Abdullah Avcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdullah Avcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2013 Perşembe

İstikrar = A Milli Takım

Lafı hiç dolandırmaya gerek yok, futbolda başarının anahtarı, olmazsa olmazı nedir? Tabii ki İSTİKRAR… O zaman Türkiye Milli Takımı için değerlendirme yapacak olursak herkesin hep bir ağızdan BAŞARILI demesi gerekir…

Üzülme Türkiye, üzülme Abdullah Avcı ve üzülmeyin siz futbolcular...
Bir tek siz değilsiniz kötü, bir tek siz değilsiniz önde iken maçı kaybeden yada kazanamayan...

Dün gece; Bosna Hersek, ABD karşısında ilk yarıyı 2-0 önde kapatmasına rağmen maçı 4-3 kaybetti... Şimdi Bosna düşünsün, biz değil. Çünkü biz en azından kaybetmedik...
Yani anlayacağınız beterin beteri de var, biz yine önümüzdeki maçlara bakmaya devam edelim...

Bizim felaket tellalcıları ise Gana maçından sonra yine hortladı, yok efendim Dünya Kupası bizim neyimizeymiş, tek rakimiz San Marino ve türevleriymiş vs... İyi de tellalcılar, bizim çizgimiz hep aynı, değişiklik hiç yapmadık ki. Kazanamama serimizi sürdürdük. Gerçi Milli Takımdan galibiyet uman birkaç yüz kişiye ayıp da olmadı değil... Ya, sonuçta hazırlık maçı değil miydi sanki? Kazansan ne olur, kaybetsen ne olur? Önemli olan istikrar değil midir? Son 6 hazırlık maçımıza baksanıza :

15.08.2012 Avusturya 2 - 0 Türkiye   
14.11.2012 Türkiye 1 - 1 Danimarka
06.02.2013 Türkiye 0 - 2 Çek Cumhuriyeti
28.05.2013 Türkiye 3 - 3 Letonya  (İlk yarı 2-0
31.05.2013 Türkiye 0 - 2 Slovenya   
14.08.2013 Türkiye 2 - 2 Gana (İlk yarı 2-0)

Şimdi bu tabloda İSTİKRAR adına ne kadar çok materyal var değil mi? Zaten başka da bir sonuç çıkmaz bu istatistikten. Son 6 hazırlık maçı ve 3 beraberlik, 3 mağlubiyet. Peki Abdullah Avcı yönetiminde son hazırlık maçı galibiyetini 5 Haziran 2012'de Ukrayna karşısında 2-0'lık skorla alan Milli Takımın o tarihten bu yana yani 14 aylık süreçte oynadığı RESMİ MAÇLARDAKİ (2014 Dünya Kupası eleme grupları) performansını da hatırlayalım mı?
07.09.2012 Hollanda 2 - 0 Türkiye   
11.09.2012 Türkiye 3 - 0 Estonya   
12.10.2012 Türkiye 0 - 1 Romanya   
16.10.2012 Macaristan 3 - 1 Türkiye   
22.03.2013 Andorra 0 - 2 Türkiye   
26.03.2013 Türkiye 1 - 1 Macaristan

Tablodan çıkan sonuç, yine çok net : İSTİKRAR...

6 maçta alınan sadece 2 galibiyet ve alınan galibiyetler de, dünyada esamesi dahi okunmayan Estonya ve Andorra karşısında. Estonya, 19.dakikada 10 kişi kalmasa maç nasıl olurdu bilinmez, Andorra maçında ise ilk yarıdan 2-0'ı bulduk, ikinci yarı ise tam bir kahır mektubu gibiydi.

Tek derdiniz, Milli Takımın galibiyeti olsun, o yüzden tez elden 6 Eylül'deki Andorra maçını bekleyin. Korkmayın maç Kayseri'de, yani sahamızda :)

Ha, unutmadan :) 17 Ekim 2012 tarihli Milli Takım yazım : 

twitter.com/serdarsozkesen

27 Mart 2013 Çarşamba

Milli Hüzün...


Yazmayayım, zaten herkes yazar, yazacak da, birileri günah keçisi ilan edilecek diye düşündüm. 2 gün sonra hiçbir şey olmamış gibi yine herşeyi unuturuz, kendi ligimize döneriz pardon takımımıza döneriz diye de ekledim sonra… Ama baktım olmuyor, moral bozukluğu ile birşeyler karalayayım da rahatlayayım diye kalemi elime aldım…

..........

Bu saatten sonra ne desek boş.

“Önümüzdeki turnuvalara bakacağız” klişesini mi yazalım, teknik adamın mevcut düzende kadroya aldıklarını / almadıklarını mı eleştirelim?

Yoksa kadroya alıp da oynatmadıklarına mı? Yoksa teknik adamın yeterlilik düzeyini mi sorgulayalım?

Yok, yok en iyisi neden dünya sıralamasındaki yerimiz belli iken bu kadar yüksek hedeflerle yola çıktığımızdan başlayalım... Yoksa, saha içi beceriksizliğimizi mi masaya yatıralım?

Benim için en kötüsü ise tuttuğu takımın dışındaki takımlarda forma giyen futbolculara bol keseden sallayanlar, onların en ufak hataları üzerinden Milli takımı değerlendirme gafletinde bulunanlar, bence onlar dünyanın en komik ve aciz insanları...

Şu takımda, topu üçüncü bölgeye yani hücum bölgesine atacak, golcülere pozisyon hazırlayacak bir tek ARDA TURAN var, gerisi yalan. İlk yarı Alper, bu anlamda iyiydi ama nereye kadar? Koskoca ülke, - kendisi için en kritik maç öncesi, yani mutlaka gol yada goller atmamız gereken maç öncesinde - OFANSİF ORTA SAHA yetiştiremiyor yada hali hazırda olanları da Belediye antrenörü pardon Milli Takım antrenörü  göremiyorsa VAH BİZİM HALİMİZE...

Biz zaten Brezilya'yı hak etmedik, Olimpiyatları da hak etmedik. Zaten taç atışından gol yiyene Olimpiyat da verilmez, hiçbir şey verilmez...

Oysa futbolun çok basit kuralları vardı, Milli Takım yada kulüp takımları için de değişmez bir kuraldı bu :

Kendi sahandaki tüm maçları kazan, deplasmandaki maçlardan 2-3 beraberlik çıkar, yeter!

Peki bunu ne zaman yaptık? Yapmaya yaklaştık? Hep son anda bir yerlere dahil olduk, film başladı başlayacakken son bir hamle ile rica, minnet filme dahil olduk…

….......

Her maç; gerek içinde gerek de sonunda ayrı bir ders barındırır, hem teknik adama, hem futbolculara, hem de taraftarlara… Bundan sonrasında umarım Milli takımımız için herşeyin hayırlısı olur.


Acizane doktor reçetesi :

Önce haddimizi bileceğiz, yerimizi iyi tespit edip, gerçekçi hedefler belirleyeceğiz. İspanya, Almanya, Hollanda gibi takımlarla asla kendimizi bir tutmayacağız.

Ekol futbol oluşturma adına planlar yapacağız.

Takımlarında sık sık forma giyen ve takımına yararlı, formda isimleri Milli takıma çağıracağız.

Egolarından arınmış teknik adamlarla mesai yapacağız.

Gerekirse bizden hem kadro kalitesi olarak, hem ülke nüfusu olarak hem de ülke takımlarının Avrupa arenasındaki başarısının bizden az olduğu Karadağ, Belçika, Bosna Hersek ve Bulgaristan gibi ülkelerin Milli takımlarına verdikleri önem, deneyim ve yapılandırma çalışmaları incelenip benzer yöntemler geliştirilecek.

İçinde milli coşku kalmamış futbolculardan arındırılarak daha genç, daha dinamik ve başarıya aç futbolcular daha çok kadroda yer alacaklar.

..........
.......
....

Yazımı, dün Almanya’nın Kazakistan’ı 4-1 yendiği maç sonrası Löw’ün kendisine sorulan “Neden maça forvetsiz çıktınız?” sorusuna verdiği mükemmel cevap ile bitiriyorum :

"Gezmeye hep Mercedes'le gitmezsiniz, bazen Smart da yetiyor." (Sanırım bu cevap, Abdullah Avcı’nın neden Andorra maçında kadroya çağırdığı halde oynatmadığı / milli formaya ısındırma gayretinde bulundurmadığı Olcay Şahan, Kerim Frei için de düşünülebilir… )

twitter.com/serdarsozkesen

17 Ekim 2012 Çarşamba

Sonu Baştan Belli Acı Bir Hikaye...

Milli takım yönetmek, sanattır... Her futbolcuya eşit mesafede durmak, beceridir... Maç içinde oyunu okumak, tecrübedir... Rakibi başarılı bir şekilde etüt etmek, hünerdir... Egolarından arınıp, sağ duyulu seçim yapmak ise hepsinden zordur... 

Biz, Avrupa'nın en güçlü ülkelerinden (!) Estonya karşısında sidik zoruyla maç kazanalım, sonra da federasyon kişi başı 30.000 USD ikramiye dağıtsın, futbolcuların gururları okşansın ve şımarsın... Hollanda gibi bir dev karşısında kora kor bir futbol ve kaçırılan % 100 en az 5 pozisyon... Sonrasında Estonya karşısında rakibin kırmızı kart sonrası zorla gelen galibiyet. Romanya maçını ise yazmaya gerek yok, üretkenlik 0, pozisyon 0, baskı 0, herşey kocaman bir sıfırdı... En basitinden yapılan 39 ortanın sadece 2 tanesinin isabetli olması bile gerekli sonucu bizlere gösteriyordu... 
Yani tüm alametler, Macaristan maçı öncesi bize maçın şifrelerini veriyordu. Yine üretkenlikten uzak olacaktık, saman alevi gibi parlayan akınlarımız olacaktı. Yine ileride çoğalamayacak, bir - iki kişinin gününde olursa özel yeteneklerine muhtaç kalacaktık. Takım futbolunu kompak şekilde asla oynayamayacaktık. Gereksiz top kayıpları yapacak, aslında en büyük rakibimizin kendimiz olacağını asla göremeyecektik. Heyecandan zerre hisse almamış oyuncularla, ruhsuz, maç bitse de eve gitsek havasında zaman geçirmeye çalışacak, bize güvenenleri asla akıllarımıza getirmeyecektik...

Biz zaten Brezilya takıntısı olan bir milletiz. Brezilyalılara da ülkesini de pek alışamadık. Alex gibi bir efsaneyi 8 senenin ardından 8 dakika bile olmadan kapı dışına ittiriverdik. 1958 Dünya Kupası'na sırf mali konulardan dolayı hak ettiğimiz halde gitmedik, gidemedik... Varsın yine gidemeyelim Brezilya'ya, ne fark eder ki? Ne kadar koyar ki bize? Biz zaten her acının tiryakisi olmuşuz, bunu da unuturuz...
Son kullanma tarihi geçen futbolcularla yola çıkmak, yüzlerine bakıldığında net bir şekilde öz güveni kaybolmuş oyunculara tahammül etmek... Başarısız olacağım korkuları ve çaresizlik. Hep aynı senaryo, sonu baştan belli acı bir hikaye... ve eleme fobisi, play off fobisi... Kalibre olarak en az 2 kat aşağımızdaki takımlara verilen gereksiz imtiyaz, fazlasıyla gösterilen misafirperverlik... Şapkadan tavşan çıkartmak için teknik direktörlerin anlamsız iç çekişmeleri... Kadroya seçilen oyuncuların asla bilinmeyen seçilme yöntemleri. "Formda ve sürekli oynayan kadroya seçilir" mantalitesinin asla bir gösterge olmaması, bir laftan ibaret olması...

Evet son tren de kaçtı, umutlar ikibin bilmem kaç Dünya Kupası'na... Olsun, biz yine hiç bir Avrupa takımı ile eşleşmeden Dünya üçüncüsü olduğumuz 2002 Dünya Kupası'nın ve 2008 Avrupa Şampiyonası yarı finalinin olduğu kasetleri izleyelim de biraz kendimize gelelim. Bir Dünya Kupası'nı daha evlerimizden ahlarla vahlarla seyredelim...

twitter.com/serdarsozkesen

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR