Efsane maçlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Efsane maçlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016 Salı

7 gollü efsane maç : M. Unıted 4-3 Real Madrid

Tarih : 23 Nisan 2003

Şampiyonlar Ligi çeyrek final rövanş karşılaşması... İlk maç : Real Madrid 3-1 Manchester Unıted

Yer : Old Trafford

Hakem :  Pierluigi Collina

Tribün : 66.708 seyirci

Manchester Unıted (4-3-3) : Barthez; Brown, Ferdinand, Silvestre (P.Neville, 79), O'Shea; Veron (Beckham, 63), Keane (Fortune, 82), Butt; Solskjaer, Giggs, Van Nistelrooy

Yedekler : Ricardo, Blanc, Forlan, Fletcher

Sarı kart : Veron, Fortune

Real Madrid (4-2-3-1) : Casillas; Salgado, Hierro, Helguera, Roberto Carlos; Makelele, Guti, McManaman (Portillo, 69); Figo (Pavone, 88), Zidane; Ronaldo (Solari, 67)

Yedekler : Cesar, Morientes, Flavio, Cambiasso

Sarı kart : Figo


15 gün önce Bernabeu'da oynanan ilk maçı Real Madrid 3-1 kazanmış, büyük bir avantajı cebine koymuştu. Madrid tarafında moraller yerindeydi ama bu maçtan sadece 5 gün sonra kritik bir maça çıkacaklardı. Nihat Kahveci ve Darko Kovacevic'in efsane bir sezon geçirdikleri Real Sociedad deplasmanına konuk olacaklardı. Rakiplerinden 6 puan öndeler ve eğer kazanırlarsa bitime dokuz hafta kala bir yerde şampiyonluklarını ilan edeceklerdi. Gerçi kaybetmeseler de büyük oranda işleri görülecekti. Korktukları başına gelecek ve Kovacevic (2), Nihat ve Xabi Alonso'nun golleriyle resmen dağılacaklardı (4-2) ve puan farkı 3'e inecekti. Galacticos için sıradaki maç El Clasico olacak ve Bernabeu'da Luis Enrique, Xavi, Mendieta, Puyol, Riquelme, Kluivert, Overmars'lı Barcelona'yı ağırlayacaklardı. Ronaldo'nun golüne eski Madrid'li Luis Enrique ile cevap veren Katalanlar, Madrid'e bir darbe daha indirecek ve Vallecano önünde gol-şov yapan (5-0) Sociedad ile arasındaki farkın 1'e inmesine yardım edecekti.

Artık Madrid için kafaları Ada'ya toplama zamanı gelmişti derken maçtan önce Raul Gonzalez'in apandist sakatlığı ile bir şok daha yaşayacaklar ve teknik patron Vicente Del Bosque takımını tek forvetle yani Ronaldo ile çıkarmaya mecbur kalacaktı. Zaten 3-1'in rövanşında bu çok normal bir tercih olarak görünecekti. Sir Alex Ferguson ise ilk maçın aksine skorun dezavantajı sebebiyle Solskjaer'i Nistelrooy'un yanında ilk 11'e koyup tamamen gol ve goller üzerine bir kadro inşa edecekti.

Avrupa kariyerini çok erken yaşta bırakmasa bugün adı Pele ve Maradona ile rahatça söylenebileceğini düşündüğümüz Brezilyalı Ronaldo'nun kariyerinin belki de en etkileyici performanslarından birini izleyecektik. 66 binden fazla seyircinin önünde daha 12.dakikada Guti'nin ara pasında, Ferdinand'ın müdahalesine aldırış etmeden Barthez'i avlayan Ronaldo, erken gol ümidiyle saldıran Unıted'ı sersemletti. Zira kırmızı şeytanların turu geçmesi için artık yemeden 3 gol atıp en kötü ihtimalle maçı uzatmaya götürmesi şarttı. Devre bitmeden Giggs'in tilki kurnazlığıyla Solskjaer'i gördüğü pozisyonda Nistelrooy'un golü ile soyunma odasına hiç değilse 1-1 ile giriyorlardı. Seyirci de gaza gelmişti. Atılacak bir gol ile maç çok değişik bir noktaya gelebilirdi.


Ronaldo için maç daha yeni başlamıştı ve o kilolu haline rağmen süre aldığı 67 dakikada attığı sprintlerle Unıted savunmasının başını döndürecekti. Bir de üzerine Zidane gibi bir futbol sanatçısının virtüözlüğünde başlayan atakta Roberto Carlos'un 'al da at' dediği pozisyonda Ronaldo, düşler tiyatrosundaki onbinlerce taraftarı susturacaktı (1-2). Manchester Unıted'ın da durmaya niyeti yoktu. Ferguson ve öğrencileri, bu maçı yıllar sonra tekrar tekrar hatırlanacak efsane bir maç kategorisine sokmak gibi bir düşünceleri vardı. Hem come-back yapma alanında da gayet tecrübelilerdi. 1999 Şampiyonlar Ligi Finalini kim unutabilir ki? Bayern Münih karşısında 84 dakika 1-0 geride oynayıp 90 ve 90+'da iki gol atıp Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan yine onlardı.

Ronaldo'nun golünden sadece 2 dakika sonra ceza alanında Helguera rahatlıkla topu kornere atacakken tercihini genç Casillas'ın bacak arasından yana kullanınca rakiplerine piyangodan amorti çıkartıyordu (2-2). Ama şeytanların bugün kazanması için Ronaldo'nun sahada olmaması lazımdı. Beraberlik golünden sonra baskısını artıran Unıted, Solskjaer'in ceza alanında kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda vurduğu şutta, bir ay sonra 22'sine girecek olan Casillas'ın inanılmaz refleksi sonrası maçın az da olsa 'kırılma anı' denebilecek pozisyonundan eli boş dönüyordu. Casillas en az 10 sene daha bu alanda en iyilerden biri olacağı inanılmaz bir maç çıkarıyordu ve bu defa da Veron'un sert şutunu bertaraf ediyordu. Madrid iyice bunalmış ve bu durumdan kurtulması için tek bir formül vardı, o da tahmin ettiğiniz gibi Ronaldo idi ve o da üzerine düşen sorumluluğun bilincinde yaklaşık 25 metreden Barthez'i 59 dakika içerisinde üçüncü kez mat ediyordu (2-3).


Del Bosque, görevini fazlasıyla yapan ve deyim yerindeyse efsane maçın efsane baş rolünü kusursuz bir biçimde oynayan Ronaldo'yu 67'de oyundan alınca Old Trafford tribünleri inanılmaz bir olaya imza atıyordu. Çeyrek finalde elenmelerinin baş muhatabı Ronaldo'yu hepsi ayakta alkışlıyordu. Old Trafford'da hat-trick yapma başarısı gösteren Brezilyalı "fenomen" bunu kesinlikle haketmişti.

3-2'den sonra Veron - Beckham değişikliği, Ferguson'a maçı kazandıracak bir hamle olacak ve Beckham, 10 senesini verdiği takımdan ayrılıp, 3 ay sonra transfer olacağı takım olan Real Madrid'e 20 dakika içerisinde 2 gol atacak ve takımının en azından maçı kazanmasını sağlayacaktı. Hele 3-3'ü buldukları frikik golünde maç boyu birçok kurtarış yapan Casillas'ı mumya gibi hareketsiz bırakması efsane maça yakışan mükemmel ötesi estetik bir vuruştu. Gerçi Beckham bu tarz golleri Manu ve sonrasında formasını giyeceği Real Madrid'de sıklıkla atmıştı.

2002 - 2003 sezonu Real Madrid için sezon başında UEFA Süper Kupası Şampiyonluğu (Feyenoord) ile başlamıştı. La Liga'da ise kendisini inanılmaz zorlamasına rağmen rakibi Real Sociedad'ın son 3 haftada kaybettiği 4 puan sonrasında dramatik bir şekilde lig şampiyonu da olmayı başardı. Nihat Kahveci (23) ve Darko Kovacevic'in (20) attıkları goller ve takımın oynadığı futbol herkesin takdirini kazansa da tecrübesizliklerinin verdiği bir anlık hataları onlara pahalıya mal oldu. Real Madrid, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde tarihin belki de en iyi Juventus'una elendi. Kupayı ise tarihin en sıkıcı finali diyebileceğimiz maç sonrası bir diğer İtalyan devi Milan, penaltı atışları sonucu aldı. Şampiyonlar Ligi gol krallığını ise toplamda 12 gol atan Nistelrooy aldı.


İşte efsane maçın golleri...

Efsane futbolcular, efsane hakem ve efsane bir maç...

9 Eylül 2015 Çarşamba

ABD - Yunanistan / World Cup 2006

Tarih : 1 Eylül 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası yarı final karşılaşması...

Amerika Birleşik Devletleri - Yunanistan mücadelesi. 

Yer : Saitama - Japonya

Maçtan önce tabii ki olağan favori Amerikanlar. Efsane basketbolcu Kobe Bryant'ın hem de en formda olduğu dönemlerde 2006 NBA play-off serilerindeki sakatlığından dolayı turnuvayı kaçırmasına rağmen, ABD takımında o sıralarda öyle genç ve altın bir jenerasyon vardı ki, kupayı almamaları için hiçbir sebep yoktu. Bu altın jenerasyon ileride o kadar büyük başarılara imza atacaklar ki, belki de bu maç onların ileride parlamaları için müthiş bir tecrübe olacaktı. ABD kadrosunda 2003, 2004 ve 2005 draftlarının en iyi oyuncuları sahnedeydi. Başta Lebron James ve Dywane Wade olmak üzere Carmelo Anthony, Chris Bosh, Kirk Hinrich, Chris Paul, Dwight Howard'ın yaşları 21 ila 25 arasında. Koç Mike Krzyewski önderliğinde mini bir rüya takımı havasındaki ABD, diğer yarı final maçı olan Arjantin - İspanya maçının galibi ile final oynayıp kupayı ülkelerine götürmenin planlarını yapıyorlardı. Carmelo, LeBron ve Wade biraz tutunmaya çalıştılar, Chris Paul inanılmaz kötü oynadı. Howard ve Bosh ise beklentinin gerisinde kaldılar. Belki bu maç 2 sene sonra oynansaydı ABD, Yunanistan'ın üzerinden silindir gibi ezip geçerdi ama biraz rakibi ciddiye almama, biraz da Yunanistan'ın onur mücadelesi ile ABD'liler hiç beklemediği bir maç sonrası evlerinin yolunu tuttular. Kobe bir saha içi liderin yaşları 21 ila 25 arasında değişen bir takımda neler yapabileceğini belki göremedik ama onun oynadığı 2008 ve 2012 Olimpiyatlarında Kobe şampiyonluklar yaşattı takımına.


Yunanistan'da başrollerde, şimdilerde kafasında saç kalmayan ama gençliğinin enerjisini olağanüstü şekilde sahaya yansıtan Vassilis Spanoulis ve onun sadece 2 yaş büyüğünde en olgun çağında Dimitris Diamantidis vardı. Schortsanitis ise iri cüssesini en genç taşıdığı yıllarda ve o da LeBron, Carmelo, Bosh ve Wade gibi efsane 2003 draftından. Serbest atışları yine kaçırıyor ama pota altında ise inanılmaz işler yapıyor. Öte yandan takımın ağabeyleri Papaloukas'ın öldürücü asistleri ve Kakiouzis'in kritik sayıları ise tecrübelerinin sahaya yansımış halleriydi. Bu Amerika'yı yenmek için bir an bile konsantrasyonu kaybetmemek şarttı ve onlar maçın son anına kadar üst düzey performans gösterdiler. Bunda koçları Panagiotis Giannakis'in üst düzey taktik ve disiplin anlayışının önemli bir rolü vardı. Yunanistan'ın böylesine görkemli bir galibiyetin ardından finalde, turnuvanın en değerli oyuncusu seçilecek olan Pau Gasol'lü İspanya'ya sadece 47 sayı atmaları ise büyük bir sürpriz olarak tarihteki yerini alacak ve ikincilikle yetineceklerdi.

Maçın 14.dakikasına 33-21 geride giren Yunanistan, bu dakikadan sonra ABD'ye karşı muazzam bir savunma ve etkili hücumu ile farkı kapatıp ikinci çeyreğin sonlarında öne geçti ve bir daha da asla geriye düşmeden maçı 101-95'lik skorla hakkı ile kazandı. Gelin 9 sene öncesine tekrar gidelim ve bu unutulmaz maçı hep beraber tekrar yaşayalım...


SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR