26 Şubat 2013 Salı

Şaka Gibi Takım : Karabükspor...

Hani özellikle 4 büyüklerin hocaları, sahalarında oynadıkları bir maçtan sonra, "Rakibimiz, her maçını bize karşı oynadığı gibi oynasa, şampiyonluğa oynar. Nedense her rakip sahamıza gelince sezonun en iyi maçını oynuyor" sözlerine aşinayızdır herkes gibi. İyi de Avrupa'da her ligde bu tarz şeyler olduğunu ise çoğu zaman unutur bizim yöneticilerimiz, teknik adamlarımız... 

Türkiye'de Anadolu takımları için 4 büyüklerle oynanan maçlar her zaman vitrin maçlarıdır ve bu tar maçlarda da futbolcular, doğal olarak daha bir konsantre olurlar, daha bir canla başla mücadele ederler ve rakiplerine karşı en iyi futbollarını oynayıp, kendilerini o kulübün yöneticilerine ve teknik adamlarına beğendirip, sezon sonunda o takımlardan birine transfer olmak isterler... Yani bir anlamda farkındalık yaratmaya çalışırlar ki, bu çok ama çok normal bir durumdur... 
Türkiye Spor Toto Süper Lig'deki Karabükspor... Deneyimli bir teknik adam olan Mesut Bakkal'ı iyi tanıyanlar bilir, vitrin maçlarını pek sever ve nitekim göreve geldikten sonraki 2,5 aylık dönemde 4 büyükler olarak bilinen Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor ile deplasmanda karşılaştı. Beşiktaş ile İnönü'de muhteşem bir geri dönüş ile 2-2'lik sonuçla altın değerinde 1 puan kazanan Kırmızı - Mavililer, gerek Avni Aker'den, gerek Seyrantepe'den gerek de Kadıköy'den 3-1'lik sansasyonel galibiyetlerle dönerek muazzam bir başarı sağlayıp tüm ülkenin takdirini kazandı...

Büyük rakiplerle, tıklım tıklım taraftarlar önünde oynanan maçlara takımını çok iyi bir şekilde hazırlayan, rakiplerine alan bırakmayan, rakibini kitleyen ve çabuk adamlarıyla korkmadan çok hızlı bir şekilde kontratağa kalkan oyun düzeniyle 4 büyüklerden deplasmanda 10 puan toplayan takımın ( 11 gol atıp 5 gol yediler ) sahasında da aynı başarıya benzer bir performans sergilemesini düşünmek yada tahmin etmek tüm kamuoyunun düşündüğü bir gerçekti... 
Fakat işler hiç de öyle olmadı... Mesut Bakkal yönetimindeki Karabükspor, Skibbe'den bayrağı devraldıktan sonra oynadığı 13 maçta 20 puan toplarken bunların zaten 10'unu 4 büyüklerden aldı. Özellikle sahasında oynadığı ve kendi kalibresinde olan yada saha avantajı ile en kötü ihtimalle yenilmez diye değerlendirilebilecek Elazığ, Kasımpaşa, Bursa ve son olarak da Akhisar karşında da mağlup olup, bir de üzerine sözkonusu 4 maçta da 9 gol yiyip 1 gol bile atamadıklarını gördüğümüzde 'Şaka gibi takım, Karabükspor' diyesi geliyor insanın... 

İşin daha da kötüsü artık Karabükspor'un kredisi tükendi ve düşme potasına fazlasıyla yaklaştılar. Kalan 11 haftalık dönemde, düşmeme mücadelesi veren takımlardan Elazığ (D), G.Antep, Mersin, İBB (D) ve Orduspor (D) ile oynayacağı maçları düşündüğümüzde Süper Lig'de tutunabilme ihtimalinin kalma ihtimali kadar eşit olduğunu söyleyebiliriz...

twitter.com/serdarsozkesen

20 Şubat 2013 Çarşamba

Futbolun Mizahi Yönü - 2

Geçenlerde, neredeyse tüm hayatımızı içine alan futboldan biraz olsun sıyrılmak adına Futbolun Mizahi Yönü konu başlığı altında esprili fotoğrafların da yardımıyla bir blog paylaşmıştım. Saolsun gerek sosyal ağlardan gerek de mesaj yoluyla olumlu tepkiler geldi ve bu tarz paylaşımlarımızın daha çok artırılması yönünde de istekler oldu...

Ben de araştırmamı devam ettirip yine farklı ve alt yapısı yine futbol olan tebessümlük hatta bazen kahkahalık fotoğraflar buldum ve derledim...

Umarım beğenirsiniz...
Dünyanın en iyi 2 futbolcusunun koleksiyonunda BİR ŞEY eksik. Torres ise bıyık altından sırıtıyor :)
Mancini'nin, geçenlerde "İngiltere'nin en iyisi benim" demecinden sonra...
Hakikaten de ikisini toplayınca Messenger'a ulaşabiliriz :))
ve bir toplama işlemi daha... Balotelli + Neymar birleşince böyle bir görüntü ortaya çıkıyor...

(To be continued...)


twitter.com/serdarsozkesen

18 Şubat 2013 Pazartesi

Hajduk Split ve 100. yılı üzerine...


Hajduk Split...

Sanırım bu takımın adını duymayan yoktur... Hırvatistan deyince akla gelen 2 takımdan biri... Dinamo Zagreb'in adı ve başarılarının biraz gölgesinde kalsa da Hırvatların en eski futbol kulübüdür...

Split takımının internetten biraz tarihçesini araştırdığımızda ise çoğu köklü kulüpte olduğu gibi farklı ve dikkat çekici detaylara rastlıyoruz. Örneğin, kulübün 13 Şubat 1911 tarihinde Prag şehrinde bir 'bar'da kurulduğunu öğrenmemiz bile fazlasıyla ilginç bir ayrıntı... 

"Prag'ın iki takımı Sparta Prag ve Slavia Prag arasında oynanan bir futbol maçını izledikten sonra bir barda toplanan Split'li birkaç genç, bir futbol takımı kurmaya karar verirler ve Hırvat haydutları demek olan "Hajduk" adını benimserler... Zamanında da Avrupa'ya birçok genç ve yıldızı parlayan oyuncu vermişler. Misal; Boksic, Bilic, Tudor, Rapaic, Pletikosa, Srna, İbricic, Cernat vb... (Vikipedia) Galatasaray'ın efsane kalecisi Simovic'in de Hajduk Split takımından geldiğini de eklemeliyiz...

Benim dikkatimi çeken ise geçenlerde videosuna rastladığım bir ayrıntıdan ibaret... Hajduk Split, bundan tam 2 sene önce, 13 Şubat 2011'de kulübün 100. kuruluş yıl dönümünde şehirde görsel olarak mükemmel bir etkinlik ve eğlence düzenlemiş... Havai fişekler, şehrin her bir yanında yanan meşaleler... 13 Şubat gecesi, gerçekten de unutulmaz görüntülere sahne olmuş... Şehri resmen yakmışlar ama görsel olarak muazzam kareler ortaya çıkmış... Ayrıca videodaki müzikle de iyi bir ritm yakalanmış...

Futbolda 100. yıllarını aşan, ülkelerinin bu tarz büyük kulüplerinin görsel olarak da fazlasıyla dikkat çekici ve büyüklüklerine yakışan eğlenceleri, kutlamaları organize etmesi, gerek o ülkedeki taraftarları gerek de biz futbolseverleri heyecanla o noktaya çekmekte...

İşte 2 sene öncesindeki o kutlamalardan bir bukle :



 twitter.com/serdarsozkesen

13 Şubat 2013 Çarşamba

Futbolun Mizahi Yönü...

Daha önce bu tarz bir paylaşımda bulunmadım ama dedim ki kendime "futbolun mizahi yönü de var" ve resimleri alt alta yan yana koyunca şık da durdu hani... 

Gelin, futbolun gerilim kokan havasından bir an sıyrılın ve aşağıdaki fotoğraflara bakıp biraz tebessüm edin, hatta gülmeyi biraz abartın. İnanın iyi gelecek :))
Hazard'ın hışmından korkan bir fotoğrafçı. Bir hamlesiyle Hazard tekmeler ona göre :)
'Tuttuğun altın olsun derler' :)
Gerçek 'Sevgililer Günü' bu olsa gerek...





Yoruma gerek var mı? Herkes kendi yağı ile kavrulmalı :)

twitter.com/serdarsozkesen

11 Şubat 2013 Pazartesi

Premier Lig 'Ayın Futbolcusu' Ödülü...

İngiltere Premier Lig'de 1994 yılından bu yana çoğunluğu sponsorlar (Barclays) tarafından olmak üzere her ay, 'ayın futbolcusu' seçilir ve ödülü ertesi ayın ilk haftası verilir. 'Futbolun beşiği' dediğimiz ülkede böyle bir uygulama olması da hiç de yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Takip edenler bilirler, NBA'de de hem doğu grubu hem de batı grubunda olmak üzere her ay, hatta her hafta fark yaratan oyuncular belirlenir ve ödülleri verilir. 

Şüphesiz bu tarz bir uygulama, başta sporcuları da motive etmekte ve başarılarını da artırıcı bir etki yapmakta. Bizim ülkemizde ise yılın futbolcusu yada yılın sporcusu gibi ödüller ise verilmekle beraber hep arka planda kalmakta, gerekli ilgi gösterilmemekte... Hatta ve hatta İngiltere'de yine ayın futbolcusundan başka 'ayın teknik direktörü' ve 'ayın genç futbolcusu' gibi ödüller de dağıtılarak rekabet artırılıyor, sporcu başarısı da onurlandırılıyor... Böylesine futbolda neredeyse her kesimi ilgilendirecek ödül sisteminin olması da bu ligin marka değerini, takip edilebilirlik oranını da ister istemez artırıyor...

Şimdilik size bir soru sorsam ve desem ki 1994 yılından günümüze kadar ayın futbolcusu ödüllerini bir değerlendirseniz, misal son 20 yılda Premier Lig'e damga vurmuş oyuncuları da gözlerinizin önüne getirseniz, sizce hangi futbolcu bu ödülü daha fazla kazanmıştır? Sorunun cevabını az sonra göreceksiniz ama siz biraz düşünün :)

Hemen hemen 20.senesine girecek olan ayın futbolcusu ödüllerinde şu ana dek, sadece 1 Türk futbolcusu bu ödüle layık görülmüş. O da 1999 Eylül ayında Leicester formasıyla ulaştığı başarılı performansıyla Mustafa İzzet... Toplamda 112 farklı oyuncunun dönem dönem bu başarıyı yakaladığı Premier Lig'de doğal olarak da bu ödülü en fazla İngiltere'li futbolcular (80) kazanmış. Yine Premier Lig'e son 20 yılda damga vurmuş en büyük takım olan Manchester Unıted'dan toplamda 31 oyuncu bu ödülü kucaklarken, Arsenal'den 26, Liverpool'dan 16 ve Chelsea'den de 15 futbolcu bu gururu yaşamışlar...

İlk olarak Ağustos 1994'te o dönem Tottenham forması giyen unutulmaz büyük golcü Jürgen Klinsmann'a verilmek üzere başlatılan ayın futbolcusu ödülünü son olarak 2013 Ocak ayında Reading forması giyen 26 yaşındaki forvet oyuncusu Adam Le Fondre kazandı... Ülkemizde ise bir dönem forma giyen / hala forma giymekte olan futbolculardan bu ödülü kazanan futbolcular : Anelka 2 kez, Elmander, Anton Ferdinand ve Okocha ise 1'er kez kazandılar...

Eveeeettt :) 1994 yılından bu yana düzenli olarak seçilen ve ödülü dağıtılan Premier Lig Ayın Futbolcusu ödülünü bu zamana dek en çok kazanan futbolcular Wayne Rooney ve Steven Gerrard olmuşlar. Toplamda bu ödülü 5'er kez kazanmışlar... Bu ikiliyi ise 4'er kez bu ödüle layık görülen Alen Shearer, Cristiano Ronaldo, Dennis Bergkamp, Frank Lampard, Paul Scholes, Robin van Persie ve Thierry Henry izlemişler... İsimleri görünce sizlerden gelen şu yorumu da net olarak duyabiliyorum ki; Eğer Cristiano Ronaldo, 4 sezon önce Premier Lig'den ayrılmasa idi, şu an bu ödülü toplamda en az 10 kez kazanır ve açık ara bu alanda birinci olurdu...

Kimin bu ödülü kazandığı yada daha çok kazandığı bu noktada pek önemli değil. Önemli olan futbolcunun alın terinin yada becerisinin ve yeteneğinin sadece satırlarda kalmaması, sponsorlarla birlikte kulüplerin kazançlarının artırılması ve tüm dünya tarafından ilgiyle takip edilebilirlik düzeyinin her daim yüksek olması... Umarım ilerleyen zamanlarda bizde de bu tarz uygulamalar getirilir ve başarılı bir şekilde uygulanır da seyir zevki açısından da daha bir dikkat çekici lig oluruz ve sözde marka değerimiz (!) biraz olsun artar...

İşte Barclays Player Of The Month ödüllerinin tam listesi :
twitter.com/serdarsozkesen

6 Şubat 2013 Çarşamba

Europol ve Temiz Futbol (!)

Avrupa Birliği Polis Teşkilatı (Europol) Başkanı Rob Wainright, son yıllarda Avrupa Liglerinde 380 maçta, Avrupa dışında ise 300 maçta şike yapıldığını tespit ettiklerini açıkladı. Bu haber sonrasında yine günlük rutin işlerine devam eden spor medyamız ve taraftar gruplarımızı derin uykudan uyandıran ise yine aynı başkanın "Korkarım, bu buzdağının sadece görünen yüzü" açıklaması oldu ve skoruna en çok müdahale edilen maçların da Almanya, İsviçre ve maalesef Türkiye'de olduğunu da sözlerine ekledi...


Hatta Dünya futbolunun yaşaması beklenen krize dair, FIFA’DAN Nick Raudenski, “Emin olun maç, takım ve kişi sayısı artacak. 680 ile sınırlı kalmayacak” şeklinde açıklama yapmasından sonra zaten var olan kötü resim iyice büyüdü ve şimdiden içinden çıkılamayacak noktaya kadar gelindi bile... Kaldı ki ülke olarak şu an itibariyle tam 79 maçta şike yapıldığı bilgisi dahi bizleri kara kara düşündürüyor...

Evet durum, beklenilenden de öte sonuçlar doğuracak belliki. Zaten 3 Temmuz 2011'den beri sancılı bir seyir izleyen Türk Futbolu'na bir darbe de Europol'den mi gelecekti acaba? Şimdilik federasyon dahil herkes beklemede. Umarım ülke olarak bu çirkin (bahis - şike) işlerin arkasında biz yokuzdur (sadece bir temenni). Önce yöneticilere aklanın da gelin mesajları verdik aylarca, şimdi de ülke olarak aklanmak için mücadele vereceğiz, sonumuz hayrola...




Fakat şu noktanın da altını kalın çizgilerle çizmek lazım :

Endüstriyel futbol düzeninde maalesef herkes değişti. Yöneticisi de, taraftar profili de, spor medyası da, falanı da filanı da... Sözkonusu kişiler, paranın etrafında birleşmek adına birçok hatalar yaptı. Cezalarını herkes çekti ve çekmeye de devam edecek. "Benim takımım kazansın da varsın, nasıl olursa olsun kazansın" anlayışı ve buna bağlı olarak taraftarlar üzerinden aklanma çabalarını herkes gördü ve yaşadı... Artık hiç kimse 'Ben temizim' diye söylenip durmasın, herkes biraz kirlidir... Türk Futbolunda şike ve uzantıları yıllardır vuku olan bir hadisedir...

Asıl önemli olan; 2011 şike / teşvik sürecini dahi adam akıllı yönetemeyen ve çözemeyen bir ülkenin, bundan daha da vahim olması beklenen Europol'un açacağı sorunlara nasıl göğüs gereceği de fazlasıyla düşündürücü... 

twitter.com/serdarsozkesen

31 Ocak 2013 Perşembe

Neden Olmasın? Pep Münih - Mou Dortmund...

Dünya Futbolu'nda her ne kadar Messi ve Ronaldo rekabeti kadar olmasa da son yıllarda bir Guardiola - Mourinho rekabeti de vardır. 'Dünyanın en başarılı teknik direktörü' ile 'dünyanın en yetenekli teknik direktörü'nün bitmek bilmeyen akıl oyunlarıdır futbolseverleri de fazlasıyla heyecanlandıran... 

Barcelona ile 4 yılda almadık kupa bırakmayarak erişilmesi güç bir rekora imza atıp tam 14 kupa kaldıran Pep ve gittiği her kulüpte başarılı olan ve tek amacı olan 3 farklı kulüple Avrupa'nın en büyüğü olma arzusunu yerine getirmeden ölmeyeceğine kendisine inandırttığı dahi Portekizli Jose Mourinho... Hatta öyle ki Mourinho'dan sonra İnter çöküşe geçmiş, Chelsea ise bir süreliğine tökezlemişti. Porto ve İnter ile Avrupa'nın 1 numaralı kupasını kucaklayan Jose, Galacticos ile bu amacına ilk 2 yılda ulaşamadı. Tüm futbolseverler tarafından dünyanın en iyi takımı kabul edilen Barcelona karşısında henüz kayda değer bir üstünlük kuramadı.
Eflatun - Beyazlılardaki ikinci senesinin sonunda en büyük ezeli rakibi Guardiola'nın kendi deyimiyle teknik direktörlük kariyerine 'ara' vermesiyle aslında eline bir şans geçmişti. Ama işler hiç de istediği gibi gerçekleşmedi. Vilanova'nın Barca'sı La Liga tarihinin en iyi lig başlangıcını yaptı ve ilk yarı bitmeden rakibine 15 puanlık telafisi zor bir fark attı. Hatta sivri dilli ve içindekini çabukça dışarıya vuran kimliğiyle tanıdığımız Mourinho'da bu tablo sonrası Barcelona'yı şampiyon ilan etmişti. Jose için tek seçenek artık, en büyük arzusu Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu kalmıştı. Bunu da başaramazsa gittikçe artan Madrid medyasının baskısına gerek kalmadan kendisi görevi bırakır diye düşünüyorum...

Avrupa'nın son yıllardaki belki de en yükselen değeridir Almanya Bundesliga... Mücadelesi, oyun yapıları, tribünlerin tamamının dolması, kulüplerin yönetiliş biçimleri, kulüplerin son yıllarda Avrupa'daki topyekün başarı ortalamalarının yüksekliği ile çoğu teknik adamın gözdesi ve her futbolseverin de ilgiyle takip ettiği bir lig oluverdi. 
ve 16 Ocak 2013'de kimselerin beklemediği bir anda Alman 'Dev'i Bayern Münih, 2013-2014 yılı başından itibaren Guardiola ile anlaştıklarını tüm dünyaya açıklayınca bu ligin de marka değeri iyice su üstüne çıkıvermişti... Pep'in sağ gösterip sol ile vurduğu yani herkesin Ada yoluna gideceğine kesin gözüyle bakıp Almanya yolunu seçmesine Wenger"Guardiola ile birkaç kez konuşmuştuk ve kendisi bana İngiltere'de çalışmak istediğini söylemişti. Almanya'ya gitmesine şaşırdım" derken Ferguson ise "Bunu beklemiyordum çünkü bugüne kadar tüm konuşmalar İngiltere'deki kulüpleri işaret ediyordu. Ama bir teknik adam olarak, Bayern Münih'i geri çevirme şansınız çok düşüktür çünkü onlar Avrupa'nın en iyi yönetilen ve en büyük kulüplerinden biri. Harika bir şehir, harika bir stadyum, harika taraftar, harika oyuncular..." şeklinde yorum getirdi...

Evet Guardiola bir yerde Barcelona'ya en yakın futbol oynayan, kurulu bir düzeni olan, adeta makina işleyişinde bir futbol oynayan ve son 3 sezonda 2 kez Ş.Ligi finali başarısı gösteren kaliteli bir takımı seçmişti. Mourinho ise Pep'in bu seçimine, "Bu konuda yorum yapmak istemiyorum. Herkes kendi kararını kendi vermeli. Kasıtlı olarak mı benim yer almadığım bir lige gitmeye karar verdi, bilmiyorum. Fakat ben hiçbir zaman Almanya'ya gitmem. Bu konuda daha fazla söyleyecek şeyim yok." ifadelerini kullansa da bu sezon Ş.Ligi'ni kazanamazsa olası bir ayrılığın ardından bir sonraki tercihinin Almanların son yıllardaki en büyük çıkış yapan takımı Dortmund'un başına geçip Pep'in rakibi olursa hiç şaşırmam :)
Hem daha düne kadar Real Madrid taraftarları arasında yapılan anketlerde de Jose'nin yerine Dortmund'un başarılı teknik direktörü Klopp'un da adı geçmişken iki teknik adamın yer değiştirmesi ve Pep ile Mou'nun farklı bir ligde bir kez daha rakip olmasını şahsen ben isterim. Zira Mou, Bayern'den hiç de aşağı kalır bir kadroya sahip olmayacak ve kesinlikle de transfer yapıp Bayern'e kafa tutacaktır. 

Sonrasında neler olacağını bekleyip göreceğiz. Mou, bu sıradışılığıyla bundan sonra ne yapsa sürpriz değildir. Ama alacağı her kararın merkezinde her zaman (Madrid ile olmazsa) farklı bir takımla bir Ş.Ligi Şampiyonluğu ve bu kupayı alırken de içinde Barcelona galibiyeti hep olacak...

SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR