeme gibi bir hedefim vardı ve bu hafta % 50 başarı oranı yakaladık. Bu da bize ilk uyarıydı :) Yukarıda verdiğim 10 maçtan 5 tanesi tuttu. Umarım değerlendirenler olmuştur. Haftaya tekrar buluşmak dileğiyle...

Degerfors - Ljungskile... 3 - 3... Oran : 1,85 (2)
Aston Villa - Manc. City... 0 - 2... Oran : 1,65 (KG VAR)
Milan - Chievo... 2 - 0... Oran : 1,55 (2,5 ÜST)
Albirex Niigata - Kawasaki... 3 - 0 ... Oran : 1,90 (2)
Manc. Unıted - Everton... 2 - 1... Oran : 1,40 (KG VAR)
Parma - Genoa... 1 - 2... Oran : 1,75 (2)
Lazio - Sassuolo... 3 - 2... Oran : 1,60 (2,5 ÜST)
Landskrona - Hammarby... 1 - 3... Oran : 1,35 (2)
Fiorentina - İnter... 3 - 1... Oran : 2,10 (1)
Corinthians - Recife... 3 - 0... Oran : 1,35 (1)

26 Eylül 2014 Cuma

İddaa Tahminleri (27-28-29 Eylül 2014)


Son sözümü en başta söylemek istiyorum :

HERKESE BOL ŞANSLAR...

Geçen sezon yine buradan birçok kez kupon ve maç paylaşımında bulunmuştuk. Bu sezon ise biraz geç de olsa İDDAA sezonunu açıyorum beyler / bayanlar...

Bu haftasonu programından seçtiğim 11 adet maçı düşük oranlar olsa da (güvenim yüksek) şansımızı deneyeceğiz. % 60'lık bir başarı oranı yakalarsak ilk haftamız için başarılı geçecek.

Ben tercihlerimi yapıyorum, gerisi sizlere kalmış. Sizler de içlerinden kaç tanesini kendi kuponunuza koymak isterseniz o kadarını koyun ve kendi maçlarınızla beraber kombine edin.



Tercihlerdeki E (Evet), - işareti ise ALT anlamına gelmektedir.

Kısmetse her cuma bu platformda olmaya çalışacağım. Sizleri de beklerim...

.......................................................................................................................................

GÜNCELLEME (30 EYLÜL 2014)

Evet beyler, 11 maçın 10 tanesi tuttu (% 91 başarı oranı). Sanırım bu programda Türkiye birincisi olmuşumdur :) Tek yatan maçımız, 2,5 ALT verip 3-0 biten Juventus maçı...

İşte maçlar, skorları ve oranları :

Manc. Unıted - West Ham... 2 - 1... Oran : 1,20 (1)
Villarreal - Real Madrid... 0 - 2... Oran : 1,45 (2)
Turku - Helsinki ... 1 - 4... Oran : 1,65 (KG VAR)
Tokushima - Kashima... 0 - 5... Oran : 1,20 (2)
Barcelona - Granada... 6 - 0... Oran : 1,40 (H1)
Roma - Verona... 2 - 0... Oran : 1,35 (3,5 ALT)
Atalanta - Juventus ... 0 - 3... Oran : 1,65 (2,5 ALT)
Malmö - Mjallby ... 4 - 1... Oran : 1,65 (KG VAR)
Hammarby - Sirius... 4 - 1... Oran : 1,35 (1)
Sundsvall - Husqvarna... 2 - 1... Oran : 1,15 (1)
Varnamo - Ljungskile ... 1 - 4... Oran : 1,80 (2)

23 Eylül 2014 Salı

Bu Da Mı Gol Değil?

Futbolda kale direklerinin yüksekliği 2,44 genişliği ise 7,32 metredir ve bu günlerde iki direk arasında bulunan çizgiyi geçen topu göndermek oldukça güç bir hal almış durumda. Öyle ki; kağıt üstünde muazzam bir hücum gücü olan çoğu takım GOL konusunda oldukça cimri, daha doğrusu kelimenin tam anlamıyla başarısız.

Ülkemizde özellikle şampiyonluğa oynayan 3 büyüklerin oynadıkları nispeten kötü futbolla paralellik gösteren 'skor üretememe' hastalığından takımların Avrupa performansları ve hatta Milli Takıma kadar sıçrayan (İzlanda 0-3) bu olumsuz tablonun kısa sürede "sihirli bir el" değmesi sonucu derhal standart bir seviyeye çekilmesi şart. Taraftarların da bu konuda oldukça şikayetçi olduğu ve günden güne ülke bazında futbolun kabak tadı verdiği bir ortamda, özellikle teknik adamların en çok bu konuda ders çalışması ve mesailerini bu yönde yapmaları şart... 



Tabloda yer alan takımlardan sadece ilk 4'deki 3 takımın, ülke ortalamalarının üzerinde gol attığını düşündüğümüzde 'gol sorunu' sadece bizim ülkemize has bir durum değil, aynı zamanda Avrupa'nın büyük bütçeli takımlarının da kanayan yarası durumunda. Lewandowski, Müller, Higuain, Berbatov, Rooney, Van Persie, Dzeko, Llorente, Balotelli, İmmobile, Mandzukic gibi yıldızların gol sorunu çektiği bir Avrupa'da; varsın Burak Yılmaz ofsayta yakalansın, Sow - Emenike altıpastan auta atsın, Cenk Tosun zoru başarsın :)

Aslında aşağıdaki 'kısır' tabloya baktığınızda "1-0 olsun bizim olsun" mantığının da tekrar moda haline geldiğini istatistikler net bir şekilde bizlere gösteriyor. Bu alanda özellikle Juventus, Beşiktaş, Roma gibi takımlar belki liglerinde çok iyi yerdeler ama topu ağlarla buluşturma konusunda çok ama çok zorlanıyorlar. Öte yandan Guardiola'nın Bayern Münih'inin de aylar geçtikçe sürekli azalan bir performans göstermesi, Monaco'nun yıldızlarını satması sonucu ligde düşme hattına kadar gerilemesi ve Napoli'nin bir türlü geçen sezonun ritmini yakalamaması yine 'skor üretememe'nin getirdiği sıkıntılar. 

Tablonun en üstündeki 5-6 takımı saymazsak diğer 'dev' takımların hemen hepsinin bu hayal kırıklığı performanslarında belirleyici nedenler var. Sakatlıklar, Dünya Kupası sonrası yaşanan form tutamama, teknik adam değişiklikleri vs. olsa da yine de söz konusu takımların ellerindeki hücum güçleri kendi liglerindeki diğer takımlarla kıyaslandığı zaman adeta 'uçurum' kelimesi ile eşdeğer bir fark yaratıyor ki, buna rağmen bu ortalamalar tam anlamıyla fiyasko.

Tabloda sadece 3 takımın (Real Madrid - Chelsea ve Milan) kendi lig ortalamalarının üzerinde gol atması da sizleri yanıltmasın. Zira Real Madrid bir maçta 8 gol, Chelsea bir maçta 6 gol ve Milan bir maçta 5 gol attılar. 



Eminim ki, ilerleyen haftalarda bu ortalamalar bir şekilde artacaktır ama 2014 - 2015 sezonunun ilk 1 aylık dönemi futbolun meyvesi 'gol' anlamında fazlasıyla kısır ve durağan geçti...

Orta, şut ve yine aut...

Off ya, buda mı gol değil? :)

17 Eylül 2014 Çarşamba

Kısır Döngü : Arsenal - Dortmund, Bayern - M.City

İngiltere'den Arsenal ve Manchester City...
Almanya'dan Bayern Münih ve Borussia Dortmund...

Kader, İngiliz ve Almanları son 4 Şampiyonlar Ligi sezonunun 3'ünde sürekli aynı gruplara koyuyor. 2011 - 2012, 2013 - 2014 ve şimdiki sezon olan 2014 - 2015 sezonlarında Arsenal, Dortmund ile Bayern Münih ise Man. City ile aynı grupta yer aldılar...

Hatta bu halka (bir yerde belki de lanet) öyle bir genişliyor ki;

Sözkonusu 4 sezonun ikisinde ise Arsenal , Dortmund ve Marsilya aynı grupta yer aldılar. Yani Marsilya istemeden de olsa bu lanetin içerisine dahil oldu.

Bayern Münih ve Man. City'nin yer aldığı ölüm gruplarında ise son iki yıldır üstüste CSKA Moskova da mecburiyetten rakiplerine eşlik etti. 

2011 - 2012 sezonunda Arsenal grup lideri olarak ikinci tura çıkarken Dortmund grubu son sırada bitirmişti. Dortmund için bu 'son' yükselişin belki de anahtarı oldu ve bir sonraki sezon Şampiyonlar Ligi'nde final oynadılar. 2011 - 2012'de Bayern Münih grubunu lider tamamlarken, Man. City ise Napoli'nin arkasında 10 puanla 3. olabilmişti.


2013 - 2014 sezonunda ise bir Şampiyonlar Ligi tabiri olan 'ölüm grubu' olarak adlandırılan grupta; Şampiyonlar Ligi'nin eşine az rastlanır (belki de tektir) bir durumda Arsenal, rakipleri Dortmund ve Napoli ile beraber grubu 12 puanda bitirmesine rağmen üçlü averaj kuralı sonrasında dramatik bir veda ile 3. sırada yer aldı ve gruptan çıkamadı. Dortmund ise grubu lider tamamladı. Aynı sezon Bayern Münih yine grubu en önde bitirirken, Man. City ikili averaj gereği ikinci sıradan bir üst tura yükseldi ve ilk kez gruptan çıkma başarısını gösterdi.

ve gelelim 2014 - 215 sezonuna. Tarih tekerrür etti ve son 4 sezonda 3.kez bu takımların yolları tekrar kesişti. Arsenal ve Dortmund bu defa temsilcimiz Galatasaray ve Anderlecht ile eşleşirken; Bayern Münih ve Man. City'nin ise rakipleri CSKA Moskova ve Roma oldu. Bu defa 'ölüm grubu' tabiri bu grup için ifade ediliyordu ki, kesinlikle doğruydu. Dördüncü torbanın en güçlüsü Roma; Almanya, İngiltere ve Rusya şampiyonlarıyla aynı gruptaydı ve maçların tamamı kesinlikle büyük bir heyecana sahne alacaktı. 

Ek olarak; son 4 sezonun üçünde aynı grupta yer aldığı Bayern Münih ile sadece 2012 - 2013 sezonunda eşleşmeyen Man. City'nin o sezonda da Dortmund ve Real Madrid ile aynı grupta yer aldığını da hatırlatalım. Her halükarda İngilizlerin Şampiyonlar Ligi başarısızlığının en büyük sebebi olarak sürekli 'ölüm grubu'nda yer almalarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu konuda zaten Manuel Pellegri'nin de Şampiyonlar Ligi torba statüsü konusundaki rahatsızlığı bilinen bir gerçek.


Böylesine kısır bir döngü açıkçası Şampiyonlar Ligi'nin ruhuna, izlenebilirliğine, heyecanına hiç yakışmıyor. Sürekli aynı takımların birbirleriyle eşleşmesi açıkçası herkes için can sıkıcı. Hatta bu alanda son yıllarda Barcelona ile PSG'nin, Chelsea ile Schalke'nin, Ajax ile Barcelona'nın da benzer eşleşmeleri ile yukarıdaki kısır döngüye oldukça yaklaştıklarını belirtelim.

Bu konuda UEFA, ciddi atılımlar yapmaya niyetli ve 2015 -2016 sezonundan itibaren kura çekimleri öncesi torbaya girecek takımların yerleştirilmesi konusunda ciddi yenilikler yapılacağı hala gündemde. En büyük yeniliğin; birinci torbada yer alan takımların Avrupa'da ülkeler bazında en başarılı 7 ülkenin şampiyonlarının ve son Şampiyonlar Ligi şampiyonunun yer alacağı konuşuluyor. Yani bu durumda yeni statüye göre birinci torbada aynı ülkeden sadece bir takım yer alacak ve an itibariyle Avrupa'da ülkeler bazında 7.sırada bulunan Rusya'nın şampiyonu birinci torbadan kendine yer bulacak.

Bakalım ilerleyen yıllarda neler değişecek? Platini ne gibi sürprizler hazırlayacak? Bunu da hep beraber göreceğiz.

12 Eylül 2014 Cuma

Michael Jordan 1984

NBA'in çoğunluğa göre gelmiş en iyi basketbolcusu olan Michael Jordan 30 sene önce bugün, efsane olduğu Chicago Bulls'a imza atarken...



4 Eylül 2014 Perşembe

İlk Hangi Teknik Direktör Kovulur?

Ülkemizde 2014 - 2015 sezonu henüz başlamışken bir bahis sitesinde açılan "2014 - 2015 sezonunda Türkiye Süper Ligi'nde ilk olarak hangi teknik direktör kovulur?" adlı bahisleri ve oranları görünce sizlerle paylaşayım dedim :) Malum, Türkiye'de her sezon devre arası gelmeden istediği başarıyı yakalayamayan birkaç takım, suçu teknik direktörde arayıp çareyi de en kolay yol olan onları göndermekle buluyorlar.

Yılmaz Vural'ın açık ara ülkede en çok takımı çalıştıran teknik direktör olduğu ülkemizde, sözkonusu bahis sitesi, bu alanda Kayseri Erciyesspor'u çalıştıran Bülent Korkmaz ile Torku Konyaspor'un başındaki Mesut Bakkal'ı ilk tercihlere almışlar. Aynı şekilde 4 büyüklerin hocaları da bahislerde en sonlarda görülüyor.

Peki sizler ne düşünüyorsunuz?

Sizce ilk hangi teknik direktör kovulacak?


SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR